Masal diyarı
Masallar diyarı

Son Yazılar

Facebook Sayfamız

 

Ocak 28th, 2012 | in Masal diyarı | Yorum Yapin

Altın ÇOCUKLAR

Bir zamanlar, çok fakir bir karı koca yaşarmış, Küçü­cük bir kulübelerinden başka şeyleri yokmuş. Tuttukları balıklarla karınlarını doyururlarmış. Günün birinde adam, balık avlamaya gitmiş; ağlarını suya atmış. Bek­lemeye başlamış. Biraz sonra ağına bir balığın takıldığını görmüş. Ağını, hızla sandalına çekmeye başlamış. Çe­kerken, çok heyecanlıymış. İçinden:
Bayağı ağır. Bu balıkla birkaç gün karnımızı doyura­biliriz, deyip seviniyormuş, Ağını sandalına çektiği zaman, içinden som altın bir balık çıkmasın mı? Adam şaşkın şaşkın balığa bakarken, balık dile gelmiş ve demiş ki:
Balıkçı, beni tekrar suya atarsan, oturduğun kulübeyi koskocaman bir saraya çeviririm!
Balıkçı şöyle demiş:
Yiyecek bir şeyim olmadıktan sonra sarayı ne ya­payım?
Altın balık:
Sarayın içi güzel yiyeceklerle dolu olacak. Yeter ki beni suya bırak.
Adam:
Tamam, istediğini yapacağım! demiş. Balık:
Ama bunun için bir şartım var: Bunu dünyada hiç kimseye söylemeyeceksin. Ağzından bir kelime bile kaçırırsan, hepsi yok olup gider.
Balıkçı, sihirli balığı suya bırakmış, evine dönmüş. Kulübesinin durduğu yerde koca­man ve güzel bir saray duru
Nasıl oldu da her şey birdenbire değişiverdi? diye sormuş. O kadar mutluyum ki!
Adam:
Evet, demiş. Ben de çok mutluyum. Ama, karnım çok acıktı. Haydi, bana yiyecek bir şeyler hazırla!
Kadın:
Yiyecek bir şeyimiz yok ki, demiş. Adam:
Merak etme, Şu büyük dolabı aç bakalım,
Kadın dolabı açmış: içinde çeşitli yemekler varmış, Kadın, sevincinden bir kahkaha atmış. Kocasına:
Canın ne istiyorsa söyle, şekerim, demiş.
Sofraya oturmuşlar, yemişler, içmişler. Karınları do­yunca, kadın sormuş,
Bütün bunlar nasıl oldu? Gözlerime inanamıyorum! Kocası demiş ki:
Bunu bana sorma. Söyleyemem, Eğer birine anla­tırsam her şey bir anda yok ofup gider.
Bunun üzerine kadın:
Pekâlâ, demiş. Güzel bir evimiz, yiyecek dolu bir dolabımız var, Ben de bunları kaybetmek istemiyorum. Fakat kadın, bu sözleri içinden gelerek söylememiş. Ge­ce, gündüz bunu düşünüyormuş, Kocasını durmadan sıkıştırıyormuş, Nihayet adam dayanamamış; başından geçenleri olduğu gibi anlatmış. Fakat balıkçı, sözlerinibitirir bitirmez o güzel sarayla, içindeki dolap ortadan kayboluvermiş. Karı koca kendilerini, tekrar o eski kulü­belerinin içinde bulmuşlar.
Adamcağız, tekrar balık tutmaya başlamış. Fakat talih kendisine bir daha yardım etmiş. Günün birinde al­tın balık tekrar ağına düşmüş. Balık, dile gelerek:
Beni, yine suya atarsan hem o sarayı, hem de yi­yeceklerle dolu dolabı geri veririm. Ama dilini tutacak­sın, bundan kimseye bahsetmeyeceksin. Sözünde dur­mazsan her şeyi elinden alırım!
Balıkçı:
Bu sefer dilimi tutacağım, demiş. Balığı sgya atmış,
Evde her şey eski haline dönmüş. Kadın, sevincin­den ne yapacağını bilemiyormuş. Ancak her şeyi öğ­renme merakı ona yine rahat vermiyormuş. Birkaç gün sonra bu işin nasıl olduğunu kocasına sormaya başla­mış; adamcağız uzun zaman dayanmış, Fakat kadın, o kadar çok ısrar etmiş ki dayanamamış, her şeyi anlat­mış. Anlatmış ama o anda saray ortadan kayboluver­miş. İkisi de kendilerini yine eski kulübelerinde buimuşlar.
