Kasım 30th, 2009 | in
Masal diyarı |
Yorum Yapin

Disney Live! ”Mickey’nin Masal Dünyası”
Disney Live!”… “Mickey’nin Masal Dünyası” müzikal gösterisi, 20 Ocak-14 Şubat 2010 tarihleri arasında Türk Telekom’un çocuklar için geliştirdiği TTÇocuk portalının sponsorluğunda seyirci ile buluşuyor Eyüp-İstanbul
Feld Entertainment tarafından sahnelenen bu şov Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleşecek. Disney’in Türkiye’de sahnelenecek bu ilk büyük gösterisi, Disney’in masalsı atmosferiyle, sadece çocukları değil tüm aileyi unutulmaz bir deneyimle buluşturmaya hazırlanıyor.
Disney Live’da Mickey Mouse, Minnie Mouse, Donald Duck ve Goofy’nin sunumuyla, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Sindirella, Güzel ve Çirkin masalları canlandırılacak. Mickey’nin Masal Dünyası’nda, mutluluk veren masallar; görkemli bir dekor, etkileyici koreografi, yaratıcı ışıklandırma ve muhteşem kostümlerle ortaya konuyor. Gösterinin biletleri, Biletix’te Kasım sonu satışa sunuluyor.

Gösterildiği tüm ülkelerde büyük ilgi gören, titizlikle hazırlanan “Mickey’nin Masal Dünyası”, teknik olanakları ve kapasitesiyle dünya standartlarında donanıma sahip olan Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleşecek. Toplam 48 gösteride onbinlerce izleyicinin, Disney’in muhteşem dünyasıyla buluşması bekleniyor.
İstanbul Çocuk Tiyatrosu (ICT) tarafından düzenlenen “Disney Live! Mickey’nin Masal Dünyası”nın, izlenirken büyük bir keyif vererek yepyeni bir alışkanlık yaratması ve bu deneyimi yaşayan çocukları gösteri sanatlarına ve müziğe yakınlaştırması hedefleniyor.
“DİSNEY LİVE! MİCKEY’NİN MASAL DÜNYASI”NIN KONUSU
Mickey; Minnie; Donald ve Goofy’nin, Mickey’nin evinin tavan arasında saklı sihirli bir hikaye kitabını bulmasıyla başlar. 4 arkadaş merakla sayfaları çevirir ve Pamuk Prenses’i gerçek aşkını ararken, Sindirella’yı büyük baloya hazırlanırken ve Güzel ve Çirkin’deki Bella’yı en beklenmedik yerde mutluluğu ararken bulurlar. Bu yolculukta, seyirciler de, masallardaki ipuçlarını arayarak ve şarkılara eşlik ederek eğlenceye katılırlar. Gösteriyi sunan Mickey ve arkadaşları için sihirli hikaye kitabı, inanılmaz maceraların kaynağı olur. İzleyenler ise şovun müziği, dansı ve kahkahalarıyla ailece paylaşılan unutulmayacak bir deneyim yaşarlar.
Ne zaman: 20 Ocak-14 Şubat 2009
Nerede: Haliç Kongre Merkezi, Sütlüce, eyüp- istanbul
Etiketler:disney, disney live, disney live müzikali, masal, Masal diyarı, masallar diyarı, Mickeyin Masal dünyası

Altın Yumurtlayan Tavuk
Bir zamanlar bir çiftlikte yaşayan bir tavuk varmış. Bu tavuk diğer tavuklar gibi değilmiş, çünkü yumurtaları altındanmış. Tavuğun sahibi her gün bu altından yumurtaları alıp, pazara götürüyor, satınca da para kazanıyormuş. Çiftçi her gün biraz daha zengin olmaya başlamış, çünkü tavuk hergün altın yumurtluyormuş. Kazandığı paralarla mutlu olacağına, hırslanıp, daha fazlasını isteyen çiftçi kendi kendine ‘Ben zengin olmak için bu tavuğun hergün altın yumurtlamasını beklemek zorunda değilim. Tavuğu kesersem, bütün altınlar da hemen benim olur ve zengin olurum’ diye düşünmüş. Zengin olma hırsı ile zavallı tavuğu kesen çiftçi, tavuğun içinden hiçbirşey çıkmadığını, onun da diğer tavuklar gibi olduğunu görünce hatasını anlamış ama iş işten geçmiş. Bu aceleciliği ve hırsı yüzünden elindeki altın yumurtlayan tavuktan da olmuş…
Ne demiş Atalarımız? “Altın Yumurtlayan Tavuk Kesilmez”
Etiketler:Altın Yumurtlayan Tavuk, Altın Yumurtlayan Tavuk masalı, masal, masal dinle, Masal diyarı, masal oku, masallar, masallar diyarı, sesli masal
Kasım 24th, 2009 | in
Masal diyarı |
Yorum Yapin

Kelebek
İyi niyetli ve yardimsever bir arkadasimla bir gün dogada gezinirken, kozasindan çikmaya çabalayan bir kelebek gördük. Kelebek kozanin lifleri arasindan siyrilmaya çalismaktaydi.
Yardimsever arkadasim hemen kelebegin imdadina kostu. Dikkatlice kozanin liflerini siyirdi, kozayi araladi ve kelebegin fazla çabalamadan kozadan çikmasini sagladi. Ancak kelebek kozadan kolaylikla çiktiysa da, biraz çirpindi ve uçamadi.
