<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Masal diyarı &#187; masallar</title>
	<atom:link href="http://www.masaldiyari.net/tag/masallar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.masaldiyari.net</link>
	<description>Masallar diyarı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 30 Jan 2012 20:36:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>Keloğlan ile yılan, köpek, kedi ve balık</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/keloglan-ile-yilan-kopek-kedi-ve-balik</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/keloglan-ile-yilan-kopek-kedi-ve-balik#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Oct 2011 13:48:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Keloglan masalları]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk masalları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=2036</guid>
		<description><![CDATA[&#160; KELOĞLAN İLE YILAN, KÖPEK, KEDİ VE BALIK Vakti zamanında fakir bir kadınla bir Keloğlan varmış. Bir gün Keloğlan odunları satıp parasıyla eve dönerken bir tellâlın bağırdığını görür. Tellâlın elinde kapalı bir kutu vardır: “Bir alan pişman, bir almayan pişman.” diye bağırmaktadır. Keloğlan düşünür, taşınır, bu kutuyu almaya karar verir ve “öyle de battık, böyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-2058" title="keloglan" src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/10/keloglan1.jpg" alt="" width="369" height="570" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>KELOĞLAN İLE YILAN, KÖPEK, KEDİ VE BALIK</strong></p>
<p>Vakti zamanında fakir bir kadınla bir Keloğlan varmış. Bir gün Keloğlan odunları satıp parasıyla eve dönerken bir tellâlın bağırdığını görür. Tellâlın elinde kapalı bir kutu vardır:<br />
“Bir alan pişman, bir almayan pişman.” diye bağırmaktadır. Keloğlan düşünür, taşınır, bu kutuyu almaya karar verir ve “öyle de battık, böyle de; şu yüz parayı vereyim de bu kutuyu alayım.” der. Kutuyu alıp evine gelir. Annesi de acıkmış, oğlunun ekmek getirmesini bekliyormuş:<br />
“Keloğlan, ekmek getirmedin mi? Ben acımdan öldüm, kel doz doz, kafası boklu.”<br />
“Anne ben bugünkü parayı buna verdim.”<br />
Keloğlan o kutuyu evin tereğine koyar, kutu orada bir müddet durur. Bir müddet sonra o kutu “pat” diye yere düşer, kutunun içinde bir yılan yavrusu. Kadın bağırarak kapıya koşar. Gidip Keloğlan’a haber verirler, Keloğlan gelir. Bu sırada yılan yavrusu dile gelip konuşur:<br />
“Ey insanoğlu, beni babama götürürsen sana büyük bir mükâfat verir.”<br />
“Yahu ben senin babanı nerede bulacağım?”<br />
“Sen beni götür, ben sana işaret ederim, sen de o tarafa gidersin.”<br />
Bunlar yola çıkarlar. Az giderler, çok giderler, azını çoğunu Allah bilir, bir arpa boyu yol ancak gedebilirler. Öyle bir yere gelirler ki hiç insan yok, her tarafta yılanlar var, insanoğlunu görür görmez yılanlar Keloğlan’a hücum ederler. Fakat Keloğlan’ın yanındaki yılan yavrusunu görünce hepsi geriye çekilip bunları selâmlamaya başlarlar. Keloğlan yılana sorar:<br />
“Ne oldu, bu ne hal?”<br />
“İşte bunlar benim babamın askerleri. Benim babam bunların padişahıdır, falanca yerde de babamın köşkü vardır.”<br />
Köşke doğru giderlerken yılan Keloğlan’a tembih eder:<br />
“Eğer babam sana “Ey insanoğlu, dile dileği, vereyim muradını.” derse sen diyeceksin ki “Şu dilinin altındaki yüzüğü bana vereceksin.” Sakın başka bir şey isteme, sadece o yüzüğü al.”<br />
Yavru yılanın babasının yanına varırlar. Çok sevinen baba der ki:<br />
“Dile dileğini, vereyim muradını.”<br />
“Dilinin altındaki yüzüğü bana ver.”<br />
Bunun elinden yüzüğü alan Keloğlan tekrar memleketine döner. Fakat yolda Keloğlan’da bir pişmanlık belirir. “Yahu ben ne yaptım, adam bana dünya kadar altın verdi de almadım. Bu bir yüzük için altı aydır yoldayım.” O arada nasıl olursa olur, dilini yüzüğe çalar (yüzüğü yalar). Hemen zebella gibi iki arap peyda olur:<br />
“Ey ağa, emret; şu dünyayı yakalım mı yıkalım mı?”<br />
“Dünyayı nereye yakıp yıkıyorsunuz? Ne yakın, ne yıkın. Beni şimdi annemin yanına götürün.”<br />
Keloğlan beş dakika geçmeden annesinin yanında olur.<br />
“Tamam, bu yüzükte iş var.” Diye düşünür. Keloğlan padişahın kızını severmiş. Bir gün annesine der ki:<br />
“Şimdi padişahın kızına dünürcü gideceksin.”<br />
“Dozdoz kel, padişah sana kızını verir mi?”<br />
“Verir anne, sen git iste hele.”<br />
Zavallı kadın korkar. Kendilerinin doğru dürüst yatacak yerleri yok, padişah ona kızını verir mi? Annesi oğlunun kızdığını görünce:<br />
“Dur bakayım dozdozu kel, belki olur. Olursa olsun, olmazsa ne yapalım.”<br />
O zamanlarda kapıların önlerinde masa gibi bir yer varmış. Oraya kim oturursa anlarlarmış ki o düğürcüdür<br />
Padişah pencerenin önünde oturup etrafa bakarken görür ki bir koca nine geldi, düğürcü taşının üzerine oturdu. Padişah cariyelerine emredip koca nineyi köşke çıkarttırır:<br />
“Eeee nine, ne emrin var, buyur.”<br />
“Padişahım, Allah yazmışsa ne diyebilirim. Ama gel ki benim bir vaadim var, bunu yapacaksın.”<br />
“Emret.”<br />
“Benim konağımın gündoğu tarafında bir konak yaptıracaksın, aynı benimkine benzeyecek. Senin konak benim konağa gün ışığını bir buçuk saat geç salacak. O kadar ziynetli, o kadar büyük olacak.”<br />
“Olur, yaptırırım.” deyip eve gelir ve Keloğlan’a çıkışır:<br />
“Ah dozdozu kel, kafana pisleyecekler. Sen bunları ne ile yaptıracaksın? Yemeye ekmek bulamıyorsun. Padişah kendisininki gibi bir köşk istiyor. Nerden alıp da yaptıracaksın?”<br />
Akşam olunca annesini yatıran Keloğlan yüzüğü yalar, araplar gelir:<br />
“Yakalım mı, yıkalım mı?”<br />
“Ne yakın, ne yıkın. Padişahın konağının gün doğu tarafında öyle bir saray yaptıracaksın ki padişahın konağından üç kat daha yüksek olacak. Annemle ben de en üst kata bulunacağız.”<br />
Kötü yerlerde yatan ihtiyar kadın sabahleyin uyanır ki ne görsün. Nerdeyse göğe çıkmış:<br />
“Ulan dozdozu kel, sen burayı niye bu kadar yüksek yaptırdın. Allah belanı vermesin, ben buradan nasıl inip çıkacağım?”<br />
Annesi bunların düşünürken Keloğlan seslenir:<br />
“Anne, kalk git, bunu yaptık.”<br />
Annesi tekrar gider, bunu padişahın huzuruna alırlar. Padişah der ki:<br />
“Sarayı yaptırdınız, ikinci vaadim de var”<br />
“O da neymiş?”<br />
“Bizim sarayın orta katından senin yaptırdığın sarayın orta katına altın gümüşten bir köprü lâzım ki kızım gidip geldiği zaman güneş vurmasın. Ben çocuğumu zembillerde büyütüyorum.”<br />
Keloğlan’ın annesi düşüne düşüne evden içeri girer:<br />
“Ah dozdozu kel, ağacı keresteyi mi belliyorsun ki” patpat” yaptırıverelim. Padişah senden altın gümüşten köprü istiyor. Bunu nedene alıp da yaptıracaksın?”<br />
“Adam sen de, olur o işler. Hele sen bizim yemeğimizi getir hele.”<br />
Yemeklerini yerler. Akşam olup da anası yatınca Keloğlan yine arapları çağırır:<br />
“Böyle böyle bir köprü isterim!”<br />
O gece köprü de kurulur. Padişah bakar ki bundan kurtuluş yok. Tutup büyük kızını buna verir. Düğünlerini yapıp bunları içeriye atarlar.<br />
Yerler içerler, aradan bir müddet geçer. Karısı padişaha der ki:<br />
“Gidip kızımızı görelim, onlar bize geldiler, şimdi sıra bizim.”<br />
“Eee hanım ne götürelim? Zenginlik dersen bunlar bizden zengin, paraya ihtiyaçları yok. Bunlara ne hediye götürelim?”<br />
Padişahın bir Arap kölesi varmış, onu götürmeye karar verirler.<br />
“Bunu götürelim de, yer içer, kalkıp gelirken de “Enişte, bu Arap köle şimdiye kadar bize hizmet ediyordu. Bundan sonra da sana hizmet etsin.” der, bırakırız.”<br />
Arap köle ile birlikte gelirler. Yerler içerler, gitme zamanı gelince:<br />
“Enişte, Arap köle şimdiye kadar bize hizmet etti, bundan sonra da sana hizmet etsin.” deyip Arap köleyi orada bırakırlar. Oysa Keloğlan’ın karısı ile Arap kölenin arası çok kıyakmış: sarayda padişahtan habersiz dalga geçerlermiş.<br />
Arap köle hizmet etmekte olsun, Keloğlan da tazısıyla pisiğini alıp ava kuşa gidermiş. Alıştığı için avcılığı bırakamamış.<br />
Bir gün Arap köle Keloğlan’ın karısına der ki:<br />
“Bu Keloğlan eskiden acından ölüyordu, bunda bir hüner var. Bunu bir öğren.”<br />
Karısı Keloğlan’ı sıkıştıra sıkıştıra öğrenmeye çalışır:<br />
“Biz seninle evlendik, hayatımız bir. Sen niye sırrını bana demiyorsun?”<br />
“Benim sırrım cüzdanımın içindeki şu yüzüktür.”<br />
Gece Keloğlan uyurken kız yüzüğü alıp hemen Arap köleye verir. Köle alır almaz parmağına takar ve yalar. Hemen Araplar gelir:<br />
“Emret, yakalım mı, yıkalım mı?”<br />
“Ne yakın, ne yıkın. Kızı, beni, bir de sarayı denizin ortasındaki şu kulede isterim. Keloğlan ile annesini de eski kaz damlarına götürüp atacaksın.”<br />
