<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Masal diyarı &#187; Türk masalları</title>
	<atom:link href="http://www.masaldiyari.net/tag/turk-masallari/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.masaldiyari.net</link>
	<description>Masallar diyarı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 30 Jan 2012 20:36:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>Altın çocuk</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/altin-cocuk</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/altin-cocuk#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Jan 2012 00:02:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[Altın çocuk masalı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[Türk masalları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=2173</guid>
		<description><![CDATA[Altın ÇOCUKLAR Bir zamanlar, çok fakir bir karı koca yaşarmış, Küçü­cük bir kulübelerinden başka şeyleri yokmuş. Tuttukları balıklarla karınlarını doyururlarmış. Günün birinde adam, balık avlamaya gitmiş; ağlarını suya atmış. Bek­lemeye başlamış. Biraz sonra ağına bir balığın takıldığını görmüş. Ağını, hızla sandalına çekmeye başlamış. Çe­kerken, çok heyecanlıymış. İçinden: Bayağı ağır. Bu balıkla birkaç gün karnımızı doyura­biliriz, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2012/01/altincocuk.jpg" alt="" title="altincocuk" width="241" height="127" class="alignnone size-full wp-image-2183" /></p>
<p><strong>Altın ÇOCUKLAR</strong></p>
<p>Bir zamanlar, çok fakir bir karı koca yaşarmış, Küçü­cük bir kulübelerinden başka şeyleri yokmuş. Tuttukları balıklarla karınlarını doyururlarmış. Günün birinde adam, balık avlamaya gitmiş; ağlarını suya atmış. Bek­lemeye başlamış. Biraz sonra ağına bir balığın takıldığını görmüş. Ağını, hızla sandalına çekmeye başlamış. Çe­kerken, çok heyecanlıymış. İçinden:<br />
Bayağı ağır. Bu balıkla birkaç gün karnımızı doyura­biliriz, deyip seviniyormuş, Ağını sandalına çektiği zaman, içinden som altın bir balık çıkmasın mı? Adam şaşkın şaşkın balığa bakarken, balık dile gelmiş ve demiş ki:<br />
Balıkçı, beni tekrar suya atarsan, oturduğun kulübeyi koskocaman bir saraya çeviririm!<br />
Balıkçı şöyle demiş:<br />
Yiyecek bir şeyim olmadıktan sonra sarayı ne ya­payım?<br />
Altın balık:<br />
Sarayın içi güzel yiyeceklerle dolu olacak. Yeter ki beni suya bırak.<br />
Adam:<br />
Tamam, istediğini yapacağım! demiş. Balık:<br />
Ama bunun için bir şartım var: Bunu dünyada hiç kimseye söylemeyeceksin. Ağzından bir kelime bile kaçırırsan, hepsi yok olup gider.<br />
Balıkçı, sihirli balığı suya bırakmış, evine dönmüş. Kulübesinin durduğu yerde koca­man ve güzel bir saray duru<br />
Nasıl oldu da her şey birdenbire değişiverdi? diye sormuş. O kadar mutluyum ki!<br />
Adam:<br />
Evet, demiş. Ben de çok mutluyum. Ama, karnım çok acıktı. Haydi, bana yiyecek bir şeyler hazırla!<br />
Kadın:<br />
Yiyecek bir şeyimiz yok ki, demiş. Adam:<br />
Merak etme, Şu büyük dolabı aç bakalım,<br />
Kadın dolabı açmış: içinde çeşitli yemekler varmış, Kadın, sevincinden bir kahkaha atmış. Kocasına:<br />
Canın ne istiyorsa söyle, şekerim, demiş.<br />
Sofraya oturmuşlar, yemişler, içmişler. Karınları do­yunca, kadın sormuş,<br />
Bütün bunlar nasıl oldu? Gözlerime inanamıyorum! Kocası demiş ki:<br />
Bunu bana sorma. Söyleyemem, Eğer birine anla­tırsam her şey bir anda yok ofup gider.<br />
Bunun üzerine kadın:<br />
Pekâlâ, demiş. Güzel bir evimiz, yiyecek dolu bir dolabımız var, Ben de bunları kaybetmek istemiyorum. Fakat kadın, bu sözleri içinden gelerek söylememiş. Ge­ce, gündüz bunu düşünüyormuş, Kocasını durmadan sıkıştırıyormuş, Nihayet adam dayanamamış; başından geçenleri olduğu gibi anlatmış. Fakat balıkçı, sözlerinibitirir bitirmez o güzel sarayla, içindeki dolap ortadan kayboluvermiş. Karı koca kendilerini, tekrar o eski kulü­belerinin içinde bulmuşlar.<br />
Adamcağız, tekrar balık tutmaya başlamış. Fakat talih kendisine bir daha yardım etmiş. Günün birinde al­tın balık tekrar ağına düşmüş. Balık, dile gelerek:<br />
Beni, yine suya atarsan hem o sarayı, hem de yi­yeceklerle dolu dolabı geri veririm. Ama dilini tutacak­sın, bundan kimseye bahsetmeyeceksin. Sözünde dur­mazsan her şeyi elinden alırım!<br />
Balıkçı:<br />
Bu sefer dilimi tutacağım, demiş. Balığı sgya atmış,<br />
Evde her şey eski haline dönmüş. Kadın, sevincin­den ne yapacağını bilemiyormuş. Ancak her şeyi öğ­renme merakı ona yine rahat vermiyormuş. Birkaç gün sonra bu işin nasıl olduğunu kocasına sormaya başla­mış; adamcağız uzun zaman dayanmış, Fakat kadın, o kadar çok ısrar etmiş ki dayanamamış, her şeyi anlat­mış. Anlatmış ama o anda saray ortadan kayboluver­miş. İkisi de kendilerini yine eski kulübelerinde buimuşlar.<br />
Adam:<br />
İşte, demiş, yaptığını beğendin mi? Şimdi yine aç kalıp, yokluk içinde yaşayacağız.<br />
Karısı;<br />
Nereden geldiğini bilmediğim bir zenginliği ne ya­payım. İçim rahat olmadıktan sonra, demiş.<br />
Adamcağız, yine balık tutmaya gitmiş. Şans bu ya, altın balığı tekrar yakalamış. Balık yine dile gelerek:<br />
- Anlaşıldı, senin elinden kurtulamayacağım. Ne ya­palım, bari beni evine götür. Aitı parçaya böl. Bu parça­lardan ikisini karına ver, yesin. İkisini atına ver, iki parçamı da toprağa göm. Bunu yaparsan sana faydası dokunur,<br />
Adam balığı almış, eve götürmüş ve dediklerini yap­mış.<br />
Gel zaman, git zaman, toprağa gömdüğü iki parça büyüyüp, iki altın zambak olmuş. At, altından iki tay doğurmuş, Karısı da, som altından iki çocuk dünyaya ge­tirmiş.<br />
Çocuklar büyümüş uzun boylu, yakışıklı birer delikanlı olmuşlar. Zambaklarla taylar da onlarla büyümüşler.<br />
Günün birinde çocuklar:<br />
Baba, demişler. Biz altın atlarımıza binerek dünya­yı dolaşmak istiyoruz!<br />
Balıkçının buna biraz canı sıkılarak:<br />
Siz gittikten sonra, sizden haber alamazsam buna nasıl dayanırım? demiş.<br />
Bunun üzerine çocuklar:<br />
Şu iki altın zambak burada kalıyor. Onlara bakın; bizim durumumuzu öğrenirsiniz. Eğer, taptaze dururlarsa iyi olduğumuzu anlarsınız. Solarlarsa anlayın ki hastayız. Eğer, çiçekler kuruyup dökülürse öldüğümüzü anlarsınız! demişler. Çocuklar, atlarına atlayıp gitmişler. Bir hana varmışlar. Han kalabalıkmış, Handakiier, iki altın çocuğu görünce gülüşmeye, alay etmeye başlamışlar. İnsanla­rın, onlarla alay ettiklerini gören delikanlılardan biri çok üzülmüş ve gitmekten vazgeçmiş; geri dönerek eve, babasının yanına gelmiş. Fakat, diğer oğlan atına atla­yarak yoluna devam etmiş. Gide gide nihayet büyük bir ormana varmış, Atını ormana sürmek istediği sırada biri­leri ona seslenmiş:<br />
Bu ormandan geçemezsiniz, demişler. Burası hay­dutlarla dolu, Size zarar verirler, Hem sizin, hem de atını­zın altından olduğunuzu görürlerse sizi sağ bırakmazlar,<br />
Oğlan, bu sözlere kulak asmamış:<br />
Bu ormandan mutlaka geçmeliyim, demiş.<br />
Birkaç ayı postu alarak üstüne sarmış. Atını da post­larla sarmış, Artık ikisinin de, altından olduklarını kimse anlayamazmış. Oğlan, ormana dalmış. Ormanda, uzun zaman yol aldıktan sonra, çalıların arasında bir hışırtı duymuş. Birkaç kişi, aralarında konuşuyormuş.<br />
Biri:<br />
İşte biri geliyor! diye seslenmiş. Diğeri de:<br />
Bırak yoluna gitsin. Baksana, sırtında ayı postu var. Yoksulun, çulsuzun biri. Nesini alacağız sanki?<br />
Altın çocuk, atını sürmüş. Kimseden zarar görmeden ormandan çıkmış, Günün birinde bir köye gelmiş, Köyde dolaşırken, bir kız görmüş. Bu kız, o kadar güzelmiş ki, al­tın çocuk dünyada ondan daha güzel bir kız olamaz sanmış. Kıza aşık olmuş. Yanına gitmiş:<br />
Seni çok sevdim, demiş. Benim karım oiur musun? Kız da, altın çocuğu görür görmez çok beğenmiş:<br />
Olurum! demiş. Ömrümün sonuna kadar da sana sadık kalırım!<br />
Hemen düğün hazırlıklarına başlamışlar. Kızın baba­sı, uzun zamandır evinden uzaklarda çalışıyormuş. O sı­rada eve dönmüş. Kızının düğün hazırlıkları yaptığını gö­rünce şaşırıp kalmış:<br />
Damat nerede? diye sormuş.<br />
Kendisine altın çocuğu göstermişler. Fakat oğlanın üzerinde, hâlâ ayı postu duruyormuş. Baba, onu görün­ce çok kızmış:<br />
Ayı postlu bir adam benim kızımla evlenemez! di­ye bağırmış. Oğlanı öldürmeye kalkmış,<br />
Kız, babasına yalvarmaya başlamış:<br />
Aman babacığım! demiş, O artık benim kocam ol­du! Hem onu öyle çok seviyorum ki!<br />
Nihayet adam biraz yatışmış. Fakat bu işe bir türlü ak­lı yatmamış, Ertesi gün, erkenden kalkmış. Kızının kocasını bir daha görmek, onun bir serseri olup olmadığını anla­mak istemiş. Sessizce, çocuğun yattığı odaya girmiş.<br />
Yatakta yakışıklı, altından bir delikanlının yattığını, ayı postunun da odanın bir köşesine atılmış olduğunu görünce geri dönmüş:<br />
İyi ki dün, kendimi tutmuşum. Yoksa çok pişman olurdum! demiş.<br />
Altın çocuk, o gece rüyasında ava gittiğini ve güzel bir geyiği kovaladığını görmüş. Ertesi sabah, uyanınca nişanlısına:<br />
Ben ava gidiyorum! demiş.<br />
Kızın içine bir korku düşmüş, Gitmemesi için oğlana yalvarmış:<br />
Başına büyük bir felâket gelebilir! Gitmeni hiç iste­miyorum, demiş,<br />
Fakat oğlan:<br />
Muhakkak gitmem lâzım! demiş. Hazırlanıp, orma­nın yolunu tutmuş. Aradan çok geçmeden karşısına rü­yada gördüğüne benzer, güzel bir geyik çıkmış. Hemen, silâhına davranmış. Fakat, geyik bir sıçrayışta oradan kaçmış. Oğlan hendekler, çalılar aşarak bütün gün ge­yiği kovalamış ama, her defasında geyik kaçmış. Altın çocuk, geyiği ararken küçük bir kulübe görmüş. Bu evde bir cadı yaşıyormuş. Oğlan, kapıyı çalmış. İhtiyar bir kadın, kapıyı açıp sormuş:<br />
Bu koca ormanın ortasında, böyle geç vakit ne arıyorsun?<br />
Oğlan:<br />
Bir geyik gördünüz mü? demiş. Kadın:<br />
Evet, demiş.<br />
İhtiyar kadının arkasından çıkan bir köpek, vahşice havlayıp, saldırmak istemiş.<br />
Oğlan köpeğe:<br />
Dur! Yoksa seni öldürürüm, diye bağırmış. Cadı, bunu duyunca kızmış.<br />
Ne? Köpeğimi mi öldüreceksin? diye haykırmış; o anda delikanlıyı taşa çevirmiş. Oğlanın zavallı nişanlısı boş yere günlerce yolunu beklemiş,<br />
Aklıma gelen başıma geldi işte! demiş. Günlerce ağlamış.<br />
Eve dönen diğer çocuk, altın zambaklara bakmaya gitmiş. Zambaklardan birinin birdenbire kopup düştüğü­nü görmüş:<br />
Aman Allah&#8217;ım! diye bağırmış. Kardeşimin başına büyük bir felâket gelmiş! Hemen yola çıkmalıyım. Belki onu kurtarabilirim!<br />
Babası:<br />
Gitme, demiş, Seni de kaybedersek ne yaparız sonra?<br />
Fakat oğlan:<br />
Mutlaka gitmeliyim baba. Belki kardeşimi kurtara­bilirim! demiş.<br />
