<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Masal diyarı &#187; Masal diyarı</title>
	<atom:link href="http://www.masaldiyari.net/tag/masal-diyari/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.masaldiyari.net</link>
	<description>Masallar diyarı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 30 Jan 2012 20:36:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>Altın çocuk</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/altin-cocuk</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/altin-cocuk#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Jan 2012 00:02:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[Altın çocuk masalı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[Türk masalları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=2173</guid>
		<description><![CDATA[Altın ÇOCUKLAR Bir zamanlar, çok fakir bir karı koca yaşarmış, Küçü­cük bir kulübelerinden başka şeyleri yokmuş. Tuttukları balıklarla karınlarını doyururlarmış. Günün birinde adam, balık avlamaya gitmiş; ağlarını suya atmış. Bek­lemeye başlamış. Biraz sonra ağına bir balığın takıldığını görmüş. Ağını, hızla sandalına çekmeye başlamış. Çe­kerken, çok heyecanlıymış. İçinden: Bayağı ağır. Bu balıkla birkaç gün karnımızı doyura­biliriz, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2012/01/altincocuk.jpg" alt="" title="altincocuk" width="241" height="127" class="alignnone size-full wp-image-2183" /></p>
<p><strong>Altın ÇOCUKLAR</strong></p>
<p>Bir zamanlar, çok fakir bir karı koca yaşarmış, Küçü­cük bir kulübelerinden başka şeyleri yokmuş. Tuttukları balıklarla karınlarını doyururlarmış. Günün birinde adam, balık avlamaya gitmiş; ağlarını suya atmış. Bek­lemeye başlamış. Biraz sonra ağına bir balığın takıldığını görmüş. Ağını, hızla sandalına çekmeye başlamış. Çe­kerken, çok heyecanlıymış. İçinden:<br />
Bayağı ağır. Bu balıkla birkaç gün karnımızı doyura­biliriz, deyip seviniyormuş, Ağını sandalına çektiği zaman, içinden som altın bir balık çıkmasın mı? Adam şaşkın şaşkın balığa bakarken, balık dile gelmiş ve demiş ki:<br />
Balıkçı, beni tekrar suya atarsan, oturduğun kulübeyi koskocaman bir saraya çeviririm!<br />
Balıkçı şöyle demiş:<br />
Yiyecek bir şeyim olmadıktan sonra sarayı ne ya­payım?<br />
Altın balık:<br />
Sarayın içi güzel yiyeceklerle dolu olacak. Yeter ki beni suya bırak.<br />
Adam:<br />
Tamam, istediğini yapacağım! demiş. Balık:<br />
Ama bunun için bir şartım var: Bunu dünyada hiç kimseye söylemeyeceksin. Ağzından bir kelime bile kaçırırsan, hepsi yok olup gider.<br />
Balıkçı, sihirli balığı suya bırakmış, evine dönmüş. Kulübesinin durduğu yerde koca­man ve güzel bir saray duru<br />
Nasıl oldu da her şey birdenbire değişiverdi? diye sormuş. O kadar mutluyum ki!<br />
Adam:<br />
Evet, demiş. Ben de çok mutluyum. Ama, karnım çok acıktı. Haydi, bana yiyecek bir şeyler hazırla!<br />
Kadın:<br />
Yiyecek bir şeyimiz yok ki, demiş. Adam:<br />
Merak etme, Şu büyük dolabı aç bakalım,<br />
Kadın dolabı açmış: içinde çeşitli yemekler varmış, Kadın, sevincinden bir kahkaha atmış. Kocasına:<br />
Canın ne istiyorsa söyle, şekerim, demiş.<br />
Sofraya oturmuşlar, yemişler, içmişler. Karınları do­yunca, kadın sormuş,<br />
Bütün bunlar nasıl oldu? Gözlerime inanamıyorum! Kocası demiş ki:<br />
Bunu bana sorma. Söyleyemem, Eğer birine anla­tırsam her şey bir anda yok ofup gider.<br />