Adam:
İşte, demiş, yaptığını beğendin mi? Şimdi yine aç kalıp, yokluk içinde yaşayacağız.
Karısı;
Nereden geldiğini bilmediğim bir zenginliği ne ya­payım. İçim rahat olmadıktan sonra, demiş.
Adamcağız, yine balık tutmaya gitmiş. Şans bu ya, altın balığı tekrar yakalamış. Balık yine dile gelerek:
- Anlaşıldı, senin elinden kurtulamayacağım. Ne ya­palım, bari beni evine götür. Aitı parçaya böl. Bu parça­lardan ikisini karına ver, yesin. İkisini atına ver, iki parçamı da toprağa göm. Bunu yaparsan sana faydası dokunur,
Adam balığı almış, eve götürmüş ve dediklerini yap­mış.
Gel zaman, git zaman, toprağa gömdüğü iki parça büyüyüp, iki altın zambak olmuş. At, altından iki tay doğurmuş, Karısı da, som altından iki çocuk dünyaya ge­tirmiş.
Çocuklar büyümüş uzun boylu, yakışıklı birer delikanlı olmuşlar. Zambaklarla taylar da onlarla büyümüşler.
Günün birinde çocuklar:
Baba, demişler. Biz altın atlarımıza binerek dünya­yı dolaşmak istiyoruz!
Balıkçının buna biraz canı sıkılarak:
Siz gittikten sonra, sizden haber alamazsam buna nasıl dayanırım? demiş.
Bunun üzerine çocuklar:
Şu iki altın zambak burada kalıyor. Onlara bakın; bizim durumumuzu öğrenirsiniz. Eğer, taptaze dururlarsa iyi olduğumuzu anlarsınız. Solarlarsa anlayın ki hastayız. Eğer, çiçekler kuruyup dökülürse öldüğümüzü anlarsınız! demişler. Çocuklar, atlarına atlayıp gitmişler. Bir hana varmışlar. Han kalabalıkmış, Handakiier, iki altın çocuğu görünce gülüşmeye, alay etmeye başlamışlar. İnsanla­rın, onlarla alay ettiklerini gören delikanlılardan biri çok üzülmüş ve gitmekten vazgeçmiş; geri dönerek eve, babasının yanına gelmiş. Fakat, diğer oğlan atına atla­yarak yoluna devam etmiş. Gide gide nihayet büyük bir ormana varmış, Atını ormana sürmek istediği sırada biri­leri ona seslenmiş:
Bu ormandan geçemezsiniz, demişler. Burası hay­dutlarla dolu, Size zarar verirler, Hem sizin, hem de atını­zın altından olduğunuzu görürlerse sizi sağ bırakmazlar,
Oğlan, bu sözlere kulak asmamış:
Bu ormandan mutlaka geçmeliyim, demiş.
Birkaç ayı postu alarak üstüne sarmış. Atını da post­larla sarmış, Artık ikisinin de, altından olduklarını kimse anlayamazmış. Oğlan, ormana dalmış. Ormanda, uzun zaman yol aldıktan sonra, çalıların arasında bir hışırtı duymuş. Birkaç kişi, aralarında konuşuyormuş.
Biri:
İşte biri geliyor! diye seslenmiş. Diğeri de:
Bırak yoluna gitsin. Baksana, sırtında ayı postu var. Yoksulun, çulsuzun biri. Nesini alacağız sanki?
Altın çocuk, atını sürmüş. Kimseden zarar görmeden ormandan çıkmış, Günün birinde bir köye gelmiş, Köyde dolaşırken, bir kız görmüş. Bu kız, o kadar güzelmiş ki, al­tın çocuk dünyada ondan daha güzel bir kız olamaz sanmış. Kıza aşık olmuş. Yanına gitmiş:
Seni çok sevdim, demiş. Benim karım oiur musun? Kız da, altın çocuğu görür görmez çok beğenmiş:
Olurum! demiş. Ömrümün sonuna kadar da sana sadık kalırım!
Hemen düğün hazırlıklarına başlamışlar. Kızın baba­sı, uzun zamandır evinden uzaklarda çalışıyormuş. O sı­rada eve dönmüş. Kızının düğün hazırlıkları yaptığını gö­rünce şaşırıp kalmış:
Damat nerede? diye sormuş.
Kendisine altın çocuğu göstermişler. Fakat oğlanın üzerinde, hâlâ ayı postu duruyormuş. Baba, onu görün­ce çok kızmış:
Ayı postlu bir adam benim kızımla evlenemez! di­ye bağırmış. Oğlanı öldürmeye kalkmış,
Kız, babasına yalvarmaya başlamış:
Aman babacığım! demiş, O artık benim kocam ol­du! Hem onu öyle çok seviyorum ki!
Nihayet adam biraz yatışmış. Fakat bu işe bir türlü ak­lı yatmamış, Ertesi gün, erkenden kalkmış. Kızının kocasını bir daha görmek, onun bir serseri olup olmadığını anla­mak istemiş. Sessizce, çocuğun yattığı odaya girmiş.
Yatakta yakışıklı, altından bir delikanlının yattığını, ayı postunun da odanın bir köşesine atılmış olduğunu görünce geri dönmüş:
İyi ki dün, kendimi tutmuşum. Yoksa çok pişman olurdum! demiş.
Altın çocuk, o gece rüyasında ava gittiğini ve güzel bir geyiği kovaladığını görmüş. Ertesi sabah, uyanınca nişanlısına:
Ben ava gidiyorum! demiş.
Kızın içine bir korku düşmüş, Gitmemesi için oğlana yalvarmış:
Başına büyük bir felâket gelebilir! Gitmeni hiç iste­miyorum, demiş,
Fakat oğlan:
Muhakkak gitmem lâzım! demiş. Hazırlanıp, orma­nın yolunu tutmuş. Aradan çok geçmeden karşısına rü­yada gördüğüne benzer, güzel bir geyik çıkmış. Hemen, silâhına davranmış. Fakat, geyik bir sıçrayışta oradan kaçmış. Oğlan hendekler, çalılar aşarak bütün gün ge­yiği kovalamış ama, her defasında geyik kaçmış. Altın çocuk, geyiği ararken küçük bir kulübe görmüş. Bu evde bir cadı yaşıyormuş. Oğlan, kapıyı çalmış. İhtiyar bir kadın, kapıyı açıp sormuş:
Bu koca ormanın ortasında, böyle geç vakit ne arıyorsun?
Oğlan:
Bir geyik gördünüz mü? demiş. Kadın:
Evet, demiş.
İhtiyar kadının arkasından çıkan bir köpek, vahşice havlayıp, saldırmak istemiş.
Oğlan köpeğe:
Dur! Yoksa seni öldürürüm, diye bağırmış. Cadı, bunu duyunca kızmış.
Ne? Köpeğimi mi öldüreceksin? diye haykırmış; o anda delikanlıyı taşa çevirmiş. Oğlanın zavallı nişanlısı boş yere günlerce yolunu beklemiş,
Aklıma gelen başıma geldi işte! demiş. Günlerce ağlamış.
Eve dönen diğer çocuk, altın zambaklara bakmaya gitmiş. Zambaklardan birinin birdenbire kopup düştüğü­nü görmüş:
Aman Allah’ım! diye bağırmış. Kardeşimin başına büyük bir felâket gelmiş! Hemen yola çıkmalıyım. Belki onu kurtarabilirim!
Babası:
Gitme, demiş, Seni de kaybedersek ne yaparız sonra?
Fakat oğlan:
Mutlaka gitmeliyim baba. Belki kardeşimi kurtara­bilirim! demiş.
Altın atına atlayarak yola çıkmış; kardeşinin taş kesi­lerek yattığı büyük ormana varmış. Cadı, evinden çık­mış; oğlana seslenmiş. Onu da kardeşi gibi taşa çevirecekmiş ama, delikanlı cadıya yaklaşmamış:
Kardeşimi diriltmezsen seni öldürürüm! demiş.
Cadı, korkup taşa dönen delikanlının yanına gitmiş, Parmağıyla dokununca oğlan canlanmış.
İki kardeş, birbirlerine kavuştukları için çok sevinmiş­ler; kucaklaşmışlar, öpüşmüşler. Sonra atlarına binerek ormandan çıkmışlar.
Oğlanlardan biri, nişanlısının yanına, diğeri de ba­basının evine dönmüş. Daha sonra Hans, nişanlısıyla evlenerek mutlu bir hayat sürmüş.