Altın atına atlayarak yola çıkmış; kardeşinin taş kesi­lerek yattığı büyük ormana varmış. Cadı, evinden çık­mış; oğlana seslenmiş. Onu da kardeşi gibi taşa çevirecekmiş ama, delikanlı cadıya yaklaşmamış:<br />
Kardeşimi diriltmezsen seni öldürürüm! demiş.<br />
Cadı, korkup taşa dönen delikanlının yanına gitmiş, Parmağıyla dokununca oğlan canlanmış.<br />
İki kardeş, birbirlerine kavuştukları için çok sevinmiş­ler; kucaklaşmışlar, öpüşmüşler. Sonra atlarına binerek ormandan çıkmışlar.<br />
Oğlanlardan biri, nişanlısının yanına, diğeri de ba­basının evine dönmüş. Daha sonra Hans, nişanlısıyla evlenerek mutlu bir hayat sürmüş.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/altin-cocuk/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fesleğenci kız masalı</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/feslegenci-kiz-masali</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/feslegenci-kiz-masali#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Dec 2011 23:13:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[fesleğenci kız]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masallar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=2153</guid>
		<description><![CDATA[Fesleğenci kız “Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde deve tellal iken, pire berber iken, anam benim beşiğimi tıngır mıngır sallar iken, uzak ülkelerin birinde ihtiyar bir çiftçi ve üç kızı yaşarmış. Birbirine büyük bir sevgiyle bağlı olan bu ailecik mutluluk içinde yaşayıp giderlerken bir gün yaşlı çiftçi hastalanıp ölmüş ve üç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/12/feslegenci-kiz-masali.jpg" alt="" title="feslegenci-kiz-masali" width="400" height="300" class="alignnone size-full wp-image-2154" /></p>
<p><strong>Fesleğenci kız</strong></p>
<p>“Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde deve tellal iken, pire berber iken, anam benim beşiğimi tıngır mıngır sallar iken, uzak ülkelerin birinde ihtiyar bir çiftçi ve üç kızı yaşarmış. Birbirine büyük bir sevgiyle bağlı olan bu ailecik mutluluk içinde yaşayıp giderlerken bir gün yaşlı çiftçi hastalanıp ölmüş ve üç kızı üç gün üç gece durmadan ağlamışlar.Ama yapacak birşey yokmuş. Zavallı kızlar yoksulluk içinde kalakalmışlar.</p>
<p>Bir gece en küçük kız rüyasında bahçedeki fesleğen ağacının dibinde dokuz küp altın olduğunu görmüş. İlk önce kız buna pek aldırmamış ama üç gece üstüste aynı rüyayı görünce kardeşlerine durumu anlatmış. Hemen gidip fesleğen ağacının dibini kazmışlar ve gerçekten de dokuz küp altın olduğunu görmüşler. Mutluluktan birbirlerine sarılıp ağlaşan bu üç kardeş hemen kendilerine sarayın karşısında güzel bir ev yaptırmışlar ve fesleğeni de oradaki bahçelerine dikip her gün sırayla sulamaya başlamışlar.</p>
<p>Meğerse padişahın yakışıklı mı yakışıklı, akıllı mı akıllı oğlu da her gün balkondan merakla bu üç kızı izlermiş. Bir akşam büyük kız bahçede fesleğeni sularken padişahın oğlu dayanamayıp kıza laf atmış: &#8220;Fesleğenci kız, fesleğenci kız! Gece gündüz fesleğen sularsın, fesleğenin yaprağı kaç?” Kız hem utancından hem de yanıtı bilemediğinden hemen içeri kaçmış. Diğer akşam ortanca kız çıkmış bahçeye ve fesleğeni sulamaya başlamış. Padişahın oğlu ona da laf atmış: “Fesleğenci kız, fesleğenci kız! Gece gündüz fesleğen sularsın, fesleğenin yaprağı kaç?” Ortanca kız da ablası gibi utanmış ve cevap vermeden içeri kaçmış.</p>
<p>Derken diğer akşam küçük kız çıkmış fesleğeni sulamaya. Padişahın oğlu aynı soruyu ona da sormuş: “Fesleğenci kız, fesleğenci kız! Gece gündüz fesleğen sularsın, fesleğenin yaprağı kaç?” Küçük kız çok akıllı ve zeki bir kızmış ve bu uyanık oğlanın cevabını hemen vermiş: “Ağasın beysin paşasın, gece gündüz camdan bakarsın, gökte yıldız kaç?”</p>
<p>Padişahın oğlu bu akıllı olduğu kadar da güzel olan kızdan o kadar etkilenmiş ki, hemen oracıkta ona aşık oluvermiş. Kırk gün kırk gece düğün dernek yapılmış, prensle fesleğenci kız mutlulukların en yücesine çıkıp oturmuş, fesleğen ağacı da aşk bahçesinde sevgiyle beslenip büyümüş.</p>
<p>Ben de düğünlerine vardım, bana 3 fesleğen yaprağı verdiler, biri benim, biri bu masalı okuyanın, biri de bu masalı dinleyenlerin yüreğine mutluluk versin.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/feslegenci-kiz-masali/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Keloğlan ile kör hacı</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/keloglan-ile-kor-haci</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/keloglan-ile-kor-haci#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Oct 2011 22:33:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Keloglan masalları]]></category>
		<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan masalı]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlanla kör hacı]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masallar]]></category>
		<category><![CDATA[türk masalı]]></category>
		<category><![CDATA[Türk masalları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=2032</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Keloğlan&#8217;la kör hacı Bir varmış, bir yokmuş Var demesi zormuş Keloğlan&#8217;ın mahallesinde Kör Hacı adında biri varmış Kör hacı huysuz, dırdırcı, hilebaz, madrabaz, hokkabaz birisiymiş Bencil mi bencil, nekesmi nekesmiş Fesatlıkta, fitne fücurlukta üstüne yokmuş Çocuklar Kör hacı&#8217;yı hiç sevmezlermiş Onu yolda görünce hep birlikte bağırırlarmış: Hacı Burnumun ucu Başımın tacı Soğan sarmısaktan acı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-2063" title="keloglan-masallari" src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/10/keloglan-masallari.jpg" alt="" width="250" height="398" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Keloğlan&#8217;la kör hacı</strong></p>
<p>Bir varmış, bir yokmuş Var demesi zormuş Keloğlan&#8217;ın mahallesinde Kör Hacı adında biri varmış Kör hacı huysuz, dırdırcı, hilebaz, madrabaz, hokkabaz birisiymiş Bencil mi bencil, nekesmi nekesmiş Fesatlıkta, fitne fücurlukta üstüne yokmuş</p>
<p>Çocuklar Kör hacı&#8217;yı hiç sevmezlermiş Onu yolda görünce hep birlikte bağırırlarmış:</p>
<p>Hacı</p>
<p>Burnumun ucu</p>
<p>Başımın tacı</p>
<p>Soğan sarmısaktan acı</p>
<p>Çocuklar bazen de,</p>
<p>Hacı hasta</p>
<p>Çorbası tasta</p>
<p>Mendili ipek</p>
<p>Kendisi köpek</p>
<p>Diye tempo tutarlarmış</p>
<p>Kör hacı kendisini kimsenin sevmediğini bildiğinden, insanlara karşı soğuk durur, herhese kötülük etmek istermiş</p>
<p>Bir gün keloğlan&#8217;ın gelip geçtiği yola derin bir çukur kazmışÇukurun üstüne çalı çırpı, ot, çöpler örtmüş Kendi kendine &#8220;KELOĞLAN DÜŞSÜN,BELKİ BİR YERİ KIRILIR&#8221; diye söylenmiş</p>
<p>Keloğlan yoldaki otu çöpü görünce hileyi sezmiş Çukurun üstündeki otu çöpü kaldırmış, hemen yakınındaki yere Kör Hacı&#8217;nın bıraktığı gibi koymuş Çukurun üstüne ince bir tahta koyduktan sonra topraklamış</p>
<p>Beklemeye başlamış</p>
<p>Kör Hacı &#8220;acaba keloğlan niye düşmüyor&#8221; diye içinden geçiriyormuş &#8220;Belki de otun çöpü iyi koyamadım, belli oluyor&#8221; diye düşünmüş Çukuru daha belirsiz duruma getirmek için ota çöpe yaklaşırken, hop kendi açtığı çukura düşmüş</p>
<p>Keloğlan koşarak gelmişkör hacı&#8217;yı çıkarmış Başlamış onunla alaya:</p>
<p>Seni saymam sayıya</p>
<p>Benzettim yampiri ayıya</p>
<p>Kendi açtığın kuyuya</p>
<p>Düşersin de kör hacı</p>
<p>Kör hacı cevap vermeden ayrılıp gitmiş Kendi oyununa gelmesini hazmedememiş Keloğlan&#8217;dan öç almayı düşünmüşOrtalık kararır kararmaz mezarlığa koşmuş Toprağa yeni verilen bir ölüyü çıkarıp getirmiş Keloğlan&#8217;ın penceresinden içeri Atmış</p>
<p>Sonra sokaklarda dolaşıp söylenmeye başlamış:</p>
<p>&#8211;keloğlan cinayet işlemiş Evinde bir ölü saklıyor… Keloğlan kör hacının kendisine bir kötülük edeceğini bildiği için hazırlıklıymış Çarşıdan bir takım elbise almış Ölüye giydirmişEşeğiyle kör hacının tarlasına getirmiş Ölünün ağzına bir sigara yakıp vermiş, eşeğin üstüne oturtmuşEşek başakları yemeye başlamış</p>
<p>Kör hacı&#8217;ya haber vermişler:</p>
<p>&#8211;adamın biri eşeği senin tarlaya sürmüş, otlatıyor Kendisi eşeğe kurulmuş sigara tüttürüyor…</p>
<p>mal canlısı kör hacı deliye dönmüş Sopayı alıp koşmuş Bir taraftan da bağırıyormuş:</p>
<p>&#8212;Hey… Buğdayımı yedirme… eşeğini çek, sür git Adam oralı değil</p>
<p>Adamın vurdumduymazlığına iyice kızmış Sopayı bütün gücüyle kafasına vurmuş Sopa kırılmış, ölü yuvarlanmış O sırada keloğlan saklandığı yerden çıkıp gelmiş Bağırmaya başlamış:</p>
<p>&#8212;O benim gözü görmez kulağı duymaz misafirimdi Onu öldürdün</p>
<p>Keloğlan&#8217;ın sesine komşular yetişmişler İki tutam başak için adam öldürdü diye Kör Hacı&#8217;ya kızmışlar Sonra tutup kadıya teslim etmişler</p>
<p>Keloğlan yine söylemiş:</p>
<p>SENİ SAYMAM SAYIYA: BENZETTİM MANKAFA AYIYA</p>
<p>KENDİ ETTİĞİN OYUNA GELİRSİN BE KÖR HACI</p>
<p>Kör hacı yine kendi oyununa geldiğini anlamış Anlamış ama ne fayda İş işten geçmiş Kötü komşudan kurtulan mahalleli düğün bayram yapmış Yel üfürdü, sel götürdü Bir masal da burada bitti</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/keloglan-ile-kor-haci/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>15</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Keloğlan ile yılan, köpek, kedi ve balık</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/keloglan-ile-yilan-kopek-kedi-ve-balik</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/keloglan-ile-yilan-kopek-kedi-ve-balik#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Oct 2011 13:48:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Keloglan masalları]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk masalları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=2036</guid>
		<description><![CDATA[&#160; KELOĞLAN İLE YILAN, KÖPEK, KEDİ VE BALIK Vakti zamanında fakir bir kadınla bir Keloğlan varmış. Bir gün Keloğlan odunları satıp parasıyla eve dönerken bir tellâlın bağırdığını görür. Tellâlın elinde kapalı bir kutu vardır: “Bir alan pişman, bir almayan pişman.” diye bağırmaktadır. Keloğlan düşünür, taşınır, bu kutuyu almaya karar verir ve “öyle de battık, böyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-2058" title="keloglan" src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/10/keloglan1.jpg" alt="" width="369" height="570" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>KELOĞLAN İLE YILAN, KÖPEK, KEDİ VE BALIK</strong></p>