Yardimsever arkadasimin gözardi ettigi gerçek suydu:
Kanatlar ancak kozadan çikma çabalariyla güçlenir ve uçusa hazirlanir. Kelebek kendini kurtarma çabalariyla aslinda kaslarini gelistirmekte, kendini ayakta tutacak, güçlü kilacak, uçmaya hazirlayacak hareketleri çabalariyla ögrenmekteydi. Yardimsever arkadasim isini kolaylastirarak kelebegin güçlenmesine engel olmustu. Kelebek hiçbir zaman özgürlügü tanimadi, hiçbir zaman gerçekten yasayamadi.
Etiketler:kelebek, kelebek masalı, masal, Masal diyarı, masal oku, masallar, masallar diyarı
Kasım 24th, 2009 | in
Sesli Masal Diyarı |
1 yorum

Ağustos Böceği ile Karınca
Bildiğiniz gibi.Ağustosböceği ötücü bir böcektir.Gün boyunca durmadan öter.Ömrünü, sürekli ötmekle geçirir.Ayrıca tembellikle de ün sahibidir…
Dünyaca ünlü masal yazarı( fabl) tarafından yazılan Ağutos böceği ile karınca Masal’ını Sesli Dinle(mek) için aşağıdaki yürüt butonuna tıklayınız ;
[audio:http://www.masaldiyari.net/dinle/agustos_bocegi.mp3]
Etiketler:ağustos böceği ile karınca, ağustos böceği masalı, masal, masallar diyarı, sesli masal, sesli masal dinle, Sesli Masal Diyarı
Kasım 22nd, 2009 | in
Masal diyarı |
Yorum Yapin
Bahçıvanlar diyarı, Web tabanlı oyunları Travian, Gladiatus, Klan savaşları gibi online oyunlar ile tanıdık yakın zamanımızda Facebook’daki FarmVille oyunu bir anda oyun sektörünün yönünü değiştirdi artık çocukların gelişimine olumlu yönden etki edilebilecek oyun tarzları geliştirildi bunun en açık örneği Farmville oyununa gösterilen ilgidir. Anneler, Babalar, Çocuklar hepsi beraber tarlalarını ekip biçiyorlar insanın topraktan kopamayacağının bir göstergesi aslında bu oyun yaşlı, genç, çocuk herkesin bir nevi toprak özlemini gidermektedir. inşallah bahçıvanlar diyarı yarınlarımıza olumlu yönde etki eder.
Etiketler:Bahçıvanlar diyarı, Bahçıvanlar diyarı masalı, Bahçıvanlar diyarı oyunu, masal, Masal diyarı, masallar diyarı

Bremen Mızıkacıları
Bir zamanlar yaşlı ve yorgun bir eşek varmış. Sahibinin onu artık daha fazla beslemek istemediği ortaya çıkmış. “En iyisi buralardan gitmek” diye düşünmüş eşek. “Bremen’de şarkıcılık yaparım. Bazıları anırmamı pek bir beğenirdi zaten.” Böylece bir sabah erkenden yola çıkmış. Bir süre yürüdükten sonra iki büklüm bir köpekle karşılaşmış. “Artık sahibime avda yardımcı olamayacak kadar yaşlandım,” demiş köpek eşeğe. ” Sahibimde artık beni beslemiyor.” Eşek gülmüş. ” Benimle Bremen’e gelsene şarkıcı oluruz,” demiş. Yola koyulmuşlar.Çok geçmeden bir damın üzerinde üzgün oturan bir kedi görmüşler. ” Çok yaşlandım, fareler bile dalga geçiyorlar, ” demiş kedi. “Sen de bizimle gel” demiş . eşek. “Sesin hala güçlü çıkıyor, şarkı söyleriz Bremen’de.” Bağıra bağıra şarkılar söyleyerek yola devam etmişler. Bir çiftlik evinin yakınlarından geçerken kendi seslerinden yüksek bir sesle irkilmişler. ” Kuk-ku-ri-kuuuuuuuuu!…Sonum geldi!” diyormuş iri bir horoz. Sonra eşek, köpek ve kediye yana yakıla anlatmış: ” Bu akşam sahibimin konukları gelecek. Öyle hissediyorum ki . beni pişirip yiyecekler.” Eşek”Endişelenme, seninki gibi bir ses bize çok şey katar. Haydi gel şarkıcı olalım,” demiş. Akşam olduğunda hepsi çok yorulmuş. Bir şeyler yemek ve uyumak istiyorlarmış.İlerde penceresinden ışık süzülen bir kulübe görmüşler. Horoz uçup pencereden içeri bakmış. “Dört soyguncu görüyorum, nefis bir sofranın başındalar,” demiş. “Bir planım var,” . demiş eşek. Birbirlerinin sırtına tırmanmışlar. En altta eşek, sonra köpek, onun üstünde kedi ve nihayet en tepede de horoz. Pencere yaklaşıp çıkarabilecekleri en yüksek sesle bağırmaya başlamışlar. “İmdaaaat! Bu bir hayalet!” demiş soygunculardan birisi. ” “Bence bir canavar!” demiş ötekisi. ” Bence cadılar bastı! ” demiş öteki. ” Annemi istiyorum,” demiş sonuncusu. Bir kaç dakika sonra dört şarkıcımız soygunculardan kalan sofradaymışlar. Geceleyin onlar uyurken soyguncular geri gelmişler. Ama hayvanlar hazırlıklıymış. Soyguncular içeri girer girmez, eşek “Şimdi” demiş ve saldırıya geçmişler. Soyguncular bir daha hiç dönmemecesine kaçmışlar oradan. Şarkıcılarımız da bu sevimli küçük kulübeye yerleşmişler. Bremen’e gitmeyi de bir süre ertelemişler, . ama her gün şarkı söylemeyi unutmuyorlarmış.Eğer bir gün onları dinleme şansınız olursa, Bremen sakinlerinin ne büyük bir tehlike atlattıklarını anlamanız güç olmaz.