Bunun üzerine kadın:<br />
Pekâlâ, demiş. Güzel bir evimiz, yiyecek dolu bir dolabımız var, Ben de bunları kaybetmek istemiyorum. Fakat kadın, bu sözleri içinden gelerek söylememiş. Ge­ce, gündüz bunu düşünüyormuş, Kocasını durmadan sıkıştırıyormuş, Nihayet adam dayanamamış; başından geçenleri olduğu gibi anlatmış. Fakat balıkçı, sözlerinibitirir bitirmez o güzel sarayla, içindeki dolap ortadan kayboluvermiş. Karı koca kendilerini, tekrar o eski kulü­belerinin içinde bulmuşlar.<br />
Adamcağız, tekrar balık tutmaya başlamış. Fakat talih kendisine bir daha yardım etmiş. Günün birinde al­tın balık tekrar ağına düşmüş. Balık, dile gelerek:<br />
Beni, yine suya atarsan hem o sarayı, hem de yi­yeceklerle dolu dolabı geri veririm. Ama dilini tutacak­sın, bundan kimseye bahsetmeyeceksin. Sözünde dur­mazsan her şeyi elinden alırım!<br />
Balıkçı:<br />
Bu sefer dilimi tutacağım, demiş. Balığı sgya atmış,<br />
Evde her şey eski haline dönmüş. Kadın, sevincin­den ne yapacağını bilemiyormuş. Ancak her şeyi öğ­renme merakı ona yine rahat vermiyormuş. Birkaç gün sonra bu işin nasıl olduğunu kocasına sormaya başla­mış; adamcağız uzun zaman dayanmış, Fakat kadın, o kadar çok ısrar etmiş ki dayanamamış, her şeyi anlat­mış. Anlatmış ama o anda saray ortadan kayboluver­miş. İkisi de kendilerini yine eski kulübelerinde buimuşlar.<br />
Adam:<br />
İşte, demiş, yaptığını beğendin mi? Şimdi yine aç kalıp, yokluk içinde yaşayacağız.<br />
Karısı;<br />
Nereden geldiğini bilmediğim bir zenginliği ne ya­payım. İçim rahat olmadıktan sonra, demiş.<br />
Adamcağız, yine balık tutmaya gitmiş. Şans bu ya, altın balığı tekrar yakalamış. Balık yine dile gelerek:<br />
- Anlaşıldı, senin elinden kurtulamayacağım. Ne ya­palım, bari beni evine götür. Aitı parçaya böl. Bu parça­lardan ikisini karına ver, yesin. İkisini atına ver, iki parçamı da toprağa göm. Bunu yaparsan sana faydası dokunur,<br />
Adam balığı almış, eve götürmüş ve dediklerini yap­mış.<br />
Gel zaman, git zaman, toprağa gömdüğü iki parça büyüyüp, iki altın zambak olmuş. At, altından iki tay doğurmuş, Karısı da, som altından iki çocuk dünyaya ge­tirmiş.<br />
Çocuklar büyümüş uzun boylu, yakışıklı birer delikanlı olmuşlar. Zambaklarla taylar da onlarla büyümüşler.<br />
Günün birinde çocuklar:<br />
Baba, demişler. Biz altın atlarımıza binerek dünya­yı dolaşmak istiyoruz!<br />
Balıkçının buna biraz canı sıkılarak:<br />
Siz gittikten sonra, sizden haber alamazsam buna nasıl dayanırım? demiş.<br />
Bunun üzerine çocuklar:<br />
Şu iki altın zambak burada kalıyor. Onlara bakın; bizim durumumuzu öğrenirsiniz. Eğer, taptaze dururlarsa iyi olduğumuzu anlarsınız. Solarlarsa anlayın ki hastayız. Eğer, çiçekler kuruyup dökülürse öldüğümüzü anlarsınız! demişler. Çocuklar, atlarına atlayıp gitmişler. Bir hana varmışlar. Han kalabalıkmış, Handakiier, iki altın çocuğu görünce gülüşmeye, alay etmeye başlamışlar. İnsanla­rın, onlarla alay ettiklerini gören delikanlılardan biri çok üzülmüş ve gitmekten vazgeçmiş; geri dönerek eve, babasının yanına gelmiş. Fakat, diğer oğlan atına atla­yarak yoluna devam etmiş. Gide gide nihayet büyük bir ormana varmış, Atını ormana sürmek istediği sırada biri­leri ona seslenmiş:<br />
Bu ormandan geçemezsiniz, demişler. Burası hay­dutlarla dolu, Size zarar verirler, Hem sizin, hem de atını­zın altından olduğunuzu görürlerse sizi sağ bırakmazlar,<br />
