
Rüzgar ile Güneş
Güneş ve rüzgâr kimin daha güçlü olduğunu tartışıyorlarmış. Rüzgâr
- -Ben daha güçlü olduğumu kanıtlayacağım. Şu karşıdaki paltolu yaşlı adamı görüyor musun ? Paltosunu senden daha hızlı çıkaracağıma bahse girerim
Demiş. Güneş bir bulutun arkasına çekilmiş ve rüzgâr kasırga şiddetinde esmeye başlamış. O kuvvetle estikçe ihtiyar adam paltosuna daha sıkı sarılıyormuş.
Sonunda rüzgâr pes edip durmuş. Güneş bulutların arkasından çıkıp yaşlı adama nazikçe gülümsemiş. Çok geçmeden adam alnındaki teri silip paltosunu çıkarmış.
Sonra , rüzgâra dönmüş nazik ve dostça davranışın, şiddet ve güç gösterisinden daha etkili olduğunu söylemiş.
Ezop Masalları
Etiketler:Ezop masalları, masal, masal dinle, masal oku, masallar, rüzgar ve güneş

O Konuşursa, Bu da Düşünür
Bir gün pazarda bir papağanın 100 altına satıldığını gören Nasreddin Hoca, evinden bir hindi getirip, 200 altın ister. Herkes Hoca’ya şöyle der;
—Hindi hiç 200 altın olur mu?
—Az önce bunun yarısı kadar kuş, 100 altına satıldı, bu neden 200 altın etmesin.
—O; marifeti olan, nadir bir kuş. Senin benim gibi konuşur.
—O da marifet mi; o kuş konuşursa, bu da düşünür” cevabını vererek, düşünmenin ve az konuşmanın önemini dile getirir.
Nasrettin hoca
Etiketler:masal, masal dinle, masal oku, masallar, nasrettin hoca, Nasrettin hoca fıkrası, Nasrettin Hoca Masalları

Nasrettin Hoca’nın kılıcı
Nasreddin Hoca zamanında, Akşehir´de silah taşıma yasağı ilan edilmiş. Hoca da bir kılıç kuşanıp, sokağa çıkmış. Bu işin kontrolü ile vazifeli memur, onu bu şekilde görünce yanına yaklaşıp: — “Neden böyle kılıçla dolaşıyorsun?” diye sormuş.Hoca:
— “Bu kılıç, medresede, kitaplardaki yazı hatalarını düzeltmeye yarar” cevabını verince, memur alaylı alaylı:
— “O işi küçük bir çakı da görür, bu biraz büyük değil mi?” demiş. Bunun üzerine Hoca:
— “Efendi efendi!” sen ne diyorsun, bazan öyle büyük hatalar oluyor ki, bu bile küçük geliyor” cevabını vermiştir.
Tabii ki Nasreddin Hoca böyle söylemekle, ilmin ve ilim ehlinin önemini dile getirip, eğer ilim ehli doğruyu öğrenmez ve öğretmezse, cemiyetin karışacağını, hatta bu sebeple savaş bile çıkacağını bildirmiştir.
Etiketler:Hoca'nın kılıcı, masal, Masal diyarı, masal oku, masallar, nasrettin hoca, Nasrettin Hoca Masalları

Keloğlan Ünlü Falcı
Bir varmış, Bir yokmuş Evel zamanların birinde bir Keloğlan, keleş Oğlan varmış.. Keloğlan, günün birinde gurbete çıkmaya karar vermiş. Heybesini hazırlamış, anasıyla
helallaşmış, çıkmış yola.
Sırtında torbası, elinde değneğiyle yürümeye başlamış. Evden çok uzaklara gitmiş.
Bir köye yaklaşırken hava iyiden iyiye kararmış. Çalılıkların ardında da bir karaltı
belirmiş.
Keloğlan hemen bir ağacın arkasına gizlenip, adamı gözetlemiş. Adam koynundan
çıkardığını, oradaki bir çalının dibine gömmüş. Sonrada oradan uzaklaşmış.
