<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Masal diyarı &#187; naz ferniba</title>
	<atom:link href="http://www.masaldiyari.net/tag/naz-ferniba/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.masaldiyari.net</link>
	<description>Masallar diyarı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 30 Jan 2012 20:36:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>Kaybolan Hazineler</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/kaybolan-hazineler-2</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/kaybolan-hazineler-2#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Apr 2009 15:06:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[Kaybolan hazineler]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[masal diyarları]]></category>
		<category><![CDATA[masal dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>
		<category><![CDATA[masallar alemi]]></category>
		<category><![CDATA[masallar diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[naz ferniba]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=505</guid>
		<description><![CDATA[Kaybolan hazineler Sevgili aynacık gecelerden bir gece o güzel masallarından birisini seçerek padişah kızının yanına gelmiş: Ey padişah kızı, bu gece sana uzun bir masal anlatacağım. İyi dinle. Gözlerini hemencecik uykuya teslim etme. Uzun zaman önce; belki bin yıl, belki iki-bin yıl önce bir padişah varmış. Bu padişah çok uzak memleketlerin birisinde yaşıyormuş. Bu ülke [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a rel="attachment wp-att-506" href="http://www.masaldiyari.net/kaybolan-hazineler-2/kaybolan/"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-506" title="kaybolan" src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2009/04/kaybolan-150x150.jpg" alt="kaybolan" width="150" height="150" /></a></strong></p>
<p><strong>Kaybolan hazineler</strong></p>
<p>Sevgili aynacık gecelerden bir gece o güzel masallarından birisini seçerek padişah kızının yanına gelmiş: Ey padişah kızı, bu gece sana uzun bir masal anlatacağım. İyi dinle. Gözlerini hemencecik uykuya teslim etme.</p>
<p>Uzun zaman önce; belki bin yıl, belki iki-bin yıl önce bir padişah varmış. Bu padişah çok uzak memleketlerin birisinde yaşıyormuş. Bu ülke öyle uzakmış ki, oraya varmak için yüz tane dağ, elli tane ova, beş-yüz tane de ırmak geçmek gerekiyormuş. İşte ben sana bu ülkede geçen bir olayı anlatacağım bu gece.</p>
<p>Birgün ülkenin padişahı veziri ile beraber şehri dolaşmaya çıkmış. Herkes kendi işiyle ilgileniyor, bir koşturmacadır devam ediyormuş. Her sabah olduğu gibi bu sabah da dükkanlar bir bir açılmış. Padişah, halkının böylesine çalışkan olmasından büyük bir memnunluk duyuyormuş.</p>
<p>Yürürken karşılarına bir demirci dükkanı çıkmış. Demirci, ikidebir örsün başına geliyor ve ağlıyormuş. Öyle bir ağlıyormuş ki, görenin merak etmemesi mümkün değilmiş. Bütün gün bunu yaptığı için hiç müşterisi kalmamış zavallı adamın. Çünkü ağlamaktan iş yapamıyormuş. Tabiî ki durumu gören padişah da meraklanmış.</p>
<p>- Çok garip, demiş içinden. Ne ola ki bu adamın derdi? Bilebilsek de bir yardımımız dokunsa.</p>
<p>Hemen vezirine emir vermiş:</p>
<p>- Tez öğrenin bu adamın derdini, bana haber verin.</p>
<p>Yürümeye devam etmişler. O sokak senin, bu sokak benim dolaşıyorlarmış. Padişah halkının durumunu merak ettiği için her şeyi inceliyormuş.</p>
<p>Karşılarına bir bahçe çıkmış. Bahçede çeşit çeşit ağaç varmış. Birden gördükleri şeye inanamamışlar. Bahçıvan kocaman bir elma ağacının yanında bekliyor, birden ağacın başında bir şey görmüş gibi sevinçle ağaca tırmanmaya başlıyor, fakat ağlaya ağlaya geri iniyormuş. Padişah hiçbir anlam verememiş adamın bu davranışına:</p>
<p>- Acep bu bahçıvanın derdi ne ki?</p>
<p>Vezirine dönmüş ve;</p>
<p>- Bu adam neden böyle yapmaktadır öğrenesin, demiş.</p>
<p>Padişah vezirle beraber yine yoluna devam etmiş. Hava öyle güzelmiş ki, yürüdükçe yürümek istiyorlarmış. Her taraf yemyeşilmiş. Rengarenk çiçeklerin kokusu insanı sevince boğuyormuş. Neşeyle biraz daha yürümüşler. Bu sefer de karşılarına bir dilenci çıkmış. Bu dilencinin gözleri görmüyormuş. Fakat garip olan, yoldan gelip-geçen insanlar bu dilencinin ensesine bir tokat indirip avucuna para bırakıyorlarmış. Dilenci her tokat yiyişinde;</p>
<p>- Sağolun, eksik olmayın; diyormuş.</p>
<p>Padişah hayretler içinde kalmış. “Acaba bu insanlar delirmiş de benim mi haberim yok”, diye kendi kendine sorar olmuş. Bir yandan da kızıyormuş:</p>
<p>- Şu devletin padişahıyım. Bu insanların bir derdi olmalı ki böyle garip davranıyorlar. Ve ben bütün bunlardan habersizim. Kimbilir daha kaç kişi böyle acı çekiyor.</p>
<p>Vezirine;</p>
<p>- Bu dilencinin de derdini dinleyin, demiş. Hepsinin başına ne geldiğini tez öğrenmek isterim.</p>
<p>Padişah ile vezir saraya dönmüşler. Fakat padişah huzursuz, bütün gördüklerinden şaşkına dönmüş.</p>
<p>Vezir hemen ertesi gün bu üç adamı saraya çağırtmış. Demirci, bahçıvan ve dilenci biraz korkmuşlar. Fakat emir padişahtan, gitmek zorundaymışlar. Endişeli endişeli sarayın yolunu tutmuşlar. Önce demirci başlamış başından geçenleri anlatmaya:</p>
<p>- Birgün dükkanımın önünden tavuk satan bir adam geçiyordu. Onu hemen durdurup iki tane tavuk satın aldım. Çırağımla bu tavukları eve gönderdim. Çırağa, “Hemen ikisini de pişirsinler. Birini kendileri yesin, diğerini de bana göndersinler. İşim çok. Bütün gece çalışabilirim.” dedim. Akşam vakti çırak tavuğu getirdi bana. Öyle acıkmışım ki, ocağın başına soframı kurdum. Oturdum bir güzel tavuğu yemeye başladım. O sırada örsün yanında bir kedi ortaya çıktı. Nereden geldiğini görmemiştim. Yediğim tavuktan istediği açıktı. Miyavlayıp duruyordu. Fakat ne kadar yalvardıysa tek bir lokma dahi vermedim kediye. Tavuğun bir budu bir de kanadı kalmıştı geriye. Tam kanadı yiyecekken kedi konuşmaya başladı: “Bana o kanadı verirsen, karşılığında sana yüz tane altın veririm.” Kedinin konuşması beni şaşırtmıştı, ama onu dinlemedim. Kanadı da afiyetle yedim. Tavuğun budunu elime almıştım ki, kedi yine konuşmaya başladı: “Budu yeme. Bana ver. Buna karşılık sana bir hazine veririm.” Ben kediyi kovaladım. Ve budu da bir güzel yedim. Budu tam bitirmiştim ki kedinin birden ortadan kaybolduğunu farkettim. Nereye gitmişti anlamadım. Fakat kedinin bulunduğu yerde bir parıltı vardı. Yaklaştım, bir de ne göreyim. Bir delik ve bu delikten bir hazine görünüyor. Elimi uzattım. Ama elimi her uzatışımda hazine kayboldu. Çıldıracaktım. Uzaklaşıyordum, hazine ortaya çıkıyordu. Yaklaşıyordum, kayboluyordu. Bunun için o günden beri örse yaklaşıp yaklaşıp ağlıyorum.</p>
<p>Demircinin hikayesini dinledikten sonra sıra bahçıvana gelmiş. O da başına gelenleri şöyle anlatmış:</p>
<p>- Bir sabah meyveleri toplamak için bahçeye girdim. Elma ağacının başına çıkmış bir bir meyveleri topluyordum. Bu sırada tam karşımda duran çok güzel bir kuş gözüme çarptı. Daha önce böylesine güzel bir kuşu hiç görmemiştim. Kuşu yakalamak için elimi uzattım, fakat o daha hızlı davrandı ve beni yakaladığı gibi havalandı. Bir süre uçtuktan sonra kocaman bir gül bahçesine indik. Daha önce bu kadar güzel bir gül bahçesi de görmemiştim. Güller öyle güzel açmıştı ki, o renkte güllerin varlığını bile bilmiyordum. Akılım başımdan uçtu gitti. Bahçede deli-divane gezinirken bir ihtiyar çıktı karşıma. Beraberce bir köşeye oturduk. Benimle konuşmaya başladı: “O kuşu sana ben gönderdim. Seni alıp getirmesini ben istedim ondan. Seni oğlum olarak seçtim.” Bunları söyledikten sonra bahçenin ortasında bulunan muhteşem bir saraya gittik. Sarayda bir hazinesi vardı ve bu hazineyi bana gösterdi. Bu kadar çeşit mücevheri bir arada görmek benim için sadece rüyalarda mümkün olabilirdi. İhtiyar bana; “Yaşlandım, yakında öleceğim. Oğlum olmayı kabul edersen bütün bu gördüklerin senin olacak.” dedi. Teklifi sevinçle kabul ettim tabiî ki. İhtiyar adam bir ara dışarıya çıktı. Ben de onun gidişinden faydalanmak istedim ve bir yüzüğü cebime attım. Adam geri geldiğinde yüzündeki ifade değişmişti. Kuşu çağırdı, “Bu adamı nereden getirdiysen oraya götür. Ben böyle bir evlat istemiyorum.” dedi. Kuş beni yakaladığı gibi elma ağacının başına getirdi. Şimdi aşağıda olduğum zaman kuşu aynı yerde görüyorum. Hemen ağaca tırmanıyorum. Fakat kuş kaybolmuş oluyor. Ağlayarak tekrar iniyorum.</p>
<p>Bahçıvanın hikayesi de böyleymiş. Hayretle dinliyorlarmış bu garip adamların başından geçenleri. Sıra dilenciye gelmiş. Onun da hikayesini ilgiyle dinlememek mümkün değilmiş:</p>
<p>- Ben sapasağlam bir insandım. Gözlerim görüyordu. Bir işim vardı. Mutluydum. Yetmiş tane atım vardı benim. Onlarla yük taşırdım. İşim iyiydi. Kimseye muhtaç değildim. Fakat açgözlülüğüm yüzünden her şeyimi kaybettim. Birgün bir tüccar atlarımı kiraladı. Bütün yükü güzelce yerleştirdik ve beraber yola çıktık. Konuşa konuşa yolumuza devam ediyorduk. Bir ara adam yükün tamamının altın olduğunu söyleyiverdi. Bir anda aklıma olmadık kötülükler gelmeye başladı. Zengin olabilirdim. İçimdeki ses tüccarı öldürmemi söyleyip duruyordu. Issız bir yerden geçiyorduk. Ben atları durdurdum. Tüccar karşı çıktı: “İşim çok acele, durmadan devam etmeliyiz.” Fakat ben onu dinlemiyordum. “Seni öldüreceğim ve bütün altınlar benim olacak.” diyordum adama. Adam altınların yarısını teklif etti, ama kabul etmedim. İlle de hepsi olacak diye tutturmuştum. Hem adamı bırakırsam beni şikayet etmesinden korkuyordum. Öldürmeliydim. Gözüm hiçbir şey görmüyordu. Bu kadar kötü kalpli olduğumu ben de bilmiyordum. Meğer öyleymiş. Demek ki para, insanı bu kadar değiştirebiliyormuş. Tam elimdeki bıçağı saplayacaktım ki, adam beni durdurdu. “Dur” dedi. “Bende bir sürme var. Göze sürüldüğü zaman toprak altında ne kadar hazine varsa hepsi görülüyor.” Bıçağı çektim. “Sür de görelim”, dedim. Keşke demeseydim. Sürmeyi cebinden çıkardı ve tek gözüme sürdü. Gerçekten de dediği doğruydu. Toprak altındaki hazineleri görebiliyordum. Bu sefer de öteki gözüme sürmesini istedim. “Olmaz” dedi. “Eğer iki gözüne sürersem kör olursun ve bir daha hiçbir şey göremezsin.” İnanmadım. Diğer gözüme de sürme çektirdim. Ve bir anda her taraf karardı. Artık hiçbir şey görmüyordum. Tüccar atlarımı da alarak kaçtı. Yaptıklarımın cezasını enseme tokat attırarak ödemeye çalışıyorum. Akılsızlığıma yanıyorum.</p>
<p>Padişah hikayelerin hepsini dikkatle dinlemiş, adamlara acımış. Hemen onlara hazineden para verdirmiş. Ve sarayda görevlendirmiş onları. İnsanlara başlarından geçen olayları anlatacaklarmış. Anlatacaklarmış ki hiçkimse böyle açgözlü olmasın</p>
<p>Naz Ferniba</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/kaybolan-hazineler-2/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Leylası Olduğum</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/leylasi-oldugum</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/leylasi-oldugum#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2009 15:19:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[La Fontaine Masalları]]></category>
		<category><![CDATA[leylası olduğum]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal alemi]]></category>
		<category><![CDATA[masal blog]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[naz ferniba]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=287</guid>
		<description><![CDATA[Leylası olduğum Zamanın birinde, hani sultanların tahtırevanlarda o yakadan bu yakaya sırtlarda taşındığı, kölelerin ard arda dizilende sonu üç dağ gerisine denk düştüğü, cariyelerin  alımlısının değil akıllısının sultan anası olduğu, akçenin altın gümüşe vurulduğu, kervanların ticareti sahiplendiği, haberin kuş ile kulaktan kulağa verildiği zamanın birinde;  güneşin sıcağı altında uçsuz bucaksız uzanan çölün vahalarından belki de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><strong><strong><span style="font-size: x-small;"><span style="color: #000000;"><img title="masal3" src="../wp-content/uploads/2009/03/masal3-300x225.jpg" alt="masal3" width="300" height="225" /></span></span></strong></strong></div>
<div><strong><br />
</strong></div>