Beş dakikanın içinde bu işler olur. Sabahleyin Keloğlan kalkar kalkmaz kafası tahtalara vurmaya başlar:<br />
“Eyvah!” der. Bakar ki yüzük yok. Doğruca padişahın yanına gider. Padişah bunu eski devletli Keloğlan zanneder:<br />
“Enişte üzülme, ben sana küçük kızımı veririm. O daha güzel, daha içli.”<br />
“Yok, padişahım, ben kız filan istemiyorum.”<br />
“Ya ne istiyorsun?”<br />
“Ben gelinceye kadar anneme bakacaksın, başka bir şey istemem.”<br />
Annesini orada bırakır, tazı ile pisiğini alıp yola koyulur.<br />
Bu Keloğlan’ın bir bacısı varmış, bacısını Zümrüt-ü Anka kuşuna vermişlermiş. Keloğlan epeyce bir yol aldıktan sonra bir gün bir ulu ağacın dibine istirahat etmek için oturur. Bir de bakar ki bir kuş gelip bunun yanına indi:<br />
“Selâmünaleyküm.”<br />
“Aleykümselâm.”<br />
“Nerelisin?”<br />
“Felancı yerliyim.”<br />
Birbirlerinin aslını neslini sorunca kuş Keloğlanı tanır:<br />
“Yahu sen benim kanımsın.”<br />
“Nasıl olur yahu?”<br />
“Ben senin enişten değil miyim?”<br />
Orada akraba olduklarını anlarlar. Kuş sorar:<br />
“Eee, ne iş için buralara düştün?”<br />
“Durum böyle böyle.”<br />
“Akdeniz’in ortasında bir saray payda oldu, eskiden yoktu. Birkaç gün içinde gördüm.”<br />
Keloğlan tazıyla pisiği alıp oraya gider. Tazı dile gelip kediye yavaşça der ki:<br />
“Pisik, bu adam arkasında odun taşıdı, bize baktı. Şimdi sıra bize geldi. Benim arkama bineceksin, oraya gideceğiz. Ben sineceğim, sen pencereden içeri hopluyacaksın, bu yüzüğü almaya gayret edeceksin. Bu arada bana da ekmek getir. Tekneden filan çal getir, aç kalmayayım ben de.”<br />
“Olur, ben işi beceririm.”<br />
Onlar oraya giderler. Tazı ağaçlar arasında sinip dururken pisik içeriye sıçrar. Kız pisiği görür görmez heveslenir. Orada da pek çok fare varmış, farelerden çok canları yanmışmış. Pisik fareleri kovalamaya başlayınca Arap köle de kız da bunu sevmeye başlarlar. Bunlar yatarken pisik de fareleri kovalamaya devam eder. Farenin biri der ki:<br />
“Yahu, pisik kardeşlik, zorun ne, bizim kökümüzü mü keseceksin?”<br />
“Ya yüzüğün yerini haber vereceksiniz, ya sizin kökünüzü keseceğim.”<br />
Farelerden biri der ki: “Yemin et beni yemeyeceğine, ben yüzüğün yerini diyeyim.”<br />
“Seni yemeyeceğim, gel söyle.”<br />
“Yüzük, arabın dilinin altında uyuyor.”<br />
“Bunu nasıl çıkaracağız buradan?”<br />
“Senin gözlerin ışıklıdır, sen karyolanın alt tarafına dikil. Ben kuyruğumu götürür arabın burnuna sokarım. O zaman arap tıksırır, tıksırınca yüzük ağzından düşer, sen de yüzüğü alıp kaçarsın.”<br />
“Tamam.”<br />
Kararlaştırdıkları gibi yaparlar. Pisik yüzüğü kaptığı gibi tazının yanına gelir:<br />
“Tazı kardeşlik, yüzüğü buldum, haydi gidelim.”<br />
Bunlar denizin ortasına gelince tazı başlar:<br />
“Yüzüğü bana ver, yoksa seni denize atarım.”<br />
“Tazı, senin ağzın gevezedir, balık malık görürsün, “hav” deyip yüzüğü denize düşürürsün.”<br />
“Yahu olmaz, niye yapayım?”<br />
Zavallı pisik korkmaya başlar. Denize atılırsa boğulup gidecek. Mecbur kalır yüzüğü tazıya vermeye. Tazı balık görüp de “hav” deyince yüzük ağzından denize düşer ve bir balık kapıp yutar.<br />
Bunlar işi berbat etmiş olarak karşıya çıkarlar. Keloğlan tazıya çalıp çevirmektedir. Pisik:<br />
“Dur dur, tazıya çalma. Bu bana lâzım. Sen git, bu yüzüğü buluncaya kadar bekleyeceksin.”<br />
Bu ikisi balıkçıları takip etmeye başlarlar. Tor ile balık tutan balıkçıların yanına giderler. Meğer pisik yüzüğü yutan balığı tanıyormuş. Balıkçılar balıkları getirince tesadüfen o balık da torun içinden çıkar. Pisik nasıl o balığı alırsa kaçar gider. Arkasından koşarlarsa da biri bağırır:<br />
“Canım bir balıktan ne çıkar, baksana yüzlercesi var.”<br />
Pisik hemen tazının yanına gelir, o da balığın karnını yarar. Hakikaten de yüzük balığın karnında. Yüzüğü alır almaz. Keloğlan’a kavuşurlar. Keloğlan yüzüğü parmağına takar takmaz yalar, hemen Araplar gelir:<br />
“Yakalım mı, yıkalım mı?”<br />
“Ne yakın, ne yıkın. Denizin ortasındaki sarayın içindeki arap köle ve kızla beraber evvelki yerine, beni de annemin yanına.”<br />
Hemen bu işler yerine gelir. Keloğlan da padişahın yanına gider:<br />
“Padişahım, işte hepsini topladım getirdim.”<br />
Padişah gelir, bakar ki Arap köle ile kızı birbirlerine öyle sarılmışlar ki aralarına su döksen sızmıyor.<br />
“Vay, durum böyle ha?”<br />
Padişah kılıcını çeker çekmez ikisini de yatakta öldürür, küçük kızını da Keloğlan’a verir. Yeniden düğün kurulur.<br />
Yeyip içip muratlarına ererler.</p>
<p>Derleyen: Dr. Saim SAKAOĞLU</p>
<p>* Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, 1975, sayı: 312</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/keloglan-ile-yilan-kopek-kedi-ve-balik/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>13</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Keloğlan&#8217;ın Tuz ölçeği</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/keloglanin-tuz-olcegi</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/keloglanin-tuz-olcegi#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Oct 2011 13:07:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan]]></category>
		<category><![CDATA[Keloglan masalları]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masallar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk masalları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=2034</guid>
		<description><![CDATA[Keloğlan&#8217;ın Tuz ölçeği Bir varmis bir yokmus Allahin kulu çokmus Çok demesi günahmis Memleketin birinde bir keloglan&#8217;la yasli annesi varmis Annesi &#8220;Kel oglum, kelem oglum, dünyaya es oglum&#8221; diyerek oglunu severmis Keloglan da annesini sever sayarmis Annesi bir gün keloglan&#8217;a seslenmis: &#8211;Oglum, tuz ölçegimiz kirildi Git çarsidan yenisini al getir, demis Keloglan: &#8211;Aman anne Ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-2053" title="keloglan" src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/10/keloglan.jpg" alt="" width="500" height="375" /></p>
<p><strong>Keloğlan&#8217;ın Tuz ölçeği</strong></p>
<p>Bir varmis bir yokmus Allahin kulu çokmus Çok demesi günahmis</p>
<p>Memleketin birinde bir keloglan&#8217;la yasli annesi varmis Annesi &#8220;Kel oglum, kelem oglum, dünyaya es oglum&#8221; diyerek oglunu severmis Keloglan da annesini sever sayarmis</p>
<p>Annesi bir gün keloglan&#8217;a seslenmis:</p>
<p>&#8211;Oglum, tuz ölçegimiz kirildi Git çarsidan yenisini al getir, demis Keloglan:</p>
<p>&#8211;Aman anne Ne gerek var Yemege göz karari yag, el karari tuz at, demis Annesi kizmis:</p>
<p>&#8211;Keles oglanBirak tembelligi Haydi dogru çarsiya Tuz öiçegini al getir Ne alacagini unutma Yolda giderken &#8220;kirildi, kirldi&#8221; diye söylenirsen unutmzsin demis</p>
<p>Keloglan&#8217;in tembelligi üstündeymis Himbil himbil söylenerek yola düsmüs</p>
<p>KirildiKirildi</p>
<p>Balikçilara yol kenarindaki derede avlaniyorlarmis Keloglan&#8217;in söylenisine bakarak kendileriyle alay ediyor sanmislar Bagirip çagirmislar:</p>
<p>&#8211;KeloglanSen bizimle dalga geçiyorsun, hiç öyle denir mi?</p>
<p>&#8211;Ne diyecegim ya?</p>
<p>&#8211;Biri çikti, biri daha çikar insallah, diyeceksin</p>
<p>Keloglan çok üzülmüs Balikçilardan ögrendigi gibi söylenerek yoluna devam etmis</p>
<p>Biri çikti, biri daha çikar insallah</p>
<p>Biri çikti, biri daha çikar insallah</p>
<p>Çok gitmeden önüne bir cenaze çikmis Cenazeyi evin kapisindan yeni çikariyorlarmis Keloglan tabuta bakarak söylenmeye devam ediyormus</p>
<p>Biri çikti, biri daha çikar insallah</p>
<p>Biri çikti, biri daha çikar insallah</p>
<p>Ölenin akrabasi Keloglan&#8217;i duymus Kosup kulagina yapismisKivirdikça kivirmis Sonra bagirmis:</p>
<p>&#8211;Ölünün arkasindan böyle söylemeye utanmiyormusun?</p>
<p>&#8211;Ne demem gerekiyor?</p>
<p>&#8211;Allah rahmet eylesin, denir</p>
<p>&#8211;Peki, simdiden sonra öyle diyecegim</p>
<p>Keloglan ezilip büzülerek yola devam etmis Bir yandan da söyleniyormus</p>
<p>Allah rahmet eylesin</p>
<p>Allah rahmet eylesin</p>
<p>O gün her nasilsa domuzun biri yolunu sasirmis, kasabanin içine kadar girmis Koca bir köpek domuzu tutup bogmusDomuz yerde debelenip son nefesini veriyor, köpek de yalaniyormus Keloglan da durmadan söyleniyormus:</p>
<p>Allah rahmet eylesin</p>
<p>Allah rahmet eylesin</p>
<p>Oradan geçmekte olan biri Keloglan&#8217;i duymus Iyice sinirlenip basmis tokati:</p>
<p>&#8211;Budala oglan Kafanda saçin yok, içinde akil yok Domuza rahmet okunurmu?</p>
<p>&#8211;It disi domuz derisine, diyeceksin</p>
<p>&#8211;Sagol amca Bundan sonra öyle derim</p>
<p>Keloglan yoluna devam etmis Bir yandan da söyleniyormus:</p>