Oğlan, bu sözlere kulak asmamış:<br />
Bu ormandan mutlaka geçmeliyim, demiş.<br />
Birkaç ayı postu alarak üstüne sarmış. Atını da post­larla sarmış, Artık ikisinin de, altından olduklarını kimse anlayamazmış. Oğlan, ormana dalmış. Ormanda, uzun zaman yol aldıktan sonra, çalıların arasında bir hışırtı duymuş. Birkaç kişi, aralarında konuşuyormuş.<br />
Biri:<br />
İşte biri geliyor! diye seslenmiş. Diğeri de:<br />
Bırak yoluna gitsin. Baksana, sırtında ayı postu var. Yoksulun, çulsuzun biri. Nesini alacağız sanki?<br />
Altın çocuk, atını sürmüş. Kimseden zarar görmeden ormandan çıkmış, Günün birinde bir köye gelmiş, Köyde dolaşırken, bir kız görmüş. Bu kız, o kadar güzelmiş ki, al­tın çocuk dünyada ondan daha güzel bir kız olamaz sanmış. Kıza aşık olmuş. Yanına gitmiş:<br />
Seni çok sevdim, demiş. Benim karım oiur musun? Kız da, altın çocuğu görür görmez çok beğenmiş:<br />
Olurum! demiş. Ömrümün sonuna kadar da sana sadık kalırım!<br />
Hemen düğün hazırlıklarına başlamışlar. Kızın baba­sı, uzun zamandır evinden uzaklarda çalışıyormuş. O sı­rada eve dönmüş. Kızının düğün hazırlıkları yaptığını gö­rünce şaşırıp kalmış:<br />
Damat nerede? diye sormuş.<br />
Kendisine altın çocuğu göstermişler. Fakat oğlanın üzerinde, hâlâ ayı postu duruyormuş. Baba, onu görün­ce çok kızmış:<br />
Ayı postlu bir adam benim kızımla evlenemez! di­ye bağırmış. Oğlanı öldürmeye kalkmış,<br />
Kız, babasına yalvarmaya başlamış:<br />
Aman babacığım! demiş, O artık benim kocam ol­du! Hem onu öyle çok seviyorum ki!<br />
Nihayet adam biraz yatışmış. Fakat bu işe bir türlü ak­lı yatmamış, Ertesi gün, erkenden kalkmış. Kızının kocasını bir daha görmek, onun bir serseri olup olmadığını anla­mak istemiş. Sessizce, çocuğun yattığı odaya girmiş.<br />
Yatakta yakışıklı, altından bir delikanlının yattığını, ayı postunun da odanın bir köşesine atılmış olduğunu görünce geri dönmüş:<br />
İyi ki dün, kendimi tutmuşum. Yoksa çok pişman olurdum! demiş.<br />
Altın çocuk, o gece rüyasında ava gittiğini ve güzel bir geyiği kovaladığını görmüş. Ertesi sabah, uyanınca nişanlısına:<br />
Ben ava gidiyorum! demiş.<br />
Kızın içine bir korku düşmüş, Gitmemesi için oğlana yalvarmış:<br />
Başına büyük bir felâket gelebilir! Gitmeni hiç iste­miyorum, demiş,<br />
Fakat oğlan:<br />
Muhakkak gitmem lâzım! demiş. Hazırlanıp, orma­nın yolunu tutmuş. Aradan çok geçmeden karşısına rü­yada gördüğüne benzer, güzel bir geyik çıkmış. Hemen, silâhına davranmış. Fakat, geyik bir sıçrayışta oradan kaçmış. Oğlan hendekler, çalılar aşarak bütün gün ge­yiği kovalamış ama, her defasında geyik kaçmış. Altın çocuk, geyiği ararken küçük bir kulübe görmüş. Bu evde bir cadı yaşıyormuş. Oğlan, kapıyı çalmış. İhtiyar bir kadın, kapıyı açıp sormuş:<br />
Bu koca ormanın ortasında, böyle geç vakit ne arıyorsun?<br />
Oğlan:<br />
Bir geyik gördünüz mü? demiş. Kadın:<br />
Evet, demiş.<br />
İhtiyar kadının arkasından çıkan bir köpek, vahşice havlayıp, saldırmak istemiş.<br />
Oğlan köpeğe:<br />
Dur! Yoksa seni öldürürüm, diye bağırmış. Cadı, bunu duyunca kızmış.<br />
Ne? Köpeğimi mi öldüreceksin? diye haykırmış; o anda delikanlıyı taşa çevirmiş. Oğlanın zavallı nişanlısı boş yere günlerce yolunu beklemiş,<br />
Aklıma gelen başıma geldi işte! demiş. Günlerce ağlamış.<br />
