Masal diyarı
Masallar diyarı

Son Yazılar

Facebook Sayfamız

 

Ekim 19th, 2011 | in Masal diyarı | 17 tane yorum

Bayramlık

O bayram Enes ve Merve’nin keyfine diyecek yokmuş doğrusu. Bu denli sevinçli olmalarının tam tamına dört nedeni varmış.
Birincisi; Haluk amcaları, Gülgün yengeleri ve en önemlisi de kuzenleri Gamze ablaları ile Mehmet’in o bayram tatilinde Ankara’dan İstanbul’a onlara konuk gelmeleri imiş.
Gamze abla, Enes ve Merve’den çok büyükmüş. Bu yıl üniversiteye başlamış. O onbeş yaşında güzeller güzeli bir genç kızmış. Mehmet ise ilkokul dördüncü sınıfa gidiyormuş. Enes’ten iki yaş küçük, Merve’den iki yaş büyükmüş. Mehmet her iki kardeşle de çok iyi arkadaşmış. İşte Enes ve Merve’nin bu kadar mutlu olmalarının birinci nedeni buymuş.
İkinci nedeni ise; bayramlaşmaya gittiklerinde akrabaları onlara o kadar çok bayramlık vermişler ki rüyalarında görseler inanmazlarmış.
Eve döndüklerinde Enes, Merve ve Mehmet paraların durup durup sayıp ceplerine yerleştiriyorlarmış. Sonunda Enes ve Merve’nin annesi Semiha hanım:
- Çocuklar dikkat edin paralarınızı kaybetmeyin, yazık olur; az para değil demek zorunda kalmış.
Babaları Serhat bey de:
- Paranızı ıvır zıvıra harcamazsanız siz akşam üstü Tatilya’ya götürürüz demiş.
Tatilya sözünü duyan bu üç sevimli yaramaz seslerinin bütün gücüyle `yaşasın’ diye haykırıp havalara sıçramışlar. Tatilya istanbul da bir eğlence merkeziymiş. İşte çocukların sevinçli olmasının üçüncü sebebi de buymuş.
Bu üç sevinçli olaydan ötürü çocuklar evin içerisinde oradan oraya koşup her türlü yaramazlığı yapmışlar. Gürültüye daha fazla dayanamayan Mehmet’in annesi Gülgün Hanım:
- Hadi bakalım topunuzu alın, birazda dışarıda oynayın. Kimsede kafa bırakmadınız, bizde zaten birazdan birkaç akrabayı daha ziyarete gideceğiz, demiş.
Çocuklar dışarı çıkınca Gamze’ye çocuklara göz kulak olmasını tembih edip, sonrada çıkıp gitmişler.
Enes Mehmet ve Merve top oynarlarken Gamze de bahçe duvarının üzerine oturmuş onları seyre koyulmuş.
Bir ara Gamze’nin gözüne bir şey ilişmiş. Karşı bahçenin duvarının üzerinde on-oniki yaşlarında, eski giysili bir çocuk oturmuş hem çocukların oyunlarını seyrediyor, hem de sessizce içini çeke çeke ağlıyormuş.
Gamze bu zavallı çocuğa çok acımış, aklından `herhalde onun oyun oynayacak topu yada arkadaşı yok, çocuklara katılmaya da cesaret edemiyor bu yüzden ağlıyor’ diye geçirmiş. Sonra da çocukları çağırarak o zavallı çocuğu da oyunlarına dahil etmelerini istemiş.