Etiketler:, , , , ,

Aralık 16th, 2011 | in Türk masalları | 8 tane yorum

Fesleğenci kız

“Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde deve tellal iken, pire berber iken, anam benim beşiğimi tıngır mıngır sallar iken, uzak ülkelerin birinde ihtiyar bir çiftçi ve üç kızı yaşarmış. Birbirine büyük bir sevgiyle bağlı olan bu ailecik mutluluk içinde yaşayıp giderlerken bir gün yaşlı çiftçi hastalanıp ölmüş ve üç kızı üç gün üç gece durmadan ağlamışlar.Ama yapacak birşey yokmuş. Zavallı kızlar yoksulluk içinde kalakalmışlar.

Bir gece en küçük kız rüyasında bahçedeki fesleğen ağacının dibinde dokuz küp altın olduğunu görmüş. İlk önce kız buna pek aldırmamış ama üç gece üstüste aynı rüyayı görünce kardeşlerine durumu anlatmış. Hemen gidip fesleğen ağacının dibini kazmışlar ve gerçekten de dokuz küp altın olduğunu görmüşler. Mutluluktan birbirlerine sarılıp ağlaşan bu üç kardeş hemen kendilerine sarayın karşısında güzel bir ev yaptırmışlar ve fesleğeni de oradaki bahçelerine dikip her gün sırayla sulamaya başlamışlar.

Meğerse padişahın yakışıklı mı yakışıklı, akıllı mı akıllı oğlu da her gün balkondan merakla bu üç kızı izlermiş. Bir akşam büyük kız bahçede fesleğeni sularken padişahın oğlu dayanamayıp kıza laf atmış: “Fesleğenci kız, fesleğenci kız! Gece gündüz fesleğen sularsın, fesleğenin yaprağı kaç?” Kız hem utancından hem de yanıtı bilemediğinden hemen içeri kaçmış. Diğer akşam ortanca kız çıkmış bahçeye ve fesleğeni sulamaya başlamış. Padişahın oğlu ona da laf atmış: “Fesleğenci kız, fesleğenci kız! Gece gündüz fesleğen sularsın, fesleğenin yaprağı kaç?” Ortanca kız da ablası gibi utanmış ve cevap vermeden içeri kaçmış.

Derken diğer akşam küçük kız çıkmış fesleğeni sulamaya. Padişahın oğlu aynı soruyu ona da sormuş: “Fesleğenci kız, fesleğenci kız! Gece gündüz fesleğen sularsın, fesleğenin yaprağı kaç?” Küçük kız çok akıllı ve zeki bir kızmış ve bu uyanık oğlanın cevabını hemen vermiş: “Ağasın beysin paşasın, gece gündüz camdan bakarsın, gökte yıldız kaç?”