Eve dönen diğer çocuk, altın zambaklara bakmaya gitmiş. Zambaklardan birinin birdenbire kopup düştüğü­nü görmüş:<br />
Aman Allah&#8217;ım! diye bağırmış. Kardeşimin başına büyük bir felâket gelmiş! Hemen yola çıkmalıyım. Belki onu kurtarabilirim!<br />
Babası:<br />
Gitme, demiş, Seni de kaybedersek ne yaparız sonra?<br />
Fakat oğlan:<br />
Mutlaka gitmeliyim baba. Belki kardeşimi kurtara­bilirim! demiş.<br />
Altın atına atlayarak yola çıkmış; kardeşinin taş kesi­lerek yattığı büyük ormana varmış. Cadı, evinden çık­mış; oğlana seslenmiş. Onu da kardeşi gibi taşa çevirecekmiş ama, delikanlı cadıya yaklaşmamış:<br />
Kardeşimi diriltmezsen seni öldürürüm! demiş.<br />
Cadı, korkup taşa dönen delikanlının yanına gitmiş, Parmağıyla dokununca oğlan canlanmış.<br />
İki kardeş, birbirlerine kavuştukları için çok sevinmiş­ler; kucaklaşmışlar, öpüşmüşler. Sonra atlarına binerek ormandan çıkmışlar.<br />
Oğlanlardan biri, nişanlısının yanına, diğeri de ba­basının evine dönmüş. Daha sonra Hans, nişanlısıyla evlenerek mutlu bir hayat sürmüş.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/altin-cocuk/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Keloğlan ile kör hacı</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/keloglan-ile-kor-haci</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/keloglan-ile-kor-haci#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Oct 2011 22:33:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Keloglan masalları]]></category>
		<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan masalı]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlanla kör hacı]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masallar]]></category>
		<category><![CDATA[türk masalı]]></category>
		<category><![CDATA[Türk masalları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=2032</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Keloğlan&#8217;la kör hacı Bir varmış, bir yokmuş Var demesi zormuş Keloğlan&#8217;ın mahallesinde Kör Hacı adında biri varmış Kör hacı huysuz, dırdırcı, hilebaz, madrabaz, hokkabaz birisiymiş Bencil mi bencil, nekesmi nekesmiş Fesatlıkta, fitne fücurlukta üstüne yokmuş Çocuklar Kör hacı&#8217;yı hiç sevmezlermiş Onu yolda görünce hep birlikte bağırırlarmış: Hacı Burnumun ucu Başımın tacı Soğan sarmısaktan acı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-2063" title="keloglan-masallari" src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/10/keloglan-masallari.jpg" alt="" width="250" height="398" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Keloğlan&#8217;la kör hacı</strong></p>
<p>Bir varmış, bir yokmuş Var demesi zormuş Keloğlan&#8217;ın mahallesinde Kör Hacı adında biri varmış Kör hacı huysuz, dırdırcı, hilebaz, madrabaz, hokkabaz birisiymiş Bencil mi bencil, nekesmi nekesmiş Fesatlıkta, fitne fücurlukta üstüne yokmuş</p>
<p>Çocuklar Kör hacı&#8217;yı hiç sevmezlermiş Onu yolda görünce hep birlikte bağırırlarmış:</p>
<p>Hacı</p>
<p>Burnumun ucu</p>
<p>Başımın tacı</p>
<p>Soğan sarmısaktan acı</p>
<p>Çocuklar bazen de,</p>
<p>Hacı hasta</p>
<p>Çorbası tasta</p>
<p>Mendili ipek</p>
<p>Kendisi köpek</p>
<p>Diye tempo tutarlarmış</p>
<p>Kör hacı kendisini kimsenin sevmediğini bildiğinden, insanlara karşı soğuk durur, herhese kötülük etmek istermiş</p>