Enes, Merve ve Mehmet hemen koşarak çocuğun yanına gitmişler. Mehmet çocuğa ismini sormuş, çocuk başını iyice kollarının arasına gömerek zor duyulur bir sesle;
- `Mustafa’ demiş.
Mehmet:
- Neden ağlıyorsun Mustafa? Oyun oynamak istiyorsan bizimle oynayabilirsin, yoksa bu yüzden mi ağlıyorsun diye sormuş.
Mustafa:
- Hayır ben onun için ağlamıyorum, oyun oynamakta istemiyorum, demiş.
Çocuklar:
- Peki o halde neden ağlıyorsun? demişler.
Mustafa:
- Benim kardeşim çok hasta. Doktora götürecek, ilaç alacak paramız yok. Kardeşim ölür diye üzülüyorum onun için ağlıyorum diye cevap vermiş.
Merve:
- Senin annen, baban yok mu? Üzülme onlar kardeşini doktora götürür, ilaç alırlar kardeşin iyileşir demiş.
Mustafa:
- Babam çalışmıyor, iş aradı bulamadı. Bazen inşaatlarda çalışıyor, onunla da ancak karnımızı doyurabiliyoruz. Kardeşimi doktora götürecek, ilaç alacak paramız yok demiş.
Bu sözleri duyan Mehmet hemen elini cebine atmış, tüm parasını çıkarıp, Mustafa’ya uzatmış. Enes ile Merve de paralarını vermek üzere imişler ki Gamze ablaları yanlarına gelerek neler olup bittiğini sormuş. Çocuklar Mustafa’nın söylediklerini Gamze’ye anlatmışlar.
Gamze:
- Çocuklar öyle olmaz, durun bakalım demiş ve Mustafa’ya evlerinin nerede olduğunu sormuş.
Mustafa çok yakında yıkık dökük gecekondu gibi bir evi göstererek:
- İşte burada oturuyoruz demiş.
Gamze Mustafa’ya gidip babasını çağırmasını söylemiş. Mustafa sevinçle evlerine koşup babası ile çıkagelmiş. Gamze olanları bir de Mustafa’nın babasından dinlemiş. Mustafa’nın doğru söylediğini anlayınca hem Gamze hem de diğer çocuklar paralarını bu yoksul adama vermek istemişler. Ama yoksul adam:
- Olmaz paranızı alamam. Sonra anneleriniz ve babalarınız sizden bu parayı zorla aldığımı düşünürler demiş.
Gamze:
- Ama neredeyse akşam olacak, çocuğunuzu doktora götürmezseniz tehlikeli olmaz mı? diye sormuş.
Zavallı adamcağız:
- Bilmiyorum belki de tehlikeli olabilir, ama elden ne gelir demiş.
O zaman Gamze:
- Sen bu paraları al annemiz babamız bize kızsa da zararı yok. Bir can kurtarmak daha önemli deyip paraları zorla adama vermişler. Adam sevinerek yanlarından ayrılmış.
Az sonra çocukların anne ve babaları misafirlikden dönmüşler. Onların böyle süklüm püklüm suç işlemiş gibi oturduklarını görünce yanlarına gelip sebebini sormuşlar.
Gamze olayı bütün ayrıntıları ile anlatmış. Her iki aile de çocuklarının bu davranışından ötürü gurur duymuş onları tebrik etmişler.
O bayram Gamze, Enes, Mehmet ve Merve Tatilya’ya gidememişler ama iyilik yapmanın mutluluğunu duymuşlar.
İşte çocukların dördüncü sevinçlerinin sebebi de buymuş.