Masal : Grimm kardeşler
Masalı sesli dinlemek için Tıklayın :
Etiketler:Bremen Mızıkacıları, Bremen Mızıkacıları masalı, grimm masalı, masa diyarı, masal, masal oku, masallar, masallar diyarı
Kasım 5th, 2009 | in
Masal diyarı |
Yorum Yapin

Yardım sever Adam ve Sihirli Taş
Evvel zaman içinde yardım sever bir adam varmış birgün dünyayı dolaşmak istemiş yanına bir kese para alıp düşmüş yollara Az gitmiş uz gitmiş dere tepe düz gitmiş.. Sonunda bir köye varmış Bu köyde çocuklar boynuna ip bağladıkları bir fareyle oynuyorlarmış Adam hayvana acımış Çocuklara biraz para verip fareyi kurtarmış
Yoluna devam eden adam bir başka köye varmış Bu kez, çocukların bir eşeği zorla arka ayakları üstünde durdurmaya çalıştıklarını görmüş
Onlara biraz para verip, zavallı eşeği kurtarmış
Adam, yoluna devam etmiş Derken başka bir köye varmış Köyün delikanlılarının toplanıp ayı oynattıklarını görmüş
Kalan parasını da ayı için verip ayıyı ormana salıvermiş
Böylece adamın tüm parası bitmiş Parasız kalan adam yoluna devam etmiş Bir yandan da parasız pulsuz dünyayı nasıl dolaşacağını düşünüyormuş
Birden karşısına o ülkenin kralının yaşadığı saray çıkmış Kraldan yardım istemek gelmiş aklına
“Koskoca kralın hazinesinden biraz para istesem ne çıkar?” diye düşünmüş
Saraya girip, kralın huzuruna çıkmış Dileğini iletmiş Ama kral çok cimriymiş Adamın, hazinesine göz diktiğini sanmış Çok öfkelenmiş
Hemen askerlerine emir vermiş Zavallı adamı yakalatıp, zindana attırmış Ertesi gün, adam mahkemeye çıkarılmış Duruşma sonunda, adamın bir sandığa kapatılıp, yol kenarına bırakılmasına karar verilmiş
Ertesi gün sabah erkenden adamcağızı sandığa kapatmışlar Üstüne kocaman bir kilit vurmuşlar Sonra dere kenarındaki ıssız bir yola bırakmışlar
Askerler gittikten sonra adam olanca gücüyle bağırmış, yardım istemiş Ama boşuna Bu ıssız yerde onu kimse duymuyormuş Zavallı adam artık ölümü bekler olmuş
Birden sandığın üstünden gelen tıkırtılarla irkilmiş Sanki biri kilidi kemiriyormuş Az sonra kilit kırılmış, kapak ağır ağır açılmış
Adam kendisini kurtaranın bir süre önce çocukların elinden kurtardığı fare olduğunu görmüş Yanında da ayı ile eşek varmış
Adam kendisini kurtaran hayvan dostlarına sevgiyle sarılmış Dere kıyısına oturmuşlar Adam başına gelenleri anlatırken kıyıdaki taşlardan birinin diğerlerinden daha parlak olduğunu fark etmişler Hemen taşı alıp incelemeye başlamışlar Ayı:
- Şansımız varmış Bu, sihirli bir taş Artık her dileğimiz gerçekleşir, demiş
Sonra taşı adama uzatmış ve bir dilek tutmasını istemiş Adam bir saray dilemiş ve o anda da dileği gerçekleşmiş
Oradan kervanıyla geçen bir tüccar, bu ıssız yerde birden ortaya çıkan sarayı görünce çok şaşırmış
“Yıllardır bu yoldan gelir geçermiş böyle bir sarayı görmemiştim” demiş Sonra da sarayın sahibiyle konuşmak amacıyla saraya girmiş
Adamın karşısına çıkıp: – Bu sarayı, bu kadar kısa sürede nasıl yaptınız? Çok şaşırdım doğrusu! Diye sormuş
— Ben yaptırmadım Her şey sihirli taşın sayesinde oldu, demiş adam da
Düzenbaz tüccar:
- Taşı bana satarsan tüm mallarımı sana veririm, demiş Adam razı olmuş, taşı vermiş
Tüccar taşı alıp gitmiş 0 anda da tüm sihir bozulmuş Adam, kendini yeniden sandığın içinde bulmuş Taşı verdiğine pişman olmuş Ağlayıp sızlamış
Az sonra sandığın üstünden tıkırtılar işitmiş Farenin yine kendini kurtarmaya geldiğini anlamış Ancak fare ne kadar uğraştıysa da bu kez kilidi açamamış