<p>Vakti zamanında fakir bir kadınla bir Keloğlan varmış. Bir gün Keloğlan odunları satıp parasıyla eve dönerken bir tellâlın bağırdığını görür. Tellâlın elinde kapalı bir kutu vardır:<br />
“Bir alan pişman, bir almayan pişman.” diye bağırmaktadır. Keloğlan düşünür, taşınır, bu kutuyu almaya karar verir ve “öyle de battık, böyle de; şu yüz parayı vereyim de bu kutuyu alayım.” der. Kutuyu alıp evine gelir. Annesi de acıkmış, oğlunun ekmek getirmesini bekliyormuş:<br />
“Keloğlan, ekmek getirmedin mi? Ben acımdan öldüm, kel doz doz, kafası boklu.”<br />
“Anne ben bugünkü parayı buna verdim.”<br />
Keloğlan o kutuyu evin tereğine koyar, kutu orada bir müddet durur. Bir müddet sonra o kutu “pat” diye yere düşer, kutunun içinde bir yılan yavrusu. Kadın bağırarak kapıya koşar. Gidip Keloğlan’a haber verirler, Keloğlan gelir. Bu sırada yılan yavrusu dile gelip konuşur:<br />
“Ey insanoğlu, beni babama götürürsen sana büyük bir mükâfat verir.”<br />
“Yahu ben senin babanı nerede bulacağım?”<br />
“Sen beni götür, ben sana işaret ederim, sen de o tarafa gidersin.”<br />
Bunlar yola çıkarlar. Az giderler, çok giderler, azını çoğunu Allah bilir, bir arpa boyu yol ancak gedebilirler. Öyle bir yere gelirler ki hiç insan yok, her tarafta yılanlar var, insanoğlunu görür görmez yılanlar Keloğlan’a hücum ederler. Fakat Keloğlan’ın yanındaki yılan yavrusunu görünce hepsi geriye çekilip bunları selâmlamaya başlarlar. Keloğlan yılana sorar:<br />
“Ne oldu, bu ne hal?”<br />
“İşte bunlar benim babamın askerleri. Benim babam bunların padişahıdır, falanca yerde de babamın köşkü vardır.”<br />
Köşke doğru giderlerken yılan Keloğlan’a tembih eder:<br />
“Eğer babam sana “Ey insanoğlu, dile dileği, vereyim muradını.” derse sen diyeceksin ki “Şu dilinin altındaki yüzüğü bana vereceksin.” Sakın başka bir şey isteme, sadece o yüzüğü al.”<br />
Yavru yılanın babasının yanına varırlar. Çok sevinen baba der ki:<br />
“Dile dileğini, vereyim muradını.”<br />
“Dilinin altındaki yüzüğü bana ver.”<br />
Bunun elinden yüzüğü alan Keloğlan tekrar memleketine döner. Fakat yolda Keloğlan’da bir pişmanlık belirir. “Yahu ben ne yaptım, adam bana dünya kadar altın verdi de almadım. Bu bir yüzük için altı aydır yoldayım.” O arada nasıl olursa olur, dilini yüzüğe çalar (yüzüğü yalar). Hemen zebella gibi iki arap peyda olur:<br />
“Ey ağa, emret; şu dünyayı yakalım mı yıkalım mı?”<br />
“Dünyayı nereye yakıp yıkıyorsunuz? Ne yakın, ne yıkın. Beni şimdi annemin yanına götürün.”<br />
Keloğlan beş dakika geçmeden annesinin yanında olur.<br />
“Tamam, bu yüzükte iş var.” Diye düşünür. Keloğlan padişahın kızını severmiş. Bir gün annesine der ki:<br />
“Şimdi padişahın kızına dünürcü gideceksin.”<br />
“Dozdoz kel, padişah sana kızını verir mi?”<br />
“Verir anne, sen git iste hele.”<br />
Zavallı kadın korkar. Kendilerinin doğru dürüst yatacak yerleri yok, padişah ona kızını verir mi? Annesi oğlunun kızdığını görünce:<br />
“Dur bakayım dozdozu kel, belki olur. Olursa olsun, olmazsa ne yapalım.”<br />
O zamanlarda kapıların önlerinde masa gibi bir yer varmış. Oraya kim oturursa anlarlarmış ki o düğürcüdür<br />
Padişah pencerenin önünde oturup etrafa bakarken görür ki bir koca nine geldi, düğürcü taşının üzerine oturdu. Padişah cariyelerine emredip koca nineyi köşke çıkarttırır:<br />
“Eeee nine, ne emrin var, buyur.”<br />
“Padişahım, Allah yazmışsa ne diyebilirim. Ama gel ki benim bir vaadim var, bunu yapacaksın.”<br />
“Emret.”<br />
“Benim konağımın gündoğu tarafında bir konak yaptıracaksın, aynı benimkine benzeyecek. Senin konak benim konağa gün ışığını bir buçuk saat geç salacak. O kadar ziynetli, o kadar büyük olacak.”<br />
“Olur, yaptırırım.” deyip eve gelir ve Keloğlan’a çıkışır:<br />
“Ah dozdozu kel, kafana pisleyecekler. Sen bunları ne ile yaptıracaksın? Yemeye ekmek bulamıyorsun. Padişah kendisininki gibi bir köşk istiyor. Nerden alıp da yaptıracaksın?”<br />
Akşam olunca annesini yatıran Keloğlan yüzüğü yalar, araplar gelir:<br />
“Yakalım mı, yıkalım mı?”<br />
“Ne yakın, ne yıkın. Padişahın konağının gün doğu tarafında öyle bir saray yaptıracaksın ki padişahın konağından üç kat daha yüksek olacak. Annemle ben de en üst kata bulunacağız.”<br />
Kötü yerlerde yatan ihtiyar kadın sabahleyin uyanır ki ne görsün. Nerdeyse göğe çıkmış:<br />
“Ulan dozdozu kel, sen burayı niye bu kadar yüksek yaptırdın. Allah belanı vermesin, ben buradan nasıl inip çıkacağım?”<br />
Annesi bunların düşünürken Keloğlan seslenir:<br />
“Anne, kalk git, bunu yaptık.”<br />
Annesi tekrar gider, bunu padişahın huzuruna alırlar. Padişah der ki:<br />
“Sarayı yaptırdınız, ikinci vaadim de var”<br />
“O da neymiş?”<br />
“Bizim sarayın orta katından senin yaptırdığın sarayın orta katına altın gümüşten bir köprü lâzım ki kızım gidip geldiği zaman güneş vurmasın. Ben çocuğumu zembillerde büyütüyorum.”<br />
Keloğlan’ın annesi düşüne düşüne evden içeri girer:<br />
“Ah dozdozu kel, ağacı keresteyi mi belliyorsun ki” patpat” yaptırıverelim. Padişah senden altın gümüşten köprü istiyor. Bunu nedene alıp da yaptıracaksın?”<br />
“Adam sen de, olur o işler. Hele sen bizim yemeğimizi getir hele.”<br />
Yemeklerini yerler. Akşam olup da anası yatınca Keloğlan yine arapları çağırır:<br />
“Böyle böyle bir köprü isterim!”<br />
O gece köprü de kurulur. Padişah bakar ki bundan kurtuluş yok. Tutup büyük kızını buna verir. Düğünlerini yapıp bunları içeriye atarlar.<br />
Yerler içerler, aradan bir müddet geçer. Karısı padişaha der ki:<br />
“Gidip kızımızı görelim, onlar bize geldiler, şimdi sıra bizim.”<br />
“Eee hanım ne götürelim? Zenginlik dersen bunlar bizden zengin, paraya ihtiyaçları yok. Bunlara ne hediye götürelim?”<br />
Padişahın bir Arap kölesi varmış, onu götürmeye karar verirler.<br />
“Bunu götürelim de, yer içer, kalkıp gelirken de “Enişte, bu Arap köle şimdiye kadar bize hizmet ediyordu. Bundan sonra da sana hizmet etsin.” der, bırakırız.”<br />
Arap köle ile birlikte gelirler. Yerler içerler, gitme zamanı gelince:<br />
“Enişte, Arap köle şimdiye kadar bize hizmet etti, bundan sonra da sana hizmet etsin.” deyip Arap köleyi orada bırakırlar. Oysa Keloğlan’ın karısı ile Arap kölenin arası çok kıyakmış: sarayda padişahtan habersiz dalga geçerlermiş.<br />
Arap köle hizmet etmekte olsun, Keloğlan da tazısıyla pisiğini alıp ava kuşa gidermiş. Alıştığı için avcılığı bırakamamış.<br />
Bir gün Arap köle Keloğlan’ın karısına der ki:<br />
“Bu Keloğlan eskiden acından ölüyordu, bunda bir hüner var. Bunu bir öğren.”<br />
Karısı Keloğlan’ı sıkıştıra sıkıştıra öğrenmeye çalışır:<br />
“Biz seninle evlendik, hayatımız bir. Sen niye sırrını bana demiyorsun?”<br />
“Benim sırrım cüzdanımın içindeki şu yüzüktür.”<br />
Gece Keloğlan uyurken kız yüzüğü alıp hemen Arap köleye verir. Köle alır almaz parmağına takar ve yalar. Hemen Araplar gelir:<br />
“Emret, yakalım mı, yıkalım mı?”<br />
“Ne yakın, ne yıkın. Kızı, beni, bir de sarayı denizin ortasındaki şu kulede isterim. Keloğlan ile annesini de eski kaz damlarına götürüp atacaksın.”<br />
Beş dakikanın içinde bu işler olur. Sabahleyin Keloğlan kalkar kalkmaz kafası tahtalara vurmaya başlar:<br />
“Eyvah!” der. Bakar ki yüzük yok. Doğruca padişahın yanına gider. Padişah bunu eski devletli Keloğlan zanneder:<br />
“Enişte üzülme, ben sana küçük kızımı veririm. O daha güzel, daha içli.”<br />
“Yok, padişahım, ben kız filan istemiyorum.”<br />
“Ya ne istiyorsun?”<br />
“Ben gelinceye kadar anneme bakacaksın, başka bir şey istemem.”<br />
Annesini orada bırakır, tazı ile pisiğini alıp yola koyulur.<br />
Bu Keloğlan’ın bir bacısı varmış, bacısını Zümrüt-ü Anka kuşuna vermişlermiş. Keloğlan epeyce bir yol aldıktan sonra bir gün bir ulu ağacın dibine istirahat etmek için oturur. Bir de bakar ki bir kuş gelip bunun yanına indi:<br />
“Selâmünaleyküm.”<br />
“Aleykümselâm.”<br />
“Nerelisin?”<br />
“Felancı yerliyim.”<br />
Birbirlerinin aslını neslini sorunca kuş Keloğlanı tanır:<br />
“Yahu sen benim kanımsın.”<br />
“Nasıl olur yahu?”<br />
“Ben senin enişten değil miyim?”<br />
Orada akraba olduklarını anlarlar. Kuş sorar:<br />
“Eee, ne iş için buralara düştün?”<br />
“Durum böyle böyle.”<br />
“Akdeniz’in ortasında bir saray payda oldu, eskiden yoktu. Birkaç gün içinde gördüm.”<br />
Keloğlan tazıyla pisiği alıp oraya gider. Tazı dile gelip kediye yavaşça der ki:<br />
“Pisik, bu adam arkasında odun taşıdı, bize baktı. Şimdi sıra bize geldi. Benim arkama bineceksin, oraya gideceğiz. Ben sineceğim, sen pencereden içeri hopluyacaksın, bu yüzüğü almaya gayret edeceksin. Bu arada bana da ekmek getir. Tekneden filan çal getir, aç kalmayayım ben de.”<br />
“Olur, ben işi beceririm.”<br />
Onlar oraya giderler. Tazı ağaçlar arasında sinip dururken pisik içeriye sıçrar. Kız pisiği görür görmez heveslenir. Orada da pek çok fare varmış, farelerden çok canları yanmışmış. Pisik fareleri kovalamaya başlayınca Arap köle de kız da bunu sevmeye başlarlar. Bunlar yatarken pisik de fareleri kovalamaya devam eder. Farenin biri der ki:<br />
“Yahu, pisik kardeşlik, zorun ne, bizim kökümüzü mü keseceksin?”<br />
“Ya yüzüğün yerini haber vereceksiniz, ya sizin kökünüzü keseceğim.”<br />
Farelerden biri der ki: “Yemin et beni yemeyeceğine, ben yüzüğün yerini diyeyim.”<br />
“Seni yemeyeceğim, gel söyle.”<br />
“Yüzük, arabın dilinin altında uyuyor.”<br />
“Bunu nasıl çıkaracağız buradan?”<br />
“Senin gözlerin ışıklıdır, sen karyolanın alt tarafına dikil. Ben kuyruğumu götürür arabın burnuna sokarım. O zaman arap tıksırır, tıksırınca yüzük ağzından düşer, sen de yüzüğü alıp kaçarsın.”<br />
“Tamam.”<br />
Kararlaştırdıkları gibi yaparlar. Pisik yüzüğü kaptığı gibi tazının yanına gelir:<br />
“Tazı kardeşlik, yüzüğü buldum, haydi gidelim.”<br />
Bunlar denizin ortasına gelince tazı başlar:<br />
“Yüzüğü bana ver, yoksa seni denize atarım.”<br />
“Tazı, senin ağzın gevezedir, balık malık görürsün, “hav” deyip yüzüğü denize düşürürsün.”<br />
“Yahu olmaz, niye yapayım?”<br />
Zavallı pisik korkmaya başlar. Denize atılırsa boğulup gidecek. Mecbur kalır yüzüğü tazıya vermeye. Tazı balık görüp de “hav” deyince yüzük ağzından denize düşer ve bir balık kapıp yutar.<br />
Bunlar işi berbat etmiş olarak karşıya çıkarlar. Keloğlan tazıya çalıp çevirmektedir. Pisik:<br />
“Dur dur, tazıya çalma. Bu bana lâzım. Sen git, bu yüzüğü buluncaya kadar bekleyeceksin.”<br />
Bu ikisi balıkçıları takip etmeye başlarlar. Tor ile balık tutan balıkçıların yanına giderler. Meğer pisik yüzüğü yutan balığı tanıyormuş. Balıkçılar balıkları getirince tesadüfen o balık da torun içinden çıkar. Pisik nasıl o balığı alırsa kaçar gider. Arkasından koşarlarsa da biri bağırır:<br />