<p>It disi domuz derisine</p>
<p>It disi domuz derisine</p>
<p>Yolun kenarindaki küçük bir klubede bir ayakkabi tamircisi varmis Tamirci pençe yapacagi bir çizmenin altini bir türlü sökemiyormus En sonunda tutmus çizmenin ökçesini agzina alarak çekip çikarmaya çalismis Tam bu sirada Keloglan söylenerek geçiyormus:</p>
<p>It disi domuz derisine</p>
<p>It disi domuz derisisne</p>
<p>Tamirci firlayip elindeki çekici bizimkine yapistirmis:</p>
<p>&#8211;It disi senin agzindadir Utanmazmisin benimle alay etmeye?</p>
<p>&#8211;Amca, sana demedim</p>
<p>&#8211;KesKolay gelsin Asil çek kopsun, diyecegin yerde, alay ediyor, bir de uzatiyor</p>
<p>Çekiçten sonra paparayi da yiyen Keloglan basini tuta tuta yola devam etmis Bir taraftan da söyleniyormus:</p>
<p>Kolay gelsin Asil çek kopsun</p>
<p>Kolay gelsin Asil çek kopsun</p>
<p>Sapanla kus pesinde kosan yaramazin biri bir evin camlarini kirmis Çocagun babasi kizmis Yaramazin kulagini tutmus, &#8220;Elin camlarini niye tasladin&#8221; diye azarliyormus Keloglan öfkeli babaya bakarak söylenmis:</p>
<p>Kolay gelsin Asil çek kopsun</p>
<p>Kolay gelsin Asil çek kopsun</p>
<p>Baba oglunun kulagini birakmis Kosup Keloglan&#8217;in kulagina yapismis</p>
<p>&#8211;Kolay gelsin ha Kopsun ha Kolaymiymis?</p>
<p>Keloglan aci ile bagirmis</p>
<p>&#8211;AmcaBirak kulagimi Sana demedim</p>
<p>&#8211;Birak numarayi Aklinca dalga geçeceksin Etme agam, birak agam, desen ne olurdu?</p>
<p>Keloglan kulagini kurtarip tabanlari yaglamis Bir yandan da yine söyleniyormus:</p>
<p>Etme agam Birak agam</p>
<p>Etme agam Birak agam</p>
<p>O gün kasabada bir kuduz köpek ölmüs Ortaligi kokutmusAdamin biri sürükleyip bir çukura atmaya çalisiyormus Çukura attiktan sonra üstüne kireç atip gömecekmis Adam koca köpegi güçlükle sürüklemeye çalisirken Keloglan çikagelmis Bir yandan da durmadan söyleniyormus:</p>
<p>Etme agam Birak agam</p>
<p>Etme agam Birak agam</p>
<p>Adam köpegi oldugu yerde birakip Keloglan&#8217;a saldirmisVurmus Vermis veristirmis</p>
<p>&#8211;Utanmaz kel Akilsiz kel Köpege merhamet dilenirmi? Öf ne pis kokuyor, de geç git</p>
<p>Keloglan adamin elinden kaçip kurtulmus Bir yandan basina gelenleri düsünüyor bir yandan basina gelenleri düsünüyor bir yandan da söyleniyormus:</p>
<p>Öf Ne pis kokuyor</p>
<p>Öf Ne pis kokuyor</p>
<p>Yol üstünde bir hamam varmis Genç bir kadin hamamdan çikmis, hos kokular sürünüp evine dönüyormus Bizim ki de söyleniyormus:</p>
<p>Öf Ne pis kokuyor</p>
<p>Öf Ne pis kokuyor</p>
<p>Kadin kendisine lâf atldigini sanmis Kosup yakalamis Öfkeden zangir zangir titreyerek agzina yüzüne vurmaya baslamis</p>
<p>&#8211;Budala kel kafali Laf atmaya utanmiyormusun? Senin kafani kiracagim</p>
<p>&#8211;Ablacagim dur Kiracagim dedin de aklima geldi Bizim tuz ölçüsü kirildi Gidip çarsidan alacagim</p>
<p>Keloglan böyle deyip bir dükkâna girmis Kadin ardindan baka kalmis</p>
<p>Keloglan elinde TUZ ÖLÇÜSÜYLE eve dönmüs</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/keloglanin-tuz-olcegi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oduncunun baltası</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/oduncunun-baltasi</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/oduncunun-baltasi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Oct 2011 09:08:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>
		<category><![CDATA[Oduncunun baltası]]></category>
		<category><![CDATA[Oduncunun baltası masalı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=2044</guid>
		<description><![CDATA[Oduncunun baltası Evvel zaman içinde bir ormanın kenarında küçük bir köy varmış Bu köyün erkekleri ormanda odun keser, sonra kestikleri odunları satarak geçimlerini sağlarlarmış Bu odunculardan birisi köyün en dürüst oduncusu imiş Hiç yalan söylemez, kendi kazandığından başkasında gözü olmazmış. Bir gün, bu dürüst oduncu odun kesmeye ormana gitmiş Baltasını bir ağacın dibine bırakıp başlamış [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/10/Oduncunun-Baltasi.jpg" alt="" title="Oduncunun-Baltasi" width="270" height="390" class="alignnone size-full wp-image-2049" /></p>
<p><strong>Oduncunun baltası</strong></p>
<p>Evvel zaman içinde bir ormanın kenarında küçük bir köy varmış Bu köyün erkekleri ormanda odun keser, sonra kestikleri odunları satarak geçimlerini sağlarlarmış Bu odunculardan birisi köyün en dürüst oduncusu imiş Hiç yalan söylemez, kendi kazandığından başkasında gözü olmazmış. Bir gün, bu dürüst oduncu odun kesmeye ormana gitmiş Baltasını bir ağacın dibine bırakıp başlamış kesebileceği bir ağaç aramaya Gözüne bir ağacı kestirdikten sonra baltasını bıraktığı yere gitmiş Ancak baltasını bıraktığı yerde bulamamış Sağa bakmış yok, sola bakmış yok Çaresiz başlamış ağlamaya “Ben şimdi ne yaparım ne ederim. Baltam olmadan nasıl odun keser para kazanırım” diyerek gözyaşı dökmüş Oduncunun halini gören orman  cini, oduncunun haline acımış Hemencecik altından bir baltayı oduncunun yanına göndermiş Oduncu “Benim baltam altından değildi” diyerek baltayı almamış Orman cini bu sefer gümüşten bir baltayı oduncunun yanına göndermiş Oduncu “Benim baltam gümüşten de değildi” diyerek gümüş baltayı da almamış Orman cini bu kez de oduncunun kendi baltasını göndermiş Oduncu kendi ağaç saplı demirden baltasını görünce sevinmiş “İşte benim baltam bu!” diyerek baltasını omzuna atmış Orman cini oduncunun dürüstlüğü karşısında memnun kalmış Oduncuya hem altın, hem gümüş baltayı hediye etmiş Aldığı hediyelere çok sevinen oduncu, neşe içerisinde köyünün yolunu tutmuş Köyde karşılaştığı odunculara başından geçenleri anlatmış Altın ve gümüşten baltaları gören diğer oduncular hemen baltalarını alıp ormana koşmuşlar Ormanda baltalarını kaybetmiş gibi yapıp ağlamaya başlamışlar Orman cini de hepsine birer altın balta göndermişOduncular altın baltaları görünce “İşte bizim baltalarımız!” diyerek baltaları sahiplenmişler Orman cini oduncuların açgözlülüklerine çok kızmış Oduncuların baltaları eski haline dönüşmüş Bununla da kalmayıp baltaların sapları çıkmış, başlamış sahiplerinin kafasına inmeye Oduncular, kaçıp canlarını zor kurtarmışlar Bir daha da açgözlülük yapmamaya söz vermişler</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/oduncunun-baltasi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Değirmenci ile Tilki</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/degirmenci-ile-tilki</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/degirmenci-ile-tilki#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Oct 2011 03:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[Değirmenci ile Tilki]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masal]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masallar]]></category>
		<category><![CDATA[türk masalı]]></category>
		<category><![CDATA[Türk masalları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=2024</guid>
		<description><![CDATA[Değirmenci ile Tilki Vakti zamanında bir değirmenci varmış Bu değirmencinin de pek çok tavuğu varmış Tilkinin biri bu tavuklara müptelâ olurBir gün değirmenciye der ki: “Değirmenci, eğer bana bir tavuk verirsen sana ömrünce unutamayacağın bir iyilik yapacağım” “Yahu sen benim tavuklarımdaN ne istersin, bırak benim yakamı Seni vurup öldürürüm, eceline mi susadın?” Değirmenci yakayı kurtaramayacağını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/10/masal.jpg" alt="" title="masal" width="270" height="390" class="alignnone size-full wp-image-2025" /></p>
<p><strong>Değirmenci ile Tilki</strong></p>
<p>Vakti zamanında bir değirmenci varmış Bu değirmencinin de pek çok tavuğu varmış Tilkinin biri bu tavuklara müptelâ olurBir gün değirmenciye der ki:<br />
“Değirmenci, eğer bana bir tavuk verirsen sana ömrünce unutamayacağın bir iyilik yapacağım”<br />
“Yahu sen benim tavuklarımdaN ne istersin, bırak benim yakamı Seni vurup öldürürüm, eceline mi susadın?”<br />
Değirmenci yakayı kurtaramayacağını anlayınca tilkiye bir tavuk verir Tavuğu yiyen tilki yola koyulur Az gider, uz gider, doğruca bir padişahın yanına gider Buna:<br />
“Tilki kardeşlik, tilkiler tekin değildir, sen ne işle geldin?”<br />
“Padişahım sorma, sana büyük bir haber getirdim”<br />
“Neyin nesi?”<br />
“Bir ‘çak çak padişahı’ var, bütün askerini topladı, geliyorSeni berhava edecek”<br />
“Yahu, ben ona ne yaptım da beni berhava edecek?”<br />
“Ya kızını ona vereceksin, yoksa kökünü kesecek senin”<br />
Padişah hemen vezirleri toplar, bu işi konuşmaya başlar<br />
“Gelin bakalım arkadaşlar, bu ‘padişah ama ‘Çak çak’ı ne oluyor acaba?<br />
Kimse bilemez Sonunda kızı vermeye razı olurlar<br />