<div><strong><span style="color: #ff0000;">Leylası olduğum</span></strong></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Zamanın birinde, hani sultanların tahtırevanlarda o yakadan bu yakaya sırtlarda taşındığı, kölelerin ard arda dizilende sonu üç dağ gerisine denk düştüğü, cariyelerin  alımlısının değil akıllısının sultan anası olduğu, akçenin altın gümüşe vurulduğu, kervanların ticareti sahiplendiği, haberin kuş ile kulaktan kulağa verildiği zamanın birinde;  güneşin sıcağı altında uçsuz bucaksız uzanan çölün vahalarından belki de en güzelinin etrafına kurulmuş, kurulduktan sonra büyüdükçe büyümüş, adı sanı memleketleri aşmış zengin mi zengin bir şehir varmış.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Şehrin her sokağı başka bir alımlı, her sokağın her evi başka bir endamlı, her evin her yaşayanı başka bir akıllı imiş. Kıvrım kıvrım dolanan, dolana dolana şehri dolaştıran bu sokakların birinde işte, göreni “ne diye gördüm de düşlerimi süsler oldu”  vahlanmalarına sürükleyen bembeyaz bir köşk boylu poslu dururmuş. Köşkte kırk odanın her birine kırk oda, kırk koridorun her birine de kırk koridor açılırmış. Giren yitermiş içinde, yittikçe de aklını yitirirmiş.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>İşte bu yürekleri hoplatan cânım köşkte, bir de güzelliği dillere destan; saçı kara, gözü elâ; sağ ayak bileği herdaim gümüş halhallı, parmakları incikli boncuklu bir genç kız yaşarmış. Adı Şemîfem&#8230;</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Şemîfem, herkesin hayran kaldığı köşkü ve içindekileri, bir seher vakti uykuda iken köşk ve şehir, öylece bırakıp sokaklara dalmış; yanında dillere destan güzelliği, gece karası saçı, elâ gözleri, bir de yerleri öpen fistanı varmış. Kapıdan dışarı bir tüy hafifliğinde bırakmış kendisini yel eşliğinde. Şemîfem gitmiş. Geride bir boşluk gezinmeye başlamış ondan kalan. Köşkte dev bir Şemîfem boşluğu&#8230; Şemîfem’in yatağı, boş. Şemîfem’in odası, boş. Şemîfem’in bastığı her yer, boş. Şemîfem’in dokunduğu her yer, boş. Bomboş bir köşk. Her güzelliği içinde yok eden bir boşluk karası doldurmuş köşkü. Derinden bir sirayet ediş. Sevinci yutmuş, tebessümü yutmuş, renkleri yutmuş, şatafatı yutmuş, serveti yutmuş, hareketi yutmuş, canlılığı yutmuş, hayalleri yutmuş&#8230; O cânım köşk tüm debdebesini kaybedip bir viraneye dönmüş.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Şemîfem bir başına, yıllarca içinden taşan cümleleri kovalamak adına, “olur da bir tanesini yakalarım” arzusuyla; kendisine takılan her göze “Leylası olduğuma&#8230;” bakışı uzatıyor, peşine düşen her adıma “Leylası olduğuma&#8230;” yönü çiziyor, her soruya “Leylası olduğuma&#8230;” cevabı veriyormuş. Ardında bıraktığı hayatın nasıl da yıkıldığını, her duvarın nasıl da çatladığını, boyaların dökülüp her köşeye tozun yerleştiğini; ritmin durduğunu, solukların yavaşladığını, her bir yüreğe dünya ağırlığın çöktüğünü bilmeden Şemîfem “Leylası olduğuma&#8230;” diye diye ötelere kaymış bir gölge misali.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Birgün bir eğri dala asa diye dayana dayana yürümeye çalışan, kınalı saçları yaşmağından taşan, gözlerinin feri dönmemek üzere çekilip yerini gölge oyunlarına bırakan, iki büklüm seksenlik nine titreye titreye Şemîfem’e bir el edip “kimdir şu Leylası olduğun” diye sorunca bütün alem duruvermiş sanki. Şemîfem şöyle bir sendelemiş ilkin, ardından sektelemiş. Hani her güzel sevilirmiş, hani her güzelin mecnûnu bol olurmuş, hani her güzel sevildiğini de bilirmiş&#8230; İşte Şemîfem mecnûnunu bulmaya çıkmışmış yola. Çölün birinde, altın kumların arasında beklemedeymiş mecnun onu. Nine kolundan tutup Şemîfem’i masmavi denizin dalgalarının serildiği uçsuz bucaksız bir kumsala götürmüş düşe kalka. O an nine buhar olup uçmuş. Şemîfem kalakalmış deniz, dalga, kumsal. Elâ gözlerini denize vurmuş.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Deniz sormuş: “Nereye böyle?”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Demiş Şemîfem: “Leylası olduğuma&#8230;”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Deniz sormuş: “Mavi midir benim gibi?”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Demiş Şemîfem: “Bilmem mavi midir.”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Deniz sormuş: “Derin midir benim gibi?”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Demiş Şemîfem: “Bilmem derin midir.”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Deniz sormuş: “Sırlı mıdır benim gibi?”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Demiş Şemîfem: “Bilmem sırlı mıdır.”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Deniz şaşakalmış niye?</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Şemîfem elâ gözlerini dalgalara vurmuş.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Dalga sormuş: “Nereye böyle?”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Demiş Şemîfem: “Leylası olduğuma&#8230;”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Dalga sormuş: “Çok mudur benim gibi?”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Demiş Şemîfem: “Bilmem çok mudur.”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Dalga sormuş: “Hızlı mıdır benim gibi?”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Demiş Şemîfem: “Bilmem hızlı mıdır.”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Dalga sormuş: “Vurgun mudur benim gibi?”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Demiş Şemîfem: “Bilmem vurgun mudur.”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Dalga şaşakalmış niye?</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Şemîfem elâ gözlerini kumsala vurmuş.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Kumsal sormuş: “Nereye böyle?”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Demiş Şemîfem: “Leylası olduğuma&#8230;”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Kumsal sormuş: “Benim gibi sarı mıdır?”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Demiş Şemîfem: “Bilmem sarı mıdır.”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Kumsal sormuş: “Benim gibi sıcak mıdır?”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Demiş Şemîfem: “Bilmem sıcak mıdır.”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Kumsal sormuş: “Benim gibi vefalı mıdır?”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Demiş Şemîfem: “Bilmem vefalı mıdır.”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Kumsal şaşakalmış niye?</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Dalga demiş: “Bak denize, o olmasa ben olmaz idim.”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Kumsal demiş: “Bak dalgaya, o üstüme serilmese ben olmaz idim.”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Deniz demiş: “Dalga da kumsal da, ben hepsiyle bir denizim.”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Şemîfem kimin kime mecnûn, kimin kime leylâ olduğunu çözememiş. Sonra mecnûnsuz leylâ, kumlara bata çıka güneşe doğru yönelmiş. O ara denizden çıkagelmiş bir adam. Bir elinde altın kolye, bir elinde kılıç balığı&#8230; Şemîfem denizadama bakmış, denizadam Şemîfem’e&#8230; Sormuş denizadam. Sarı saçlarından deniz damlıyormuş: “Nereye böyle?”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Demiş Şemîfem: “Leylâsı olduğuma&#8230;”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Sormuş denizadam, kılıç balığı çırpınıyormuş elinde: “Nerededir bilir misin?”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Demiş Şemîfem: “Bilmem.”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Denizadam altın kolyeyi güzel boynuna geçirip Şemîfem’in, “yolunu çizsin” demiş. Ve yolların çizilebildiğini bir öğreten çıkmadığından belki, yollara daha önce hiç düşmediğinden belki, yolları yol yapanın yolcu olduğunu düşünmediğinden belki; bir kolyenin bu işi nasıl üstlenebileceğine akıl sır erdirememiş. Parmaklarıyla gerdanına sarkan sarı’yı yoklamış. Bembeyaz bir taş ışıl ışıl Şemîfem’in elâ gözlerini vadilerden aşırmış. Denizadam bir eli boş, bir elinde kılıç balığı kumsalın bir ucuna doğru ilerlemiş. Kılıç balığı kendisini mavi denizin sularına döndüremeyeceğini bile bile son çırpınışlarını yaparken Şemîfem bir kılıç balığının hikâyesine şahit olmuş böylece. Kumların sıcaklığı narin ayaklarını kavuruyormuş. Bakınmış etrafına. Kumsalın bir ucundaki sazların arasından geçip denizle buluşan ırmakla serinlemek geçmiş içinden. Koşmuş ona. Tatlı suyun tuzlu suya kavuşma noktasında basmış serinliğine.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Irmak sormuş: “Yüreğini nasıl serinleteceksin?”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Demiş Şemîfem: “Leylâsı olduğumla&#8230;”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Irmak sormuş: “Kimdir?”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Demiş Şemîfem: “Leylâsı olduğumdur.”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Irmak sormuş: “Nerededir?”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Demiş Şemîfem. “Bilmem nerededir.”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Irmak sormuş: “Belki denizdedir, bırak kendini maviye.”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Şemîfem ırmağın sığ sularının eşliğinde denize dalmış. Boş bir sandal yanaşıvermiş yanına sessiz sessiz.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Sandal sormuş: “Nereye böyle?”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Demiş Şemîfem: “Leylâsı olduğuma&#8230;”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Sandal sormuş: “Herkesin ya mecnûnu, ya leylâsı vardır; yitmek için onda. Sen hangi demdesin?”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Demiş Şemîfem: “Demden deme geçmedeyim.”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Sonra sandala binmiş Şemîfem. Dalgaların eşliğinde sonu yokmuş gibi görünen maviliğe karışmışlar. Sandal Şemîfem’in sessizliğini dinlemiş, deniz de onların sessizliğini&#8230; Açılmışlar, açıldıkça açılmışlar, maviye boyanmışlar boydan boya. Güneş tepelerinde dans ederken Şemîfem dudaklarının kuruduğunu farkedip denizin suyunu avuçlamış eğilip sandaldan.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Deniz demiş: “Tuzluyumdur, yanarsın.”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Şemîfem içindeki yangınları söndüremediğini, her gün bu yangının bütün bedenini kapladığını, birgün gelip yangından arta kalacak olanın bir avuç külden ibaret olacağını, hiçkimsenin de bu külün bir vakitler bir insan sûretinde “aşk” diye diye gezmede kendini yitirdiğini bilemeyeceğini düşünüvermiş. Acımış biryerleri&#8230;</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Sıcak arttıkça Şemîfem’in bakışları puslanmış. Güzel bir rüyaya uyandığında ise beyaz bir buluttan aşağıya düşmeye başlamış. Arkasında sarılar giymiş bir kadın onu tutmaya çalışırken bir yandan da avaz avaz bağırıyormuş, kime bu sesleniş bilinmeden: “Pazar yerinde&#8230; Pazar yerinde&#8230;”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Şemîfem’i sandalın içinde böyle uyur bulduklarında sarılar giyinmiş kadının “Pazar yerinde&#8230;” feryadını kimse duymamış. Uyuyormuş Şemîfem. Derin ve dingin. Serin suyla ince yüzünü silmişler, dudaklarından hayat suyunu damlatmışlar. Şemîfem elâ gözlerini aralamış binbir güçlükle. Güneş tüm gücünü toplamak için gecenin ardında kaybolmak üzere imiş.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Şemîfem üzerine eğilmiş bir yığın insan başını görünce “Pazar yerinde&#8230;” sözleri dökülmüş dilinden. Kahkahalar doluşmuş başucuna, niye? Anlamamış. Elinin tersiyle kahkahaları itip oturmuş. Bir dolu göz dikilmiş karşısına, “nereye böyle?” bakışıyla.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Demiş Şemîfem: “Leylâsı olduğuma&#8230;”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Bir adam sormuş: “Kimdir, necidir, nerededir?”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Demiş Şemîfem: “Beni beklediği yerdedir; bilmem kimdir o, o bilir beni. Gördüğünde diyecektir bana, leylâ.”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Kimse bir şey anlamamış, “delidir” mırıltıları dillerinde dağılmışlar geminin dört yanına. Gemi büyük bir yelkenli imiş. Şemîfem yelkenliye ninni söylemiş. Ninniyi duyan deniz gece gece uyumaya gitmiş. Dalga gece gece uyumaya gitmiş. Mavi gece gece uyumaya gitmiş. Uyudukça her şey Şemîfem söylemiş. Söyledikçe ninni gece gece uyumaya gitmiş. Bir Şemîfem’in ızdırabı uyumamış. Izdırab her dokunduğunu kurutmuş, “ah” sesini duydukça güçlenmiş; ızdıraba ızdırab katıp ölümü tatlı göstermeye başlamış. Ölüm, allı yeşilli giyinip en işveli haliyle gezinmiş orta yerde: “Gel de kurtul, bitsin bu acı. Gel de alayım seni yanıma, dinsin bu acı. Gel bende kaybol. Gel bende durul.”