Padişahın oğlu bu akıllı olduğu kadar da güzel olan kızdan o kadar etkilenmiş ki, hemen oracıkta ona aşık oluvermiş. Kırk gün kırk gece düğün dernek yapılmış, prensle fesleğenci kız mutlulukların en yücesine çıkıp oturmuş, fesleğen ağacı da aşk bahçesinde sevgiyle beslenip büyümüş.

Ben de düğünlerine vardım, bana 3 fesleğen yaprağı verdiler, biri benim, biri bu masalı okuyanın, biri de bu masalı dinleyenlerin yüreğine mutluluk versin.”

Etiketler:, , , , ,

Ekim 19th, 2011 | in Masal diyarı | 17 tane yorum

Bayramlık

O bayram Enes ve Merve’nin keyfine diyecek yokmuş doğrusu. Bu denli sevinçli olmalarının tam tamına dört nedeni varmış.
Birincisi; Haluk amcaları, Gülgün yengeleri ve en önemlisi de kuzenleri Gamze ablaları ile Mehmet’in o bayram tatilinde Ankara’dan İstanbul’a onlara konuk gelmeleri imiş.
Gamze abla, Enes ve Merve’den çok büyükmüş. Bu yıl üniversiteye başlamış. O onbeş yaşında güzeller güzeli bir genç kızmış. Mehmet ise ilkokul dördüncü sınıfa gidiyormuş. Enes’ten iki yaş küçük, Merve’den iki yaş büyükmüş. Mehmet her iki kardeşle de çok iyi arkadaşmış. İşte Enes ve Merve’nin bu kadar mutlu olmalarının birinci nedeni buymuş.
İkinci nedeni ise; bayramlaşmaya gittiklerinde akrabaları onlara o kadar çok bayramlık vermişler ki rüyalarında görseler inanmazlarmış.
Eve döndüklerinde Enes, Merve ve Mehmet paraların durup durup sayıp ceplerine yerleştiriyorlarmış. Sonunda Enes ve Merve’nin annesi Semiha hanım:
- Çocuklar dikkat edin paralarınızı kaybetmeyin, yazık olur; az para değil demek zorunda kalmış.
Babaları Serhat bey de:
- Paranızı ıvır zıvıra harcamazsanız siz akşam üstü Tatilya’ya götürürüz demiş.
Tatilya sözünü duyan bu üç sevimli yaramaz seslerinin bütün gücüyle `yaşasın’ diye haykırıp havalara sıçramışlar. Tatilya istanbul da bir eğlence merkeziymiş. İşte çocukların sevinçli olmasının üçüncü sebebi de buymuş.
Bu üç sevinçli olaydan ötürü çocuklar evin içerisinde oradan oraya koşup her türlü yaramazlığı yapmışlar. Gürültüye daha fazla dayanamayan Mehmet’in annesi Gülgün Hanım:
- Hadi bakalım topunuzu alın, birazda dışarıda oynayın. Kimsede kafa bırakmadınız, bizde zaten birazdan birkaç akrabayı daha ziyarete gideceğiz, demiş.
Çocuklar dışarı çıkınca Gamze’ye çocuklara göz kulak olmasını tembih edip, sonrada çıkıp gitmişler.
Enes Mehmet ve Merve top oynarlarken Gamze de bahçe duvarının üzerine oturmuş onları seyre koyulmuş.
Bir ara Gamze’nin gözüne bir şey ilişmiş. Karşı bahçenin duvarının üzerinde on-oniki yaşlarında, eski giysili bir çocuk oturmuş hem çocukların oyunlarını seyrediyor, hem de sessizce içini çeke çeke ağlıyormuş.
Gamze bu zavallı çocuğa çok acımış, aklından `herhalde onun oyun oynayacak topu yada arkadaşı yok, çocuklara katılmaya da cesaret edemiyor bu yüzden ağlıyor’ diye geçirmiş. Sonra da çocukları çağırarak o zavallı çocuğu da oyunlarına dahil etmelerini istemiş.