Fare, eşek ve ayıyı bir telaştır almış Sevgili dostlarını sandığın içinden kurtarmanın bir yolu olmalıymış Düşünüp taşınmışlar Ayı:
- Sihirli taşı geri almalıyız Başka çaremiz yok! Demiş Birlikte tüccarın sarayına yollanmışlar Saraya yaklaşınca ayı:
- Fare kardeş sen kapı aralığından içeri bir bak Sihirli taşın yerini öğren Sonra onu almanın bir yolunu buluruz, demiş
Bunun üzerine fare saraya girmiş Tüccarın yatak odasına kadar çıkmış Sihirli taş aynalı bir sehpanın üzerinde duruyormuş
Taş duruyormuş durmasına ama iki öfkeli kedi de taşın yanında nöbet tutuyormuş
Fare korkuyla oradan hemen uzaklaşmış Arkadaşlarının yanına dönünce gördüklerini anlatmış Kafa kafaya verip bir plan kurmuşlar
Eşek:
- Sen yine aynı şekilde içeriye girersin Orada bir deliğe saklanırsın, demiş
Ayı:
- Tüccar uyuyunca sessizce yatağa çıkıp, saçını çekiştirir, burnunu kemirirsin, diye devam etmiş
Fare hemen işe koyulmuş Planladıkları gibi tüccarın uyumasını beklemiş Sonrada çıkıp burnunu kemirmiş Saçlarını çekiştirmiş
Korkuyla uyanan tüccar:
- Fareler burnumu kemiriyor! Bu sersem kediler hiçbir işe yaramıyor! Diye bağırıp çağırmış Sonra da kedileri saraydan kovmuş
Ertesi akşam, tüccarın, uykuya daldığı saatlerde üç arkadaş saraya girmişler Aynalı sehpanın üzerinde duran sihirli taşı sessizce almışlar
Geldikleri gibi kimse duymadan sarayı terk etmişler Bir an önce sandığa ulaşmak için olanca güçleriyle koşmuşlar, koşmuşlar
Karşılarına bir nehir çıkmış Eşek:
- Eyvah, nehri nasıl aşacağız? Diye endişelenmiş
Ayı sakin sakin:
- Ben yüzme biliyorum Sen benim sırtıma çıkarsın Ağzına da sihirli taşı alırsın Fare kardeşi de başına oturtursun Kolayca nehri aşarız, demiş
Böylece birlikte yüzmeye başlamışlar Onların bu hali kuşları, kurbağaları çok güldürmüş
Neşe içinde yüzmeye devam ederken, ayı başlamış böbürlenmeye:
- Ne kadar da cesuruz değil mi arkadaşlar? Bizden daha yürekli kim var şu ormanda? Bu sözlerine fare de katılmış Ama eşek ağzını açamadığından onlara katılamıyormuş Ayı:
Neden cevap vermiyorsun? Bu yaptığın çok ayıp eşek kardeş! demiş Bu sözlere daha fazla dayanamayan eşek konuşmak için ağzını açınca dilek taşını suya düşürmüş:
- Şu yaptığına bak! Sana cevap vereceğim diye taşı suya düşürdüm, diye ayıya kızmış
Ayı, sakin sakin:
- Telaş etmeyelim Bir çaresini bulur, taşı sudan çıkarırız Önce kıyıya çıkalım, demiş
Kıyıya varınca kafa kafaya verip düşünmüşler Ayı:
- Bütün kurbağaları çağıralım Onlardan yardım isteyelim, demiş Sonra, eşek tüm kurbağalara seslenmiş:
- Bize yardım edin arkadaşlar! Sihirli taşı bulamazsak hayvan sever dostumuz ölene dek sandıktan çıkamayacak, demiş
-Bu sözleri duyan kurbağalar suya dalıp buldukları tüm taşları kıyıya çıkarmışlar Kıyıya yığılan taşların arasından bir tanesi pırıl pırıl parlıyormuş Fare:
- Yaşasın! Aradığımız taş işte burada! diye bir çığlık atmış
Olanlar ayıyı çok duygulandırmış Söz alıp, dayanışmanın ve yardımlaşmanın önemini belirten bir konuşma yapmış
Kurbağaların davranışlarını övmeyi de unutmamış
Daha sonra üç arkadaş sandığı açıp, hayvan dostu arkadaşlarını kurtarmışlar Taşı da ona vermişler Adam, taştan tekrar sarayında olmayı dilemiş Dileği anında gerçekleşmiş 0 bölgenin de kralı olmuş Yardımsever üç arkadaşıyla birlikte ömür boyu mutluluk içinde yaşamış..