Keloğlan bir süre bekledikten sonra oraya varmış. Yerlere dikkatlice bakmış. Adamın
kazdığı yeri bulmuş. Toprağı kazmağa başlamış. Biraz kazdıktan sonra gözlerine inanamamış. Çünkü
toprağın altında bir torba dolusu altın varmış.
Keloğlan düşünmüş, taşınmış. Bu altının çalıntı olduğuna karar vermiş. Hem onu sahibine
vermek, hem de bundan yararlanmak için bir plan kurmuş kendi kendine.
Torbayı başka bir yere gömmüş. Düşmüş yola. Değneğini vura vura yürümüş, yürümüş.
Sonunda köye varmış.
Doğruca köy odasına gitmiş. Kapıyı açıp “Selamünaleyküm ağalar” diyerek içeriye girmiş.
Köylüler bir yabancının geldiğini görünce onunla ilgilenmişler.
Buyur, buyur deyip konuğa yer göstermişler. Eline bir bardak çay verip halini hatırını
sormuşlar.
Keloğlana ne iş yaptığını sorduklarında, keloğlan onlara:
-Ben fal bakarım ağalar, demiş. Fal bakaar yitikleri bulur, geleceği okurum.
Bunu duyan köylüler Keloğlana daha saygılı davranmışlar. Köylerine onur verdiğini
söyleyerek onu birkaç gün misafir etmeğe karar vermişler.
Hemen önüne büyük bir sini içinde yemek vermişler. Keloğlan buna çok sevinmiş. Çünkü
sabahtan beri hiç bir şey yememiş. Karnı açlıktan zil çalıyormuş.
Önüne konan yağı, balı, peyniri, sıcak gözlemeyi indirmiş mideye. Üstüne de okkalı bir
kahve içmiş. Bir köşeye serdikleri yatağa uzanmış. Sabaha kadar deliksiz bir uyku çekmiş.
Ertesi gün, sabah olunca köyden bir kese altının çalındığını söylemişler Keloğlana.
Keloğlan:
-Bir tas içinde su getirin, demiş.
Köylüler hemen bir tas bulup içine de su doldurup Keloğlanın önüne koymuşlar. Keloğlanın
ne yapacağını görmek içinde etrafına toplanmışlar. Keloğlanda anlamsız anlamsız mırıldanarak
ellerini suya batırmış. Sonra ıslak ellerini yüzüne sürmüş. Bir an düşünür gibi yapmış. Sonra da
köylülere altın dolu torbayı gömdüğü yeri tarif etmiş.
Köylüler koşup gitmişler Keloğlanın tarif ettiği yere. Altın torbasını elleriyle koymuş
gibi kolayca bulmuşlar.
Bu olay Keloğlan’ın saygınlığını artırmış. Onu yere göğe koymamışlar. Namı da çevre
köylere kadar yayılmış.
Günün birinde eşeğini kaybeden bir köylü içinde suya bakmış. Sonra adamı başından savmak
için:
-Senin eşeğin ne yerde ne de gökte. Ortaada bir yerde demiş.
Köylü aranıp dururken, eşeğini küçük bir tahta köprüde bulunca sevinç içinde köye dönmüş.
Herkese olanları anlatmış.
Bu olay da Keloğlanın ününe ün katmış. Keloğlanın ünü köyden köye, köyden kasabaya
yayılmış. Eşeğini bulan adam bir gün padişahın bulunduğu kente gitmiş. Keloğlan’ın yitik eşeği
nasıl bulduğunu anlatınca bu haber padişaha kadar ulaşmış.
Padişah da ne zamandır bir falcı ararmış meğer. Babasının emanet ettiği kılıncın sırrını
çözdürmek için. Kılınçın sırrının çözülmesi için o güne dek denemediği falcı, bilgin, büyücü
kalmamış. Kılıncın sırrını bir türlü çözememişler.
Padişahın adamları Keloğlanı bulunduğu köyden apar topar aldıkları gibi yaka paça
padişahın huzuruna çıkarmışlar. Keloğlan çok korkmuş. Padişahın derdini çözümleyemezse,
kellesinin gideceğini biliyormuş. Bu nedenle padişaha “Ben falcı falan değilim” demiş ise de
padişah dinlememiş.