“Peki, tilki kardeşlik, bir kere damadımızı görelim, sonra kızımızı vereceğiz<br />
Tilki oradan doğruca değirmencinin yanına gelir “değirmenci, değirmenci!”<br />
“Ne var tilki kardeşlik, niye geldin?”<br />
“Arkadaş, tavuğunu yedim ama sana büyük bir insanlık yaptım” Ne yaptın?”<br />
“Seni ‘padişah’ diye filancı padişaha duyurttum, şimdi seni oraya götüreceğim Kızını sana alacağız”<br />
“Olur mu yahu, kızını bana verir mi? Üstüm başım unlu, saç sakal birbirine karışmış bırak yakamı benim”<br />
“Yahu senin neyine gerek, haydi”<br />
Tilki değirmenciyi kandırıp yola çıkarlar Padişahın sarayına yaklaşınca tilki değirmenciye derki:<br />
“Sen burada dur, ben gidip padişahtan sana bir kat elbise alıp geleyim”<br />
Tilki saraydan içeri girer, padişahla karşılaşırlar:<br />
“Tilki kardeşlik, hani bizim damat, neye gelmedi?”<br />
“Efendim gelirken harıktan atlarken ayağı kayıp düştü Eee<br />
Ne de olsa bu da padişah, üstü başı perişan Öyle gelemez ya, ona bir kat elbise”<br />
Tilkiye çok güzel bir kat elbise verirler Tilki bu elbiseyi değirmenciye giydirir, bunu süsleyip püsleyip alıp gider Yolda da tembihlerde bulunur<br />
“Sen böyle elbise giymemişsindir Sakın elbiselere bakma; yoksa değirmenci olduğunu söylerim”<br />
Sarayda yerler, içerler, konuşurlar, değirmenci boyuna elbiselere bakar, zavallı o güne kadar öyle elbise giymemiş de görmemiş de Padişah gizlice tilkiyi dışarıya çağırır:<br />
“Yahu, bizim damat neyin nesi, boyuna elbiselere bakıyorlar”<br />
“Efendim, onun elbiseleri çok kıyak idi, bunları beğenmedi de onun için bakıyor Siz ona kötü elbise verdiniz”<br />
Tekrar bir kat elbise getirmeye giderler Tilki de değirmencinin yanına gidip bir daha tembih eder:<br />
“Bu sefer de elbiselere öyle bakarsan senin değirmenci olduğunu söyleyeceğim”<br />
Yeni elbiseleri giyen değirmenci bir daha elbiselere bakmaz<br />
Korku cana fayda vermez Padişah kızını veremezse harp var geride Kendisinin de fazla askeri yok, muhakkak başına bir belâ çıkaracak Kızını buna verir Yanlarına biraz asker verip bunları yolcu eder<br />
Tilki daima önden gider, yolda rastladığı davar sürüsünün çobanına der ki:<br />
“Çoban kardeşlik, sürüyü yolun kıyısına indireceksin, padişah geliyor, o gelince : “Ey padişahım, sen sağol, malın davarın sağolsun” diye bağıracaksın”<br />
Tilki bu işleri böyle yapa yapa bir büyük saraya yaklaşır O sarayda da yedi tane dev kalıyormuş Devler tilkiyi görünce sorarlar:<br />
“Niye geldin tilki?”<br />
“Size bir haber getirdim”<br />
“Ne haberi getirdin?”<br />
“Çak çak padişah geliyor, bütün ordusunu topladı, sizin kökünüzü kesecek”<br />
“Tilki kardeşlik, ne edelim?”<br />
“Sizin ot mereğiniz yok mu?”<br />
“Var, ne olacak?”<br />
“Siz otların içerisine sokuluverin, ben padişaha sizin kaçıp gittiğinizi söylerim”<br />
Devler ot mereğine girerler, tilki bunların üzerinden kapıyı kilitler Dama çıkıp üç dört teneke gaz döker O mereğinde devleri cayır cayır yakar<br />
Padişah gelir, saraylara girerler Kızın babasında ne öyle halı var, ne öyle eşya var<br />
Asker orada bir hafta kaldıktan sonra geri döner Değirmenci padişahın kızı ve tilki orada kalırlar Tilki bir gün değirmenciye der ki:<br />
“Ey ağa sana ne işler yaptım Gidip şu değirmende kalan tavukların diğerlerini de yiyip geleyim mi? Müsaaden var mı?”<br />
“Git ye bakalım!”<br />
Tilki tavukları yer gelir Bir gün değirmenciye der ki:<br />
“Ağa, ben sana bu kadar insanlık yaptım, ölürsem beni ne yaparsın?”<br />
Bir gün tilki yalandan ölür Değirmenci de avdaymış Gelince karısını ağlar bulur, sorar:<br />
“Ne oldu, niye ağlıyorsun?”<br />
“Bu tilki ile gönlümü eğliyordum, o da öldü”<br />
“Adam sen de, ben de bir şey var zannettim” diye değirmenci tilkiyi pencereden aşağı atar Tilki kurnaz, yere düşer mi, ayakları üzerine düşer?<br />
“Ya, boşuna ‘İnsanoğlunun başı kılıdır’ dememişler, ettiğin iyiliği bilmez ki Şimdi söyleyeyim mi senin aslını, neslini?”<br />
“Tilki kardeşlik, ben seni sınamak için attım” Tilkiyi zorla inandırır<br />
Birkaç yıl sonra tilki hakikaten ölür Bunu zembile koyup tavandan asarlar Bir müddet sonra tilki kokmaya başlayınca tilkinin hakikaten öldüğünü anlarlar Ölüsünü kaldırıp kapı dışarı atarlar<br />
Onlar da yeyip içip muratlarına ererler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/degirmenci-ile-tilki/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nasreddin Hoca fıkraları</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/nasreddin-hoca-fikralari</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/nasreddin-hoca-fikralari#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Sep 2011 22:08:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nasrettin Hoca Masalları]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>
		<category><![CDATA[Nasreddin hoca]]></category>
		<category><![CDATA[nasreddin hoca fıkraları]]></category>
		<category><![CDATA[Nasreddin hoca masalları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=2008</guid>
		<description><![CDATA[Nasreddin Hoca fıkraları Erkek Adam sözünde durur Hoca’ya yaşını sormuşlar, “kırk yaşındayım” demiş. Aradan birkaç yıl geçmiş. Yine yaşı sorulunca “kırk yaşındayım” demiş. - “Nasıl olur Hoca efendi” demişler, “yıllar önce sorduğumuzda da kırk demiştin” Hoca gülümseyerek: - “Erkek olan sözünde durur!…” demiş. Öğüt: Zamanı durdurmak istesek de elimizde değil. Her anını değerlendirmeyi amaç edinelim. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Nasreddin Hoca fıkraları</strong></p>
<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/nasreddin-hoca-soz.jpg" alt="" title="nasreddin-hoca-soz" width="300" height="300" class="alignnone size-full wp-image-2009" /></p>
<p><strong>Erkek Adam sözünde durur</strong></p>
<p>Hoca’ya yaşını sormuşlar, “kırk yaşındayım” demiş. Aradan birkaç yıl geçmiş. Yine yaşı sorulunca “kırk yaşındayım” demiş.<br />
- “Nasıl olur Hoca efendi” demişler, “yıllar önce sorduğumuzda da kırk demiştin”<br />
Hoca gülümseyerek:<br />
- “Erkek olan sözünde durur!…” demiş.</p>
<p><strong>Öğüt: Zamanı durdurmak istesek de elimizde değil.  Her anını değerlendirmeyi amaç edinelim.</strong></p>
<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/n-hoca-ceviz-agaci.jpg" alt="" title="n-hoca-ceviz-agaci" width="295" height="300" class="alignnone size-full wp-image-2010" /></p>
<p><strong>Ceviz ağacında kabak yetişseydi</strong></p>
<p>Bir yaz günü Nasreddin Hoca biraz serinlemek için ceviz ağacının gölgesine oturmuş. Biraz ilerdeki kocaman kabaklar gözüne ilişince, kendi kendine:<br />
- “Şu Allah’ın işine bak, otun üstünde koskoca kabak yetişiyor, şu dalları yere göğe uzanmış, bir evleklik (dönümün dörtte biri) yer tutan ceviz ağacının meyveleri ufacık!..” diye düşünürken, tam o sırada başına bir ceviz düşmüş.<br />
- “Ah başım!” diyerek yerinden fırlamış Hoca, “Tövbe ya Rabbim, bir daha senin işine asla karışmam! Ya ağaçta ceviz yerine kabak yetişseydi !…” demiş.</p>
<p><strong>Öğüt: Bakmasını bilen göz, düşünmesini bilen akıl için etrafımızdaki her bir varlık ve olayda insanı hayretler içinde bırakan nice incelikler, sırlar ve hikmetler gizlidir.</strong></p>
<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/hoca-nasreddin.jpg" alt="" title="hoca-nasreddin" width="268" height="300" class="alignnone size-full wp-image-2011" /></p>
<p><strong>Henüz uykum yok</strong></p>
<p>Nasreddin Hoca bir köye konuk olmuş. Biraz hoşbeşten (sohbet ettikten) sonra, yatma zamanının geldiğini hatırlatmak için:<br />
- “Hocam, insan neden esner?” demişler.<br />
Ev sahipleri Hoca’ya yemek çıkarmamış. Karnı da iyice acıkmış olan Hoca:<br />
- “Ya açlıktan, ya da uykusuzluktan” demiş. Kendini zorlayıp esnedikten sonra da eklemiş! “Amma benim henüz uykum yok.”</p>
<p><strong>Öğüt: Atalarımız, “misafir umduğunu değil, bulduğunu yer” demişler. Konuklarımıza o anda ne varsa ondan ikram etmekte bir sakınca yoktur. İkramda bulunmak bizim bir geleneğimizdir.</strong></p>
<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/n-hoca-ters.jpg" alt="" title="n-hoca-ters" width="298" height="300" class="alignnone size-full wp-image-2012" /></p>
<p>Nasreddin Hoca’nın bütün gayretlerine rağmen kötü huylarından vazgeçiremediği bir yakını varmış. Bir çocuk koşarak gelmiş ve o adamın suya düştüğünü haber vermiş.<br />
- “Falanca kişi ırmak kenarında gezerken ırmağa düştü. Azgın sularla boğuşuyor” demiş.<br />
Hoca birkaç arkadaşıyla birlikte koşarak ırmak kenarına gelmiş ve suyun geldiği tarafa doğru ilerlemeye başlamış.<br />
Köylüler:<br />
- “Su öbür yana doğru akıyor Hocam” demişler. “Aşağıda aramak gerekmez mi?”<br />