Etiketler:masal, Masal diyarı, masallar, masallar diyarı, sihirli taş, sihirli taş masalı, yardım severlik ile ilgili masal, yardım severlik masalı

Şaşkın Tilki
Bir gün, dedi; şaşkın bir tilki ormanda geziyordu. Ağacın üzerinde semiz mi semiz bir horoz gördü. Ağzının suyu aktı. Kenara sindi, saklandı, horoza saldıracağı sırada, garip bir ses: – Güüm güm de güm güm! Baktı, sesin geldiği yöne.Gördüğünden bir şey anlamadı. Tilki, davulu ne bilsin.Saf saf düşündü. Bu da ne acaba? Nasıl bir yaratık bu böyle? diye…Fakat sesi böyle ilginç olur da tadı olmaz mı? Bu düşünceyle horoza değil ona saldırmayı kurdu aklından…Bir süre bekledi.Davul rüzgarın sallamasıyla, “güm güm de güm güm!” diye sesler çıkarıyordu.Tilki,gerildi gerildi, davula doğru atıldı birden. Fakat bir de ne görsün! İçi boş bir kasnak… Yiyecek gibi değil. Bu arada horoz da kaçmıştı. Tilki, yaptığına pişman, önüne baka baka uzaklaştı oradan. Kelile Dimne, Aslan’a bu hikayeyi anlattıktan sonra, – Doğrusu, dedi sizin gibi güçlü kuvvetli bir sultanın ne olduğu belirsiz bir gürültüden çekinmesi doğru değil efendim. Arslan kuşkuyla baktı Dimne’ye. . Şetrebe’nin böğürtüsü kuşkulu bakışlarının üzerine bir kez daha düşünce, Arslan’ı tekrar aldı bir korku. Dimne, Arslan2dan olayı öğrenmek için izin istedi: – Buyruğunuz olursa, gidip araştırayım, bu sesin kime ait olduğunu öğreneyim. Arslan istemeye istemeye razı oldu. Bir yandan seviniyor, bir yandan üzülüyordu. Dimne,yanında birkaç kişiyle yola çıktı. Kralsa, sabırsızlık içinde beklemeye başladı; – İzin vermekle doğru mu yaptı acaba? diye hayıflanıyordu. Neden sonra Dimne huzura geldi.Gülümsüyordu. Arslan, şaşırdı. . “Aklını kaçırmış olmalı” diye düşündü. Dimne, kurnaz kurnaz gülümseyerek, . – Sizi korkutan o korkunç sesin sahibi kim, bilin bakalım? dedi. Arslan, tuhaf tuhaf baktı Dimne’ye. Dimne: – İnanmayacaksınız ama, bir öküz, dedi. – Öküz mü? diye atıldı Arslan.Nasıl da şaşırmıştı. – Evet, öküz, diye devam etti Dimne, otlamaktan semirmiş büyük bir öküz.Ama sevimli mi sevimli…Dilerseniz gidip hemen getireyim huzurunuza. Arslan kulaklarına inanamadı. Niye olmasındı, öküze sahip olmak güzel olurdu. – Pekala, getir bakalım, diye buyruk verdi. Dimne, Şetrebe’nin yanına gitti. Buralarda ne aradığını, ne zamandan beri bu ülkede yaşadığını sordu. Şetrebe, başından geçenleri bir bir anlattı. Dimne: – Bu ülkenin sultanı var.Büyük ve güçlü bir arslan.Şimdiye dek onun huzuruna niçin çıkmadın? Doğrusu anlayamadım? diye sordu. Şetrebe: – Eğer canıma kastı yoksa niçin gitmeyeyim? diye kuşkulu kuşkulu konuştu. Kurnaz Çakal güldü. – Canına niye kastı olsun, tam tersi, senin gibi güçlü kuvvetli hayvanları çok sever o, dedi. Bunun üzerine Şetrebe’yi sevinçle huzuruna kabul etti. Onu . uzun uzun dinledi. Çok iltifatlarda bulundu. Bununla da kalmadı, sarayda yaşamasını istedi. . Şetrebe, artık Padişah’ın adamı olmuştu. Nereden nereye… Artık kırlarda başıboş gezmek yoktu.Arslan’ın yanında ülke yönetiminde yardımcı olacaktı. Aradan uzun bir zaman geçti. Öküz, sarayda önemli görevler üstlendi.Kral, pek çok konuda ona danışıyordu.Toplantılarda yer alıyordu.Düşüncesine başvuruluyordu.Gün geçtikçe öküzün saraydaki durumu değişti, daha da iyiye gitti. Öyle ki Dimne bile gölgede kalmıştı. Kurnaz Çakal bundan rahatsızdı, kuşkusuz. Gidip durumu, arkadaşı Kelile’ye anlattı. – Sen, dedi Kelile, kendi elinle yapmışsın.Öküzü tut arslanın huzuruna götür.Onun has adamı yap.Sonra da şikayet et.Buna hakkın yok. Dimne çok üzgündü. Kelile ona bir öykü anlattı. – Senin durumun öyküdeki adama benziyor, dinle de gör.
Etiketler:beydaba masalları, kelile dimne masalları, masal, masal dinle, Masal diyarı, masal oku, masallar diyarı, şaşkın tilki masalı
Ekim 19th, 2009 | in
Masal diyarı |
Yorum Yapin

KIRMIZI BAŞLIKLI ISPANAK
Bir gün bir ıspanak, “Kırmızı Başlıklı Kız” masalını dinlemiş. Masalı öyle sevmiş, öyle sevmiş ki, kendisi de ne yapıp edip bir masal kahramanı olmaya karar vermiş. Kırmızı Başlıklı Ispanak nasıl olur, diye düşünmüş taşınmış. Bir şekilde topraktan kökünü çıkarıp başının üzerine koymuş. Artık onun da kırmızı bir başlığı olmuş. Sıra gelmiş zalim kurdu bulmaya… Ama bu hiç de kolay değilmiş. Ne dersiniz, zavallı ıspanak, kurdun yaşadığı yeri öğrenebilecek mi? Kırmızı Başlıklı Ispanak, özgüven ve dostluğun sevgiyle harmanlandığı doğa dostu bir masal..
Miyaset SERTBARUT
Masal Kitabının Tanıtımı;
KIRMIZI BAŞLIKLI ISPANAK
Yazan : MİYASE SERTBARUT
Resimleyen : Beyza Tükel
ISBN : 978-605-5671-32-7
Fiyatı : 4 TL
Ebat / sayfa sayısı: 13,5 x 18.5 cm / 64 sayfa
Kâğıt türü : 70 gr. Enzo Deluxe
Dizi : Doğa Dostu Masallar Dizisi – 01
Etiketler:çok kısa masal, kırmızı başlıklı ıspanak, kısa masal, masal, masal dinle, Masal diyarı, masal oku, masal özetleri, masallar diyarı

Uçan Sandık
Uçan sandık masalı bir Hans Christian Andersen Masalıdır.