Etiketler:, , , , , ,

Ekim 6th, 2011 | in Masal diyarı | 2 tane yorum

Değirmenci ile Tilki

Vakti zamanında bir değirmenci varmış Bu değirmencinin de pek çok tavuğu varmış Tilkinin biri bu tavuklara müptelâ olurBir gün değirmenciye der ki:
“Değirmenci, eğer bana bir tavuk verirsen sana ömrünce unutamayacağın bir iyilik yapacağım”
“Yahu sen benim tavuklarımdaN ne istersin, bırak benim yakamı Seni vurup öldürürüm, eceline mi susadın?”
Değirmenci yakayı kurtaramayacağını anlayınca tilkiye bir tavuk verir Tavuğu yiyen tilki yola koyulur Az gider, uz gider, doğruca bir padişahın yanına gider Buna:
“Tilki kardeşlik, tilkiler tekin değildir, sen ne işle geldin?”
“Padişahım sorma, sana büyük bir haber getirdim”
“Neyin nesi?”
“Bir ‘çak çak padişahı’ var, bütün askerini topladı, geliyorSeni berhava edecek”
“Yahu, ben ona ne yaptım da beni berhava edecek?”
“Ya kızını ona vereceksin, yoksa kökünü kesecek senin”
Padişah hemen vezirleri toplar, bu işi konuşmaya başlar
“Gelin bakalım arkadaşlar, bu ‘padişah ama ‘Çak çak’ı ne oluyor acaba?
Kimse bilemez Sonunda kızı vermeye razı olurlar
“Peki, tilki kardeşlik, bir kere damadımızı görelim, sonra kızımızı vereceğiz
Tilki oradan doğruca değirmencinin yanına gelir “değirmenci, değirmenci!”
“Ne var tilki kardeşlik, niye geldin?”
“Arkadaş, tavuğunu yedim ama sana büyük bir insanlık yaptım” Ne yaptın?”
“Seni ‘padişah’ diye filancı padişaha duyurttum, şimdi seni oraya götüreceğim Kızını sana alacağız”
“Olur mu yahu, kızını bana verir mi? Üstüm başım unlu, saç sakal birbirine karışmış bırak yakamı benim”
“Yahu senin neyine gerek, haydi”
Tilki değirmenciyi kandırıp yola çıkarlar Padişahın sarayına yaklaşınca tilki değirmenciye derki:
“Sen burada dur, ben gidip padişahtan sana bir kat elbise alıp geleyim”
Tilki saraydan içeri girer, padişahla karşılaşırlar:
“Tilki kardeşlik, hani bizim damat, neye gelmedi?”
“Efendim gelirken harıktan atlarken ayağı kayıp düştü Eee
Ne de olsa bu da padişah, üstü başı perişan Öyle gelemez ya, ona bir kat elbise”
Tilkiye çok güzel bir kat elbise verirler Tilki bu elbiseyi değirmenciye giydirir, bunu süsleyip püsleyip alıp gider Yolda da tembihlerde bulunur
“Sen böyle elbise giymemişsindir Sakın elbiselere bakma; yoksa değirmenci olduğunu söylerim”
Sarayda yerler, içerler, konuşurlar, değirmenci boyuna elbiselere bakar, zavallı o güne kadar öyle elbise giymemiş de görmemiş de Padişah gizlice tilkiyi dışarıya çağırır:
“Yahu, bizim damat neyin nesi, boyuna elbiselere bakıyorlar”
“Efendim, onun elbiseleri çok kıyak idi, bunları beğenmedi de onun için bakıyor Siz ona kötü elbise verdiniz”
Tekrar bir kat elbise getirmeye giderler Tilki de değirmencinin yanına gidip bir daha tembih eder:
“Bu sefer de elbiselere öyle bakarsan senin değirmenci olduğunu söyleyeceğim”
Yeni elbiseleri giyen değirmenci bir daha elbiselere bakmaz
Korku cana fayda vermez Padişah kızını veremezse harp var geride Kendisinin de fazla askeri yok, muhakkak başına bir belâ çıkaracak Kızını buna verir Yanlarına biraz asker verip bunları yolcu eder
Tilki daima önden gider, yolda rastladığı davar sürüsünün çobanına der ki:
“Çoban kardeşlik, sürüyü yolun kıyısına indireceksin, padişah geliyor, o gelince : “Ey padişahım, sen sağol, malın davarın sağolsun” diye bağıracaksın”
Tilki bu işleri böyle yapa yapa bir büyük saraya yaklaşır O sarayda da yedi tane dev kalıyormuş Devler tilkiyi görünce sorarlar:
“Niye geldin tilki?”
“Size bir haber getirdim”
“Ne haberi getirdin?”
“Çak çak padişah geliyor, bütün ordusunu topladı, sizin kökünüzü kesecek”
“Tilki kardeşlik, ne edelim?”
“Sizin ot mereğiniz yok mu?”
“Var, ne olacak?”
“Siz otların içerisine sokuluverin, ben padişaha sizin kaçıp gittiğinizi söylerim”
Devler ot mereğine girerler, tilki bunların üzerinden kapıyı kilitler Dama çıkıp üç dört teneke gaz döker O mereğinde devleri cayır cayır yakar
Padişah gelir, saraylara girerler Kızın babasında ne öyle halı var, ne öyle eşya var
Asker orada bir hafta kaldıktan sonra geri döner Değirmenci padişahın kızı ve tilki orada kalırlar Tilki bir gün değirmenciye der ki:
“Ey ağa sana ne işler yaptım Gidip şu değirmende kalan tavukların diğerlerini de yiyip geleyim mi? Müsaaden var mı?”
“Git ye bakalım!”
Tilki tavukları yer gelir Bir gün değirmenciye der ki:
“Ağa, ben sana bu kadar insanlık yaptım, ölürsem beni ne yaparsın?”
Bir gün tilki yalandan ölür Değirmenci de avdaymış Gelince karısını ağlar bulur, sorar:
“Ne oldu, niye ağlıyorsun?”
“Bu tilki ile gönlümü eğliyordum, o da öldü”
“Adam sen de, ben de bir şey var zannettim” diye değirmenci tilkiyi pencereden aşağı atar Tilki kurnaz, yere düşer mi, ayakları üzerine düşer?
“Ya, boşuna ‘İnsanoğlunun başı kılıdır’ dememişler, ettiğin iyiliği bilmez ki Şimdi söyleyeyim mi senin aslını, neslini?”
“Tilki kardeşlik, ben seni sınamak için attım” Tilkiyi zorla inandırır
Birkaç yıl sonra tilki hakikaten ölür Bunu zembile koyup tavandan asarlar Bir müddet sonra tilki kokmaya başlayınca tilkinin hakikaten öldüğünü anlarlar Ölüsünü kaldırıp kapı dışarı atarlar
Onlar da yeyip içip muratlarına ererler.