Hoca başını sallamış;<br />
- “Bu adamın ne aksi, ne ters biri olduğunu siz bilmezsiniz. Onun her işi terstir.” demiş.</p>
<p><strong>Öğüt: Kötü huylarında ısrar edenler, suyun tersine aktığını zannedenler kadar yanılgı içindedirler.</strong></p>
<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/nasreddin-hoca-komsu.jpg" alt="" title="nasreddin-hoca-komsu" width="300" height="215" class="alignnone size-full wp-image-2013" /></p>
<p>Bir kıtlık zamanında Hoca’yı çarşıda ekmek yiyerek giderken görenler :<br />
- “Hoca efendi, herkesin gözü önünde böyle ekmek yemek ayıp değil midir?” demişler.<br />
- “Komşusu açken bol bol tıkınmanın gizlisi ayıp olmazsa açıkta yapılanı ne diye ayıp olsun” demiş Hoca, “ Komşusu açken tok yatmak, ya her zaman , her yerde ayıptır, ya da hiç ayıp değildir.”</p>
<p><strong>Öğüt: Bizler de etrafımızdakilerin ihtiyaçlarına duyarlı olmaya çalışalım.</strong></p>
<p>Bu fıkralar ümit dergisi&#8217;nden alıntıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/nasreddin-hoca-fikralari/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>12</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dört Kelebek Masalı</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/dort-kelebek-masali</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/dort-kelebek-masali#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Sep 2011 17:55:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[Dört Kelebek]]></category>
		<category><![CDATA[kelebek masalı]]></category>
		<category><![CDATA[kısa masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masal]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masallar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=2001</guid>
		<description><![CDATA[Dört Kelebek Dört tane kelebek bir gün bir ateş görmüşler. Bunun nasıl bir şey olduğunu öğrenmek istemişler. Birinci kelebek ateşe biraz yaklaşmış ve üzerinin aydınlandığını görmüş. Arkadaşlarının yanına gelmiş ve: -Bu ateş aydınlatıcı bir şey!, demiş.. İkinci kelebek bununla yetinmeyerek daha fazla şey öğrenmek istemiş. Biraz daha yaklaşmış ve ısındığını hissetmiş Demiş ki: -Aynı zamanda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/dort_kelebek.jpg" alt="" title="dort_kelebek" width="400" height="350" class="alignnone size-full wp-image-2002" /></p>
<p><strong>Dört Kelebek<br />
</strong><br />
Dört tane kelebek bir gün bir ateş görmüşler. Bunun nasıl bir şey olduğunu öğrenmek istemişler. Birinci kelebek ateşe biraz yaklaşmış ve üzerinin aydınlandığını görmüş. Arkadaşlarının yanına gelmiş ve:</p>
<p>-Bu ateş aydınlatıcı bir şey!, demiş..</p>
<p>İkinci kelebek bununla yetinmeyerek daha fazla şey öğrenmek istemiş. Biraz daha yaklaşmış ve ısındığını hissetmiş Demiş ki:</p>
<p>-Aynı zamanda bu ateş ısıtıcı bir şey!</p>
<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/yanan-kelebek.jpg" alt="" title="yanan-kelebek" width="183" height="275" class="alignnone size-full wp-image-2003" /></p>
<p>Üçüncü kelebek bununla da yetinmemiş, Biraz daha biraz daha yaklaşmış. Bir anda ateşin kanatlarını yaladığını hissetmiş ve yanmış kanatlarıyla geri dönmüş Şöyle demiş:</p>
<p>-Ve bu ateş yakıcı bir şey!</p>
<p>Sonuncu kelebek daha da çok şey öğrenmek istiyormuş. Biraz yaklaşmış, aydınlandığını görmüş. Biraz yaklaşmış, ısındığını hissetmiş. Biraz daha yaklaşmış, ateş kanatlarını kavurmuş.</p>
<p>ve biraz daha yaklaştıktan sonra tamamen yanan kelebek &#8220;poff !&#8221; diye ortadan kayboluvermiş&#8230;</p>
<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/yanan_kelebekler.jpg" alt="" title="yanan_kelebekler" width="300" height="225" class="alignnone size-full wp-image-2004" /></p>
<p>Ateşin gerçekten ne olduğunu belki bir tek o öğrenmiş ama geri dönüp söyleyememiş Çünkü o kaybolmuş ateş içinde ve bir şeyi, ancak içinde kaybolan bilebilirmiş!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/dort-kelebek-masali/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ali Baba ve Kırk haramiler</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/ali-baba-ve-kirk-haramiler</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/ali-baba-ve-kirk-haramiler#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Sep 2011 12:47:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Baba ve Kırk haramiler]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Baba ve Kırk haramiler masalı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masallar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=1986</guid>
		<description><![CDATA[Ali Baba ve Kırk haramiler Bir varmış Bir yokmuş evel zeman içinde, memleketin birinde Ali Baba ve Kasım adlı iki kardeş yaşarmış. Bunlar yoksul aile çocuklarıymış. Kader bu ya, Kasım, mal dal sahibi çok zengin bir kadınla evlenmiş. Ali Baba’nın şansı açık değilmiş. - “Çulsuza, çulsuz yakışır!” deyip, yoksul bir kadınla evlenmiş. Gel zaman, git [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/ali-baba-ve-kirk-haramiler.jpg" alt="" title="ali-baba-ve-kirk-haramiler" width="270" height="402" class="alignnone size-full wp-image-1987" /></p>
<p><strong>Ali Baba ve Kırk haramiler</strong></p>
<p>Bir varmış Bir yokmuş evel zeman içinde, memleketin birinde Ali Baba ve Kasım adlı iki kardeş yaşarmış. Bunlar yoksul aile çocuklarıymış. Kader bu ya, Kasım, mal dal sahibi çok zengin bir kadınla evlenmiş. Ali Baba’nın şansı açık değilmiş.<br />
- “Çulsuza, çulsuz yakışır!” deyip, yoksul bir kadınla evlenmiş.<br />
Gel zaman, git zaman… Derken, üç eşeği olmuş. Ali Baba onları önüne katar, ormanda odun yaparmış. Sonra bir köşeye yığıp denklediği odunları eşeklerine yükler, şehre getirip orada satarmış.<br />
Anlayacağınız odun parasıyla kıt kanaat geçinip giderlermiş.<br />
Yine böyle odun yaptığı bir günün sonunda, uzaktan yanına doğru birçok atlının geldiğini görmüş.<br />
- “Dağ başındaki fakirin eşkıyadan başka arayıp soranı mı olur, hiç? Hemen bir tarafa gizlenmeliyim.” deyip, eşeklerini salmış, bir ağacın üstüne çıkıp, saklanmış.<br />
Atlılar, tam da onun gizlendiği ağacın altında durmuşlar. Ali Baba üşenmemiş, adamları saymış. Kırk kişi oldukların öğrenmiş. Eşkıya bellediği bu adamlar, hırsızmış. Ali Baba korkmuş, üstüne uzandığı ağacın dalına yapıştıkça yapışmış, hiç kıpırdanmamış.<br />
Gelenler, atlarının terki[1]sindeki torbalarını sırtlanmışlar, önder bildikleri başlarının peşinden yürümüşler. Torbaları ağır olduğundan, taşımakta güçlük çekiyorlarmış.<br />
Bu hırsızların başı, karşıdaki koca kayanın yanına gidince, hiç beklemeyip, seslenmiş:<br />
- “Açıl susam, açıl!” demiş.<br />
O da ne? Koca kaya ortasından yarılıp ikiye ayrılmasın mı? Hırsızlar sırtlarındaki torbalarıyla birlikte birer ikişer bu kapıdan içeri girmişler. Son hırsız da içeri girince, kaya kendi kendine kapanıvermiş.<br />
Ali Baba’nın eli ayağına dolaşmış, hemen ağaçtan inip kaçmayı, eşeklerinin yanına hırsızların atlarından birkaç tanesini katmayı düşündüyse de, bundan vazgeçmiş. Çünkü atlarını orada bırakanlar, nerdeyse dönüp gelebilirlermiş. Ali Baba, olduğu yerde kalmış. Az sonra adamlar, kayanın önünde görünmüşler. Arkadaki başları olacak herif, bu defa da şöyle demiş:<br />
- “Kapan susam, kapan!”<br />
Emir kulu olmuş koca kaya, hemen kapanıvermiş. Hiç beklememişler, ağacın altında bıraktıkları atlarına binip çekip gitmişler.<br />
Ali Baba, artık orada durur mu? Hemen ağaçtan inmiş. Orada yalnız olduğunu bildiğinden, doğruca karşıdaki koca kayanın yanına gitmiş. Aklında tuttuğu sözlerden ilkini söylemiş.<br />
- “Açıl susam, açıl!”<br />
Aman Allah’ım, koca kayanın kapısı birdenbire açılmaz mı? Ali Baba, oldukça aydınlık ve geniş olan girişi görünce nerdeyse şaşkınlığından küçük dilini yutacakmış. İçeride, yığın yığın altınlar, gümüşler, elmaslar, ipekli kumaşlar, içi para dolu sandıklar sırasına göre dizilmişler. Ali Baba, sağına soluna bakmış, köşede gördüğü çuvalların üç tanesini altınla doldurup, yıldırım hızıyla dışarı çıkmış. Odunu modunu unutmuş, dolu çuvalları eşeklerine yükleyerek şehrin yolunu tutmuş. Evine gelince indirdiği çuvalları karısının odasına taşımış.<br />
Karısı, gözlerine inanamamış, Ali Baba’nın hırsızlık yaptığını sanmış. Ali Baba, ne olduğunu kısa kısa sözlerle karısına anlatmış. Karısı sevinmiş, taşınan çuvalları tek tek boşaltmaya başlamışlar. Karısının aç gözlülük damarı kabarmış, bütün altınları saymak istemiş.<br />
<img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/alibaba-kirk-haramiler1.jpg" alt="" title="alibaba-kirk-haramiler" width="450" height="600" class="alignnone size-full wp-image-1992" /></p>
<p>Ali Baba;<br />