Bir zamanlar bir tüccar var mış; öyle zengin, öyle zenginmiş ki, istese bütün caddeleri, sokakları gümüş paralarla kaplatabilirmiş. Ama böyle bir şey yapmamış tabii; parasını nerede kullanacağını gayet iyi bilirmiş çünkü. Cebinden bir kuruş çıkarsa, mutlaka iki kuruş kazanırmış karşılığında. Evet, bu adam akıllı bir tüccarmış, ama herkes gibi o da ölmüş sonunda.
Bütün mirası oğluna kalmış. Tüccarın oğlu parayı har vurup harman savurmaya başlamış; her gece maskeli balolara gitmiş, kağıt paralardan uçurtmalar yapıp uçurmuş, altın paraları taş yerine kullanıp suda kaydırıp eğlenmiş. Tabii serveti kısa zamanda suyunu çekmiş; bir avuç bozuk para, bir çift eski terlik ve yırtık pırtık bir hırkadan başka hiçbir şeyi kalmamış. Derken, arkadaşları da birer birer uzaklaşmışlar çevresinden, çünkü onun gibi sefil biriyle görünmek istemiyorlarmış. Sadece iyi yürekli bir arkadaşı ona eski bir sandık yollamış ve Pılı pırtını içine koyarsın demiş. İyi güzel de, bizimkinin sandığa koyacak hiçbir şeyi yokmuş ki O yüzden kendisi girip oturmuş sandığın içine.
Ama bu sandık, bizim bildiğimiz sandıklardan değilmiş meğer Kilidine dokunur dokunmaz, uçmaya başlıyormuş. Tüccarın oğlu kilide parmağını bastırınca, sandık evin bacasından hop! diye fırlayıp havalanmış ve bulutların arasında ilerlemeye başlamış. Ama uçarken de tehlikeli biçimde çatırdıyormuş. Delikanlı, sandık parçalanacak ve aşağı düşeceğim diye büyük bir korkuya kapılmış. Allah’tan böyle bir şey olmamış. Uçmuş, uçmuş, dağlar tepeler aşmış, sonunda Türklerin diyarına varmış. Yere inince sandığı ormanda kuru yaprakların altına saklamış, sonra da kentin yolunu tutmuş. İçi rahatmış, çünkü Türklerin hepsi, onun gibi hırka ve terliklerle dolaşıyorlarmış etrafta. Derken kucağında küçük bir çocuk olan bir süt anneye rastlamış. Baksana bana hanım demiş. Sana bir şey soracağım. Kentin girişinde bir saray gördüm, pencerelerinin hepsi çok yüksekteydi, neyin nesidir bu
Orada padişahımızın kızı oturur demiş kadın, Hanım sultan doğduğu zaman bir falcı, onun bir sevdalısı yüzünden çok acı çekeceğini bildirdi, bu yüzden padişah ile valide sultan yanında yokken, kimse onu göremez Sağol, demiş tüccarın oğlu, ormana dönmüş ve tekrar sandığa girip oturmuş, havalandığı gibi sarayın damına konup hanım sultanın penceresinden içeri süzülmüş.
Hanım sultan bir sedire uzanmış uyuyormuş. O kadar güzel bir kızmış ki, delikanlı kendini tutamayıp onu öpüvermiş. Hanım sultan sıçrayarak uyanmış, karşısında delikanlıyı görünce korkudan titremeye başlamış. Ama . bizimki kıza, periler padişahının oğlu olduğunu, onu görmek için uçarak geldiğini söyleyince, bu hanım sultanın pek hoşuna gitmiş.
Oturup sohbet etmeye başlamışlar. Delikanlı kıza iltifatlar yağdırmış. Artık derin göllere benzeyen gözlerinin içinde kaybolduğundan mı söz etmemiş, karlı dağlara benzeyen alnının güzelliğinden mi.. Anlatmış da anlatmış Ve tabii ki hanım sultanın gönlünü fethetmiş, kız delikanlıya vurulmuş
Peki, demiş hanım sultan, siz cumartesi akşamı tekrar gelin, o gün şah babam ile valide sultan bana çaya gelecekler. Periler padişahının oğluyla evlenmem, onları da gururlandıracaktır. Ama sohbet sırasında güzel masallar anlatmanız lazım, çünkü ikisi de masal dinlemeye bayılırlar. Annem daha çok öğretici masalları sever, babam ise eğlendirici ve komik masalları Zaten düğün hediyesi olarak masaldan başka verecek bir şeyim yok demiş delikanlı ve böylece vedalaşıp ayrılmışlar; ama ayrılmadan önce, hanım sultan delikanlıya bir kese altın vermiş. Doğrusu bu, çok işine yaramış bizimkinin.
Tüccarın oğlu gidip kendine güzel bir kaftan satın almış, ardından ormana dönmüş ve anlatacağı masalı düşünmeye başlamış. Cumartesi akşamına kadar hazırlaması gerekiyormuş masalı ve bu da öyle kolay bir iş değilmiş tabii!
Cumartesi akşamı gelip çattığında masal da hazırmış artık. Padişah, valide sultan ve sarayın bütün önde gelenleri prensesle birlikte delikanlıyı bekliyorlarmış. Onu büyük bir sevinçle karşılamışlar.