“Canım bir balıktan ne çıkar, baksana yüzlercesi var.”<br />
Pisik hemen tazının yanına gelir, o da balığın karnını yarar. Hakikaten de yüzük balığın karnında. Yüzüğü alır almaz. Keloğlan’a kavuşurlar. Keloğlan yüzüğü parmağına takar takmaz yalar, hemen Araplar gelir:<br />
“Yakalım mı, yıkalım mı?”<br />
“Ne yakın, ne yıkın. Denizin ortasındaki sarayın içindeki arap köle ve kızla beraber evvelki yerine, beni de annemin yanına.”<br />
Hemen bu işler yerine gelir. Keloğlan da padişahın yanına gider:<br />
“Padişahım, işte hepsini topladım getirdim.”<br />
Padişah gelir, bakar ki Arap köle ile kızı birbirlerine öyle sarılmışlar ki aralarına su döksen sızmıyor.<br />
“Vay, durum böyle ha?”<br />
Padişah kılıcını çeker çekmez ikisini de yatakta öldürür, küçük kızını da Keloğlan’a verir. Yeniden düğün kurulur.<br />
Yeyip içip muratlarına ererler.</p>
<p>Derleyen: Dr. Saim SAKAOĞLU</p>
<p>* Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, 1975, sayı: 312</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/keloglan-ile-yilan-kopek-kedi-ve-balik/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>13</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Keloğlan&#8217;ın Tuz ölçeği</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/keloglanin-tuz-olcegi</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/keloglanin-tuz-olcegi#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Oct 2011 13:07:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan]]></category>
		<category><![CDATA[Keloglan masalları]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masallar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk masalları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=2034</guid>
		<description><![CDATA[Keloğlan&#8217;ın Tuz ölçeği Bir varmis bir yokmus Allahin kulu çokmus Çok demesi günahmis Memleketin birinde bir keloglan&#8217;la yasli annesi varmis Annesi &#8220;Kel oglum, kelem oglum, dünyaya es oglum&#8221; diyerek oglunu severmis Keloglan da annesini sever sayarmis Annesi bir gün keloglan&#8217;a seslenmis: &#8211;Oglum, tuz ölçegimiz kirildi Git çarsidan yenisini al getir, demis Keloglan: &#8211;Aman anne Ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-2053" title="keloglan" src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/10/keloglan.jpg" alt="" width="500" height="375" /></p>
<p><strong>Keloğlan&#8217;ın Tuz ölçeği</strong></p>
<p>Bir varmis bir yokmus Allahin kulu çokmus Çok demesi günahmis</p>
<p>Memleketin birinde bir keloglan&#8217;la yasli annesi varmis Annesi &#8220;Kel oglum, kelem oglum, dünyaya es oglum&#8221; diyerek oglunu severmis Keloglan da annesini sever sayarmis</p>
<p>Annesi bir gün keloglan&#8217;a seslenmis:</p>
<p>&#8211;Oglum, tuz ölçegimiz kirildi Git çarsidan yenisini al getir, demis Keloglan:</p>
<p>&#8211;Aman anne Ne gerek var Yemege göz karari yag, el karari tuz at, demis Annesi kizmis:</p>
<p>&#8211;Keles oglanBirak tembelligi Haydi dogru çarsiya Tuz öiçegini al getir Ne alacagini unutma Yolda giderken &#8220;kirildi, kirldi&#8221; diye söylenirsen unutmzsin demis</p>
<p>Keloglan&#8217;in tembelligi üstündeymis Himbil himbil söylenerek yola düsmüs</p>
<p>KirildiKirildi</p>
<p>Balikçilara yol kenarindaki derede avlaniyorlarmis Keloglan&#8217;in söylenisine bakarak kendileriyle alay ediyor sanmislar Bagirip çagirmislar:</p>
<p>&#8211;KeloglanSen bizimle dalga geçiyorsun, hiç öyle denir mi?</p>
<p>&#8211;Ne diyecegim ya?</p>
<p>&#8211;Biri çikti, biri daha çikar insallah, diyeceksin</p>
<p>Keloglan çok üzülmüs Balikçilardan ögrendigi gibi söylenerek yoluna devam etmis</p>
<p>Biri çikti, biri daha çikar insallah</p>
<p>Biri çikti, biri daha çikar insallah</p>
<p>Çok gitmeden önüne bir cenaze çikmis Cenazeyi evin kapisindan yeni çikariyorlarmis Keloglan tabuta bakarak söylenmeye devam ediyormus</p>
<p>Biri çikti, biri daha çikar insallah</p>
<p>Biri çikti, biri daha çikar insallah</p>
<p>Ölenin akrabasi Keloglan&#8217;i duymus Kosup kulagina yapismisKivirdikça kivirmis Sonra bagirmis:</p>
<p>&#8211;Ölünün arkasindan böyle söylemeye utanmiyormusun?</p>
<p>&#8211;Ne demem gerekiyor?</p>
<p>&#8211;Allah rahmet eylesin, denir</p>
<p>&#8211;Peki, simdiden sonra öyle diyecegim</p>
<p>Keloglan ezilip büzülerek yola devam etmis Bir yandan da söyleniyormus</p>
<p>Allah rahmet eylesin</p>
<p>Allah rahmet eylesin</p>
<p>O gün her nasilsa domuzun biri yolunu sasirmis, kasabanin içine kadar girmis Koca bir köpek domuzu tutup bogmusDomuz yerde debelenip son nefesini veriyor, köpek de yalaniyormus Keloglan da durmadan söyleniyormus:</p>
<p>Allah rahmet eylesin</p>
<p>Allah rahmet eylesin</p>
<p>Oradan geçmekte olan biri Keloglan&#8217;i duymus Iyice sinirlenip basmis tokati:</p>
<p>&#8211;Budala oglan Kafanda saçin yok, içinde akil yok Domuza rahmet okunurmu?</p>
<p>&#8211;It disi domuz derisine, diyeceksin</p>
<p>&#8211;Sagol amca Bundan sonra öyle derim</p>
<p>Keloglan yoluna devam etmis Bir yandan da söyleniyormus:</p>
<p>It disi domuz derisine</p>
<p>It disi domuz derisine</p>
<p>Yolun kenarindaki küçük bir klubede bir ayakkabi tamircisi varmis Tamirci pençe yapacagi bir çizmenin altini bir türlü sökemiyormus En sonunda tutmus çizmenin ökçesini agzina alarak çekip çikarmaya çalismis Tam bu sirada Keloglan söylenerek geçiyormus:</p>
<p>It disi domuz derisine</p>
<p>It disi domuz derisisne</p>
<p>Tamirci firlayip elindeki çekici bizimkine yapistirmis:</p>
<p>&#8211;It disi senin agzindadir Utanmazmisin benimle alay etmeye?</p>
<p>&#8211;Amca, sana demedim</p>
<p>&#8211;KesKolay gelsin Asil çek kopsun, diyecegin yerde, alay ediyor, bir de uzatiyor</p>
<p>Çekiçten sonra paparayi da yiyen Keloglan basini tuta tuta yola devam etmis Bir taraftan da söyleniyormus:</p>
<p>Kolay gelsin Asil çek kopsun</p>
<p>Kolay gelsin Asil çek kopsun</p>
<p>Sapanla kus pesinde kosan yaramazin biri bir evin camlarini kirmis Çocagun babasi kizmis Yaramazin kulagini tutmus, &#8220;Elin camlarini niye tasladin&#8221; diye azarliyormus Keloglan öfkeli babaya bakarak söylenmis:</p>
<p>Kolay gelsin Asil çek kopsun</p>
<p>Kolay gelsin Asil çek kopsun</p>
<p>Baba oglunun kulagini birakmis Kosup Keloglan&#8217;in kulagina yapismis</p>
<p>&#8211;Kolay gelsin ha Kopsun ha Kolaymiymis?</p>
<p>Keloglan aci ile bagirmis</p>
<p>&#8211;AmcaBirak kulagimi Sana demedim</p>
<p>&#8211;Birak numarayi Aklinca dalga geçeceksin Etme agam, birak agam, desen ne olurdu?</p>
<p>Keloglan kulagini kurtarip tabanlari yaglamis Bir yandan da yine söyleniyormus:</p>
<p>Etme agam Birak agam</p>
<p>Etme agam Birak agam</p>
<p>O gün kasabada bir kuduz köpek ölmüs Ortaligi kokutmusAdamin biri sürükleyip bir çukura atmaya çalisiyormus Çukura attiktan sonra üstüne kireç atip gömecekmis Adam koca köpegi güçlükle sürüklemeye çalisirken Keloglan çikagelmis Bir yandan da durmadan söyleniyormus:</p>
<p>Etme agam Birak agam</p>
<p>Etme agam Birak agam</p>
<p>Adam köpegi oldugu yerde birakip Keloglan&#8217;a saldirmisVurmus Vermis veristirmis</p>
<p>&#8211;Utanmaz kel Akilsiz kel Köpege merhamet dilenirmi? Öf ne pis kokuyor, de geç git</p>
<p>Keloglan adamin elinden kaçip kurtulmus Bir yandan basina gelenleri düsünüyor bir yandan basina gelenleri düsünüyor bir yandan da söyleniyormus:</p>
<p>Öf Ne pis kokuyor</p>
<p>Öf Ne pis kokuyor</p>
<p>Yol üstünde bir hamam varmis Genç bir kadin hamamdan çikmis, hos kokular sürünüp evine dönüyormus Bizim ki de söyleniyormus:</p>
<p>Öf Ne pis kokuyor</p>
<p>Öf Ne pis kokuyor</p>
<p>Kadin kendisine lâf atldigini sanmis Kosup yakalamis Öfkeden zangir zangir titreyerek agzina yüzüne vurmaya baslamis</p>
<p>&#8211;Budala kel kafali Laf atmaya utanmiyormusun? Senin kafani kiracagim</p>
<p>&#8211;Ablacagim dur Kiracagim dedin de aklima geldi Bizim tuz ölçüsü kirildi Gidip çarsidan alacagim</p>
<p>Keloglan böyle deyip bir dükkâna girmis Kadin ardindan baka kalmis</p>
<p>Keloglan elinde TUZ ÖLÇÜSÜYLE eve dönmüs</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/keloglanin-tuz-olcegi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Değirmenci ile Tilki</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/degirmenci-ile-tilki</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/degirmenci-ile-tilki#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Oct 2011 03:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[Değirmenci ile Tilki]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masal]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masallar]]></category>
		<category><![CDATA[türk masalı]]></category>
		<category><![CDATA[Türk masalları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=2024</guid>
		<description><![CDATA[Değirmenci ile Tilki Vakti zamanında bir değirmenci varmış Bu değirmencinin de pek çok tavuğu varmış Tilkinin biri bu tavuklara müptelâ olurBir gün değirmenciye der ki: “Değirmenci, eğer bana bir tavuk verirsen sana ömrünce unutamayacağın bir iyilik yapacağım” “Yahu sen benim tavuklarımdaN ne istersin, bırak benim yakamı Seni vurup öldürürüm, eceline mi susadın?” Değirmenci yakayı kurtaramayacağını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/10/masal.jpg" alt="" title="masal" width="270" height="390" class="alignnone size-full wp-image-2025" /></p>
<p><strong>Değirmenci ile Tilki</strong></p>
<p>Vakti zamanında bir değirmenci varmış Bu değirmencinin de pek çok tavuğu varmış Tilkinin biri bu tavuklara müptelâ olurBir gün değirmenciye der ki:<br />
“Değirmenci, eğer bana bir tavuk verirsen sana ömrünce unutamayacağın bir iyilik yapacağım”<br />
“Yahu sen benim tavuklarımdaN ne istersin, bırak benim yakamı Seni vurup öldürürüm, eceline mi susadın?”<br />
Değirmenci yakayı kurtaramayacağını anlayınca tilkiye bir tavuk verir Tavuğu yiyen tilki yola koyulur Az gider, uz gider, doğruca bir padişahın yanına gider Buna:<br />
“Tilki kardeşlik, tilkiler tekin değildir, sen ne işle geldin?”<br />
“Padişahım sorma, sana büyük bir haber getirdim”<br />
“Neyin nesi?”<br />
“Bir ‘çak çak padişahı’ var, bütün askerini topladı, geliyorSeni berhava edecek”<br />
“Yahu, ben ona ne yaptım da beni berhava edecek?”<br />
“Ya kızını ona vereceksin, yoksa kökünü kesecek senin”<br />
Padişah hemen vezirleri toplar, bu işi konuşmaya başlar<br />
“Gelin bakalım arkadaşlar, bu ‘padişah ama ‘Çak çak’ı ne oluyor acaba?<br />
Kimse bilemez Sonunda kızı vermeye razı olurlar<br />