- “Hayır!” demiş. “Bir çukur kazarak gömelim!”<br />
Ne mümkün? Karısı altınlarının sayısını bilmek istiyormuş.<br />
Kocasına:<br />
- “İstersen dışarı çık, çukur kaz. Ben de varıp gideyim, komşudan bir ölçek alayım. Aşağı yukarı ne kadar paramız var, hiç olmazsa bunu öğreniriz, olmaz mı?” demiş.<br />
Ali Baba, onu uyarmış:<br />
- “Karıcığım, orda burda sakın ağzını yayma! Bu iş, gizli iş. İkimizden başka hiç kimse bunu duymamalı.”<br />
Karısı:<br />
- “Duymayacak!” deyip, kocasını inandırmış, kaynı Kasım’ın evine gitmiş.<br />
Avluda gördüğü eltisinden bir ölçek istemiş.<br />
Kasım’ın karısı sormuş:<br />
- “Ölçek mi? Hangisini istiyorsun? Büyüğünü mü, küçüğünü mü?”<br />
- “Küçüğü benim işimi görür.”<br />
Kasım’ın karısı kaynının fakir olduğunu biliyordu. Eltisinin ne ölçeceğini merak ederek ölçeğin altına bir kat koyu bal sürmüş.<br />
Ali Baba’nın karısı evine dönünce altınları ölçmeye başlamış. Kocası, onun ölçüp bir kenara ayırdıklarını götürüp kazdığı çukura gömmüş.<br />
Sonuçtan karısı çok mutlu olmuş. İşi bitince aldığı ölçeği, bekletmemiş, hemen geri vermiş. Ancak ölçeğin altına üstüne bakmamış. Kasım’ın karısı ölçeğin dibine yapışıp kalan nal gibi altını görünce şaşıp, kalmış.<br />
- “Ali Baba’nın bu kadar çok altını var, ha!.. Nereden almış ki?..” diye düşünmeye başlamış. Düşündükçe nerdeyse aklını oynatacakmış.<br />
Akşam olmuş. Kocası Kasım’ı büyük bir heyecanla kapıda karşılamış. Hemen adamcağıza çıkışmış.<br />
- “Senin zenginliğine şaşayım. Zenginlikte, Ali Baba aranızda yarışsanız sana sıfır çektirir. Biliyor musun, sen altınlarını ocak başına oturup tane tane sayarken, Ali Baba, ayarla ölçüyor.”<br />
Kasım, hiç ummadığı bu çıkışma karşısında, şaşırıp öylece kala kalmış. Karısı, onu kolundan çekip, içeri almış, olup biteni ona da anlatmış. Aç gözlülükte karısından aşağı hiç de kalmayan Kasım, Ali Baba’yı kıskanmış. Bütün gece gözüne uyku girmemiş. Sabah olur olmaz erkenden kalkıp kardeşi Ali Baba’nın evine gitmiş. Suratını asmış, kendi karısından aldığı tepkiyle kardeşine çıkışmış.<br />
- “Ali Baba!”, demiş, “Hani sen fakirdin? Küp küp altınlarını neden bizden sakladın?”<br />
- “Demek öyle ha? Nerdeymiş bu altınlar”<br />
- “Şimdi anlamazlıktan geliyorsun değil mi? Verdiğimiz ölçeğin dibine yapışan nal gibi altınlardan daha kaç tane var?” </p>
<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/alibaba-kirk-haramiler.jpg" alt="" title="alibaba-kirk-haramiler" width="450" height="301" class="alignnone size-full wp-image-1988" /></p>
<p>Ali Baba kardeşinden duydukları, başkalarının da ağzına düşmesin diye, toprağa gömdükleri altınlarının yarısını ona vermiş, başka kimselere söylememesini sıkı sıkı tembih etmiş.<br />
Kasım yaygarayı basmış:<br />
- “Bu hazinenin yerini ben de görmeliyim. Götürüp göstermezsen, seni mahkemeye veririm.”<br />
Bunda bir kötülük düşünmeyen Ali Baba;<br />
- “Yarın sabah olunca yola çıkarız. Seni oraya götüreceğim.” demiş, kardeşini evine uğurlamış.<br />
Kasım, sabah olunca Ali Baba’yı beklemeden katırlarını önüne katarak ormana gitmiş. Koca kayaya gelince Ali Baba’dan öğrendiği sözleri tekrarlamış:<br />
- “Açıl susam, açıl!” demiş.<br />
Emri alan kapı, hemen açılmış. İçeri dalan Kasım’ın gözleri kamaşmış. Tıka basa dolu hazineyi görmüş. Yanında getirdiği bütün çuvalları doldurmuş. Son çuvalı da doldurduktan sonra çıkış kapısına yönelmiş. Ancak işin kötüsü, en umulmazı başına gelmesin mi? Kasım, kapıyı açacak sihirli sözleri bir türlü hatırlayamamış. Ne söylediyse mümkünü yok, kapı açılmamış. Korkusundan ölüp ölüp dirilmiş. Can derdine düşmüş, kaçacak yer aramış. Ama başka hiçbir delik, hiçbir iz bulamamış.<br />
Öğle zamanı haramiler mağaralarına gelmişler. Kasım’ın, katırlarını görüp şüphelenmişler. Hazinelerinin bilinip bulunduğunu anlamışlar. İlkin içeriye girmek için kendilerinde cesaret bulamamışlar. İçerdekilerin sayısının da fazla olabileceği düşüncesi onları korkutmuş. Aralarında tartışmışlar. Bu tartışmalardan bıkan baş harami, kılıcını çekmiş, koca kayanın karşısına gitmiş. Ne olur ne olmaz düşüncesiyle de yan tarafa saklanıp seslenmiş:<br />
- “Açıl susam, açıl!”<br />
Emri alan kapı, hemen açılmış.<br />
Bu tarafta Kasım, hayatının son saniyelerini yaşadığını anlamış. Kurtuluş için bir çare düşünmüş. Kapı açılır açılmaz hızla koşup dışarı çıkacak, gelenlerin elinden böylelikle kurtulacakmış.<br />
Düşündüğünü de yapmış yapmasına ama haramiler önünü kesip, kılıçlarını onun karnına batırmışlar. Gözü kara olanları, açılan yarıktan içeri girmişler. Kasım’ın doldurup kapı önüne taşıdığı çuvalları yüklenip yerlerine boşaltmışlar.<br />
Kasım’ın bu hatası, Ali Baba’yı da hedef olmaktan kurtarmış.<br />
Haramiler toplanıp konuşmuşlar, içeriye nerden girildiğini araştırmışlar. Ama ne bir iz, ne bir delik bulmuşlar. Kasım’ın vücudunu dörde ayırmışlar, iki parçasını kapının bir yanına, öteki iki parçasını da öbür yanına bırakıp gitmişler.<br />
Akşamların sayısına kıran mıran girmiyor ki… Yeniden akşam gelip çatmış, Kasımların avlusuna da gölgeler inmiş.<br />
Kasım’ın karısı, kocasının bu vakte kadar gelmediğini gidip Ali Baba’ya söylemiş. Ali Baba, durumu anlamış. Kardeşinin altın yüklü katırlarıyla ortalık karardıktan sonra geleceğini ileri sürüp yengesini teselli etmiş.<br />
Fakat gece yarıları olmuş, birinci derken, ikinci horozlar da ötmüş. Kasım’dan hiçbir haber yok. Telaşlanan yengesi, tekrar Ali Baba’ya gelmiş.<br />
Ali Baba;<br />
- “Kara gecelerin bir sabahı var! Telaşlanma bu kadar.” deyip ona ümit vermeye çalışmış.<br />
Buna rağmen kendiside kardeşinin başına bir felâket geldiğini düşünmüyor değilmiş ama bu üzüntüsünü belli etmiyormuş. Henüz sabah olmadan, nasıl olsa ay ışığı da var deyip, üç eşeğini önüne katıp, her zamanki gibi erkenden ormana odun yapmaya gitmiş. Kayalığa doğru gidince kardeşinin katırlarını görmüş. İlerlemiş, yerde iz bırakan kan lekelerini fark etmiş.<br />
Koca kayanın önünde kardeşinin başına nelerin geldiğini görmüş. Korkusundan sinecek delik aramış, sonra kendini toplamış. Mezar kazıp kardeşini oracıkta gömmeyi düşünmüş.<br />
Kendi kendine söylenmiş;<br />
- “İşte bu yanlış!” demiş. “Kardeşimi burada bırakmam her şeyi açığa çıkarır. Şimdi durulacak zaman değil. Onun parçalarını toplamalıyım.”<br />
Öyle yapmış. Kardeşinin dörde bölünen parçalarını toplayıp, çuvalların içine koymuş. Eşeklerden birinin sırtına yüklemiş. Vakit nakittir deyip, acele etmiş. Öteki boş çuvallarına altın yükledikten sonra şehre dönmüş. </p>
<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/ali-baba.jpg" alt="" title="ali-baba" width="500" height="345" class="alignnone size-full wp-image-1989" /></p>
<p>Karısı ile yengesi baş başa verip, ağlaşıyorlarmış. Kasım’ın karısı çuvala konmuş kocasının ölüsünü görür görmez, fenalaşmış, bayılacak gibi olmuş. Ali Baha’nın karısı onu ayıltmış. Ali Baba yüklü eşeği önüne katmış, kardeşinin evine gitmiş. Kapı çalmış. Mercan kız, beklemeden kapıya çıkmış.<br />
Ali Baba;<br />
- “Mercan” demiş, “Bu gece gördüklerini hiç kimseye söylemeyeceksin. Anladın mı?”<br />
- “Anladım, efendim!”<br />
- “Efendinin ölüsü, bu. Onu dağda parçalamışlar. Bunu herkesten gizli tutmalıyız. Sana güvenebilir miyim?”<br />
- “Elbette efendim!”<br />
Ali Baba yükünü indirmiş, Mercan’la birlikte içeri götürmüşler.<br />
Mercan hiç durmamış, işini yapmaya koyulmuş. Önce aktara koşmuş, ağır hastalık için ilâç istemiş.<br />
Aktar ilâcı hazırlarken, sormadan durabilir mi? Gözle kaş arasında soruvermiş:<br />
- “Ağır hasta olan kim?”<br />
- “Efendim Kasım. Üstelik konuşamıyor”.<br />
Orada gevezelik edip oyalanıp kalmamak için hemen ilâçlarını alıp gitmiş.<br />
Sabah olmuş, yeniden aynı aktara gelmiş. Son nefesini vermek üzere olan hastalara koklatılan ilâç istemiş.<br />
Aktar bu ya, yeniden sormuş:<br />
- “Efendin iyileşmedi mi”?<br />
- “Hayır, iyileşmedi. Bu geceyi çıkaramaz.”<br />
Bütün gün, Ali Baba ve karısının, Kasım’ın evine girip çıktığını görenler, akşamı Kasım’ın ölüm haberini duymuşlar.<br />
Mercan ertesi sabah erkenden sokağa çıkmış. İlk açılan terzi dükkânlarından birine girmiş. Siftah olsun, bu adettendir diye yere bir altın lira atmış. Kendince yetmez deyip bir altın lirayı da yanına bırakmış.<br />
- “Hayırlı işler dayı! Kefen ölçüsü almak için benimle gelebilir misin?”<br />
- “Elbette gelirim, işim bu!”<br />
- “Araç gerecini alıp hemen gel öyleyse…”<br />
- “Önüme düş, yol göster.”<br />
- “Tamam da, gözlerini bağlamam gerekiyor.”<br />
- “Niçin?”<br />
- “Gittiğimiz yeri bilmeyesin diye.”<br />
- “Bana bin altın versen de, bunu kabul edemem.”<br />
Mercan, çattık diye düşünmüş, adamcağızın eline bir altın daha tutuşturmuş:<br />