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Sormuş Şemîfem: “Ölmek varmak mıdır?”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Sormuş ölüm: “İlle de varmalı mıdır?”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Sormuş Şemîfem: “Yok mudur yolun noktası?”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Sormuş ölüm: “Durmakla varılır mı?”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Şemîfem her an biraz daha tükendiğini, yolculuğun herdaim böyle sürüp gideceğini, aradığını ise ancak sonsuzlukta bulabileceğini azar azar duyar olmuş. O ara yıldızlar yağmış denize birer ikişer sağanak halinde. Uzatmış elini Şemîfem dokunmak için. Dokunup yıldız olmak için. Yıldız olup denizin sırlarına dalmak için. Belki sır olup huzur bulur, aradığının varlığında yok olmanın hazzını yaşar&#8230; belki eninde sonunda “aşk” oluşunu anlar&#8230; belki vazgeçip bu hep gitmelerden dillere destan güzelliğini yanına alıp geri, o yürekleri hoplatan köşke döner, her şey aynı tatlı yaşantılarda olduğu haline bürünür&#8230; Lakin bir gidildi mi, gidilmiştir. Geri dönüldüğünde gitmişliği hiçbir şey değiştiremez. Ve hiçbir şey eskisi gibi olmaz.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Şemîfem yağan yıldızların altında otururken simurg çıkagelmiş. Zümrüd-ü anka&#8230; Öyle güzelmiş ki, öyle canlıymış ki Şemîfem hayran hayran tüylerini okşamış.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Sormuş Şemîfem: “Nereye böyle?”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Anka demiş: “Senin gittiğin yere.”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Sormuş Şemîfem: “Ben nereye?”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Anka demiş: “Leylâsı olduğuna&#8230;”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Sormuş Şemîfem: “Leylâsı olduğum nerede?”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Anka demiş: “Gideceğin yerde.”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Şemîfem karmakarışık oluvermiş. Gözlerinden iki damla koştura koştura yanaklarını bir yalayıp düşmüşler yere. O an Anka Şemîfem’i sırtına alıp havalanmış.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Sormuş Şemîfem: “Nereye böyle?”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Demiş Anka: “Kaf dağı’na.”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Susmuş Şemîfem. Bir Anka sırtında uçarken gözlerine önce güneş dolmuş, ardından kuşlar pır pır etmişler başının üzerinde, gökyüzü açılmış önünde.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Sormuş Şemîfem kendi kendine: “Kaf dağı nerede?”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Bir ses içinde demiş: “Kaf dağı hayallerinin ötesinde.”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Şemîfem hayallerini düşünmüş. Bir tek hayal çıkmış karşısına hayat çizgisini değiştirdiği: “Leylâsı olduğum.” Kim vermiş ona bu hayali, kim demiş “bul onu”, kim demiş “aşksız olmuyor”, kim demiş “aşk ile yürümeli, aşk ile bilmeli, aşkı dinlemeli”, kim demiş “aşk&#8230; yine aşk&#8230; ve dahi yine aşk&#8230;” Şemîfem bütün bunlardan bihaber acıyan yerini unutmaya çalışmış hep.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Anka alçalmış yere doğru birden. Sormuş Şemîfem: “Dağ nerede?”</strong></span></p>
<p><strong><span style="color: #800080;">Demiş Anka: “Dağ dediğin erişilmeyen.”</span><br />
</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Naz Ferniba</strong></span><strong> </strong></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/leylasi-oldugum/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Altın Saçlı kız</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/altin-sacli-kiz</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/altin-sacli-kiz#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2009 14:14:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[altın saçlı kız]]></category>
		<category><![CDATA[La Fontaine Masalları]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[masal diyarları]]></category>
		<category><![CDATA[masal dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>
		<category><![CDATA[masallar diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[naz ferniba]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=278</guid>
		<description><![CDATA[ALTIN  SAÇLI  KIZ Evvel zaman içinde Kalbur saman içinde Cinler top oynarken eski hamam içinde Beni yola saldırlar Yolda bir tarak buldum Aldım eve gittim Ev bahçe içinde&#8230; Zamanın birinde, bundan çok yıllar önce. Saraylarda padişahların yaşadığı, meydanlarda okların atıldığı, pazarlarda altın sikkelerle alış veriş yapıldığı zamanın birinde&#8230; Güzel bir bahçenin tam ortasına kurulu bembeyaz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2009/12/masal8.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-1483" title="masal8" src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2009/03/masal8-300x190.jpg" alt="masal8" width="300" height="190" /></a></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">ALTIN  SAÇLI  KIZ </span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;"><br />
</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Evvel zaman içinde</strong></span></p>
<p><strong>Kalbur saman içinde</strong></p>
<p><strong>Cinler top oynarken eski hamam içinde</strong></p>
<p><strong>Beni yola saldırlar</strong></p>
<p><strong>Yolda bir tarak buldum</strong></p>
<p><strong>Aldım eve gittim</strong></p>
<p><strong>Ev bahçe içinde&#8230;</strong></p>
<p><strong>Zamanın birinde, bundan çok yıllar önce. Saraylarda padişahların yaşadığı, meydanlarda okların atıldığı, pazarlarda altın sikkelerle alış veriş yapıldığı zamanın birinde&#8230; Güzel bir bahçenin tam ortasına kurulu bembeyaz bir ev varmış. Bu evde altın sarısı saçları olan güzel mi güzel, alımlı mı alımlı; al yanaklı, gül dudaklı, boylu poslu, Bukle adında bir genç kız anneciği ile beraber otururmuş.</strong></p>
<p><strong>Güzeller güzeli Bukle her sabah, babaannesinden kalma bir kemik tarak ile saçlarını taramayı pek severmiş. Bir saat, iki saat hiç bıkmadan tarar da tararmış yumuşacık saçlarını. Sonra da tarağın dişlerine takılan, bir de yere dökülen tellerini itinayla toplarmış. Onları pembe ipek mendilinin içine sarar bir çekmecede saklarmış.</strong></p>
<p><strong>Oturdukları beyaz evin bahçesi öyle güzel çiçeklerle bezeliymiş ki, kokuları siz deyin on mahalle, ben diyeyim yirmi mahalle öteden duyulurmuş. Renkleri o kadar canlı, o kadar başkaymış ki; bahçenin önünden her geçen durup bakar, hayran kalırmış bu güzelliğe. Bukle’nin annesi Menzile, bir çocuk gibi severmiş bu güzel çiçekleri. Okşarmış, öpermiş; her akşam güneş batınca dağların gerisine, ay ışığı altında sularmış tek tek. Laleler onu gördüklerinde daha dik durmaya, menekşeler kokularını her köşeye yaymaya, güller iri iri açmaya çalışırlar; güzellik yarışına girişirlermiş. Hem çiçeklerle yaşamak öyle kolay da değilmiş. Çabuk küser, çabuk solar, çabuk bükerlermiş boyunlarını. Pek nazlı, pek nazenin, pek hassas, pek narin, pek kırılgan imişler. Öyleymişler işte. Sevgi imiş asıl onları besleyip büyüten.</strong></p>
<p><strong>Menzile haftada bir kere, karanlık çöker çökmez Bukle’nin altın sarısı tellerinden birisini alır, bahçedeki o güzel çiçeklerden seçtiğinin içine usulca koyarmış. Ertesi sabah da aynı çiçek bir altın verirmiş Menzile’ye. Bu, kimseye duyurmak istemedikleri bir sırmış. Anne kız böyle yaşar giderlermiş işte. Kimseye zararları yokmuş. Kimseye de muhtaç değillermiş.</strong></p>
<p><strong>Ancak insanlar çeşit çeşitmiş. İyiler de çokmuş, kötüler de&#8230; Kimin iyi, kimin kötü olduğunu ise bilebilmek pek zormuş. Günlerden bir gün nasıl olduysa, kadının biri, bir köşede durur iken Menzile’nin çiçekten aldığı altını görüvermiş. Hayret etmiş, gözlerine inanamamış, dönüp bir daha bakmış “gördüklerim doğru mu acep!” diye. Hemen aklında türlü fikirler dolaşmaya, bu fikirler bir kurt gibi beynini kemirmeye başlamış. Sonunda bu fikirlere yenilip de aklınca bir plan hazırlamış. Üzerine eski püskü, yırtık pırtık giysiler geçirip elini yüzünü kire pasa bulayıp, varmış güzel bahçeli beyaz evin kapısına.</strong></p>
<p><strong>Menzile çıkmış bu perişan görünen kadının karşısına. “Buyrun” demiş gülümseyerek. Kadın iki büklüm durarak, kısık sesle “misafir etseniz beni birkaç gün Allah rızası için” demiş ve kapının önüne yığılıp kalmış. Menzile kadına pek acımış, haline pek üzülmüş. Hemen ana kız içeri taşımışlar kadını. Yatağa yatırıp üstünü örtmüşler. Merakla başında beklemeye başlamışlar. Bir süre sonra kadın açmış gözlerini “su içsem” demiş. Bukle bir koşu su getimiş. “Açım” demiş bunun üzerine kadın. Bu sefer de Menzile koşmuş mutfağa, sıcak çorba getirmiş. Bir güzel karnını doyurmuş kadın. Ardından da açmış elerini, uzun uzun dua etmiş bu güzel insanlara:</strong></p>
<p><strong>“Allah ne muradınız varsa versin.</strong></p>
<p><strong>Sağlık, mutluluk, huzur dolsun eviniz.</strong></p>
<p><strong>Tuttuğunuz altın, sofranız bereketli olsun.</strong></p>
<p><strong>Eviniz sıcak, yüreğiniz ferah olsun.</strong></p>
<p><strong>Yarınınız güzel, seveniniz bol olsun.</strong></p>
<p><strong>Kötülük dokunamadan geçip gitsin çatınızın üzerinden.</strong></p>
<p><strong>&#8230;&#8230;&#8230;.”</strong></p>
<p><strong>Bir güzel dualar etmiş ki kadın oturduğu yerden, Bukle ve Menzile pek sevinmişler. Menzile “evin yoksa kal bizimle, yoldaş olursun bize” demiş. Kadın hiç beklemeden hemen atılmış. “Olur olur, kalırım” diyerek bir çığlık bırakmış havaya. Kim ne düşünür nereden bilsin Menzile. Kimin niyeti nedir nasıl bilsin Menzile.</strong></p>
<p><strong>O günden sonra birlikte yaşamaya başlamışlar beyaz evde. Güzel, temiz elbiseler vermiş Menzile kadına. Birlikte yiyip birlikte içmeye, birlikte gezip birlikte tozmaya, birlikte oturup birlikte kalkmaya kısa zamanda pek alışmışlar. Her sabah Bukle’nin altın sarısı saçlarını o tarar olmuş. Her teli itinayla toplamış, kimse görmeden bir kısmını ayırıp saklamış. Fırsat buldukça bahçeye çıkıp çiçeklere koymuş telleri. Ertesi sabah da bir bir toplamış altınları.</strong></p>
<p><strong>Günler geçmiş, haftalar geçmiş, aylar geçmiş. Kadın usanmış bu işten. Yorulmuş, bıkmış, “yeter artık” diyerek bir gece yarısı uyurken Bukle derin derin, mışıl mışıl; almış makası eline, altın saçını kökünden tutup kesmiş bir çırpıda.</strong></p>
<p><strong>İşte o an olmuş ne olduysa, altın saçın her bir teli kocaman bir yılana dönüşüp atlamışlar kadının üstüne. Oracıkta sokup öldüreceklermiş neredeyse, Bukle “durun” demeseymiş. Kadın korkudan küçük dilini yutmuş da, bir dahi hiç konuşamamış. Ödü “pat” diye patlamış da aklı yerinden oynamış. O günden sonra da kiminle karşılaştıysa, saçının tellerini yaşmağının ucundan gösterip birşeyler geveler, birşeyler anlatmak istermiş. Lakin kimse ne dediğini bir türlü anlayamazmış bu deli kadının. Acıdıklarından eline ekmek parası tutuşturup yollarına devam ederlermiş.</strong></p>
<p><strong>Birgün bir sokağın köşesinde bağdaş kurmuş otururken ak sakallı bir dede gelip durmuş karşısında. Uzun uzun bakmış gözlerine bir şey okur gibi. Sonra da “bir adam vardı buralarda yaşayan” demiş kadına. “Nalbant idi. Herkes sever, herkes hürmet eder, herkes pek güvenirdi ona. Bir sabah senin gibi o da gördü çiçeklerin verdiği altınları. Göz bir gördü mü, akıl bir yazdı mı kenara gözün gördüklerini insan kendini tutamaz olur. Günler boyu eline iş alamadı. Gelip gidenler “niye çalışmıyorsun, hasta mısın?” diye sordular uzun süre. Nalbant kimseyle tek kelime konuşmadı. Gözünün önünden çil çil altınlar gitmiyordu. Bir damla uyku girmedi gözüne. Sonra baktı ki olmayacak; eline koluna, diline kulağına bir de aklına hakim olamayacak. Her bir şeyini, neyi var neyi yoksa olduğu gibi bırakıp çekti gitti buralardan. Kimseler bir daha haber alamadı nalbanttan. Ne nereye gittiğini öğrendiler, ne de neler yaptığını duydular. Ben sana söyliyeyim mi ne oldu nalbanta?”</strong></p>
<p><strong>Kadın gözleri yuvalarından fırlayacakmış gibi bakmış dedeye, karşısında duran bir canavarmış gibi. Devam etmiş ak sakallı dede konuşmaya. “Nalbant şimdi padişahın sağ kolu. Vezir oldu memlekete. Eğer senin gibi tutamasaydı kendini, bu şehrin sokaklarında dolaşacak, adı “deli nalbant”a çıkacaktı belki de.”</strong></p>