“Peki, tilki kardeşlik, bir kere damadımızı görelim, sonra kızımızı vereceğiz<br />
Tilki oradan doğruca değirmencinin yanına gelir “değirmenci, değirmenci!”<br />
“Ne var tilki kardeşlik, niye geldin?”<br />
“Arkadaş, tavuğunu yedim ama sana büyük bir insanlık yaptım” Ne yaptın?”<br />
“Seni ‘padişah’ diye filancı padişaha duyurttum, şimdi seni oraya götüreceğim Kızını sana alacağız”<br />
“Olur mu yahu, kızını bana verir mi? Üstüm başım unlu, saç sakal birbirine karışmış bırak yakamı benim”<br />
“Yahu senin neyine gerek, haydi”<br />
Tilki değirmenciyi kandırıp yola çıkarlar Padişahın sarayına yaklaşınca tilki değirmenciye derki:<br />
“Sen burada dur, ben gidip padişahtan sana bir kat elbise alıp geleyim”<br />
Tilki saraydan içeri girer, padişahla karşılaşırlar:<br />
“Tilki kardeşlik, hani bizim damat, neye gelmedi?”<br />
“Efendim gelirken harıktan atlarken ayağı kayıp düştü Eee<br />
Ne de olsa bu da padişah, üstü başı perişan Öyle gelemez ya, ona bir kat elbise”<br />
Tilkiye çok güzel bir kat elbise verirler Tilki bu elbiseyi değirmenciye giydirir, bunu süsleyip püsleyip alıp gider Yolda da tembihlerde bulunur<br />
“Sen böyle elbise giymemişsindir Sakın elbiselere bakma; yoksa değirmenci olduğunu söylerim”<br />
Sarayda yerler, içerler, konuşurlar, değirmenci boyuna elbiselere bakar, zavallı o güne kadar öyle elbise giymemiş de görmemiş de Padişah gizlice tilkiyi dışarıya çağırır:<br />
“Yahu, bizim damat neyin nesi, boyuna elbiselere bakıyorlar”<br />
“Efendim, onun elbiseleri çok kıyak idi, bunları beğenmedi de onun için bakıyor Siz ona kötü elbise verdiniz”<br />
Tekrar bir kat elbise getirmeye giderler Tilki de değirmencinin yanına gidip bir daha tembih eder:<br />
“Bu sefer de elbiselere öyle bakarsan senin değirmenci olduğunu söyleyeceğim”<br />
Yeni elbiseleri giyen değirmenci bir daha elbiselere bakmaz<br />
Korku cana fayda vermez Padişah kızını veremezse harp var geride Kendisinin de fazla askeri yok, muhakkak başına bir belâ çıkaracak Kızını buna verir Yanlarına biraz asker verip bunları yolcu eder<br />
Tilki daima önden gider, yolda rastladığı davar sürüsünün çobanına der ki:<br />
“Çoban kardeşlik, sürüyü yolun kıyısına indireceksin, padişah geliyor, o gelince : “Ey padişahım, sen sağol, malın davarın sağolsun” diye bağıracaksın”<br />
Tilki bu işleri böyle yapa yapa bir büyük saraya yaklaşır O sarayda da yedi tane dev kalıyormuş Devler tilkiyi görünce sorarlar:<br />
“Niye geldin tilki?”<br />
“Size bir haber getirdim”<br />
“Ne haberi getirdin?”<br />
“Çak çak padişah geliyor, bütün ordusunu topladı, sizin kökünüzü kesecek”<br />
“Tilki kardeşlik, ne edelim?”<br />
“Sizin ot mereğiniz yok mu?”<br />
“Var, ne olacak?”<br />
“Siz otların içerisine sokuluverin, ben padişaha sizin kaçıp gittiğinizi söylerim”<br />
Devler ot mereğine girerler, tilki bunların üzerinden kapıyı kilitler Dama çıkıp üç dört teneke gaz döker O mereğinde devleri cayır cayır yakar<br />
Padişah gelir, saraylara girerler Kızın babasında ne öyle halı var, ne öyle eşya var<br />
Asker orada bir hafta kaldıktan sonra geri döner Değirmenci padişahın kızı ve tilki orada kalırlar Tilki bir gün değirmenciye der ki:<br />
“Ey ağa sana ne işler yaptım Gidip şu değirmende kalan tavukların diğerlerini de yiyip geleyim mi? Müsaaden var mı?”<br />
“Git ye bakalım!”<br />
Tilki tavukları yer gelir Bir gün değirmenciye der ki:<br />
“Ağa, ben sana bu kadar insanlık yaptım, ölürsem beni ne yaparsın?”<br />
Bir gün tilki yalandan ölür Değirmenci de avdaymış Gelince karısını ağlar bulur, sorar:<br />
“Ne oldu, niye ağlıyorsun?”<br />
“Bu tilki ile gönlümü eğliyordum, o da öldü”<br />
“Adam sen de, ben de bir şey var zannettim” diye değirmenci tilkiyi pencereden aşağı atar Tilki kurnaz, yere düşer mi, ayakları üzerine düşer?<br />
“Ya, boşuna ‘İnsanoğlunun başı kılıdır’ dememişler, ettiğin iyiliği bilmez ki Şimdi söyleyeyim mi senin aslını, neslini?”<br />
“Tilki kardeşlik, ben seni sınamak için attım” Tilkiyi zorla inandırır<br />
Birkaç yıl sonra tilki hakikaten ölür Bunu zembile koyup tavandan asarlar Bir müddet sonra tilki kokmaya başlayınca tilkinin hakikaten öldüğünü anlarlar Ölüsünü kaldırıp kapı dışarı atarlar<br />
Onlar da yeyip içip muratlarına ererler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/degirmenci-ile-tilki/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Keloğlan ile balık masalı</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/keloglan-ile-balik-masali</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/keloglan-ile-balik-masali#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 Oct 2011 11:52:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Keloglan masalları]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan ile balık]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masallar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk masalları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=2020</guid>
		<description><![CDATA[Keloğlan ile balık Bir gün Keloğlan odun kesmek için ormanın yolunu tutar. Giderken &#8220;imdaat, beni kurtarın!&#8221; diye bir ses duyar. Sağına bakar soluna bakar kimyesi göremez. Aynı sesi tekrar duyar. Bakınırken bir de ne görsün! Toprağın üstünde bir balık &#8220;imdaat beni kurtarın!&#8221; diye bağırıyor. Meğerse balığı sudan çıkarmışlar. Kendini suya atacak birisi duysun diye bağırıyormuş, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/keloglan-masallari.jpg" alt="" title="keloglan-masallari" width="306" height="251" class="alignnone size-full wp-image-2021" /></p>
<p><strong>Keloğlan ile balık</strong></p>
<p>Bir gün Keloğlan odun kesmek için ormanın yolunu tutar. Giderken &#8220;imdaat, beni kurtarın!&#8221; diye bir ses duyar. Sağına bakar soluna bakar kimyesi göremez. Aynı sesi tekrar duyar. Bakınırken bir de ne görsün! Toprağın üstünde bir balık &#8220;imdaat beni kurtarın!&#8221; diye bağırıyor. Meğerse balığı sudan çıkarmışlar. Kendini suya atacak birisi duysun diye bağırıyormuş, Keloğlan balığı suya atar.<br />
Balık:<br />
- Keloğlan benim hayatımı kurtardın. Sana minnet borçluyum. Sana hediye vermek istiyorum. Dağdan dönüşte bana uğra sana bir şey söyleyeceğim, der. Keloğlan dağdan döner. Suyun yanına gelir. Balık suyun kenarındadır. Balığa:<br />
- Dönüşte bana uğra demiştin. Geldim, söyle ne diyeceksin?<br />
- Şu dağı görüyor musun?<br />
- Evet görüyorum?<br />
- O dağın arkasında bir torba var. Falan yerde, git onu al, ihtiyacın olunca: Açıl susam açıl! dersin açılır. İhtiyacını karşılarsın. İhtiyacını karşılayınca: Kapan susam kapan! dersin kapanır. Fakat bu sırrı kimseye söyleme ki çaldırırsın, der.<br />
Keloğlan dağın arkasındaki torbayı alır. Eve getirir. Eve gelince anasına:<br />
- Ana, ana! Bana bir balık bunu verdi, der. Anası:<br />
- Keloğlum, keleşoğlum! bir balıktan ne beklenir. Nedir onun içindeki diye merak eder.<br />
Keloğlan :<br />
- Açıl susam açıl dersin açılır. Her istediğini verir. Kapan susam kapan deyince kapanır der. Keloğlan anasının yanında bunları söyler ve kocaman bir sofra açılır. Görmediklerini ve yemediklerini yerler. Karınlarını iyice doyururlar.<br />
Keloğlan anasına:<br />
- Ana ben bunu komşulara göstereceğim, der.<br />
Anası:<br />
- Keloğlum, bundan kimsenin haberi olmasın. Sır saklamasını bilmelisin. Yoksa çalarlar der.<br />
Keloğlan anasını dinlemez, gider komşuları çağırır, olanları anlatır. Torbayı gösterir açıl susam açıl der her istedikleri gelir. Komşularla birlikte yerler içerler. Kötü komşulardan birisi Keloğlan&#8217;ı kıskanır ve torbanın aynısını yapar, Keloğlanın sihirli torbası ile yer değiştirir.<br />
Ertesi gün Keloğlan karnı acıkınca torbaya:<br />
- Açıl susam açıl! der torba açılmaz. İki kere daha der yine açılmaz. Keloğlan tekrar ormanın yolunu tutar. Suyun kenarına gelir. Balığa der ki:<br />
- Balık, balık! Senin verdiğin torba birinci gün çalıştı. İkinci gün pıss&#8230; der.</p>
<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/keloglan-ile-balik.jpg" alt="" title="keloglan-ile-balik" width="300" height="209" class="alignnone size-full wp-image-2022" /></p>
<p>Keloğlan sana bir torba daha var, aynı yerde git onu al. Ama kimseye gösterme, sırrını söyleme der. Keloğlan gider aynı yerden ikinci torbayı da alır eve getirir. Anasına:<br />
- Ana ana! Balık bana bir torba daha verdi, der. Keloğlan ikinci torbayı da açar bakar ki bir de ne görsün? Sihirli bir değirmen. Çevirdikçe para çıkarıyor. Anası:<br />
- Keloğlum, bunu bari kimseye gösterme, çalarlar yine parasız kalırız der. Keloğlan balığın da anasının da sözünü dinlemez yine komşuları çağırır. Sihirli değirmenin hünerlerini gösterir. Kötü komşu kötü bir değirmen yaparak, sihirli değirmeni ile yer değiştirir. Ertesi gün Keloğlan değirmeni çevirir çevirir para çıkmaz. Yine ormanın yolunu tutar. Balığa:<br />
- Balık, balık ! Senin verdiğin değirmen birinci gün iyiydi, ikinci gün pıs&#8230;. Balık bu sefer kızar:<br />
- Bak Keloğlan, bu son şans. Yine aynı yerde bir torba daha var. Git onu al. Dediklerimi yap der. Keloğlan eve gelir anasına:<br />
- Ana ana! Bak bana balık bir şans daha tanıdı der. Keloğlan üçüncü torbayı da açar ve içine bakarlar ki bir tokmak. Bu tokmak, vur tokmadığım vur! deyince çalışır. Dur dokmağım dur deyince durur. Balık bu tokmağı hırsızları cezalandırmak için vermişti. Keloğlan tokmağı anlatmak için komşularına gösterir. Vur tokmağım vur deyince tokmak kötü komşunun başına vurmaya başlar. Onu eşek sudan gelinceye kadar döver. Keloğlan:<br />
- Demek bütün sihirli torbalarımı sen çaldın? ha! Der. Kötü komşu:<br />
- Hayır ben çalmadım, dedikçe tokmak vurur.<br />
Sonra:<br />
Evet ben çaldım, toprağın altına gömdüm. Gider bakarlar ki sofra çürümüş, değirmen paslanmış.<br />
Bu sırada tokmak Keloğlan&#8217;ın başına da vurmaya başlamış. Keloğlan acısından tokmağı nasıl durduracağını unutmuş. Eşek sudan gelinceye kadar dayak yer. Sır tutmamanın ve anasının, büyüklerin sözünü dinlemememin cezasını çeker.<br />
Evet, sizde büyük sözü dinlemez ve gerekli yerde sır tutmazsanız başarılı olamazsınız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/keloglan-ile-balik-masali/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ali Baba ve Kırk haramiler</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/ali-baba-ve-kirk-haramiler</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/ali-baba-ve-kirk-haramiler#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Sep 2011 12:47:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Baba ve Kırk haramiler]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Baba ve Kırk haramiler masalı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masallar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=1986</guid>