- “Korkma! Ben sana asla uygunsuz bir şey yaptırmam. Haydi gidelim!”<br />
Gözleri bağlı terzi, Mercan’ın peşinden gitmiş. Ev kapısında terzinin gözbağı çözülmüş. Kasım’ın odasına girmişler.<br />
Terzi, irkilmiş. Korkmuş. Mercan, ona yapacağı işi göstermiş; bu dört parçayı dikmesi karşılığında kendisine bir altın daha vereceğini söylemiş.<br />
Terzi, işini bitirir bitirmez, Mercan onu, Kasım’ın evinin arkasındaki sokağa götürüp bırakmış. Terzi, sokağın sonunda kaybolmuş.<br />
Kasım’ın cenazesi kefenlenmiş, hocalara haber edilip, salalar verdirilmiş. Çok seveni mi varmış, ne? Duyan gelmiş, koşan yetişmiş. Cenaze töreni çok kalabalık olmuş.<br />
Bu ölümden sonra Ali Baba ile karısı da Kasım’ın evine yerleşmişler. Onun dükkânını büyütmüşler, işletmeciliğini de Ali Baba’nın oğluna bırakmışlar.<br />
Gelelim, koca kayadaki haramilere. Mağaralarına döner dönmez, iki şeyden şüphelenmişler. Kasım’ın cesedi ortalıkta görülmediği gibi, hazinelerindeki altınlarda da azalmalar olmuş.<br />
Adamlarını etrafında toplayan harami başı;<br />
- “O cesedi burdan alıp götüreni bulmalıyız. O, bütün sırlarımızı biliyor. Tez yola çıkıp, onu her yerde arayıp bulmalı ve hesabını görmeliyiz. Yoksa hepimizin yaşaması zorlaşır.” demiş.<br />
Haramiler, onun düşüncesini doğru bulmuşlar. Gönüllü birisi geceleyin yolu tutup, şehre gitmiş. Olacak bu ya o gün çarşı meydanında yine terzinin dükkânı açıkmış. Harami, terziye;<br />
- “Ne kadar da erkencisiniz? Henüz alacakaranlık var. Bu karanlıkta nasıl görüyorsun?” diye sormuş.<br />
- “Gözlerime güvenirim. Geçen gün daha da karanlıkta bir ölüyü bile diktim.”<br />
- “Ölüyü mü? Dediklerinizi kulaklarınız duyuyor mu? Yanlış olmasın?”<br />
- “Hayır! Ne dediğimi biliyorum ben. Ancak bu kadar gevezelik yeter. Var, işine git sen. Ben de işime bakayım.”<br />
Harami, aradığını bulmuş olmanın coşkusuyla kesesinden bir altın çıkararak terziye uzatmış:<br />
- “Alın bunu. Sadece bana hangi ev olduğunu gösterin.” demiş.<br />
- “Gözüm bağlıydı, bilemem.”<br />
- “Gözlerini yine bağlayıp yola çıkalım. Hangi yöne gittiysen, o yöne doğru gidelim. Ne kadar yürüdüysen, yine o kadar yürü ve dur. Gördüğün yer, burası mıydı bak? Bana onu söyle.”<br />
- “Yapamam!”<br />
Harami, avını yakalamış ya… Bırakır mı? Terzinin tezgâhına birkaç altın daha bırakmış.<br />
Gözlerini bağlatan terzi, haramiyle birlikte yola çıkmış. O önde, harami arkada uzun uzun yürümüşler. Az gidip, uz gitmişler.<br />
Az sonra terzi;<br />
- “Tamam! Burada duralım. Gözümün bağını çözdükleri yer burasıydı.” demiş. Kasım’ın evini göstermiş.<br />
Harami, terziyi gönderdikten sonra, o evin kapısını kırmızı boyayla çizmiş. Tam bu sırada dükkândan kahvaltılık alıp dönen Mercan, haraminin ne yaptığını görmez mi?<br />
Geri dönmüş, kırmızı boya ve fırça almış, mahalledeki bütün evlerin kapılarına aynı işareti yapmış.<br />
Akşam karanlığıyla birlikte bütün haramiler, ikişer ikişer şehre inmişler. Mahalleyi bulmuşlar ama sıralı bütün kapılardaki kırmızı işareti görünce şaşırıp kalmışlar. Gerisin geriye mağaralarına dönmüşler. Yeniden bir gönüllüyü geceleyin şehre göndermişler. O de terziyi bulup, gözünü bağlatmış. Bir süre yürüttükten sonra, onun durduğu yerdeki kapıyı işaretlemiş.<br />
İşaretlemiş ya, Mercan’ın gözü kapıya vurulacak işaretlerdeymiş hep. Yeni çizilmiş bir işareti görür görmez, bütün öteki kapıları da hemen işaretliyormuş. Haramilerden üçüncüsü akıllı çıkmış. Terzinin önünde durduğu kapıyı aklında tutmuş. Şehrin dışında bekleyen harami başını çağırmış, Kasım’ın evini ona da göstermiş.<br />
Beklememişler, mağaraya dönmüşler. Harami başı orada şehir pazarında satmak için sözde kırk katır yükü zeytinyağı hazırlatmış. Tuluklardan her birine haramilerini yerleştirmiş. Akşam alacasında adamıyla birlikte şehre gelmişler. Ali Baba’yı kapısının önünde otururken görmüşler.<br />
Harami başı, yanına yaklaşıp sormuş:<br />
- “Pazarda satmak için zeytinyağı getirmiştim. Ama gördüğün gibi geciktik. Size zahmet vermezsem bu gece beni evine misafir eder misin?”<br />
Ali Baba:<br />
- “Hay, hay! Başımın üstünde yeriniz var. Buyurun!” deyip, Mercan’ı çağırmış. Gelen misafiri için sofra kurmasını söylemiş.<br />
Tuluklar birer ikişer avluya taşınmış. Harami başı, sofranın hazır olduğunu kendisine bildirilince, tam içeri girerken, adamlarına fısıl fısıl seslenmiş.<br />
- “Size haber verdiğimde hançerlerinizle tulukları yırtıp, hemen içinden çıkarsınız” demiş. İçeri girmiş, sofraya kurulmuş. </p>
<p>Mutfakta mangalın kömürlerini eşeleyip kahve cezvesi için yer açan Mercan’ın kandili ışığını azaltmış, daha sonra sönmüş. Mercan, küçük bir şişeye tulukların birinden zeytinyağı doldurur, kandili yakarım diye avluya çıkmış. İlk tuluğa yaklaşır yaklaşmaz, içindeki haraminin sesi duyulmuş.<br />
- “Çıkalım mı?”<br />
- “Hayır, hayır!” </p>
<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/alibaba.jpg" alt="" title="alibaba" width="125" height="185" class="alignnone size-full wp-image-1990" /><br />
Mercan, o tuluktan ötekine koşmuş. Hangisinin yanına gitse, aynı soruyla karşılaşmış. Fakat sadece son tulukta zeytinyağı varmış. Mercan, onu da sırtlayıp, mutfağa taşımış. Kandiline yeteri kadar zeytinyağı koymuş. Kalanını kocaman bir kazanda iyice kaynatmış. Kızdırdığı kaynar zeytinyağını bütün tulukların ağzından içeri dökmüş. Haramilerin hepsini öldürmüş. Avlunun bir köşesine sinip[2] harami başının ne yapacağını öğrenmek istemiş.<br />
Fazla beklememiş, çok geçmeden harami başı, önceden hazırladığı küçük çakıl taşlarını tulukların üstüne atmış.<br />
Hiç birinde beklediği ses yok.<br />
Dönüp tek tek sormuş;<br />
- “Uyuyor musunuz?” demiş.<br />
Yine hiçbir ses yok. Üstelik tuluklardan sıcak zeytinyağı ve haşlanmış insan kokusu gelmiş. Pabucun pahalı olduğunu anlayan harami başı, hiç durmamış, mağarasına doğru kaçmış.<br />
Evdekiler uyanınca Mercan, Ali Baba’yı bir köşeye çağırıp ona olan biteni anlatmış. Haramileri avluda açtıkları büyük bir çukura gömmüşler.<br />
Harami başı, talihsizliğine kızmış, başına gelenlerden sonra öfke küplerine binmiş, intikam yeminleri içmiş. Kılık kıyafet değiştirmiş, yeniden şehre inmiş. Tam Ali Baba’nın oğlunun dükkânının karşısındaki koskocaman dükkânı kendisine tutmuş. Raflarını göz alıcı Hint kumaşlarıyla doldurmuş. Koca Hüseyin adını takınmış. Sonra sonra Ali Baba’nın oğluyla dost olmuş. Onu sofrasına davet etmiş, ziyafetler vermiş. Ali Baba’nın oğlu, bu ziyafetlerin altında kalacak değil ya? Koca Hüseyin’i yemeğe çağırmak istediğini, babasına da söylemiş.<br />
Ali Baba;<br />
- “Bak, bu iyi!” demiş. “Bu küçük dünyada insana dostlar arasında olmak yaraşır. Çağır, yarın akşam konuğumuz olsun.”<br />
Ertesi akşam sofralar kurulmuş. Koca Hüseyin, Ali Baba ve oğlu, aynı sofra başında buluşmuşlar. Ali Baba, konuğuna saygı göstermiş. Erken gidecek olsa da, onu bu isteğinden vazgeçirmiş.<br />
Koca Hüseyin, -sözüm ona- Ali Baba’nın ısrarlarına dayanamayıp, orada kalmış.<br />
Gecenin ileri saatinde bir dileklerinin olup olmadığını sormak için konuk odasına Mercan gelmiş. Mercan, konuklarının harami başı olduğunu ilk bakışta anlamış, elbisesinin altında bir hançer sakladığını da görüş.<br />
Kendi kendine, ölçüp biçmiş, bir sonuca varmış:<br />
- “Anladım, bunun işi efendimi öldürmek demek? Elimi çabuk tutmalı, onun da boyunun ölçüsünü almalıyım.” diye içinden konuşmuş.<br />
Mercan, mutfağa geçip şarap şişeleriyle geri dönmüş.<br />
Koca Hüseyin;<br />
- “İşte fırsat, avucuma doğdu. Şimdi baba oğul ikisi de sızarlar. O zaman işlerini bitirim.” diye düşünmüş.<br />
İçmişler, içmişler… </p>
<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/mercan.jpg" alt="" title="mercan" width="125" height="188" class="alignnone size-full wp-image-1991" /></p>
<p>Mercan, dansözler gibi giyinmiş. Kuşağının içinde bir hançer saklamış. Saz çalan iki uşakla birlikte içeri girmiş:<br />
Sazlar çalmış, Mercan oynamış.<br />
Sazlar çalmış, Mercan oynamış.<br />
Mercan oynamış, sazlar çalmış.<br />
Mercan oynamış, sazlar çalmış.<br />
Koca Hüseyin, hop oturmuş, hop kalkmış; vakit gelip geçiyor diye üzüldükçe üzülmüş, yalancıktan da olsa, Mercan’ı alkışlamış. Mercan gerçekten güzel dans ediyormuş. Numaradan numaraya geçmiş. Sanki oyunun bir bölümüymüş gibi kuşağından çıkardığı hançerini sağa sola sallamış. Daha sonra eline bir tef almış. Bu tefi, Ali Baba’nın önüne tutmuş. Ali Baba çıkarıp bir altın vermiş. Oğlu da babası gibi davranmış. O da bir altın çıkarıp vermiş. Mercan, oyundur deyip Koca Hüseyin’in yanına gelmiş. Koca Hüseyin, kesesini çıkarmak için elini koynuna sokmuş. Tam bu sırada Mercan öfkelenmiş, hançerini çekmiş, Koca Hüseyin’in kalbine saplamış.<br />