<p><strong>Konuşması bitince dede yürüye yürüye uzaklaşmış kadının yanından. Onun arkasından bakakalan kadın saçını başını yola yola bağırmış da duyanlar gök yarıldı sanmış. Çocuklar öyle bir ağlamış ki üç gün üç gece susturamamışlar. Kediler korkup damdan dama atlaya atlaya başka şehirde miyavlamaya gitmişler.</strong></p>
<p><strong>Bukle’nin saçları da kısa sürede uzamış, yine eskisi gibi taranacak hale gelmiş. Açgözlü olmanın, yalan söylemenin, kötü düşüncelerin ne kadar zararlı olduğunu da daha iyi öğrenmiş. Anne kız uzun yıllar mutlu bir şekilde, beyaz evlerinde, güzel çiçekleri ile yaşamaya devam etmişler. Bir daha da kimseye güvenip evlerine almayı hiç düşünmemişler&#8230;.</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Naz Ferniba</strong></span><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/altin-sacli-kiz/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başka Bayram</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/baska-bayram</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/baska-bayram#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2009 13:04:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[Başka bayram]]></category>
		<category><![CDATA[La Fontaine Masalları]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal blog]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[masal diyarları]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>
		<category><![CDATA[masallar diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[naz ferniba]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=273</guid>
		<description><![CDATA[BAŞKA  BAYRAM Bir bayram sabahı imiş. Günlerden Cuma, aylardan kasım, mevsimlerden de sonbaharmış. Havada yağmur bulutları geziyormuş. Herkes ve her şey bayram olduğu için çok mutluymuş. O sabah Efil erkenden uyanmış. Akşamdan hazırladığı bayramlıklarını sandalyenin üzerinden özenle almış. Beyaz çorabını, kırmızı çiçekli pantolonunu, pembe çizgili kazağını önce okşamış, sonra da giymiş. Yeşil fiyonklu ayakkabılarını da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="xc" style="margin: 0px 5px 5px 10px;" align="left"><strong><span style="font-size: x-small;"><a rel="attachment wp-att-274" href="http://www.masaldiyari.net/baska-bayram/masal5/"><img class="alignnone size-full wp-image-274" title="masal5" src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2009/03/masal5.jpg" alt="masal5" width="405" height="293" /></a></span></strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>BAŞKA  BAYRAM </strong></span></p>
<p><strong>Bir bayram sabahı imiş. Günlerden Cuma, aylardan kasım, mevsimlerden de sonbaharmış. Havada yağmur bulutları geziyormuş. Herkes ve her şey bayram olduğu için çok mutluymuş.</strong></p>
<p><strong>O sabah Efil erkenden uyanmış. Akşamdan hazırladığı bayramlıklarını sandalyenin üzerinden özenle almış. Beyaz çorabını, kırmızı çiçekli pantolonunu, pembe çizgili kazağını önce okşamış, sonra da giymiş. Yeşil fiyonklu ayakkabılarını da unutmamış. Hemen aynanın karşısına geçip saçını taramış. Ortasında kocaman bir gül olan tokasını takıp kendisine gülümsemiş. “Merhaba Efil” demiş hefifçe öne eğilerek. “Bayramın kutlu olsun.”</strong></p>
<p><strong>Efil neşeyle etrafında dönmüş. Kendisini bayramlıkları gibi yepyeni hissetmiş. Sonra odasına göz gezdirmiş. Bayram için odasına astıkları rengarenk balonları tek tek saymış. “Tam otuz-yedi balon” demiş heyecanla. Pencereye doğru koşup yavaşça perdeleri çekmiş. Vakit çok erken olduğu için gökyüzü çok aydınlık değilmiş. Bir de yağmur bulutları griye boyamış gökyüzünü.</strong></p>
<p><strong>Efil gri yağmur bulutlarının bayramını da kutlamış. Pencerenin önünde duran çiçeklerine “günaydın” dedikten sonra onların da bayramını kutlamış. Bu sırada Efil odasında bazı fısıldaşmalar duymuş. Dikkatle dinleyince odada bulunan her şeyin bayramlaştığını görüvermiş. O da bu bayramlaşmaya katılmış. Odadakiler Efil’in etrafında dönmüşler, dönmüşler, dönmüşler. “Bayramın kutlu olsun Efil” demişler. Sonunda hepsi de çok yorulmuş. Halının üzerine uzanıp dinlenmişler. Efil masasının başına geçip “bir bayram sabahı” resmi çizmeye başlamış. Efil resmini çizerken içeriden gelen sesleri duymuş. “Uyandılar, uyandılar” diye bağırmış ve koşa koşa annesiyle babasının yanına gitmiş. Önce babasına sarılmış, elinden öpüp “Bayramın kutlu olsun babacığım” demiş. Sonra da annesine sarılıp onun da elini öpmüş.</strong></p>
<p><strong>Efil’e bayram parası vermişler. Efil parasını hemen kumbarasına atmış. Babası Efil’e “Ben eve dönünce hep beraber bir yere gideceğiz” demiş. “Orada bir sürü çocuk var. Onların bayramını kutlayacağız. Yanımızda onlar için hediyeler de götürürsek iyi olur. Sen de düşün ve verebileceğin hediyeler varsa hazırla.”</strong></p>
<p><strong>Efil babasının dönüşünü beklerken odasında oturup uzun uzun düşünmüş. Ama bir türlü ne verebileceğini bulamamış. Bir ara yeleklerinden turuncu olanı raftan atlayıp “beni versene” demiş. “Bayramda bir çocuğu sevindirmek ne güzel olur.” Birden odada bir kargaşa olmuş. Herkes “beni de, beni de” diyerek zıplıyormuş. Efil şaşakalmış. Bütün oyuncaklarını büyük bir çantaya doldurmuş. Masal kitaplarını, küçük gelen kıyafetlerini, tokalarını, şapkalarını da başka bir çantaya koymuş. Babası geldiğinde Efil hediyeleriyle birlikte hazır bekliyormuş.</strong></p>
<p><strong>Kahvaltıdan sonra hiç zaman kaybetmeden Efil annesi ve babasıyla bereber kimsesiz çocukların kaldığı yere gitmişler. Orada o kadar çok çocuk varmış ki Efil hayret etmiş. Ne diyeceğini bilememiş. Bu sırada içinden bir ses ona “Hadi onların bayramını kutla” demiş. O an Efil getirdiği çantaları açıp her çocuğa bir hediye vermiş.</strong></p>
<p><strong>O gün Efil çok farklı bir bayram görmüş. Bayramların başka başka yaşandığını, herkesin bayramının değişik olduğunu anlamış. Böyle bir bayramdan sonra Efil kıyafetlerini daha temiz giymeye, oyuncaklarıyla daha dikkatli oynamaya başlamış. Çünkü onlara ihtiyacı olan sayısız çocuk olduğunu artık biliyormuş&#8230;</strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Naz Ferniba</span><br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/baska-bayram/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akıl Okulu</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/akil-okulu</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/akil-okulu#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2009 12:52:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[AKIL OKULU]]></category>
		<category><![CDATA[Akıl Okulu masalı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[La Fontaine Masalları]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[masal dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>
		<category><![CDATA[masallar diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[naz ferniba]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masal]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masallar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=264</guid>
		<description><![CDATA[Akıl Okulu Günlerden birgün sevgili aynacık bakın neler anlatmaya başlamış Birgün ülkenin küçük kasabalarından olan Yitan’da şöyle bir haber yayılmış: - Güzel başkentimizde bir Akıl Okulu varmış Her kim o okula giderse orada ona akıl öğretiliyormuş Herkes bu haberi şaşkınlıkla birbirine anlatıyormuş Şehrin en zenginlerinden olan bir adam da bu haberi duyunca kahkahalarla gülmeye başlamış: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-medium wp-image-1469" title="masal-akil-okulu" src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2009/03/masal-akil-okulu-300x225.jpg" alt="masal-akil-okulu" width="300" height="225" /><br />
<span style="color: #ff0000;"><strong>Akıl Okulu</strong></span><br />
<span style="color: #008000;"><strong>Günlerden birgün sevgili aynacık bakın neler anlatmaya başlamış</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>Birgün ülkenin küçük kasabalarından olan Yitan’da şöyle bir haber yayılmış:</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>- Güzel başkentimizde bir Akıl Okulu varmış Her kim o okula giderse orada ona akıl öğretiliyormuş</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>Herkes bu haberi şaşkınlıkla birbirine anlatıyormuş Şehrin en zenginlerinden olan bir adam da bu haberi duyunca kahkahalarla gülmeye başlamış:</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>- Efendim, hayatımda hiç bu kadar komik bir şey duymamıştım Bir insan akıllıysa akıllıdır Sonradan akıl kazanılır mı hiç? Olacak şey midir? Duyulmuş mudur? Görülmüş müdür?</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>Bu adam çok zengin olduğu için çocuklarının hiçbirisini okutmamış Öyle çok parası varmış ki, istese şehrin tamamını satın alabilirmiş Fakat çocuklarına devamlı şöyle diyormuş:</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>- Şükürler olsun çok paramız var Yine de paramıza para katmalıyız Ne kadar çok kazanırsak o kadar güçlü oluruz</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>Çocuklarından biri ise, babasının bu düşüncesine katılmıyormuş Devamlı;</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>- Babacığım, okumak gibisi var mıdır, diyormuş Bak ne çok paramız var Ama bu parayla bilgi satın alamayız Buna kimsenin de gücü yetmez Neden okumayı kötü görüyorsun?</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>Adam, çocuğunun bu sözlerini günlerce, gecelerce düşünmüş durmuş Sabahlara kadar sayıklar olmuş: Akıl Okulu Akıl Okulu</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>Bir sabah dayanamamış ve kararını vermiş:</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>- Böyle olmayacak Şu Akıl Okulu neymiş gidip göreceğim</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>Adam yolculuk için hazırlanmış Atına binmiş ve yola koyulmuş Günler geçmiş Geceler geçmiş Memleketinden ayrılalı tam otuz-iki gün olmuş Günün birinde, yolda ağır ağır yürüyen bir ihtiyara rastlamış İhtiyarın gözleri görmüyormuş Adam bu ihtiyarın hâline acımış Yanına yaklaşarak;</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>- Ey yolcu, nereye gidiyorsun, diye sormuş</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>İhtiyar da başkente gitmek istediğini söylemiş Bunun üzerine adam atından inmiş ve ihtiyarı atına bindirmiş:</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>- Ben de başkente gidiyorum, demiş Bir günlük yolum kaldı Birlikte konuşa konuşa gideriz</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>İhtiyar atın üzerinde, adam yaya yolculuklarına devam etmişler Şehre vardıkları zaman adam ihtiyara;</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>- İşte başkente geldik, demiş Burada inebilirsin</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>Fakat ihtiyar, adama şunları söylemiş:</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>- Madem bir iyilik yaptın, bunun gerisini de getir Beni şehrin meydanına kadar götür Ondan sonra var git nereye gideceksen</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>Adam hiç karşı çıkmamış ve “tamam” demiş Beş-on dakika sonra şehrin meydanına gelmişler Tam bu sırada ihtiyar bağırmaya başlamış:</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>- İmdat! Yardım edin Bu adam atımı çalmak istiyor Bu garibana yardım elini uzatacak yok mu? İmdat!</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>Meydandaki insanlar koşa koşa gelmişler onların yanına İhtiyar kör olduğu için ona acımışlar ve adamı suçlamışlar:</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>- Utanmıyor musun bu yaşta hırsızlık yapmaya Hem de kör bir adamın atını çalmaya çalışıyorsun</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>Adam haykırıyormuş:</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>- Hayır, yalan söylüyor Bu at benim Onu yoldan ben aldım İhtiyardır, yorulmasın, bir iyilik yapmış olayım, dedim Bu at benim Ben hayatımda hırsızlık yapmadım O yalancıdır</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>Fakat gelgelelim insanlar adamı dinlememişler Atı, kör ihtiyarı ve adamı doğruca şehrin hakimine götürmüşler Hakim önce kör ihtiyarı, sonra adamı dinlemiş Ardından da şöyle demiş:</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>- Bana bir baytar, bir nalbant, bir de saraç çağırın Hemen gelsinler Bekliyoruz</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>Adam bu üç kişinin neden çağrıldığını bir türlü anlayamamış Kimseye de soramamış Mecburen çağırılanların gelmesini beklemiş Kısa bir zaman sonra da hepberaber gelmişler Hakim gelenleri tek tek huzuruna kabul etmiş Önce baytar alınmış odaya Hakim ona sormuş:</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>- Ata bak Bu at hangi memlekete aittir?