Padişah kılıcı Keloğlana göstermiş:
Ben çok küçükken babam bu kılıcı bana verirken, büyüyünce sırrını çözmemi vasiyet
etmişti. Ama bugüne kadar bu kılıncın sırrını hiç kimse çözemedi, demiş.
Şimdi, Keloğlan bu sırrı çözecek, padişah da ona “Ne dilersen dile benden” diyecekti.
iyi hoş ama, keloğlan bunca bilginin, falcının, büyücünün çözemediği sırrı nasıl çözecekti.
Keloğlan içinde “bir atlarsın çegirme, iki atlarsın çeğirge…” diye söylenmiş.
Padişah Keloğlana bugüne kadar kılıncın sırrını çözmek için ortaya çıkıp da başaramayan
kırk kişinin kafasının nasıl vurulduğunu anlatmış. Bu sözleri duyan Keloğlanın korkusu daha da
artmış. Bu beladan nasıl kurtulacağını düşünmeye başlamış.
Padişah:
-Sana yarına dek müsaade, demiş. Bu sırrrı çözersen senin için yokluk yok artık. Ama
sırrı çözemezsen kel kafan da yok. Bunu iyi bilesin Keloğlan….
Keloğlan bakmış bir kaçamak yol bulamamış. Zamandan kazanmak için padişah’a:
-Bana kırk gün izin verin, kırk gün sonrra bu işi bitmiş bilin demiş.
Padişah:
-Hay hay, demiş. Bu iş için kırk yıldır bekliyorum. Ne yapalım kırk gün daha bekleriz,
demiş.
Keloğlan’ı bir odaya kapamışlar. Kılıcı önüne koymuşlar. İstediği cevizi, inciri, çuval
çuval yığmışlar. Her öğün en güzel yemeklerden getirmişler.
Keloğlan kırk gün kırk gece düşünmüş. kılınçın sırrını çözememiş. Kırkıncı gün sabah
erkenden uyanmış. Düşünmeye başlamış ama nafile. Sırrı çözememiş. Kellesi gideceği için
öfkelenmiş. Kılıcı eline alarak “Lanet olsun senin altının da elmasın da” diye söylenmiş. Sonra
o öfkeyle kılıcı sapından tuttuğu gibi duvara vurmuş. Ama öyle hızlı vurmuş ki kılınç sapından
kırılmış. Keloğlan elinde kalan sapa dikkatlice bakmış şaşırmış kalmış.
Çünkü sapın içinde bükülmüş bir kağıt varmış. Kağıdı yırtmadan çıkartmış. Kağıtta bir
şeyler yazıyormuş. Ama Keloğlanın okuma yazması olmadığından okuyamamış. Bu sırada verilen kırk
günlük mühlet de sona ermiş. Padişahın adamları Keloğlan’ı yaka paça Padişahın huzuruna
getirmişler. Keloğlan elindeki kırık kılıncın sapı ile, içinden çıkardığı kağıdı padişaha
uzatmış.
Padişah Keloğlanın uzattığı kağıttaki yazılanları okumaya başlamış. Okudukcada
şaşkınlığı artmış.
Çünkü kağıttaki yazı babasının yazısı imiş. Oğluna yazdığı mektupta şöyle diyormuş:
“Yiğit şehzadem, saltanatım sana kalacak. Ama çok küçüksün. Bugünlerde ölüp gidersem,
ortalıkta kalmandan korkuyorum. Bunun için sana bir hazine sakladım. Gömüldüğü yeri bu kağıtta
gösteriyorum. Sen büyüyüp kılıncın sırrını çözünce bu hazine senin olacaktır. Sen de, padişah
olmasan bile, bu hazine ile rahat bir yaşam sağlarsın kendine.”
Hemen mektupta belirtilen yere gitmişler. Adamlar topraği kazınca gercekten çok büyük
bir hazine bulmuşlar.