Etiketler:, , , , , , , , , ,

Eylül 22nd, 2011 | in Masal diyarı | 6 tane yorum

Dört Kelebek

Dört tane kelebek bir gün bir ateş görmüşler. Bunun nasıl bir şey olduğunu öğrenmek istemişler. Birinci kelebek ateşe biraz yaklaşmış ve üzerinin aydınlandığını görmüş. Arkadaşlarının yanına gelmiş ve:

-Bu ateş aydınlatıcı bir şey!, demiş..

İkinci kelebek bununla yetinmeyerek daha fazla şey öğrenmek istemiş. Biraz daha yaklaşmış ve ısındığını hissetmiş… Demiş ki:

-Aynı zamanda bu ateş ısıtıcı bir şey!

Üçüncü kelebek bununla da yetinmemiş, Biraz daha biraz daha yaklaşmış. Bir anda ateşin kanatlarını yaladığını hissetmiş ve yanmış kanatlarıyla geri dönmüş… Şöyle demiş:

-Ve bu ateş yakıcı bir şey!

Sonuncu kelebek daha da çok şey öğrenmek istiyormuş. Biraz yaklaşmış, aydınlandığını görmüş. Biraz yaklaşmış, ısındığını hissetmiş. Biraz daha yaklaşmış, ateş kanatlarını kavurmuş.

ve biraz daha yaklaştıktan sonra tamamen yanan kelebek “poff !” diye ortadan kayboluvermiş…

Ateşin gerçekten ne olduğunu belki bir tek o öğrenmiş ama geri dönüp söyleyememiş… Çünkü o kaybolmuş ateş içinde ve bir şeyi, ancak içinde kaybolan bilebilirmiş!

Etiketler:, , , , , , , , , ,

Sitemiz Google aramalarında : Masal dinle, Masal diyarı , Masal, Masallar ve Sesli masal kelimelerince öncülük etmektedir. Oyun sitemiz Oyun ingilizce masal bölümüne girmek için: ingilizce masallar