		<description><![CDATA[Ali Baba ve Kırk haramiler Bir varmış Bir yokmuş evel zeman içinde, memleketin birinde Ali Baba ve Kasım adlı iki kardeş yaşarmış. Bunlar yoksul aile çocuklarıymış. Kader bu ya, Kasım, mal dal sahibi çok zengin bir kadınla evlenmiş. Ali Baba’nın şansı açık değilmiş. - “Çulsuza, çulsuz yakışır!” deyip, yoksul bir kadınla evlenmiş. Gel zaman, git [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/ali-baba-ve-kirk-haramiler.jpg" alt="" title="ali-baba-ve-kirk-haramiler" width="270" height="402" class="alignnone size-full wp-image-1987" /></p>
<p><strong>Ali Baba ve Kırk haramiler</strong></p>
<p>Bir varmış Bir yokmuş evel zeman içinde, memleketin birinde Ali Baba ve Kasım adlı iki kardeş yaşarmış. Bunlar yoksul aile çocuklarıymış. Kader bu ya, Kasım, mal dal sahibi çok zengin bir kadınla evlenmiş. Ali Baba’nın şansı açık değilmiş.<br />
- “Çulsuza, çulsuz yakışır!” deyip, yoksul bir kadınla evlenmiş.<br />
Gel zaman, git zaman… Derken, üç eşeği olmuş. Ali Baba onları önüne katar, ormanda odun yaparmış. Sonra bir köşeye yığıp denklediği odunları eşeklerine yükler, şehre getirip orada satarmış.<br />
Anlayacağınız odun parasıyla kıt kanaat geçinip giderlermiş.<br />
Yine böyle odun yaptığı bir günün sonunda, uzaktan yanına doğru birçok atlının geldiğini görmüş.<br />
- “Dağ başındaki fakirin eşkıyadan başka arayıp soranı mı olur, hiç? Hemen bir tarafa gizlenmeliyim.” deyip, eşeklerini salmış, bir ağacın üstüne çıkıp, saklanmış.<br />
Atlılar, tam da onun gizlendiği ağacın altında durmuşlar. Ali Baba üşenmemiş, adamları saymış. Kırk kişi oldukların öğrenmiş. Eşkıya bellediği bu adamlar, hırsızmış. Ali Baba korkmuş, üstüne uzandığı ağacın dalına yapıştıkça yapışmış, hiç kıpırdanmamış.<br />
Gelenler, atlarının terki[1]sindeki torbalarını sırtlanmışlar, önder bildikleri başlarının peşinden yürümüşler. Torbaları ağır olduğundan, taşımakta güçlük çekiyorlarmış.<br />
Bu hırsızların başı, karşıdaki koca kayanın yanına gidince, hiç beklemeyip, seslenmiş:<br />
- “Açıl susam, açıl!” demiş.<br />
O da ne? Koca kaya ortasından yarılıp ikiye ayrılmasın mı? Hırsızlar sırtlarındaki torbalarıyla birlikte birer ikişer bu kapıdan içeri girmişler. Son hırsız da içeri girince, kaya kendi kendine kapanıvermiş.<br />
Ali Baba’nın eli ayağına dolaşmış, hemen ağaçtan inip kaçmayı, eşeklerinin yanına hırsızların atlarından birkaç tanesini katmayı düşündüyse de, bundan vazgeçmiş. Çünkü atlarını orada bırakanlar, nerdeyse dönüp gelebilirlermiş. Ali Baba, olduğu yerde kalmış. Az sonra adamlar, kayanın önünde görünmüşler. Arkadaki başları olacak herif, bu defa da şöyle demiş:<br />
- “Kapan susam, kapan!”<br />
Emir kulu olmuş koca kaya, hemen kapanıvermiş. Hiç beklememişler, ağacın altında bıraktıkları atlarına binip çekip gitmişler.<br />
Ali Baba, artık orada durur mu? Hemen ağaçtan inmiş. Orada yalnız olduğunu bildiğinden, doğruca karşıdaki koca kayanın yanına gitmiş. Aklında tuttuğu sözlerden ilkini söylemiş.<br />
- “Açıl susam, açıl!”<br />
Aman Allah’ım, koca kayanın kapısı birdenbire açılmaz mı? Ali Baba, oldukça aydınlık ve geniş olan girişi görünce nerdeyse şaşkınlığından küçük dilini yutacakmış. İçeride, yığın yığın altınlar, gümüşler, elmaslar, ipekli kumaşlar, içi para dolu sandıklar sırasına göre dizilmişler. Ali Baba, sağına soluna bakmış, köşede gördüğü çuvalların üç tanesini altınla doldurup, yıldırım hızıyla dışarı çıkmış. Odunu modunu unutmuş, dolu çuvalları eşeklerine yükleyerek şehrin yolunu tutmuş. Evine gelince indirdiği çuvalları karısının odasına taşımış.<br />
Karısı, gözlerine inanamamış, Ali Baba’nın hırsızlık yaptığını sanmış. Ali Baba, ne olduğunu kısa kısa sözlerle karısına anlatmış. Karısı sevinmiş, taşınan çuvalları tek tek boşaltmaya başlamışlar. Karısının aç gözlülük damarı kabarmış, bütün altınları saymak istemiş.<br />
<img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/alibaba-kirk-haramiler1.jpg" alt="" title="alibaba-kirk-haramiler" width="450" height="600" class="alignnone size-full wp-image-1992" /></p>
<p>Ali Baba;<br />
- “Hayır!” demiş. “Bir çukur kazarak gömelim!”<br />
Ne mümkün? Karısı altınlarının sayısını bilmek istiyormuş.<br />
Kocasına:<br />
- “İstersen dışarı çık, çukur kaz. Ben de varıp gideyim, komşudan bir ölçek alayım. Aşağı yukarı ne kadar paramız var, hiç olmazsa bunu öğreniriz, olmaz mı?” demiş.<br />
Ali Baba, onu uyarmış:<br />
- “Karıcığım, orda burda sakın ağzını yayma! Bu iş, gizli iş. İkimizden başka hiç kimse bunu duymamalı.”<br />
Karısı:<br />
- “Duymayacak!” deyip, kocasını inandırmış, kaynı Kasım’ın evine gitmiş.<br />
Avluda gördüğü eltisinden bir ölçek istemiş.<br />
Kasım’ın karısı sormuş:<br />
- “Ölçek mi? Hangisini istiyorsun? Büyüğünü mü, küçüğünü mü?”<br />
- “Küçüğü benim işimi görür.”<br />
Kasım’ın karısı kaynının fakir olduğunu biliyordu. Eltisinin ne ölçeceğini merak ederek ölçeğin altına bir kat koyu bal sürmüş.<br />
Ali Baba’nın karısı evine dönünce altınları ölçmeye başlamış. Kocası, onun ölçüp bir kenara ayırdıklarını götürüp kazdığı çukura gömmüş.<br />
Sonuçtan karısı çok mutlu olmuş. İşi bitince aldığı ölçeği, bekletmemiş, hemen geri vermiş. Ancak ölçeğin altına üstüne bakmamış. Kasım’ın karısı ölçeğin dibine yapışıp kalan nal gibi altını görünce şaşıp, kalmış.<br />
- “Ali Baba’nın bu kadar çok altını var, ha!.. Nereden almış ki?..” diye düşünmeye başlamış. Düşündükçe nerdeyse aklını oynatacakmış.<br />
Akşam olmuş. Kocası Kasım’ı büyük bir heyecanla kapıda karşılamış. Hemen adamcağıza çıkışmış.<br />
- “Senin zenginliğine şaşayım. Zenginlikte, Ali Baba aranızda yarışsanız sana sıfır çektirir. Biliyor musun, sen altınlarını ocak başına oturup tane tane sayarken, Ali Baba, ayarla ölçüyor.”<br />
Kasım, hiç ummadığı bu çıkışma karşısında, şaşırıp öylece kala kalmış. Karısı, onu kolundan çekip, içeri almış, olup biteni ona da anlatmış. Aç gözlülükte karısından aşağı hiç de kalmayan Kasım, Ali Baba’yı kıskanmış. Bütün gece gözüne uyku girmemiş. Sabah olur olmaz erkenden kalkıp kardeşi Ali Baba’nın evine gitmiş. Suratını asmış, kendi karısından aldığı tepkiyle kardeşine çıkışmış.<br />
- “Ali Baba!”, demiş, “Hani sen fakirdin? Küp küp altınlarını neden bizden sakladın?”<br />
- “Demek öyle ha? Nerdeymiş bu altınlar”<br />
- “Şimdi anlamazlıktan geliyorsun değil mi? Verdiğimiz ölçeğin dibine yapışan nal gibi altınlardan daha kaç tane var?” </p>
<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/alibaba-kirk-haramiler.jpg" alt="" title="alibaba-kirk-haramiler" width="450" height="301" class="alignnone size-full wp-image-1988" /></p>
<p>Ali Baba kardeşinden duydukları, başkalarının da ağzına düşmesin diye, toprağa gömdükleri altınlarının yarısını ona vermiş, başka kimselere söylememesini sıkı sıkı tembih etmiş.<br />
Kasım yaygarayı basmış:<br />
- “Bu hazinenin yerini ben de görmeliyim. Götürüp göstermezsen, seni mahkemeye veririm.”<br />
Bunda bir kötülük düşünmeyen Ali Baba;<br />
- “Yarın sabah olunca yola çıkarız. Seni oraya götüreceğim.” demiş, kardeşini evine uğurlamış.<br />
Kasım, sabah olunca Ali Baba’yı beklemeden katırlarını önüne katarak ormana gitmiş. Koca kayaya gelince Ali Baba’dan öğrendiği sözleri tekrarlamış:<br />
- “Açıl susam, açıl!” demiş.<br />
Emri alan kapı, hemen açılmış. İçeri dalan Kasım’ın gözleri kamaşmış. Tıka basa dolu hazineyi görmüş. Yanında getirdiği bütün çuvalları doldurmuş. Son çuvalı da doldurduktan sonra çıkış kapısına yönelmiş. Ancak işin kötüsü, en umulmazı başına gelmesin mi? Kasım, kapıyı açacak sihirli sözleri bir türlü hatırlayamamış. Ne söylediyse mümkünü yok, kapı açılmamış. Korkusundan ölüp ölüp dirilmiş. Can derdine düşmüş, kaçacak yer aramış. Ama başka hiçbir delik, hiçbir iz bulamamış.<br />
Öğle zamanı haramiler mağaralarına gelmişler. Kasım’ın, katırlarını görüp şüphelenmişler. Hazinelerinin bilinip bulunduğunu anlamışlar. İlkin içeriye girmek için kendilerinde cesaret bulamamışlar. İçerdekilerin sayısının da fazla olabileceği düşüncesi onları korkutmuş. Aralarında tartışmışlar. Bu tartışmalardan bıkan baş harami, kılıcını çekmiş, koca kayanın karşısına gitmiş. Ne olur ne olmaz düşüncesiyle de yan tarafa saklanıp seslenmiş:<br />
- “Açıl susam, açıl!”<br />
Emri alan kapı, hemen açılmış.<br />
Bu tarafta Kasım, hayatının son saniyelerini yaşadığını anlamış. Kurtuluş için bir çare düşünmüş. Kapı açılır açılmaz hızla koşup dışarı çıkacak, gelenlerin elinden böylelikle kurtulacakmış.<br />
Düşündüğünü de yapmış yapmasına ama haramiler önünü kesip, kılıçlarını onun karnına batırmışlar. Gözü kara olanları, açılan yarıktan içeri girmişler. Kasım’ın doldurup kapı önüne taşıdığı çuvalları yüklenip yerlerine boşaltmışlar.<br />
Kasım’ın bu hatası, Ali Baba’yı da hedef olmaktan kurtarmış.<br />
Haramiler toplanıp konuşmuşlar, içeriye nerden girildiğini araştırmışlar. Ama ne bir iz, ne bir delik bulmuşlar. Kasım’ın vücudunu dörde ayırmışlar, iki parçasını kapının bir yanına, öteki iki parçasını da öbür yanına bırakıp gitmişler.<br />
Akşamların sayısına kıran mıran girmiyor ki… Yeniden akşam gelip çatmış, Kasımların avlusuna da gölgeler inmiş.<br />
Kasım’ın karısı, kocasının bu vakte kadar gelmediğini gidip Ali Baba’ya söylemiş. Ali Baba, durumu anlamış. Kardeşinin altın yüklü katırlarıyla ortalık karardıktan sonra geleceğini ileri sürüp yengesini teselli etmiş.<br />
Fakat gece yarıları olmuş, birinci derken, ikinci horozlar da ötmüş. Kasım’dan hiçbir haber yok. Telaşlanan yengesi, tekrar Ali Baba’ya gelmiş.<br />
Ali Baba;<br />
- “Kara gecelerin bir sabahı var! Telaşlanma bu kadar.” deyip ona ümit vermeye çalışmış.<br />
Buna rağmen kendiside kardeşinin başına bir felâket geldiğini düşünmüyor değilmiş ama bu üzüntüsünü belli etmiyormuş. Henüz sabah olmadan, nasıl olsa ay ışığı da var deyip, üç eşeğini önüne katıp, her zamanki gibi erkenden ormana odun yapmaya gitmiş. Kayalığa doğru gidince kardeşinin katırlarını görmüş. İlerlemiş, yerde iz bırakan kan lekelerini fark etmiş.<br />
Koca kayanın önünde kardeşinin başına nelerin geldiğini görmüş. Korkusundan sinecek delik aramış, sonra kendini toplamış. Mezar kazıp kardeşini oracıkta gömmeyi düşünmüş.<br />
Kendi kendine söylenmiş;<br />
- “İşte bu yanlış!” demiş. “Kardeşimi burada bırakmam her şeyi açığa çıkarır. Şimdi durulacak zaman değil. Onun parçalarını toplamalıyım.”<br />