Padişah bu işe çok sevinmiş. Hem hazineyi bulduğu için, hemde babasının vasiyetini
yerine getirdiği için Keloğlan’a:
-Dile benden ne dilersen? Ne istersen veereceğim, demiş.
O zaman Keloğlan bulunan hazineden ufak bir pay ve padişahın güzel kızını istemiş.
Padişah önce karşı çıkmış bu isteğe. Ama sonra verdiği sözü hatırlamış.
Keloğlan ile kızını evlendirmiş. Hazineden de büyük bir pay vermiş. Keloğlan padişahın
kızı ile mutlu bir hayat sürmüşler…
Onlar ermiş muradına, biz gidelim diğer keloğlan masallarını okumaya..
Etiketler:keloğlan, Keloglan masalları, keloğlan ünlü falcı, masal, masal dinle, Masal diyarı, masal oku, masallar, sesli masal

Altın Yumurtlayan Tavuk
Bir zamanlar bir çiftlikte yaşayan bir tavuk varmış. Bu tavuk diğer tavuklar gibi değilmiş, çünkü yumurtaları altındanmış. Tavuğun sahibi her gün bu altından yumurtaları alıp, pazara götürüyor, satınca da para kazanıyormuş. Çiftçi her gün biraz daha zengin olmaya başlamış, çünkü tavuk hergün altın yumurtluyormuş. Kazandığı paralarla mutlu olacağına, hırslanıp, daha fazlasını isteyen çiftçi kendi kendine ‘Ben zengin olmak için bu tavuğun hergün altın yumurtlamasını beklemek zorunda değilim. Tavuğu kesersem, bütün altınlar da hemen benim olur ve zengin olurum’ diye düşünmüş. Zengin olma hırsı ile zavallı tavuğu kesen çiftçi, tavuğun içinden hiçbirşey çıkmadığını, onun da diğer tavuklar gibi olduğunu görünce hatasını anlamış ama iş işten geçmiş. Bu aceleciliği ve hırsı yüzünden elindeki altın yumurtlayan tavuktan da olmuş…
Ne demiş Atalarımız? “Altın Yumurtlayan Tavuk Kesilmez”
Etiketler:Altın Yumurtlayan Tavuk, Altın Yumurtlayan Tavuk masalı, masal, masal dinle, Masal diyarı, masal oku, masallar, masallar diyarı, sesli masal
Kasım 28th, 2009 | in
Masal diyarı |
Yorum Yapin

Gül Cenneti
Bir zamanlar kimsenin bilmediği bir ülkede gül cenneti varmış. Burada rengarenk, birbirinden güzel güller yetişirmiş. Gül cennetinin olduğu yerde hava mis gibi gül kokarmış. Gül cennetinin kralı kendine gül yüzlü bir kraliçe ararmış. Kral kendisini çok yalnız hissedince güllerinin arasına gider, onlarla konuşurmuş. Sarı güllerin yanına yaklaşıp “Benim güzel sarı gülüm. Kraliçemin saçları senin gibi sarı olsun ” demiş. Sonra beyaz güllerin yanına yaklaşıp “Benim güzel beyaz gülüm. Kraliçemin yüzü senin gibi beyaz olsun” demiş. Pembe güllerin yanına yaklaşınca da “Benim güzel pembe gülüm. Kraliçemin yanakları senin gibi pembe olsun” demiş. Sonunda kırmızı güllerin yanına gelmiş. “Benim kırmızı gonca gülüm. Kraliçemin dudakları senin gibi kırmızı olsun” demiş. Demiş demesine ama istediği kraliçeyi bir türlü bulamamış. Bir gün yine güllerin arasında dolaşıp onlarla dertleşiyormuş. Birden güllerin arasından ak sakallı bir ihtiyar çıkıvermiş. Ağır ağır konuşmuş: – Üzüntünün sebebini bilirim kralım. Gül yüzlü bir kraliçe istersin. Kral “Nerden bildin ihtiyar?” diye sormuş. Bunun üzerine ak sakallı adam “Dediklerimi yaparsan, kraliçene kavuşursun ” diyerek devam etmiş. – “Şu elimdeki gül fidanını dikecek, her gün gözyaşınla sulayacaksın. Gelecek ilkbaharda bu gül senin kraliçen olacak ” demiş. Sonra da yok olup gitmiş. Kral rüya gördüğünü sanmış. Ama ihtiyarın elindeki gül fidanı ayaklarının dibinde dururmuş. Kral bu fidanı dikmiş. “Bir gül fidanı kraliçe olur mu?” diyerek başlamış ağlamaya. Gelecek ilkbahara kadar her gün ağlamış durmuş. Kış bitmiş, ilkbahar gelmiş. Kral her zamanki gibi fidanın başına ağlamaya gitmiş. Bir de bakmış ki gül fidanının yerinde gül yüzlü, gül kokulu güzel bir kız duruyor. Bu kız kralın istediği kraliçeymiş. Evlenip çok mutlu yaşamışlar. Bir de Gülperi isminde kızları olmuş.