</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>Baytar şöyle karşılık vermiş:</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>- Çok fazla incelemeye gerek yok Bu at bu şehirden alınmamış Yitan yöresine ait bir aittir</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>Adam kendi memleketinin ismini duyunca hayretler içinde kalmış Bu sefer de hakim nalbantı çağırmış ve ona;</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>- Sen de bu atın nerede nallandığına bak, demiş</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>Nalbant biraz inceledikten sonra şunları söylemiş:</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>- Bu at burada nallanmamış Yitan yöresinde atlar böyle nallanır Bizimkine benzemez</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>Adam yine şaşırmış Kendi kendine, “Nasıl bilebilirler?” diye sorup duruyormuş Hakim son olarak saraca;</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>- Bu atın koşumlarını incele, demiş Nasıl eyerlenmiş?</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>Saraç hiç beklemeden cevap vermiş:</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>- Efendim, ilk bakışta bizim yöremize ait olmadığı anlaşılıyor Yitan yöresinin koşum şeklidir bu</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>Hakim cevapları aldıktan sonra atın sahibine dönerek;</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>- Evet, sen doğru söylüyordun, demiş Bu at senin Artık atını alıp gidebilirsin İhtiyara da gereken ceza verilecektir Hiç meraklanma</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>Fakat adam dayanamayarak hakime sormuş:</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>- Siz böyle bir şey yapmayı nasıl düşündünüz? Bu adamlar, bu atın Yitan yöresine ait olduğunu nereden anladılar? Lütfen bana söyler misiniz bütün bunlar nasıl olabiliyor?</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>Hakim adamın sorusuna gülerek cevap vermiş:</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>- Ben ve bu gördüğün herkes, bu şehirdeki Akıl Okulu’nu bitirdik Her şeyi o okulda öğrendik Orada doğrunun nerede ve nasıl bulunacağı öğretilir</strong></span></p>
<p><span style="color: #008000;"><strong>Adam böylece Akıl Okulu’nun ne anlama geldiğini yaşayarak öğrenmiş Heyecanla memleketi olan Yitan’a dönmüş Bütün olanları ailesine ve arkadaşlarına anlatmış Sonra da bütün çocuklarını bu Akıl Okulu’na göndermiş Anlamış ki, herkeste akıl var, ama onu kullanabilmek için eğitim gerekiyor..</strong></span><br />
<span style="color: #ff0000;"><strong>Naz Ferniba</strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/akil-okulu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kırkbirinci`nin masalı</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/kirkbirincinin-masali</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/kirkbirincinin-masali#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2009 11:54:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[başını vermeyen şehit masalı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[kırkbirincinin masalı]]></category>
		<category><![CDATA[La Fontaine Masalları]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal alemi]]></category>
		<category><![CDATA[masal blog]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[masal diyarları]]></category>
		<category><![CDATA[masal dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>
		<category><![CDATA[masallar diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[naz ferniba]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=260</guid>
		<description><![CDATA[KIRKBİRİNCİ&#8217;NİN MASALI Eşikler; varacak yeri, gidecek yuvası olanlar, yüreğinde sıla hasreti taşıyanlar için yapılmıştı. Pinhan   Bir ülke ki, adı sanı duyulmamış; bir ülke ki, kitaplarda adına hiiiiç rastlanmamış; bir ülke ki, ninnilerde ona yer verilmemiş; bir ülke ki, masallar bile onu tanıtamamış&#8230; Bir ülke ki, onu bir kişi dilemiş&#8230; Bir ülke ki, adını o [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div></div>
<p><span style="color: #800080;"></p>
<p style="margin-left: 40px;"><strong><span style="font-size: x-small;">KIRKBİRİNCİ&#8217;NİN MASALI</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0px 5px 0px 10px;" align="right"><span lang="TR">Eşikler;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0px 5px 0px 10px;" align="right">varacak yeri,</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0px 5px 0px 10px;" align="right">gidecek yuvası olanlar,</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0px 5px 0px 10px;" align="right">yüreğinde sıla hasreti taşıyanlar için yapılmıştı.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0px 5px 0px 10px;" align="right">Pinhan</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0px 5px 0px 10px;"><span lang="TR"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Bir ülke ki, adı sanı duyulmamış; bir ülke ki, kitaplarda adına hiiiiç rastlanmamış; bir ülke ki, ninnilerde ona yer verilmemiş; bir ülke ki, masallar bile onu tanıtamamış&#8230;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Bir ülke ki, onu bir kişi dilemiş&#8230;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Bir ülke ki, adını o bir kişi vermiş: Çonkazat&#8230;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Çonkazat, yazı kışı bembeyaz karlarla kaplı dağlarla çevrili, büyük bir ovada kurulu bir ülke imiş. Dağlar geçitvermez; sur misali korurmuş ne minik, ne de koccaman olan bu ülkeyi. Ova yemyeşil çayırlarla kaplanırmış yazda, kışta da dağların beyazlığına bürünürmüş.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Bir yaz başı, etrafta çiçek kokusu ağaçların, saraydan çıkmış padişah. Orta boylu, üzerinde gök mavisi bir kaftan&#8230; Önce bir bakınmış şöyle bir dağlara, ‘çok şükür’ demiş. Sonra bir bakınmış şöyle bir ırmağa, ‘çok şükür’ demiş.  Bir de ağaçlara, çiçeklere, kuşlara, bakmış, ‘çok şükür’ demiş. Dönmüş saraydan içeri girmiş. Birden çocuk çığlıkları doldurmuş havayı: “masalımızı isteriz&#8230; isteriz, isteriz, masalımızı isteriz!!”</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Tok ama sevecen bir ses başlamış hergünkü masalı baştan sona anlatmaya:</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">“Bir varmış, bir yokmuş; yokların az, varların çok olduğu topraklarda birbirlerinden ayrı ayrı yolculuk yapan kırk tane adam varmış. Her birinin geldiği yön başka, geldiği ülke başka, geçmişi başka başka, dinleri başka başka, giysileri başka başkaymış. Sırtlarında minik heybeleri yürür de yürürlermiş sabah akşam. Kaç şehir geçmişler, kaç ülkeyi geride bırakmışlar, kaç kişi onları görmüş de konuşmamışlar&#8230; ‘yabancının biri geçti buradan’ diye başlayan cümleyle kaç kişiye onları anlatmışlar bilinmez, bilinmez ama her gören bir diyecek bulmuş işte.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Günler günleri, haftalar haftaları, aylar ayları kovalamış. Birgün bu kırk kişiden biri, bir ilkbahar sabahı o mis kokulu ağaçlar arasından kıvrıla kıvrıla akan ırmağın kenarında, bu kırk kişiden birini otururken görmüş. Usulca yanaşmış yanına, ‘gecen haleli, günün güneşli olsun’ demiş. Hiç yüzünü çevirmeden karşılık vermiş adam, ‘her günün anlamlı, evin çatılı olsun’ demiş. Irmağın kenarına o da oturmuş, suyun akışını seyre dalmış.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Bu kırk kişiden üçüncüsü yaklaşmış ırmağa ve onları böyle otururken görmüş kenarda. ‘sofranız beraketli, ağacınız çiçekli olsun’ demiş. Kırk kişinin birincisi, ‘dostun çok, yolun tek olsun’ diye karşılık vermiş. Kırk kişinin ikincisi de, ‘kulakların çok işitsin, dilin az söylesin’ demiş. Kırk kişinin üçüncüsü onları dinledikten sonra ırmağın kenarında bir yer seçip oturmuş, suyun akışına kapılmış. </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Kırk kişinin dördüncüsü yanaşmış bu sefer oturanların yanına. ‘kapınız açık, geleniniz çok olsun’ demiş. Birinci, ‘baharın uzun, ömrün bahar olsun’ diye karşılık vermiş. İkincisi, ‘bülbülün şen, gülün al al olsun’ demiş. Ücüncüsü, ‘güneşin sıcak, bulutların yağmurlu olsun’ demiş. Dördüncü de geçmiş oturmuş ırmağın kenarına.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Kırk kişinin beşincisi bu dört kişiyi görüp yanaşmış yanlarına. ‘kavganız az, bileğiniz güçlü olsun’ demiş. Birinci, ‘yolun doğru, suyun arı olsun’ diye karşılık vermiş. İkincisi, ‘kaderin güzel, yüreğin temiz olsun’ demiş. İkincisi, ‘ağacın küçük, kökü sağlam olsun’ demiş. Üçüncüsü, ‘evin sıcak, düşmanın ırak olsun’ demiş. Dördüncüsü, ‘işin rahat, çocukların sağlıklı olsun’ demiş. Beşinci de dinledikten sonra çekilmiş ırmağın kenarına oturmuş.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Bu kırk kişinin beşi böyle karşılaşmış bir ırmak kenarında. Bir süre sonra birinci azığını alıp, ‘ötelerden davet var, yola koyulma zamanı’ demiş ve yürümeye başlamış. İkinci de peşisıra doğrulmuş, ‘yol çeker, yel savura savura katar önüne’ demiş birincinin ardına düşmüş. Üçüncü davranmış bu kez, ‘kimi kim bekler bilinmez, o bilinmeze varmak gerek’ demiş ikincinin peşinden gitmiş. Dördüncü kalkarken yerinden ‘gün ola yolculuk bitmeye’ diyerek üçüncünün arkasından yürümüş. Beşinci de ‘gitmelerde bir sır gizli bulmak gerek’ demiş ve dördüncünün ardına takılmış.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Yürümüşler, yürümüşler gün batmış, ay aydan aydınlık salınmış semada, seher vakti ötmüş bir bülbül, devam etmişler yollarına. Beşi peşpeşe böyle giderken bu kırk kişinin altıncısı görmüş onları. Koşmuş yetişmiş. ‘yolunuz düz, adımlarınız sağlam olsun’ demiş. Ses çıkarmamış beşin beşi de. Oluvermişler altı kişi. Köyün birinden geçerken ard arda, pazar yerinde kırmızı güller satan yaşlı bir adam çıkmış karşılarına. Durmamışlar. Önünden usul usul geçerlerken önce birinciye, ‘bir hırkan olsun kırmızı’ diyerek güllerden birini vermiş. İkinciye, ‘bir halın olsun kırmızı’; üçüncüye, ‘bir şalın olsun kırmızı’; dördüncüye, ‘bir perden olsun kırmızı’; beşinciye, ‘bir yorganın olsun kırmızı’; altıncıya, ‘bir elbisen olsun kırmızı’ demiş ve herbirine kırmızı güllerinden birer tane uzatmış. Altısı, ellerinde kırmızı güller hiç ses çıkarmadan devam etmişler yollarına.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Bu kırk kişinin yedincisi güllü adamları görünce sokulmuş usulca yanlarına. ‘gül kokulu sevdalarınız olsun’ demiş ve onlarla yürüyüşüne devam etmiş.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Az gitmişler uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler büyük bir gölün kıyısına gelmişler. Birinci durmuş önce, elindeki gülü, ‘hırkamı sana hediye ediyorum’ diyerek atmış göle. İkinci, ‘halımı sana hediye ediyorum’demiş; üçüncü, ‘şalımı sana hediye ediyorum’ demiş; dördüncü, ‘perdemi sana hediye ediyorum’ demiş; beşinci, ‘yorganımı sana hediye ediyorum’ demiş; altıncı da, ‘elbisemi sana hediye ediyorum’ demiş&#8230; yedinci de eline bakmış boş, ‘ben de tüm kırmızı gülleri senin için diliyorum’ demiş. Kan kırmızı boyanmış göl, gül rengine.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Oturmuşlar gölün kıyısına. Bu kırk kişinin sekizincisi uzaktan görmüş bu yedi kişiyi. Yaklaşmış yavaş yavaş. ‘dileğiniz gerçek olsun’ diyerek oturmuş yanlarına.