Enes, Merve ve Mehmet hemen koşarak çocuğun yanına gitmişler. Mehmet çocuğa ismini sormuş, çocuk başını iyice kollarının arasına gömerek zor duyulur bir sesle;
- `Mustafa’ demiş.
Mehmet:
- Neden ağlıyorsun Mustafa? Oyun oynamak istiyorsan bizimle oynayabilirsin, yoksa bu yüzden mi ağlıyorsun diye sormuş.
Mustafa:
- Hayır ben onun için ağlamıyorum, oyun oynamakta istemiyorum, demiş.
Çocuklar:
- Peki o halde neden ağlıyorsun? demişler.
Mustafa:
- Benim kardeşim çok hasta. Doktora götürecek, ilaç alacak paramız yok. Kardeşim ölür diye üzülüyorum onun için ağlıyorum diye cevap vermiş.
Merve:
- Senin annen, baban yok mu? Üzülme onlar kardeşini doktora götürür, ilaç alırlar kardeşin iyileşir demiş.
Mustafa:
- Babam çalışmıyor, iş aradı bulamadı. Bazen inşaatlarda çalışıyor, onunla da ancak karnımızı doyurabiliyoruz. Kardeşimi doktora götürecek, ilaç alacak paramız yok demiş.
Bu sözleri duyan Mehmet hemen elini cebine atmış, tüm parasını çıkarıp, Mustafa’ya uzatmış. Enes ile Merve de paralarını vermek üzere imişler ki Gamze ablaları yanlarına gelerek neler olup bittiğini sormuş. Çocuklar Mustafa’nın söylediklerini Gamze’ye anlatmışlar.
Gamze:
- Çocuklar öyle olmaz, durun bakalım demiş ve Mustafa’ya evlerinin nerede olduğunu sormuş.
Mustafa çok yakında yıkık dökük gecekondu gibi bir evi göstererek:
- İşte burada oturuyoruz demiş.
Gamze Mustafa’ya gidip babasını çağırmasını söylemiş. Mustafa sevinçle evlerine koşup babası ile çıkagelmiş. Gamze olanları bir de Mustafa’nın babasından dinlemiş. Mustafa’nın doğru söylediğini anlayınca hem Gamze hem de diğer çocuklar paralarını bu yoksul adama vermek istemişler. Ama yoksul adam:
- Olmaz paranızı alamam. Sonra anneleriniz ve babalarınız sizden bu parayı zorla aldığımı düşünürler demiş.
Gamze:
- Ama neredeyse akşam olacak, çocuğunuzu doktora götürmezseniz tehlikeli olmaz mı? diye sormuş.
Zavallı adamcağız:
- Bilmiyorum belki de tehlikeli olabilir, ama elden ne gelir demiş.
O zaman Gamze:
- Sen bu paraları al annemiz babamız bize kızsa da zararı yok. Bir can kurtarmak daha önemli deyip paraları zorla adama vermişler. Adam sevinerek yanlarından ayrılmış.
Az sonra çocukların anne ve babaları misafirlikden dönmüşler. Onların böyle süklüm püklüm suç işlemiş gibi oturduklarını görünce yanlarına gelip sebebini sormuşlar.
Gamze olayı bütün ayrıntıları ile anlatmış. Her iki aile de çocuklarının bu davranışından ötürü gurur duymuş onları tebrik etmişler.
O bayram Gamze, Enes, Mehmet ve Merve Tatilya’ya gidememişler ama iyilik yapmanın mutluluğunu duymuşlar.
İşte çocukların dördüncü sevinçlerinin sebebi de buymuş.

Etiketler:, , , , , ,

Sitemiz Google aramalarında : Masal dinle, Masal diyarı , Masal, Masallar ve Sesli masal kelimelerince öncülük etmektedir. Oyun sitemiz Oyun ingilizce masal bölümüne girmek için: ingilizce masallar