Etiketler:Gül cenneti, Gül cenneti masalı, gül cenneti masalı oku, masal, Masal diyarı, masal oku
Kasım 24th, 2009 | in
Masal diyarı |
Yorum Yapin

Kelebek
İyi niyetli ve yardimsever bir arkadasimla bir gün dogada gezinirken, kozasindan çikmaya çabalayan bir kelebek gördük. Kelebek kozanin lifleri arasindan siyrilmaya çalismaktaydi.
Yardimsever arkadasim hemen kelebegin imdadina kostu. Dikkatlice kozanin liflerini siyirdi, kozayi araladi ve kelebegin fazla çabalamadan kozadan çikmasini sagladi. Ancak kelebek kozadan kolaylikla çiktiysa da, biraz çirpindi ve uçamadi.
Yardimsever arkadasimin gözardi ettigi gerçek suydu:
Kanatlar ancak kozadan çikma çabalariyla güçlenir ve uçusa hazirlanir. Kelebek kendini kurtarma çabalariyla aslinda kaslarini gelistirmekte, kendini ayakta tutacak, güçlü kilacak, uçmaya hazirlayacak hareketleri çabalariyla ögrenmekteydi. Yardimsever arkadasim isini kolaylastirarak kelebegin güçlenmesine engel olmustu. Kelebek hiçbir zaman özgürlügü tanimadi, hiçbir zaman gerçekten yasayamadi.
Etiketler:kelebek, kelebek masalı, masal, Masal diyarı, masal oku, masallar, masallar diyarı

Kurt ile Yedi Keçi Yavrusu
Masaldiyarı’nda Grimm Masallarının en çarpıçı masallarından Kurt ve yedi keçi yavrusu masalini Müşfik kenter’in doyumsuz anlatımıyla sesli ve/ya yazılı olarak sitemizden dinleyebilirsiniz.
Kurt ile yedi keçi yavrusu Masalını sesli dinlemek için Aşağıdaki yürüt butonuna Tıklayınız.