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Birinci, ‘göz var yürek fetheder, yürek var dünyayı besler’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">İkinci, ‘dağı taşı dilsiz belleme, ne der kim bile’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Üçüncü, ‘bitmeyecek sanma, her şey yiter birgün’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Dördüncü, ‘kar üstünde iz bırakmak kolay, sen yürekte bırakmaya bak’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Beşinci, ‘yavaş olsa da işin, doğru olsun sözün’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Altıncı, ‘ümidini kırma hiçkimsenin, dinle ve sus’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Yedinci, ‘kapılar kapalı olabilir, sanma içeride biri yok’ demiş&#8230;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Sekizinci de oturmuş, gölü seyre dalmış. Onlar böyle göl kıyısında tefekkür ederlerken dokuzuncu çıkagelmiş. ‘vardır her şeyin bir sebebi, sorusuz cevap olur mu’ diyerek oturmuş. Gölde dalga, güneşte ışık, ağaçta meyve, yerde toprak varmış. Onlar yüreklerinde olanı aramaya devam ederlerken böyle, onuncu çıkagelmiş. ‘hükümdar ola adil, etmeye zulüm’ demiş.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Birinci, ‘zulüm odur, yakar kavurur’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">İkinci, ‘ısılık oddadır, sacda değildir’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Üçüncü, ‘od’un nerede olduğu bilinmez, bazı bazı yürektedir’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Dördüncü, ‘kimi yürekler dünyayı alır, kimi yüreğe incir çekirdeği sığmaz’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Beşinci, ‘dünya bir yoldur, her gelen bu yoldan geçer’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Altıncı, ‘yolun cok kolu vardır, kısa olan değildir her zaman doğru’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Yedinci, ‘bir doğru var, ya nereden gidile’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Sekizinci, ‘gitmek kolay, zor olan kalmak’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Dokuzuncu, ‘zor deyip kaçma, kolay ne var ki’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onuncu, ‘her işte var bir hayır’ diyerek oturmuş gölün kenarına. Tam arkalarında yükselen ağacın ardından bir ses duymuşlar. Dönüp bakmışlar, bakmışlar ama kimsecikleri görememişler. Bir-iki dakika ya geçmiş ya geçmemiş aynı sesi tekrar duymuşlar. Onuncu, ağaca daha yakın olduğu için merak içinde ağaca yaklaşmış. Sağına bakmış, soluna bakmış; önüne bakmış, arkasına bakmış; bir de üstüne bakmış&#8230; Nafile, kimsecikler yok. Tam geri dönecekmişti ki, aynı sesi işitmiş: ‘ruzba dey  londi, fers binal şöy bek’&#8230;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onuncu şaşkın şaşkın bakınmış yine. Yok, hiçbir şey yok. ‘ruzba dey londi, fers binal şöy bek’&#8230; Aklından bunun ne anlama gelebileceğini düşünürken, dokuzuncu yaklaşmış arkasından, ‘güneşin battığı yer, yönünüz olsun’ diyor, demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Sekizinci, ‘aceleye gerek yok, yakındır’ diyor, demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Yedinci, ‘vakit hızla ilerliyor, durmayın’ diyor, demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Altıncı, ‘karanlık çökmeden, gölden uzaklaşın’ diyor, demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Beşinci, ‘göl taştı, topraklar kayboldu’ diyor, demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Dördüncü, ‘orası doğuda, onu bulun’ diyor, demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Üçüncü, ‘hangi dağın eteklerinde mavi, orada’ diyor, demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">İkinci, ‘kırmızıyı boşver, yeşilde her şey’ diyor, demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Birinci, ‘siz beni anlayamazsınız; zor,  cok zor’ diyor, demiş arkasını dönüp azığını almış yola koyulmuş.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">İkinci, ses çıkarmadan ardına düşmüş birincinin; üçüncü ikincinin, dördüncü üçüncünün, beşinci dördüncünün, altıncı beşincinin, yedinci altıncının, sekizinci yedincinin, dokuzuncu sekizincinin ve onuncu da dokuzuncunun peşisıra yürümeye başlamış. Az gitmişler uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler. Bir ince dereden geçip, bir dağın yamacısıra ilerlemişler. Kırkın onu, onu bir yerde büyük şehirleri geride bırakıp küçük köylerde konaklamışlar. Hangi hana ayak bastılarsa söz etmemişler; kelamı unutmuş gibi olanı biteni, geleni geçeni dilsiz seyretmişler.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Birgün böyle yollarının vardığı bir yerde, küçük bir hana girmişler. Köşelerde bir yerde duran masaya birinci yanaşıp oturmuş, ‘her bir lokmanın şükrünü unutma’ diyerek.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">İkinci, ‘şükür etmekten bir an bile vazgeçme’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Üçüncü, ‘sen bilmezsen kıymet vermeyi, halin nice olur düşün’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Dördüncü, ‘bereketin nerede gizli olduğu bilinmez, dikkatli ol’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Beşinci, ‘bilmediğin neyse peşinden git’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Altıncı, ‘zorluklar olmadan kolaylığı anlayamazsın’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Yedinci, ‘kolayı iyi sanma yanılırsın’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Sekizinci, ‘yanılmak ne cok hayatta, sen yanılmamaya bak’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Dokuzuncu, ‘güvenme herkese, önce kişiyi oku’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onuncu, ‘kişi özü sözü doğru olmalı’ demiş.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onlar böyle otururlarken, uzaktan kırkın onbiri onları seyrediyormuş. Yaklaşmış ve ‘en güzeli dostça yaşamak, kavga niye’ diyerek onuncunun yanına oturmuş. Hancı herbirinin önüne birer kase sıcak çorba koyarken, ‘niye yaşar insanoğlu yemek-içmek için’ demiş.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Birinci, ‘mâna var, çözemediğim’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">İkinci, ‘aşk var, yandığım’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Üçüncü, ‘ölüm var, anlayamadığım’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Dördüncü, ‘dost var, aradığım’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Beşinci, ‘yâr var, yüreğime sığdıramadığım’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Altıncı, ‘kulluk var, yapamadığım’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Yedinci, ‘âhir var, evvelini göremediğim’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Sekizinci, ‘şükür var, edemediğim’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Dokuzuncu, ‘dua var, avuç açamadığım’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onuncu, ‘gözyaşı var, dökemediğim’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onbirinci, ‘son var, korktuğum’ demiş. Hancı, ‘la havle&#8230;’ diyerek işinin başına dönmüş.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Kırkın onbiri sıcak çorbalarını sessiz sakin içmişler. Birinci, ‘verdiğin nimetlere&#8230;’ deyip heybesinden çıkardığı ak benekli siyah bir boncuğu bırakmış kasenin yanına, doğrulmuş yerinde. İkinci, ‘verdiğin her bir parmağa&#8230;’ demiş, kızıl taşlı bir yüzük bırakmış.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Üçüncü, ‘verdiğin yüreğe&#8230;’ demiş, küt burunlu bir bıçak bırakmış.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Dördüncü, ‘verdiğin dile&#8230;’ demiş, küçük bir şişe bırakmış.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Beşinci, ‘verdiğin akla&#8230;’ demiş, gümüş rengi bir kağıt bırakmış.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Altıncı, ‘verdiğin aşka&#8230;’ demiş, mavi işlemeli bir mendil bırakmış.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Yedinci, ‘verdiğin varlığa&#8230;’ demiş, bir küçük ahşap kutu bırakmış.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Sekizinci, ‘verdiğin zamana&#8230;’ demiş, bir küçük torba kum bırakmış.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Dokuzuncu, ‘verdiğin imana&#8230;’ demiş, bir kuru dal bırakmış.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onuncu, ‘verdiğin merhamete&#8230;’ demiş, bir toprak kase bırakmış.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onbirinci, ‘verdiğin küll’e&#8230;’ demiş, pamuklu küçük bir kumaş parçası bırakmış ve kırkın onunun ardına düşmüş. Gün bitmiş, ay aydan aydın salınmış semada. Yıldızlar pervane, kandil misali geceye ışık tutmuş. Yollar patika olmuş, çayır olmuş, bozkır olmuş, ova olmuş. Yürümüşler, yürümüşler bir değirmenin yanına varmışlar. Kuyusundan su çekip içmişler. Birinci, ‘su var yaşatır, su var boğar’ diyerek kuyunun yanına oturmuş.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">İkinci, ‘su var akar, su var dalgalanır’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Üçüncü, ‘su var tatlı, su var acı’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Dördüncü, ‘su var renkli, su var berrak’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Beşinci, ‘su var kayar, su var damlar’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Altıncı, ‘su var uçar, su var kalır’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Yedinci, ‘su var yıkar, su var yakar’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Sekizinci, ‘su var taşar, su var düşer’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Dokuzuncu, ‘su var bakar, su var çeker’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onuncu, ‘su var sazlı, su var çiçekli’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onbirinci, ‘su var kokulu, su var tuzlu’ demiş ve herbiri kuyunun etrafına dizilmiş.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Değirmenden bir adam onları seyretmiş uzaktan uzaktan. Varmış yanlarına, ‘içtiğiniz su, helal olsun’ demiş. O da oturmuş kırkın onbirinin yanına. Olmuşlar oniki. Uzakta bir yerlerde güneş gizlenmiş dağların ardına, uzakta bir yerlerde güneş doğmuş tüm ihtişamıyla.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Birinci kalkmış ayağa ilk, ‘bulmalı insan aradığını’ diyerek.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">İkinci ardısıra doğrulurken, ‘bir de ne aradığını bilse’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Üçüncü, ‘bir de aradığının nerede olduğunu bilse’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Dördüncü, ‘öyle çok bilinmeyen var ki, hangisinden başlamalı’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Beşinci, ‘dağa çarpan yürek, iflah olmaz’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Altıncı, ‘sevda sevda dolandı yürek, mecnuna döndü’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Yedinci, ‘boş yürekte fesat gezinir’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Sekizinci, ‘verme sevgini bir değmeze’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Dokuzuncu, ‘ağla gönlüm, yırtıl yüreğim, ne çare’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onuncu, ‘her yerde, her şeyde bir son mutlaka var’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onbirinci, ‘azda karar kıl, ne istediğini bil’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onikinci, ‘işle yüreğini, gören hayran olsun’ demiş ve kırkın onbirinin arkasından yürümeye koyulmus. Üç çam ormanını boydan boya geçmişler. Ara ara sincaplarla karşılaşmışlar, ara ara tavşanlar kaçmış önlerinden. Durmamışlar. Ormancının biri görmüş onları böyle ard arda yürürlerken. ‘ırak yoldan gelir gibisiniz; yolunuz düz, yokuşunuz iniş olsun’ demiş.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Birinci, ‘o yerler ırak değil, artık dönüşsüz’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">İkinci, ‘hangi yana baksam, çaresiz’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Üçüncü, ‘ileride olan biten, belirsiz’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Dördüncü, ‘bir yol ki, bitimsiz’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Beşinci, ‘gördüğüm işler, biçimsiz’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Altıncı, ‘var mıdır sevda, çilesiz’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Yedinci, ‘varamaz kimse, aşksız’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Sekizinci, ‘aşk olmadan bu dizler, dermansız’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Dokuzuncu, ‘hiçbir lezzet, lezzet değil, acısız’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onuncu, ‘dost var mıdır, dostsuz’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onbirinci, ‘yürek yürek değildir, sevdasız’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onikinci, ‘nice ölümler var, figansız’ demiş. Ormancı şöyle bir bakmış kırkın onikisine, önünden bir bir geçerlerken. ‘Allah Allah, bu ne iştir anlamadım’ demiş ve işine dönmüş.