Ali Baba, Mercan’ı bileğinden yakalamış.<br />
- “Çıldırdın mı Mercan? Ne yaptın?” diye sormuş.<br />
Mercan cevap vermiş:<br />
- “Ondan atik davrandım. Harami başının sana yapacağını, erken davranıp ben ona yaptım.”<br />
Böyle der demez, Koca Hüseyin’in koynunda sakladığı yılandilli bıçağını çekip çıkarmış, onlara göstermiş.<br />
Ali Baba, bu yürekli kızı alnından öpmüş:<br />
- “Mercan, sana karşı can borcum var. Bunu kırk katır yükü altın versem de, ödeyemem. Benim gelinim olur musun?” demiş, beklememiş oğluna dönmüş;<br />
- “Oğlum, tamam mı?” diye sormuş.<br />
Oğul bu, babasının sözünün üstüne söz koyar mı hiç? Mercan’la evlenmeyi kabul etmiş. Beklememişler, harami başını avluda bir yere gömmüşler.<br />
Düğün dernek kurulmuş. Dillere destan bir düğün yapılmış.<br />
Ali Baba ve çocukları, el değmedik, bitmez tükenmez hazineleri sayesinde her zaman, her devirde gül gibi geçinip gitmişler.<br />
Üstelik işin kolayını da öğrenmişler.<br />
Paraya sıkıştıklarında;<br />
- “Açıl susam, açıl!” diye seslenmişler.<br />
Bütün kapılar önlerine açılmış.<br />
O açık kapının önünden ben de geçtim amma, size elmadan başka bir şey getiremedim.<br />
Gökten düşmüş, üç sihirli elma.<br />
İster misiniz?[3] </p>
<p>Oyhan Hasan Bıldırki </p>
<p>[1] Eyer, kaltak.<br />
[2] Gizlenmek.<br />
[3] Ben bu masalı ilk defa 1971 yılında Aydın İli Söke İlçesi Bağarası İslamyeniköyü’nde yaşayan Rıdvan Güzel’den dinledim. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/ali-baba-ve-kirk-haramiler/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>O Zaman Başka</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/o-zaman-baska</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/o-zaman-baska#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Sep 2011 11:41:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nasrettin Hoca Masalları]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>
		<category><![CDATA[nasreddin hoca fıkraları]]></category>
		<category><![CDATA[Nasreddin hoca masalları]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masallar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=1979</guid>
		<description><![CDATA[O Zaman Başka Nasreddin Hoca’nın kadılık yaptığı sıralarda bir adam gelmiş: -Hoca efendi demiş,size bir şey danışacağım. -Buyrun sorun. Demiş Hoca, adam sözünü sürdürmüş: -Geçen gün , komşuların size ait olduğunu söyledikleri bir inek, tarlada bizim ineğin karnını vurup öldürmüş. Şimdi ne yapmam gerek? Hoca , sakallarını sıvazlayıp bir an düşündükten sonra : -Hayvan bu, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/nasreddin-hoca.jpg" alt="" title="nasreddin-hoca" width="226" height="223" class="alignnone size-full wp-image-1980" /></p>
<p><strong>O Zaman Başka</strong></p>
<p>Nasreddin Hoca’nın kadılık yaptığı sıralarda bir adam gelmiş:<br />
-Hoca efendi demiş,size bir şey danışacağım.<br />
-Buyrun sorun. Demiş Hoca, adam sözünü sürdürmüş:<br />
-Geçen gün , komşuların size ait olduğunu söyledikleri bir inek, tarlada bizim ineğin karnını vurup öldürmüş. Şimdi ne yapmam gerek? Hoca , sakallarını sıvazlayıp bir an düşündükten sonra :<br />
-Hayvan bu, demiş, dava edecek değilsin ya!..<br />
-Teşekkür ederim kadı efendi.<br />
-Sahibinin de bu işte suçu yok;ne bilsin böyle olacağını? Adamın yüzü gülmüş, tekrar söze başlamadan önce:<br />
-Kusura bakma kadı efendi, demin ben bir yanlışlık yaptım, ölen inek benimki değil, seninki imiş. Hoca , yerinden doğrulup:<br />
-Bak demiş, şimdi iş değişti. O halde verin raftaki kara kaplı kitabı da hele bir bakalım! …</p>
<p>En güzel Nasreddin hoca masalları, Nasreddin hoca fıkraları, Türkiyenin çocuk sitesinde.. Masaldiyari.NET</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/o-zaman-baska/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ceylan ile kaplumbağa masalını dinle / izle</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/ceylan-ile-kaplumbaga-masalini-dinle-izle</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/ceylan-ile-kaplumbaga-masalini-dinle-izle#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 Jul 2011 12:21:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Görüntülü Masallar]]></category>
		<category><![CDATA[ceylan ile kaplumbağa]]></category>
		<category><![CDATA[görüntülü masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[masal izle]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masal]]></category>
		<category><![CDATA[Sesli Masal Diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masallar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=1966</guid>
		<description><![CDATA[Ceylan ile kaplumbağa Bir varmış bir yokmuş, Ceylan, kaplumbağa, fare ve karga bir arada yaşarmış.. Türkiye&#8217;nin en kaliteli çocuk masalları sitesi Masaldiyari.NET, çocuklar için sesli masalları, görüntülü masalları online olarak ücretsiz sunumunu yapıyor.. Ceylan ile kaplumbağa ücretsiz olarak (bedava) üyelik gerektirmeden izleyin. Masaldiyari.NET ~ Çocuk masalları diyarı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/07/ceylan-kaplumbaga-karga-ve-fare.jpg" alt="" title="ceylan-kaplumbaga-karga-ve-fare" width="400" height="251" class="alignnone size-full wp-image-1967" /></p>
<p><strong>Ceylan ile kaplumbağa</strong></p>
<p>Bir varmış bir yokmuş, Ceylan, kaplumbağa, fare ve karga bir arada yaşarmış..</p>
<p>Türkiye&#8217;nin en kaliteli çocuk masalları sitesi Masaldiyari.NET, çocuklar için sesli masalları, görüntülü masalları online olarak ücretsiz sunumunu yapıyor..</p>
<p>Ceylan ile kaplumbağa ücretsiz olarak (bedava) üyelik gerektirmeden izleyin.</p>
<p>Masaldiyari.NET ~ Çocuk masalları diyarı</p>
<p><object width="425" height="349"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/gj-qM1HLiQ0?version=3&amp;hl=en_US"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><param name="allowscriptaccess" value="always"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/gj-qM1HLiQ0?version=3&amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="349" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/ceylan-ile-kaplumbaga-masalini-dinle-izle/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aslanın Sarayı Masalını dinle / izle</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/aslanin-sarayi-masalini-dinle-izle</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/aslanin-sarayi-masalini-dinle-izle#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 Jul 2011 12:06:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Görüntülü Masallar]]></category>
		<category><![CDATA[aslanın sarayı]]></category>
		<category><![CDATA[aslanın sarayı masalı]]></category>
		<category><![CDATA[görüntülü masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[masal izle]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>
		<category><![CDATA[sesli çocuk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masal]]></category>
		<category><![CDATA[Sesli Masal Diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masallar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=1962</guid>
		<description><![CDATA[Aslanın Sarayı Masalı Türkiye&#8217;nin en kaliteli çocuk masalları sitesi Masaldiyari.NET, çocuklar için sesli masalları, görüntülü masalları online olarak ücretsiz sunumunu yapıyor.. Aslanın sarayı masalını ücretsiz olarak (bedava) üyelik gerektirmeden izleyin. Masaldiyari.NET ~ Çocuk masalları diyarı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/07/Aslanin-Sarayi.jpg" alt="" title="Aslanin-Sarayi, aslanın sarayı masalı, görüntülü masal, masal izle" width="270" height="375" class="alignnone size-full wp-image-1964" /></p>
<p><strong>Aslanın Sarayı Masalı</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;nin en kaliteli çocuk masalları sitesi Masaldiyari.NET, çocuklar için sesli masalları, görüntülü masalları online olarak ücretsiz sunumunu yapıyor.. </p>
<p>Aslanın sarayı masalını ücretsiz olarak (bedava) üyelik gerektirmeden izleyin.</p>
<p>Masaldiyari.NET ~ Çocuk masalları diyarı</p>
<p><object width="425" height="349"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/rTKrn3hwt4g?version=3&amp;hl=en_US"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><param name="allowscriptaccess" value="always"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/rTKrn3hwt4g?version=3&amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="349" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/aslanin-sarayi-masalini-dinle-izle/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