Sesli Masal dinle : [audio:http://www.masaldiyari.net/kurt_ile.mp3]
Kurt ile yedi keçi yavrusu Masalını Yazılı olarak okumak için Tıklayınız. : Kurt ile yedi keçi yavrusu Masal Oku
Etiketler:Kurt ile Yedi Keçi Yavrusu, Kurt ve Yedi Keçi Yavrusu, masal, masal dinle, Masal diyarı, masal oku, masallar, sesli masal, Sesli Masal Diyarı

Bremen Mızıkacıları
Bir zamanlar yaşlı ve yorgun bir eşek varmış. Sahibinin onu artık daha fazla beslemek istemediği ortaya çıkmış. “En iyisi buralardan gitmek” diye düşünmüş eşek. “Bremen’de şarkıcılık yaparım. Bazıları anırmamı pek bir beğenirdi zaten.” Böylece bir sabah erkenden yola çıkmış. Bir süre yürüdükten sonra iki büklüm bir köpekle karşılaşmış. “Artık sahibime avda yardımcı olamayacak kadar yaşlandım,” demiş köpek eşeğe. ” Sahibimde artık beni beslemiyor.” Eşek gülmüş. ” Benimle Bremen’e gelsene şarkıcı oluruz,” demiş. Yola koyulmuşlar.Çok geçmeden bir damın üzerinde üzgün oturan bir kedi görmüşler. ” Çok yaşlandım, fareler bile dalga geçiyorlar, ” demiş kedi. “Sen de bizimle gel” demiş . eşek. “Sesin hala güçlü çıkıyor, şarkı söyleriz Bremen’de.” Bağıra bağıra şarkılar söyleyerek yola devam etmişler. Bir çiftlik evinin yakınlarından geçerken kendi seslerinden yüksek bir sesle irkilmişler. ” Kuk-ku-ri-kuuuuuuuuu!…Sonum geldi!” diyormuş iri bir horoz. Sonra eşek, köpek ve kediye yana yakıla anlatmış: ” Bu akşam sahibimin konukları gelecek. Öyle hissediyorum ki . beni pişirip yiyecekler.” Eşek”Endişelenme, seninki gibi bir ses bize çok şey katar. Haydi gel şarkıcı olalım,” demiş. Akşam olduğunda hepsi çok yorulmuş. Bir şeyler yemek ve uyumak istiyorlarmış.İlerde penceresinden ışık süzülen bir kulübe görmüşler. Horoz uçup pencereden içeri bakmış. “Dört soyguncu görüyorum, nefis bir sofranın başındalar,” demiş. “Bir planım var,” . demiş eşek. Birbirlerinin sırtına tırmanmışlar. En altta eşek, sonra köpek, onun üstünde kedi ve nihayet en tepede de horoz. Pencere yaklaşıp çıkarabilecekleri en yüksek sesle bağırmaya başlamışlar. “İmdaaaat! Bu bir hayalet!” demiş soygunculardan birisi. ” “Bence bir canavar!” demiş ötekisi. ” Bence cadılar bastı! ” demiş öteki. ” Annemi istiyorum,” demiş sonuncusu. Bir kaç dakika sonra dört şarkıcımız soygunculardan kalan sofradaymışlar. Geceleyin onlar uyurken soyguncular geri gelmişler. Ama hayvanlar hazırlıklıymış. Soyguncular içeri girer girmez, eşek “Şimdi” demiş ve saldırıya geçmişler. Soyguncular bir daha hiç dönmemecesine kaçmışlar oradan. Şarkıcılarımız da bu sevimli küçük kulübeye yerleşmişler. Bremen’e gitmeyi de bir süre ertelemişler, . ama her gün şarkı söylemeyi unutmuyorlarmış.Eğer bir gün onları dinleme şansınız olursa, Bremen sakinlerinin ne büyük bir tehlike atlattıklarını anlamanız güç olmaz.
Masal : Grimm kardeşler
Masalı sesli dinlemek için Tıklayın :
Etiketler:Bremen Mızıkacıları, Bremen Mızıkacıları masalı, grimm masalı, masa diyarı, masal, masal oku, masallar, masallar diyarı

Şaşkın Tilki