Öyle yapmış. Kardeşinin dörde bölünen parçalarını toplayıp, çuvalların içine koymuş. Eşeklerden birinin sırtına yüklemiş. Vakit nakittir deyip, acele etmiş. Öteki boş çuvallarına altın yükledikten sonra şehre dönmüş. </p>
<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/ali-baba.jpg" alt="" title="ali-baba" width="500" height="345" class="alignnone size-full wp-image-1989" /></p>
<p>Karısı ile yengesi baş başa verip, ağlaşıyorlarmış. Kasım’ın karısı çuvala konmuş kocasının ölüsünü görür görmez, fenalaşmış, bayılacak gibi olmuş. Ali Baha’nın karısı onu ayıltmış. Ali Baba yüklü eşeği önüne katmış, kardeşinin evine gitmiş. Kapı çalmış. Mercan kız, beklemeden kapıya çıkmış.<br />
Ali Baba;<br />
- “Mercan” demiş, “Bu gece gördüklerini hiç kimseye söylemeyeceksin. Anladın mı?”<br />
- “Anladım, efendim!”<br />
- “Efendinin ölüsü, bu. Onu dağda parçalamışlar. Bunu herkesten gizli tutmalıyız. Sana güvenebilir miyim?”<br />
- “Elbette efendim!”<br />
Ali Baba yükünü indirmiş, Mercan’la birlikte içeri götürmüşler.<br />
Mercan hiç durmamış, işini yapmaya koyulmuş. Önce aktara koşmuş, ağır hastalık için ilâç istemiş.<br />
Aktar ilâcı hazırlarken, sormadan durabilir mi? Gözle kaş arasında soruvermiş:<br />
- “Ağır hasta olan kim?”<br />
- “Efendim Kasım. Üstelik konuşamıyor”.<br />
Orada gevezelik edip oyalanıp kalmamak için hemen ilâçlarını alıp gitmiş.<br />
Sabah olmuş, yeniden aynı aktara gelmiş. Son nefesini vermek üzere olan hastalara koklatılan ilâç istemiş.<br />
Aktar bu ya, yeniden sormuş:<br />
- “Efendin iyileşmedi mi”?<br />
- “Hayır, iyileşmedi. Bu geceyi çıkaramaz.”<br />
Bütün gün, Ali Baba ve karısının, Kasım’ın evine girip çıktığını görenler, akşamı Kasım’ın ölüm haberini duymuşlar.<br />
Mercan ertesi sabah erkenden sokağa çıkmış. İlk açılan terzi dükkânlarından birine girmiş. Siftah olsun, bu adettendir diye yere bir altın lira atmış. Kendince yetmez deyip bir altın lirayı da yanına bırakmış.<br />
- “Hayırlı işler dayı! Kefen ölçüsü almak için benimle gelebilir misin?”<br />
- “Elbette gelirim, işim bu!”<br />
- “Araç gerecini alıp hemen gel öyleyse…”<br />
- “Önüme düş, yol göster.”<br />
- “Tamam da, gözlerini bağlamam gerekiyor.”<br />
- “Niçin?”<br />
- “Gittiğimiz yeri bilmeyesin diye.”<br />
- “Bana bin altın versen de, bunu kabul edemem.”<br />
Mercan, çattık diye düşünmüş, adamcağızın eline bir altın daha tutuşturmuş:<br />
- “Korkma! Ben sana asla uygunsuz bir şey yaptırmam. Haydi gidelim!”<br />
Gözleri bağlı terzi, Mercan’ın peşinden gitmiş. Ev kapısında terzinin gözbağı çözülmüş. Kasım’ın odasına girmişler.<br />
Terzi, irkilmiş. Korkmuş. Mercan, ona yapacağı işi göstermiş; bu dört parçayı dikmesi karşılığında kendisine bir altın daha vereceğini söylemiş.<br />
Terzi, işini bitirir bitirmez, Mercan onu, Kasım’ın evinin arkasındaki sokağa götürüp bırakmış. Terzi, sokağın sonunda kaybolmuş.<br />
Kasım’ın cenazesi kefenlenmiş, hocalara haber edilip, salalar verdirilmiş. Çok seveni mi varmış, ne? Duyan gelmiş, koşan yetişmiş. Cenaze töreni çok kalabalık olmuş.<br />
Bu ölümden sonra Ali Baba ile karısı da Kasım’ın evine yerleşmişler. Onun dükkânını büyütmüşler, işletmeciliğini de Ali Baba’nın oğluna bırakmışlar.<br />
Gelelim, koca kayadaki haramilere. Mağaralarına döner dönmez, iki şeyden şüphelenmişler. Kasım’ın cesedi ortalıkta görülmediği gibi, hazinelerindeki altınlarda da azalmalar olmuş.<br />
Adamlarını etrafında toplayan harami başı;<br />
- “O cesedi burdan alıp götüreni bulmalıyız. O, bütün sırlarımızı biliyor. Tez yola çıkıp, onu her yerde arayıp bulmalı ve hesabını görmeliyiz. Yoksa hepimizin yaşaması zorlaşır.” demiş.<br />
Haramiler, onun düşüncesini doğru bulmuşlar. Gönüllü birisi geceleyin yolu tutup, şehre gitmiş. Olacak bu ya o gün çarşı meydanında yine terzinin dükkânı açıkmış. Harami, terziye;<br />
- “Ne kadar da erkencisiniz? Henüz alacakaranlık var. Bu karanlıkta nasıl görüyorsun?” diye sormuş.<br />
- “Gözlerime güvenirim. Geçen gün daha da karanlıkta bir ölüyü bile diktim.”<br />
- “Ölüyü mü? Dediklerinizi kulaklarınız duyuyor mu? Yanlış olmasın?”<br />
- “Hayır! Ne dediğimi biliyorum ben. Ancak bu kadar gevezelik yeter. Var, işine git sen. Ben de işime bakayım.”<br />
Harami, aradığını bulmuş olmanın coşkusuyla kesesinden bir altın çıkararak terziye uzatmış:<br />
- “Alın bunu. Sadece bana hangi ev olduğunu gösterin.” demiş.<br />
- “Gözüm bağlıydı, bilemem.”<br />
- “Gözlerini yine bağlayıp yola çıkalım. Hangi yöne gittiysen, o yöne doğru gidelim. Ne kadar yürüdüysen, yine o kadar yürü ve dur. Gördüğün yer, burası mıydı bak? Bana onu söyle.”<br />
- “Yapamam!”<br />
Harami, avını yakalamış ya… Bırakır mı? Terzinin tezgâhına birkaç altın daha bırakmış.<br />
Gözlerini bağlatan terzi, haramiyle birlikte yola çıkmış. O önde, harami arkada uzun uzun yürümüşler. Az gidip, uz gitmişler.<br />
Az sonra terzi;<br />
- “Tamam! Burada duralım. Gözümün bağını çözdükleri yer burasıydı.” demiş. Kasım’ın evini göstermiş.<br />
Harami, terziyi gönderdikten sonra, o evin kapısını kırmızı boyayla çizmiş. Tam bu sırada dükkândan kahvaltılık alıp dönen Mercan, haraminin ne yaptığını görmez mi?<br />
Geri dönmüş, kırmızı boya ve fırça almış, mahalledeki bütün evlerin kapılarına aynı işareti yapmış.<br />
Akşam karanlığıyla birlikte bütün haramiler, ikişer ikişer şehre inmişler. Mahalleyi bulmuşlar ama sıralı bütün kapılardaki kırmızı işareti görünce şaşırıp kalmışlar. Gerisin geriye mağaralarına dönmüşler. Yeniden bir gönüllüyü geceleyin şehre göndermişler. O de terziyi bulup, gözünü bağlatmış. Bir süre yürüttükten sonra, onun durduğu yerdeki kapıyı işaretlemiş.<br />
İşaretlemiş ya, Mercan’ın gözü kapıya vurulacak işaretlerdeymiş hep. Yeni çizilmiş bir işareti görür görmez, bütün öteki kapıları da hemen işaretliyormuş. Haramilerden üçüncüsü akıllı çıkmış. Terzinin önünde durduğu kapıyı aklında tutmuş. Şehrin dışında bekleyen harami başını çağırmış, Kasım’ın evini ona da göstermiş.<br />
Beklememişler, mağaraya dönmüşler. Harami başı orada şehir pazarında satmak için sözde kırk katır yükü zeytinyağı hazırlatmış. Tuluklardan her birine haramilerini yerleştirmiş. Akşam alacasında adamıyla birlikte şehre gelmişler. Ali Baba’yı kapısının önünde otururken görmüşler.<br />
Harami başı, yanına yaklaşıp sormuş:<br />
- “Pazarda satmak için zeytinyağı getirmiştim. Ama gördüğün gibi geciktik. Size zahmet vermezsem bu gece beni evine misafir eder misin?”<br />
Ali Baba:<br />
- “Hay, hay! Başımın üstünde yeriniz var. Buyurun!” deyip, Mercan’ı çağırmış. Gelen misafiri için sofra kurmasını söylemiş.<br />
Tuluklar birer ikişer avluya taşınmış. Harami başı, sofranın hazır olduğunu kendisine bildirilince, tam içeri girerken, adamlarına fısıl fısıl seslenmiş.<br />
- “Size haber verdiğimde hançerlerinizle tulukları yırtıp, hemen içinden çıkarsınız” demiş. İçeri girmiş, sofraya kurulmuş. </p>
<p>Mutfakta mangalın kömürlerini eşeleyip kahve cezvesi için yer açan Mercan’ın kandili ışığını azaltmış, daha sonra sönmüş. Mercan, küçük bir şişeye tulukların birinden zeytinyağı doldurur, kandili yakarım diye avluya çıkmış. İlk tuluğa yaklaşır yaklaşmaz, içindeki haraminin sesi duyulmuş.<br />
- “Çıkalım mı?”<br />
- “Hayır, hayır!” </p>
<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/alibaba.jpg" alt="" title="alibaba" width="125" height="185" class="alignnone size-full wp-image-1990" /><br />
Mercan, o tuluktan ötekine koşmuş. Hangisinin yanına gitse, aynı soruyla karşılaşmış. Fakat sadece son tulukta zeytinyağı varmış. Mercan, onu da sırtlayıp, mutfağa taşımış. Kandiline yeteri kadar zeytinyağı koymuş. Kalanını kocaman bir kazanda iyice kaynatmış. Kızdırdığı kaynar zeytinyağını bütün tulukların ağzından içeri dökmüş. Haramilerin hepsini öldürmüş. Avlunun bir köşesine sinip[2] harami başının ne yapacağını öğrenmek istemiş.<br />
Fazla beklememiş, çok geçmeden harami başı, önceden hazırladığı küçük çakıl taşlarını tulukların üstüne atmış.<br />
Hiç birinde beklediği ses yok.<br />
Dönüp tek tek sormuş;<br />
- “Uyuyor musunuz?” demiş.<br />
Yine hiçbir ses yok. Üstelik tuluklardan sıcak zeytinyağı ve haşlanmış insan kokusu gelmiş. Pabucun pahalı olduğunu anlayan harami başı, hiç durmamış, mağarasına doğru kaçmış.<br />
Evdekiler uyanınca Mercan, Ali Baba’yı bir köşeye çağırıp ona olan biteni anlatmış. Haramileri avluda açtıkları büyük bir çukura gömmüşler.<br />
Harami başı, talihsizliğine kızmış, başına gelenlerden sonra öfke küplerine binmiş, intikam yeminleri içmiş. Kılık kıyafet değiştirmiş, yeniden şehre inmiş. Tam Ali Baba’nın oğlunun dükkânının karşısındaki koskocaman dükkânı kendisine tutmuş. Raflarını göz alıcı Hint kumaşlarıyla doldurmuş. Koca Hüseyin adını takınmış. Sonra sonra Ali Baba’nın oğluyla dost olmuş. Onu sofrasına davet etmiş, ziyafetler vermiş. Ali Baba’nın oğlu, bu ziyafetlerin altında kalacak değil ya? Koca Hüseyin’i yemeğe çağırmak istediğini, babasına da söylemiş.<br />
Ali Baba;<br />
- “Bak, bu iyi!” demiş. “Bu küçük dünyada insana dostlar arasında olmak yaraşır. Çağır, yarın akşam konuğumuz olsun.”<br />
Ertesi akşam sofralar kurulmuş. Koca Hüseyin, Ali Baba ve oğlu, aynı sofra başında buluşmuşlar. Ali Baba, konuğuna saygı göstermiş. Erken gidecek olsa da, onu bu isteğinden vazgeçirmiş.<br />
Koca Hüseyin, -sözüm ona- Ali Baba’nın ısrarlarına dayanamayıp, orada kalmış.<br />
Gecenin ileri saatinde bir dileklerinin olup olmadığını sormak için konuk odasına Mercan gelmiş. Mercan, konuklarının harami başı olduğunu ilk bakışta anlamış, elbisesinin altında bir hançer sakladığını da görüş.<br />
Kendi kendine, ölçüp biçmiş, bir sonuca varmış:<br />
- “Anladım, bunun işi efendimi öldürmek demek? Elimi çabuk tutmalı, onun da boyunun ölçüsünü almalıyım.” diye içinden konuşmuş.<br />
Mercan, mutfağa geçip şarap şişeleriyle geri dönmüş.<br />
Koca Hüseyin;<br />
- “İşte fırsat, avucuma doğdu. Şimdi baba oğul ikisi de sızarlar. O zaman işlerini bitirim.” diye düşünmüş.<br />
İçmişler, içmişler… </p>
<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/mercan.jpg" alt="" title="mercan" width="125" height="188" class="alignnone size-full wp-image-1991" /></p>
<p>Mercan, dansözler gibi giyinmiş. Kuşağının içinde bir hançer saklamış. Saz çalan iki uşakla birlikte içeri girmiş:<br />
Sazlar çalmış, Mercan oynamış.<br />
Sazlar çalmış, Mercan oynamış.<br />
Mercan oynamış, sazlar çalmış.<br />
Mercan oynamış, sazlar çalmış.<br />