Bize bir masal anlatacakmışsınız, demiş . valide sultan, içinde derin anlamlar gizli, öğretici bir masal Ama aynı zamanda komik de olacak demiş padişah.
Tastamam öyle olacak, demiş delikanlı ve Bir zamanlar bir kutu kibrit varmış, diye anlatmaya başlamış, “bunların hepsi de, soylu geçmişleriyle övünürlermiş. Yontuldukları ağaç, yani o ulu çam ağacı, ormanın en yaşlı, en büyük ağacıymış. Şimdi ise bir mutfakta, bir çakmakla eski bir demir tencerenin arasına düşmüş ve onlara geçmiş günlerini anlatıp duruyorlarmış. ‘Ne günlerdi o günler!’ diyorlarmış. ‘Daha ağaçtan yontulup çıkarılmadan önce, hakikaten yemyeşil bir dalın üzerindeydik. Sabah ve akşam saatlerinde üzerimizde biriken çiy, inci taneleri gibiydi. Güneşli günlerde gün ışığıyla yıkanırdık, küçük kuşlar bize hikâyeler anlatırlardı. Zengin olduğumuzun farkındaydık, çünkü öteki ağaçlar sadece yaz aylarında giyinirken, bizim aile, yaz-kış yemyeşil bir giysiye bürünecek imkâna sahipti. Ama günün birinde oduncular geldi, her şey değişti ve bizim aile perişan oldu. Atamız olan ağaç gövdesi, dünyayı dolaşan muhteşem bir gemiye yelken direği yapıldı, diğer dallar oraya buraya dağıtıldılar, bize de bu sefil ateş yakma işi düştü işte… Biz bu mutfağa layık değiliz, ama ne yapalım!’
‘Benim kaderimse daha bir başka!’ demiş kibritlerin yanında duran demir tencere. ‘Dünyaya geldiğim günden beri yüzlerce kere parlatıldım ve kaynatıldım. Devamlılığı sağlarım ben ve bu yüzden, doğruyu söylemek gerekirse, bu evin en önde gelen eşyasıyım. Tek mutluluğum, tertemiz, pırıl pırıl bir halde masaya getirilmek ve arkadaşlarımla güzel güzel sohbet etmektir. Ara sıra avluya indirilen su kovasını saymazsak, biz hepimiz burada, kapalı kapılar ardında yaşarız hep. Dünyada olup bitenleri pazar torbasından öğreniriz, ama o da hükümetten ve halktan söz ederken fazlasıyla . kışkırtıcı bir tarzda konuşuyor. Daha geçenlerde bu yüzden eski bir çömlek korkudan yere düşüp bin parçaya ayrıldı.
‘Amma da uzattın!’ demiş çakmak, çakmak taşına çarpıp kıvılcımlar saçarak. ‘Neşeli bir akşam geçiremeyecek miyiz biz hiç!’
‘Evet, evet, kimin daha soylu olduğundan söz edelim!’ demiş kibrit çöpleri.
‘Hayır, ben kendimden söz etmekten hiç hoşlanmam!’ diye itiraz etmiş toprak tencere. ‘En iyisi güzel bir eğlence düzenleyelim! İlk önce ben bir şeyler anlatayım, sonra herkes sırayla katılsın… Böylece herkes eğlenceye ısınır ve keyifli olur!’ Sonra tam, ‘Ostsee* kıyısındaki bir körfezde…’ diye anlatmaya başlamış ki, ‘Harika bir giriş diye bağrışmaya başlamış tabaklar. Belli ki herkesin hoşuna gidecek bir hikâye bu Tencere devam etmiş: Evet, ben gençliğimi orada, sakin, sessiz iyi bir ailenin yanında geçirdim. Mobilyalar pırıl pırıl cilalanır, her yer tertemiz silinip süpürülür, her iki haftada bir perdeler değiştirilirdi Ne kadar da güzel anlatıyorsunuz demiş süpürge, işin içine temizlik karıştı mı her şey bir başka oluyor..
Kesinlikle öyle demiş kova ve keyiften şangır şungur sesler çıkararak zıplamış.
Tencere anlatmayı sürdürmüş, hikâyesinin sonu da başı kadar eğlenceliymiş.
Tencerenin hikâyesi bitince, tabaklar keyifle şıngırdamışlar, süpürge ise çöp tenekesinden birkaç yeşil maydanoz dalı çıkarmış, çelenk yapıp tencerenin başına takmış, çünkü söylediklerine diğerlerinin kızacağını biliyor, bugün ben tencereye çelenk takarsam, yarın da o bana takar! diye düşünüyormuş.
Maşa, ‘Ben size dans edeceğim!’ demiş ve başlamış oynamaya. Aman Allahım, evlere şenlik bir dansmış bu: Bacaklarını nasıl da havalara kaldırıyormuş! Onun bu halini gören köşedeki eski sandalyenin minderi gülmekten patlayıvermiş. ‘Eee, hani bana çelenk!’ demiş maşa, bunun üzerine ona da bir çelenk takmışlar.
O sırada kibritler, ‘Aman ne bayağılık!’ diye düşünüyorlarmış.
Çaydanlıktan bir şarkı söylemesini istemişler, ama o soğuduğunu öne sürerek özür dilemiş; sadece kaynarken şarkı söyleyebiliyormuş çünkü. Çaydanlığın bu tavrı burnu büyüklük olarak değerlendirilmiş, herkes onun sadece efendilerinin huzurunda şarkı söylemek istediğini, kendilerini küçümsediğini düşünmüş.