Bir gün, dedi; şaşkın bir tilki ormanda geziyordu. Ağacın üzerinde semiz mi semiz bir horoz gördü. Ağzının suyu aktı. Kenara sindi, saklandı, horoza saldıracağı sırada, garip bir ses: – Güüm güm de güm güm! Baktı, sesin geldiği yöne.Gördüğünden bir şey anlamadı. Tilki, davulu ne bilsin.Saf saf düşündü. Bu da ne acaba? Nasıl bir yaratık bu böyle? diye…Fakat sesi böyle ilginç olur da tadı olmaz mı? Bu düşünceyle horoza değil ona saldırmayı kurdu aklından…Bir süre bekledi.Davul rüzgarın sallamasıyla, “güm güm de güm güm!” diye sesler çıkarıyordu.Tilki,gerildi gerildi, davula doğru atıldı birden. Fakat bir de ne görsün! İçi boş bir kasnak… Yiyecek gibi değil. Bu arada horoz da kaçmıştı. Tilki, yaptığına pişman, önüne baka baka uzaklaştı oradan. Kelile Dimne, Aslan’a bu hikayeyi anlattıktan sonra, – Doğrusu, dedi sizin gibi güçlü kuvvetli bir sultanın ne olduğu belirsiz bir gürültüden çekinmesi doğru değil efendim. Arslan kuşkuyla baktı Dimne’ye. . Şetrebe’nin böğürtüsü kuşkulu bakışlarının üzerine bir kez daha düşünce, Arslan’ı tekrar aldı bir korku. Dimne, Arslan2dan olayı öğrenmek için izin istedi: – Buyruğunuz olursa, gidip araştırayım, bu sesin kime ait olduğunu öğreneyim. Arslan istemeye istemeye razı oldu. Bir yandan seviniyor, bir yandan üzülüyordu. Dimne,yanında birkaç kişiyle yola çıktı. Kralsa, sabırsızlık içinde beklemeye başladı; – İzin vermekle doğru mu yaptı acaba? diye hayıflanıyordu. Neden sonra Dimne huzura geldi.Gülümsüyordu. Arslan, şaşırdı. . “Aklını kaçırmış olmalı” diye düşündü. Dimne, kurnaz kurnaz gülümseyerek, . – Sizi korkutan o korkunç sesin sahibi kim, bilin bakalım? dedi. Arslan, tuhaf tuhaf baktı Dimne’ye. Dimne: – İnanmayacaksınız ama, bir öküz, dedi. – Öküz mü? diye atıldı Arslan.Nasıl da şaşırmıştı. – Evet, öküz, diye devam etti Dimne, otlamaktan semirmiş büyük bir öküz.Ama sevimli mi sevimli…Dilerseniz gidip hemen getireyim huzurunuza. Arslan kulaklarına inanamadı. Niye olmasındı, öküze sahip olmak güzel olurdu. – Pekala, getir bakalım, diye buyruk verdi. Dimne, Şetrebe’nin yanına gitti. Buralarda ne aradığını, ne zamandan beri bu ülkede yaşadığını sordu. Şetrebe, başından geçenleri bir bir anlattı. Dimne: – Bu ülkenin sultanı var.Büyük ve güçlü bir arslan.Şimdiye dek onun huzuruna niçin çıkmadın? Doğrusu anlayamadım? diye sordu. Şetrebe: – Eğer canıma kastı yoksa niçin gitmeyeyim? diye kuşkulu kuşkulu konuştu. Kurnaz Çakal güldü. – Canına niye kastı olsun, tam tersi, senin gibi güçlü kuvvetli hayvanları çok sever o, dedi. Bunun üzerine Şetrebe’yi sevinçle huzuruna kabul etti. Onu . uzun uzun dinledi. Çok iltifatlarda bulundu. Bununla da kalmadı, sarayda yaşamasını istedi. . Şetrebe, artık Padişah’ın adamı olmuştu. Nereden nereye… Artık kırlarda başıboş gezmek yoktu.Arslan’ın yanında ülke yönetiminde yardımcı olacaktı. Aradan uzun bir zaman geçti. Öküz, sarayda önemli görevler üstlendi.Kral, pek çok konuda ona danışıyordu.Toplantılarda yer alıyordu.Düşüncesine başvuruluyordu.Gün geçtikçe öküzün saraydaki durumu değişti, daha da iyiye gitti. Öyle ki Dimne bile gölgede kalmıştı. Kurnaz Çakal bundan rahatsızdı, kuşkusuz. Gidip durumu, arkadaşı Kelile’ye anlattı. – Sen, dedi Kelile, kendi elinle yapmışsın.Öküzü tut arslanın huzuruna götür.Onun has adamı yap.Sonra da şikayet et.Buna hakkın yok. Dimne çok üzgündü. Kelile ona bir öykü anlattı. – Senin durumun öyküdeki adama benziyor, dinle de gör.
Etiketler:beydaba masalları, kelile dimne masalları, masal, masal dinle, Masal diyarı, masal oku, masallar diyarı, şaşkın tilki masalı