Koca Hüseyin, hop oturmuş, hop kalkmış; vakit gelip geçiyor diye üzüldükçe üzülmüş, yalancıktan da olsa, Mercan’ı alkışlamış. Mercan gerçekten güzel dans ediyormuş. Numaradan numaraya geçmiş. Sanki oyunun bir bölümüymüş gibi kuşağından çıkardığı hançerini sağa sola sallamış. Daha sonra eline bir tef almış. Bu tefi, Ali Baba’nın önüne tutmuş. Ali Baba çıkarıp bir altın vermiş. Oğlu da babası gibi davranmış. O da bir altın çıkarıp vermiş. Mercan, oyundur deyip Koca Hüseyin’in yanına gelmiş. Koca Hüseyin, kesesini çıkarmak için elini koynuna sokmuş. Tam bu sırada Mercan öfkelenmiş, hançerini çekmiş, Koca Hüseyin’in kalbine saplamış.<br />
Ali Baba, Mercan’ı bileğinden yakalamış.<br />
- “Çıldırdın mı Mercan? Ne yaptın?” diye sormuş.<br />
Mercan cevap vermiş:<br />
- “Ondan atik davrandım. Harami başının sana yapacağını, erken davranıp ben ona yaptım.”<br />
Böyle der demez, Koca Hüseyin’in koynunda sakladığı yılandilli bıçağını çekip çıkarmış, onlara göstermiş.<br />
Ali Baba, bu yürekli kızı alnından öpmüş:<br />
- “Mercan, sana karşı can borcum var. Bunu kırk katır yükü altın versem de, ödeyemem. Benim gelinim olur musun?” demiş, beklememiş oğluna dönmüş;<br />
- “Oğlum, tamam mı?” diye sormuş.<br />
Oğul bu, babasının sözünün üstüne söz koyar mı hiç? Mercan’la evlenmeyi kabul etmiş. Beklememişler, harami başını avluda bir yere gömmüşler.<br />
Düğün dernek kurulmuş. Dillere destan bir düğün yapılmış.<br />
Ali Baba ve çocukları, el değmedik, bitmez tükenmez hazineleri sayesinde her zaman, her devirde gül gibi geçinip gitmişler.<br />
Üstelik işin kolayını da öğrenmişler.<br />
Paraya sıkıştıklarında;<br />
- “Açıl susam, açıl!” diye seslenmişler.<br />
Bütün kapılar önlerine açılmış.<br />
O açık kapının önünden ben de geçtim amma, size elmadan başka bir şey getiremedim.<br />
Gökten düşmüş, üç sihirli elma.<br />
İster misiniz?[3] </p>
<p>Oyhan Hasan Bıldırki </p>
<p>[1] Eyer, kaltak.<br />
[2] Gizlenmek.<br />
[3] Ben bu masalı ilk defa 1971 yılında Aydın İli Söke İlçesi Bağarası İslamyeniköyü’nde yaşayan Rıdvan Güzel’den dinledim. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/ali-baba-ve-kirk-haramiler/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oduncu masalı</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/oduncu-masali</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/oduncu-masali#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Jul 2011 16:23:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[oduncu]]></category>
		<category><![CDATA[oduncu masalı]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masal]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masallar]]></category>
		<category><![CDATA[türk masalı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=1971</guid>
		<description><![CDATA[ODUNCU Bir varmış, bir yokmuş Allah’ın kulu çokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde uzak bir ormanda, bir oduncu ve karısı yaşarlarmış. Oduncu gündüz ormanda ağaç keser, akşamüzeri odunları satar. Eline geçen paralarla bakkaldan bir şeyler alır ev,ne getirirmiş. Sonra da birlikte eğlenip dururlarmış. Onlar böyle geçinedursunlar, padişah geceleri mum yakılmasını yasaklamış. Bu yasağa herkes [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/07/oduncu.jpg" alt="" title="oduncu" width="200" height="160" class="alignnone size-full wp-image-1973" /></p>
<p><strong>ODUNCU</strong>	</p>
<p>Bir varmış, bir yokmuş Allah’ın kulu çokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde uzak bir ormanda, bir oduncu ve karısı yaşarlarmış. Oduncu gündüz ormanda ağaç keser, akşamüzeri odunları satar. Eline geçen paralarla bakkaldan bir şeyler alır ev,ne getirirmiş. Sonra da birlikte eğlenip dururlarmış.</p>
<p>Onlar böyle geçinedursunlar, padişah geceleri mum yakılmasını yasaklamış. Bu yasağa herkes uymuş ama bizim odunca gece mum yakmaktan, çalıp oynamaktan vazgeçmez.</p>
<p>Bir gece padişah çıkıp mahalleleri, evleri dolaşmaya başlar. Geze geze oduncunun evine kadar gelir, bakar ki, bir gürültü bi tıngırtı, çalgı gırla gidiyor.</p>
<p>Padişah bir süre pencerenin aralığından onları seyreder, pek hoşuna gider ve oduncunun evini unutmamak için kapısına bir işaret koyup uzaklaşır.</p>
<p>Ertesi gün adamlarına oduncunun evine gitmelerini bir at ve elbise götürmelerini söyler. Onlar söyleneni yaparlar ama oduncunun karısı “ kocam evde yok, odun kesmek için ormana gitti” der. Onlarda oduncuyu ormanda bulurlar. Padişahın gönderdiği urbaları giydirip, ata bindirerek yola çıkarırlar. Yolda giderlerken oduncuyu gören dilenciler oduncudan para istemişler. Oduncu elini cebine sokar ve para olmadığını görünce,”dönüşte , dönüşte” diye bağırır. Bu arada padişahın yanına getirirler. Padişah bu oduncudan çok hoşlanır ve ona kapıcıbaşı ünvanını verir ve güzel bir kılıcıda eline vrdirir.</p>
<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/07/oduncu-masali.jpg" alt="" title="oduncu-masali" width="272" height="204" class="alignnone size-full wp-image-1972" /></p>
<p>Oduncu evine dönerken yolda yine o dilencilerle karşılaşır, dilenciler yine para isterler, ellerini cebine atar, para yoktur”Siz dede yok, bende de yok” diye diye evine kadar gider.</p>
<p>Eve geldiğinde karısı kapıyı açar. Oduncu içeri girer. Oturup konuşmaya başlarlar.. Adam o gün başından geçenleri anlatır. Bu arada akşam karanlığı basar, karınları acıkır. Adam “bu iyi olmadı” der. Para pul ve yiyecekleri yoktur.</p>
<p>Kadın” Hadi git şu padişahın verdiği kılıcı sat yiyecek bir şeyler al” der.</p>
<p>Adam kılıcı alır bakkala gider, yiyecek bir şeyler alır, karısıyla birlikte yer, içer eğlenirler.Padişahın adamlarından biri kılıcı bakkala bıraktıklarını görüp, padişaha anlatır. Bu arada oduncu da kendine tahtadan bir kılıç yapar. O zamanlarda bu şekilde kılıç verilen kişiler aynı zamanda padişahın korunmasından da sorumlu olurlarmış Padişah oduncuyu yanına çağırıp, hadi kurtar beni diye bağırmış. Oduncu tahta kılıcına sarılıp”Allah Allah” diye saldırmış karşısındaki askerlere. O tahta kılıçla öyle şeyler yapmış ki, hepsi şaşırmışlar.</p>
<p>Padişah ona yeni bir kılıç ve altın verdirmiş. Oduncuya bir de konak vermiş. Oduncu ve karısı ömürlerinin sonuna kadar o konakta mutlu mesut yaşamışlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/oduncu-masali/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kara Tren</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/kara-tren</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/kara-tren#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Jun 2011 01:10:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[kara tren]]></category>
		<category><![CDATA[kara tren masalı]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>
		<category><![CDATA[masallar diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[seçme masallar]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masal]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masallar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk masalları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=1918</guid>
		<description><![CDATA[Kara Tren Evvel zaman içinde bir orman varmış. Bu ormanın kenarından tren yolu geçermiş. Her gün bir tren kasabadan kente giderken bu ormanın yamacından geçermiş. Ormandaki hayvanlar treni çok severlermiş. Tren ormanın kenarına gelince düdüğünü öttürür haber verirmiş: Düüüüüütt!.. O zaman hayvanlar ormanın kenarına koşarlarmış. Tavşanlar, sincaplar kulaklarını sallayarak onu selamlarmış. Çiçekler bile başlarını sallar, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/06/kara-tren-300x225.jpg" alt="" title="kara-tren" width="300" height="225" class="alignnone size-medium wp-image-1919" /></p>
<p><strong></p>
<p>Kara Tren</strong></p>
<p>Evvel zaman içinde bir orman varmış. Bu ormanın kenarından tren yolu geçermiş. Her gün bir tren kasabadan kente giderken bu ormanın yamacından geçermiş. Ormandaki hayvanlar treni çok severlermiş. Tren ormanın kenarına gelince düdüğünü öttürür haber verirmiş: Düüüüüütt!.. O zaman hayvanlar ormanın kenarına koşarlarmış. Tavşanlar, sincaplar kulaklarını sallayarak onu selamlarmış. Çiçekler bile başlarını sallar, kuşlar onunla yarışırlarmış. Trende keyifli keyifli çuf, çuf çuf çuf eder, puf puf puf diye dumanını çıkararak geçer gidermiş.</p>
<p>Bir gün kara karga, “Aman bıktım bu trenin sesinden” diye gecirmis icinden. Kargaların kendi sesleri çirkin olduğu için olacak, trenin sesini, güzel düdüğünü sevmemiş bizim kara karga. Sonra da gidip trene şöyle demiş: “Biz senin sesini sevmiyoruz öttürüp durma.”Tren bu işe çok üzülmüş. “Beni seviyorlar sanıyordum” demiş. Ertesi günü ormanın kenarına varınca her zamanki gibi düdük çalacakmış, ama karganın söyledikleri aklına gelince `düt` demiş kesmiş düdüğü. Sonra da kimse duymasın diye çok, ama çok yavaş geçmiş gitmiş: Çuf, çuf, çuf, puuuuff… dumandan anlamış ormandakiler trenin geçtiğini hemen koşmuşlar ama yetişememişler. Tren o kadar yavaş gitmiş ki kente geç gelmiş. Makinistler merak etmişler. Acaba bir arıza mı var diye. Oysa tren yavaş gittiği için gecikmiş.Ertesi gün tren ormanın kenarına gelince düdüğünü hiç çalmamış. Sonra da “düdük çalmadan, ormandakileri görmeden ne diye gideyim, hiç gitmem” demiş. Orada durmuş kalmış. Kentte beklemişler. Tren gelmemiş. Makinistler “Dünden belli oluyordu, arıza yaptı herhalde” demişler. Yeni bir lokomotif çıkarmışlar ve treni kasabaya geri çekmişler. Ertesi gün trene bakmaya karar vermişler.Bu sırada ormandakiler toplanıp aralarında konuşmuşlar. Treni özledik ne yapsak, diye düşünmüşler. Kuşlar ağlamışlar. Bize darıldı diye üzülüyorlarmış. Kara karga olanları görünce yaptığı yanlışı anlamış. “Sanırım siz seviyordunuz. Oysa ben ötmemesini söyledim. Ama üzülmeyin gider kendim anlatırım.” demiş ve ormanda herkes seni çok seviyor ve sen geçmediğin için üzülüyorlar.Kara tren bunu duyunca çok sevinmiş. “Yarın geleceğim git söyle” demiş.Ertesi gün makinistler gelmişler. Trende hiçbir arıza bulamamışlar. Çok şaşırmışlar. Yağlanması gerektiğini düşünmüşler. Treni bir güzel yağlamışlar. Sonra da yola çıkarmışlar. Tren koşa koşa ormana gelmiş. Gelince de uzun bir düdük çalmış. Düüüüüüüüüü…üüüüüü…..üüüüüüüt. Sincaplar, tavşanlar, kuşlar koşmuşlar trene, trende gene çuf çuf çuf, diye keyifle giderken puf puf puf, diye dumanını taa göklere salmış. O gün kente tam vaktinde varmış ve bir daha hiç bozulmamış.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/kara-tren/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