Pencerenin kenarında, hizmetçi . kadının yazı yazmakta kullandığı eski bir kaz tüyü oturuyormuş. Mürekkebin içine dalıp çıkmaktan başka hiçbir özelliği yokmuş, ama o da bununla gururlanırmış.
‘Çaydanlık şarkı söylemek istemiyorsa kendi bilir, boş verin onu!’ demiş. ‘Dışarıda asılı duran kafeste bir bülbül var, o bize şarkı söyler; gerçi bu konuda pek bir eğitimi yok, ama bu akşamlık bizi eğlendirmeye yeter!’
‘Bu söylediğini son derece yakışıksız buldum!’ demiş demlik. Kendisi de mutfağın şarkıcılarından biri olduğundan çaydanlıkla kardeş sayıyormuş kendini. ‘Yabancı bir kuşu dinlemek ha! Nerde kaldı yurtseverlik! Pazar sepetine soralım bakalım, o ne diyecek bu konuda!’
‘Sadece kızıyorum!’ demiş pazar sepeti. ‘Kimsenin tahmin edemeyeceği kadar . çok kızıyorum! Akşamı keyifli geçirmenin yolu bu mu yani! Ev halkını bir düzene soksak daha iyi olmaz mı! Herkes yerine geçsin, eğlenceyi ben yöneteceğim!’
‘Bırak da şamata yapalım!’ diye bağrışmış hepsi. Tam o sırada kapı açılmış. Gelen hizmetçi kızmış. Onu görünce herkes susmuş, ortalıkta çıt çıkmaz olmuş. Herkes sesini kesmiş . ama, ‘İsteseydim bu eğlenceyi gayet güzel bir şekilde ben de düzenleyebilirdim!’ diye düşünmeyen tek bir tencere bile yokmuş.
Hizmetçi kız kibritleri almış ve onlarla ateş yakmış. Aman Allahım, nasıl da tutuşup alev alıyormuş kibritler!
‘İşte herkes gördü,’ diye düşünüyormuş kibritler, ‘En başta gelen biziz burada! Nasıl da parlıyoruz, nasıl da ışık saçıyoruz!’ Böyle düşüne düşüne yanıp kül olup gitmişler sonunda…”
Tüccarın oğlu masalını bitirince, “Harika bir masaldı bu!” demiş valide sultan. “Kendimi mutfakta, kibritlerin yanında hissettim adeta! Evet, artık kızımla evlenebilirsin!”
“Evet,” demiş padişah da, “kızımızla pazartesi günü evleneceksin!”
Delikanlıya ‘sen’ diye hitap ediyorlarmış, çünkü nasılsa o da aileden biriymiş artık.
Düğün tarihi belirlenince, bütün kent ışıklarla donatılmış, halka çörekler, şekerlemeler dağıtılmış, çoluk çocuk sokaklarda bağrışa çağrışa şenlik yapmaya başlamış.
“Benim de bir şeyler yapmam gerek!” diye düşünmüş tüccarın oğlu ve gidip havai fişekler, maytaplar satın almış. Sonra sandığına oturup havalanmış ve başlamış hepsini yakmaya! Bir gürültü, bir patırtı, . sormayın gitsin!
Gürültüden herkes havaya sıçramış. O güne kadar hiç böyle bir şey görmediklerinden ne yapacaklarını şaşırmışlar. Böylece anlamışlar ki, hanım sultanları gerçekten de peri padişahının oğluyla evleniyor!
Tüccarın oğlu sandığıyla tekrar ormana iner inmez, kente gitmeye karar vermiş. “Gidip bir bakayım, neler oluyor etrafta, herkes ne düşünüyor bir kulak vereyim!” diye düşünmüş. Eh, merak etmesi de normalmiş tabii.
Neler anlatmış insanlar, neler! Sorup soruşturduğu herkes, gördüklerini kendine göre aktarıyormuş, ama sonuç olarak herkes çok beğenmiş gösterileri.
“Peri padişahının oğlunu kendi gözlerimle gördüm,” demiş birisi, “yıldız gibi parlayan gözleri ve bembeyaz bir sakalı vardı.”
“Ateşten bir pelerin giymiş uçuyordu,” demiş bir diğeri, “pelerinin kıvrımları arasından küçük periler bakıyordu.”
Delikanlının duydukları çok güzel şeylermiş ve ertesi gün de düğünü olacakmış artık.
Sonra, sandığına girmek için tekrar ormana gitmiş, ama aramış taramış, bir türlü sandığı bulamamış! Meğer içinde kalan bir havai fişek yanıp sandığı tutuşturmu ve sandık yanıp kül olmuş! Zavallı delikanlı üzüntüden kahrolmuş. Çünkü artık uçamayacak ve nişanlısına kavuşamayacakmış.
Hanım sultan bütün gün sarayın çatısında delikanlıyı beklemiş durmuş; hala da beklemeye devam ediyormuş. Delikanlı ise dünyayı dolaşıp herkese masallar anlatıyormuş. Ama bu masallar, peri padişahının oğlu olarak saraya gittiğinde anlattığı masal gibi eğlenceli değilmiş artık.
Masal diyarı
Etiketler:andersen masalı, Andersen masalları, masal, Masal diyarı, masal oku, masallar diyarı, uçan sandık masalı