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Ağaçların arasında dolanmışlar, dolanmışlar; sonunda bir minik derenin yanına çökmüşler. Birinci, ‘bu güzellikler bir yansımadır’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">İkinci, ‘asl olana bu gözler dayanmaz’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Üçüncü, ‘görünen, bir hayal dünyasıdır’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Dördüncü, ‘yoklar gerçekten yok mudur’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Beşinci, ‘ya varlar, varlar gerçekten var mıdır’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Altıncı, ‘akıl boş levhaydı, dileyen dilediğini yazdı’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Yedinci, ‘bir de ötelerin ötesi var, bilmediğim’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Sekizinci, ‘yükü öyle ağır ki yürek dayanamıyor’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Dokuzuncu, ‘sözün bittiği yerde gerçek dil konuşur’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onuncu, ‘evreni oku, onda neler gizli’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onbirinci, ‘ya şu gök, direkleri nerededir’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onikinci, ‘yeraltı başka alem, yerüstü başka&#8230;’ demiş dalıp gitmiş suyun şırıltısına. Bir kuş gelip konmuş ağacın dalına, bir kuş uçmuş gitmiş başka ağaçlara. Mevsimin rengi yeşilmiş, sevdanın belli değil&#8230;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onikinci kalkmış ilk ayağa, ‘susturamıyorum şu yüreği’ diyerek</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onbirinci, ‘ben sevdamı bilmem, o da beni bilmez’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onuncu, ‘sesin nereden geleceği belli olmaz’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Dokuzuncu, ‘suda yürü batma, ateşe bas yanma’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Sekizinci, ‘yanarsan bir şeye yan, gerisi yalan’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Yedinci, ‘tacım olsa neye yarar, tahtım olmayınca’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Altıncı, ‘her şey bir avuç toprak’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Beşinci, ‘incinmeye yürek, incitmeye’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Dördüncü, ‘dalga dalga kıyıya vursam, kum olup aksam’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Üçüncü, ‘aktı bu gönül, kim durdura’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">İkinci, ‘gönlü hoş eyleyeni, yedi kat gök tanır’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Birinci, ‘ilim olsa gerek kazmakla dibi görünmez’ demiş ve ard arda, önde kırkın onikincisi, arkada kırkın birincisi ayaklar nereye çekerse oraya yürümeye koyulmuşlar yine. Kulübeler çıkmış karşılarına, yayla kulubeleri. Al yanaklı çocuklar durup bakmışlar bu oniki garip insana, fısıldaşmışlar. Biri, ‘bunlar o masaldaki oniki asker’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Diğeri, ‘yok yok ne askeri, bunlar olsa olsa doğunun oniki dervişidir’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Bir diğeri, ‘ne asker, ne derviş bunlar bozkırın oniki dilencisi’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Başka biri, ‘hayır, bunlar o büyük devletin oniki elçisi’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Diğer biri, ‘bunlar oniki ayın oniki ismi’ demiş. Kırkın onikisi tepenin ardında kaybolana kadar seyretmişler çocuklar onları bir şeyler hayal ederek onlara dair ve dalmışlar oyuna, çarçabuk unutmuşlar gördüklerini.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Bir gençkız çıkmış karşılarına kırkın onikisinin. Elinde bir kova su varmış. Merak etmiş isimlerini, soruvermiş. ‘deyiverin adınız nedir?’</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onikinci, ‘sabır’ diyerek geçmiş kızın önünden</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onbirinci, ‘tevekkül’ demiş geçmiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onuncu, ‘rıza’ demiş geçmiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Dokuzuncu, ‘niyet’ demiş geçmiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Sekizinci, ‘remz’ demiş geçmiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Yedinci, ‘itaat’ demiş geçmiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Altıncı, ‘alamet’ demiş geçmiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Beşinci, ‘lutf’ demiş geçmiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Dördüncü, ‘idrak’ demiş geçmiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Üçüncü, ‘karar’ demiş geçmiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">İkinci, ‘nimet’ demiş geçmiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Birinci, ‘muhabbet’ demiş geçmiş. Kız bakakalmış arkalarından. Ne nedir anlayamamış. İsimlerin garipliğine mi takılmiş, isimlerin anlamına mı&#8230; kimse bilememiş.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Tepeleri bir bir geçmiş kırkın onikisi, bastıkları her yer yol olmuş onlara. Kırkın onüçüncüsü, kırkın onikisini böyle tepe tepe aşarken görmüş. Birincinin ardından ilerlemiş. Olmuşlar kırkın onüçü. Günler geçmiş, toprak bir kızıllaşmış, bir sararmış. Bir otlanmış, bir çoraklaşmış&#8230; Çorak topraklardan kırkın ondördüncüsü onüçüncünün ardına takılmış. Olmuşlar kırkın ondördü. Günlerce ne ses çıkmış birinden, ne bir kelime.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Yürümüşler, yürümüşler. Kırkın ondördü boncuk gibi dizilmişler. Köyler geçmişler, şehirler geçmişler. İnsanlar onları görmüşler, onlar insanları görmemişler. Lal olmuş gibi hallerinden, insanlar tedirgin olmuşlar. Şehrin birinde, bir meydandan geçerlerken insanların yüksekçe bir yerin çevresinde toplandığını farketmişler. Topluluk arasından, sırayla birilerinin o yüksek yere çıkıp bir şeyler söylediğine, sonra sırayı başkasına bırakarak aşağı indiğine şahit olmuşlar. Durmuşlar. Uzaktan seyretmeye başlamış kırkın ondördü.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Yaşlıca bir adam çıkmış, ‘gerçek vardır bilinmez, gerçek vardır gizlenir’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Bir kadın, ‘gerçeklere kim set çeke, sonu acı’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Bir çocuk, ‘benim gerçeğim oyun sopamın ucunda’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Bir gençkız, ‘gerçeğin bilinmesine hizmet et’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Bir nine, ‘gerçek belki çiçeğin kokusunda, belki kuşun kanadında’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Bir adam, ‘gerçek hangi ağacın meyvesi, hangi toprağın rengi’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Birinci kalkmış ayağa ilkin, ‘her bilinen gerçek midir’ demiş yürümeye başlamış</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">İkinci, ‘set ol kötülüğe, set ol zulme’ demiş birincinin ardına düşmüş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Üçüncü, ‘zulüm gerçeği örten en acı giysidir’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Dördüncü, ‘öyle bir giysi seç ki kendine hesabı kolay olsun’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Beşinci, ‘hesabı nasıl kaldırır yürek’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Altıncı, ‘yürek hassastır, lakin gücü de vardır’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Yedinci, ‘güç doğru yerde kullanılmalı’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Sekizinci, ‘doğruyu bulmak içindir akıl’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Dokuzuncu, ‘akıl herkeste var, lakin kullanan az’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onuncu, ‘azda bereket gizli olabilir’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onbirinci, ‘bereket toprakta, toprak her şeyi temizler’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onikinci, ‘toprak ne söyler, anlayana her şey’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onüçüncü, ‘anlam bir gizli sır’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Ondördüncü, ‘sır öyle çok ki bu alemde, alemin sırrı da bir başka’ demiş ve kırkın ondördü yine ard arda dizilmişler.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Meydandaki topluluk onları hayret içinde ve sessizce dinlemişler. Birden aralarından on kişinin öne çıktığını görmüşler. Bu on kişinin birincisi, ‘yolum ardınızda belki, bir de sizinle söyleşelim’ demiş kırkın onbeşincisi olarak ondördüncünün arkasından yürümeye başlamış. İkinci, ‘buralarda değil belki aradığım, bir de uzakları denemeli’ demiş ilerlemiş kırkın onaltıncısı olarak.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Üçüncü, ‘bulana dek dönmek yok’ demiş, onyedinci olmuş.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Dördüncü, ‘zaman geçiyor, ben hala tedirginliğimi çözemedim’ demiş, onsekizinci olmuş.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Beşinci, ‘gece ile gündüzün var mı anlamını bilen’ demiş, ondokuzuncu olmuş.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Altıncı, ‘ya göklerin direklerini gören var mı’ demiş, yirminci olmuş.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Yedinci, ‘ya nehirlerin nereye aktığını bilen var mı’ demiş, yirmibirinci olmuş.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Sekizinci, ‘ya yıldızlar neden süslerler göğü’ demiş, yirmiikinci olmuş.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Dokuzuncu, ‘sora sora mı öğrenir insan, göre göre mi’ demiş, yirmiüçüncü olmuş.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onuncu, ‘hakikat nerede gizlidir ki, bulan var mıdır’ demiş ve kırkın yirmidördüncüsü olmuş.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Kırkın yirmidördü yavaş yavaş uzaklaşırken, meydandaki insanlar anlamamışlar bu on kişinin neden diğerlerinin peşinden gittiklerini. Bir adam, ‘kalmak mı çözüm, gitmek mi’ demiş başını sallaya sallaya uzaklaşmış oradan. Bir dede ellerinin titremesini durdurmaya çalışırken, ‘bir ömür geçti işte yeryüzünde, sırtımda bir kambur var, defterimse dolu’ demiş ve bastonuna tutuna tutuna sokaklardan birine yönelmiş. Bir kadın, ‘ağladım çokça, ne işe yaradı dövünmek, böyle geçiyor ömür’ demiş bir çocuğu kucağına alıp gitmiş oradan. Herkes dönüp konuşma taşına bakmış. Bir gençkız, ‘konuşmak iyi, fakat bir dinleyen olmalı, bir anlayan olmalı’ demiş koşarak uzaklaşmış. Sonra bir bir dağılmışlar meydandakiler, başları eğik. Biri mırıldanmış kendi kendine, ‘sora sora mı bulur insan, yoksa sora sora mı kaybolur’&#8230;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Günler geçmiş, kırkın yirmidördü hangi yöne yöneldiklerine bile bakmadan ilerlemişler ağır ağır. Bir gölge ardlarından ilerliyormuş çok zamandır, farketmemişler ya da farketmişler de ilgilenmemişler gölgenin sahibiyle. Yürümüşler, yürümüşler. Bir saray çıkmış karşılarına. Bahçe duvarları dimdik uzanıyormuş göğe. Kapılar kapalıymış. Kimsecikler görünmüyormuş etrafta. Oturmuşlar saray bahçesinin duvarlarından birinin önüne. Ağaçların gölgesi serin, güneş sıcakmış. Nereden geldiği bilinmeyen biri geçmiş karşılarına oturmuş, ‘Dünya yürümekle bitmez’ diyerek. Birinci, ‘her şeyin bitmesi gerekir mi’ demiş. İkinci, ‘ölüm müdür bitim, yoksa ölüm müdür başlangıç’ demiş. Üçüncü, ‘başı sonu belli olmayan bir yerde miyiz’ demiş. Dördüncü, ‘yer yurt neye gerek, yürek huzur bulmadıktan sonra’ demiş. Beşinci, ‘yurt var çeker kendine, yurt var iter dışarı’ demiş. Altıncı, ‘içte bin olmak, dışta bir’ demiş. Yedinci, ‘bir olsa yürekler, kalır mı zulüm’ demiş. Sekizinci, ‘zulme kapı aralayanın vay haline’ demiş. Dokuzuncu, ‘kapılar çok, hangisini açacağın önemli’ demiş. Onuncu, ‘hangi kapıdan girersen gir, yüreğin çıkacaktır karşına’ demiş. Onbirinci, ‘yürekten kaçarbilir mi insan’ demiş. Onikinci, ‘kaçmak çözüm müdür ya’ demiş. Onüçüncü, ‘her çözüm başka bir karmaşa değil midir’ demiş. Ondördüncü, ‘en büyük karmaşayı yürek yaşar, ya kimdir onu karıştıran’ demiş.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Bir başkası çıka gelmiş o ara. Geçmiş karşılarına oturmuş, diğerinin yanına, ‘sözleri iyi seçmeli insan’ diyerek. Onbeşinci, ‘söz var uçar, söz var dolaşır dilden dile’ demiş. Onaltıncı, ‘dil var acı, dil var tatlı’ demiş. Onyedinci, ‘dil var sessiz, dil var feryat feryat’ demiş. Onsekizinci, ‘dil var yakar, dil var söndürür’ demiş. Ondokozuncu, ‘dil var sürükler, dil var boğar’ demiş. Yirminci, ‘dil bilmezden uzak ola insan’ demiş. Bir başkası çıkagelmiş, ikisinin yanına oturmuş, ‘dilin söylediğini duymalı kulak’ diyerek. Yirmibirinci, ‘dili anlayan var, dili duyan bir de’ demiş. Yirmiikinci, ‘kulak duysun, dil söylemesin’ demiş. Yirmiüçüncü, ‘dokuzuncu boğumda durmalı söz’ demiş. Yirmidiördüncü, ‘söz var dünya peşinden gider, söz var bir kulaktan girer bir kulaktan çıkar’ demiş. Bir başkası gelmiş üçünün yanına oturmuş, ‘insan hangi sözün ardına düşeceğini iyi bilmeli’ demiş. Susmuşlar. Susmuşlar. Önce birinci doğrulmuş yerinden. Yürümüş. Hepsi bir olmuşlar yürümede. Kırkın yirmidördü olmuş kırkın yirmisekizi. Sarayın kapısına gelmişler. Kapı o sıra açılıvermiş. Kimseleri görememişler, lakin bu kapının açılmasını bir davet saymışlar. Hep bir olup kırkın yirmisekizi sarayın muhteşem behçesinde buluvermişler kendilerini. Kelam az gele bu bahçeyi tarife. Susmuşlar. Bakmışlar bir, o kadar.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Yürümüşler yürümüşler bir başka kapı daha onlar varmadan usul usul açılmaya başlamış. Bu kapı da bir başka bahçenin kapısıyımış. İlk bahçenin rengi koyu yeşil, kokusu çam kokusunu andırırmış. İkinci bahçe kızıl renkte, meyveli ağaçlarla doluymuş. Yürümüşler. Koku insanı başka alemlere götürür gibiymiş. Yürümüşler. ‘Dünya mıdır insanı büyüleyen böyle’ diye düşünmüşler. Kırkın yirmisekizi hayran mı şaşkın mı belli değil.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Bir başka kapının yanına varmışlar, ama bu kapı açılmamış nedense diğer iki kapı gibi. Bakmışlar bakmışlar bakmışlar&#8230; Açan olmamış kapıyı. Davetsiz yere girmekte ısrara ne gerek demiş duvar dibine oturmuşlar. Biri, nereden geldiği belli olmayan biri yanlarına yanaşmış. ‘Hazır olun, gücünüzü toplayın, zor olandan kaçmayın, direnin’ demiş ve birden kanatlanıp kuş olmup uçmuş gökyüzüne. Kırkın yirmisekizi sus pus ne düşüneceklerini bile şaşırmışlar.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Aradan epey bir zaman geçmiş, gün batmak üzereyken kapının açıldığını farketmişler. Kırkın yirmisekizi vakit geldi demek diye düşünerek kalkmışlar oturdukları yerden. Bu sefer kapıdan geçer geçmez kendilerini bekleyen bir dizi askerin olduğunu görmüşler. Selam vermiş askerler kırkın yirmisekizine. Selam almış kırkın yirmisekizi de. ‘buyrun’ diyerek yol göstermiş askerler. Kimse sormamış, kimse de soru beklemiyormuş zaten.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Bahçenin çimlerine yerleştirilmiş yuvarlak taşların üzerine basa basa ağaçların arasında ilerlemişler askerler ve kırkın yirmisekizi. Bir süre sonra dev bir saray görünür olmuş yaprak aralarından. Durmamış kimse binaya doğru yürümeye devam etmişler. Dev basamaklardan bir bir-bir bir çıkarak saraya girmişler. Padişah onları bekliyormuş. Tez haber uçuranları varmış meğer.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Hemen huzura alınmışlar. Padişah hemen konuya girmiş. ‘Elimizde on iki cümle var. Her cümlenin yarısı var, yarısı yok. Tamamı eksik cümleler. Bu cümlelerin tamamlanıp büyük sırrın çözülmesi gerekiyor. Bu sır çözülmezse kızım Nerva asla mutlu olamayacak. Sarayımızda bu iş için bulunan oniki kişi var. Her birine bir cümle düşüyor. Fakat üç aydır bir cümleyi bile tamamlayan olmadı. Vakit azalıyor. Nerva onsekiz yaşına bastığı gün bu cümlelerin tamamlanmış olması gerekiyor. Sizin bize yardımcı olabileceğinizi düşünüyoruz. Bu yüzden buradasınız. Dilerim yapabilirsiniz.’</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Kırkın yirmisekizi pek olandan bir şey anlamasa da yardım edebilmeyi ümid etmiş. Emriyle padişahın yarım bırakılmış cümleler bir bir okunmuş. Ne yaprak oynamış, ne kuş uçmuş bir yerden bir yere. Ta ki oniki eksik cümle söylenene dek.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">1- Halka, bir nokta idi başlangıçta</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">2- Nokta dediğin ısırılmamış, dişlenmemiş bir elma</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">3- Hafıza elmayı hikaye eder kuytularda</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">4- Nasılsa karışacak ten türaba</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">5- Vuslatın yolu nedir bir de biz bilelim dersen</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">6- Ne kadar çok yürek varsa çarpan</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">7- Halka dediğin tepeden tırnağa aşktır</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">8- Madem ki alem adem, adem de alem içindedir</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">9- La-mekanız, bi-mekanız</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">10- Adem manaya derler</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">11- Hızlanır nokta</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">12- Kül oluruz yana yana</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Bir sessizlik, noktası olmuş eksik cümlelerin. Oniki cümlede varsa bir sır çözülmelidir. Varsa bu sırrın bir çözümü bulunmalıdır. Sır dediğin çözülmek içindir. Her sırrın olmalıdır bir anahtarı. Anahtar belki her kapıyı açmaz. Ama her kapının vardır bir anahtarı. Bulunmalıdır.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Kırkın yirmisekizi askerlerin gösterdiği geniş bir salona meyletmişler usul usul. Yüzlerce kişinin rahatlıkla konuk edilebileceği bu salonda herkes bir köşe seçmiş yerleşmiş. Ardından oniki kişi girmiş salona. Olmuşlar kırk kişi. Her kişinin elinde cümleler, düşünmeye koyulmuşlar.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">İlkin kırkın birincisi; ‘Halka, bir nokta idi başlangıçta, ne küçüktü ne büyük’ demiş.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">İkinci, ‘ne yerdeydi ne arşta çünkü sadece o vardı’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Üçüncü, ‘Nokta dediğin ısırılmamış, dişlenmemiş bir elma; elma diri, elma sulu ve kan kırmızıydı’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Dördüncü, ‘ne zaman ki diş geçirildi elmaya, ne zaman ki o kırmızı cevher oldu ikipare’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Beşinci, ‘ben, sen davası çıktı ortaya ayrı düştük gayrı düştük’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Altıncı, ‘vakit yitirmeden dönelim dersen sılaya, bir iken çok olduk’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Yedinci, ‘çok iken bir olalım dersen hatırla’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Sekizinci, ‘Hafıza elmayı hikaye eder kuytularda, kuytularda işimiz ne varalım meydana’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Dokuzuncu, ‘varalım dersen meydana, varıp da konuşturalım dili olmayan kitabı’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onuncu, ‘bil ki dervişlik dediğin ne hırkadadır ne taçta’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onbirinci, ‘inci sedef lal u gevher beri dursun’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onikinci, ‘Nasılsa karışacak ten türaba, yeter ki sen seni bil sen seni’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onüçüncü, ‘ne de olsa derya ummandır balığa, kendinde gör onsekizbin alemi’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Ondördüncü, ‘fehmeylemekse maksadın bu sırrı, bedehu duralım dara’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onbeşinci, ‘Vuslatın yolu nedir bir de biz bilelim dersen, lüzum yoktur yola yordama’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onaltıncı, ‘Ne kadar çok yürek varsa çarpan, ne kadar çok gönül gözü varsa dost cemaline müptela’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onyedinci, ‘o kadar çok yol yordam var demektir’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Onsekizinci, ‘var kendin hesapla’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Ondokuzuncu, ‘kimileri hesap kimileri feryat ederken, döner durur halka’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Yirminci, ‘Halka dediğin tepeden tırnağa aşktır, orada yer yoktur gazaba’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Yirmibirinci, ‘ben dönerim o döner halka döner’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Yirmiikinci, ‘öyle bir halkadır ki bu kimsecikleri bırakmaz dışında’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Yirmiüçüncü, ‘haber salın börtü böceğe, kurda kuşa, yedi iklim, köşe bucağa ve burnumuzun dibinde gizlenen Kaf dağına’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Yirmidördüncü, ‘kardeşiz cümle mahluka’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Yirmibeşinci, ‘Madem ki alem adem, adem de alem içindedir, yetmiş iki millete bakarız aynı nazarla’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Yirmialtıncı, ‘ballar balını bulmak için, kolkola girip bir öne bir arkaya’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Yirmiyedinci, ‘kovanımızı yağma etmek için, ‘hu’ çekmek her nefes alışta’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Yirmisekizinci, ‘La-mekanız, bi-mekanız, kah orada kah burada’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Yirmidokuzuncu, ‘el, ayak, baş, suret ile kaş değil’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Otuzuncu, ‘Adem manaya derler, mana ki noktada saklıdır’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Otuzbirinci, ‘nokta ki kadrince kadirdir’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Otuzikinci, ‘ve dahi dört kitabın elifbasıdır’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Otuzüçüncü, ‘dervişlik davası güdene, rıza lokmasını zoraki sindirene bir çift lafımız vardır’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Otuzdördüncü, ‘Hızlanır nokta, döner nokta’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Otuzbeşinci, ‘bir feryat kopar bağrından’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Otuzaltıncı, ‘Kül oluruz yana yana, ben sen gider’ demiş<br />
Otuzyedinci, ‘can canan gider’ demiş<br />
Otuzsekizinci, ‘aşık maşuk biter’ demiş<br />
Otuzdokuzuncu, ‘nokta halkaya devreder’ demiş<br />
Kırkıncı, ‘öyleyse ne başlangıç, ne son’ demiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Sözler tamamlanmış böylece. O sırada kapı açılmış biri girmiş koccaman salona. Bakınmadan sağa sola, ‘sadece bir orta nokta’ demiş ve bir kenara oturmuş. Olmuşlar kırkbir kişi. Söylenenler katiplerce kaleme alınıp doğruca padişaha sunulmuş.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Nerva ol mekanda mutlu mesud, padişah mutmain yolcu etmişler kırkbir kişiyi saraydan. Demişler ‘sarayımız büyük, herdaim burada yaşayın’</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Kabul görmemiş bu talep. ‘bir karşılık vermemiz lazım, dileyin’ demişler. Kırkın kırkı susmuş, kırkın kırkbirincisi bir adım öne çıkmış. ‘affedin ama şu geniş topraklarınızda küçücük bir toprak parçası bahşetseniz de bir ülke kursak kırkbirimiz bir yerde’</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Kırkbirincinin bu isteği hayret ki kabul edilmiş.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Dervişlere verilen ülke&#8230;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Bir ülke ki, adı sanı duyulmamış; bir ülke ki, kitaplarda adına hiiiiç rastlanmamış; bir ülke ki, ninnilerde ona yer verilmemiş; bir ülke ki, masallar bile onu tanıtamamış&#8230;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Bir ülke ki, onu bir kişi dilemiş, kırkbir kişiye mesken olmuş&#8230;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Bir ülke ki, adını kırkbirinci kişi vermiş: Çonkazat&#8230;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Bu masal da burada bitmiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Az gitmiş, uz gitmiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Dünya alem gezinmiş</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left">Dilden dile geçmiş&#8230;.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 5px 5px 0px 10px;" align="left"><strong><span style="font-family: mceinline;">Naz Ferniba</span></strong></p>
<p> </p>
<p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/kirkbirincinin-masali/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