<p>Bir gün keloğlan&#8217;ın gelip geçtiği yola derin bir çukur kazmışÇukurun üstüne çalı çırpı, ot, çöpler örtmüş Kendi kendine &#8220;KELOĞLAN DÜŞSÜN,BELKİ BİR YERİ KIRILIR&#8221; diye söylenmiş</p>
<p>Keloğlan yoldaki otu çöpü görünce hileyi sezmiş Çukurun üstündeki otu çöpü kaldırmış, hemen yakınındaki yere Kör Hacı&#8217;nın bıraktığı gibi koymuş Çukurun üstüne ince bir tahta koyduktan sonra topraklamış</p>
<p>Beklemeye başlamış</p>
<p>Kör Hacı &#8220;acaba keloğlan niye düşmüyor&#8221; diye içinden geçiriyormuş &#8220;Belki de otun çöpü iyi koyamadım, belli oluyor&#8221; diye düşünmüş Çukuru daha belirsiz duruma getirmek için ota çöpe yaklaşırken, hop kendi açtığı çukura düşmüş</p>
<p>Keloğlan koşarak gelmişkör hacı&#8217;yı çıkarmış Başlamış onunla alaya:</p>
<p>Seni saymam sayıya</p>
<p>Benzettim yampiri ayıya</p>
<p>Kendi açtığın kuyuya</p>
<p>Düşersin de kör hacı</p>
<p>Kör hacı cevap vermeden ayrılıp gitmiş Kendi oyununa gelmesini hazmedememiş Keloğlan&#8217;dan öç almayı düşünmüşOrtalık kararır kararmaz mezarlığa koşmuş Toprağa yeni verilen bir ölüyü çıkarıp getirmiş Keloğlan&#8217;ın penceresinden içeri Atmış</p>
<p>Sonra sokaklarda dolaşıp söylenmeye başlamış:</p>
<p>&#8211;keloğlan cinayet işlemiş Evinde bir ölü saklıyor… Keloğlan kör hacının kendisine bir kötülük edeceğini bildiği için hazırlıklıymış Çarşıdan bir takım elbise almış Ölüye giydirmişEşeğiyle kör hacının tarlasına getirmiş Ölünün ağzına bir sigara yakıp vermiş, eşeğin üstüne oturtmuşEşek başakları yemeye başlamış</p>
<p>Kör hacı&#8217;ya haber vermişler:</p>
<p>&#8211;adamın biri eşeği senin tarlaya sürmüş, otlatıyor Kendisi eşeğe kurulmuş sigara tüttürüyor…</p>
<p>mal canlısı kör hacı deliye dönmüş Sopayı alıp koşmuş Bir taraftan da bağırıyormuş:</p>
<p>&#8212;Hey… Buğdayımı yedirme… eşeğini çek, sür git Adam oralı değil</p>
<p>Adamın vurdumduymazlığına iyice kızmış Sopayı bütün gücüyle kafasına vurmuş Sopa kırılmış, ölü yuvarlanmış O sırada keloğlan saklandığı yerden çıkıp gelmiş Bağırmaya başlamış:</p>
<p>&#8212;O benim gözü görmez kulağı duymaz misafirimdi Onu öldürdün</p>
<p>Keloğlan&#8217;ın sesine komşular yetişmişler İki tutam başak için adam öldürdü diye Kör Hacı&#8217;ya kızmışlar Sonra tutup kadıya teslim etmişler</p>
<p>Keloğlan yine söylemiş:</p>
<p>SENİ SAYMAM SAYIYA: BENZETTİM MANKAFA AYIYA</p>
<p>KENDİ ETTİĞİN OYUNA GELİRSİN BE KÖR HACI</p>
<p>Kör hacı yine kendi oyununa geldiğini anlamış Anlamış ama ne fayda İş işten geçmiş Kötü komşudan kurtulan mahalleli düğün bayram yapmış Yel üfürdü, sel götürdü Bir masal da burada bitti</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/keloglan-ile-kor-haci/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>15</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Keloğlan ile yılan, köpek, kedi ve balık</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/keloglan-ile-yilan-kopek-kedi-ve-balik</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/keloglan-ile-yilan-kopek-kedi-ve-balik#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Oct 2011 13:48:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Keloglan masalları]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk masalları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=2036</guid>
		<description><![CDATA[&#160; KELOĞLAN İLE YILAN, KÖPEK, KEDİ VE BALIK Vakti zamanında fakir bir kadınla bir Keloğlan varmış. Bir gün Keloğlan odunları satıp parasıyla eve dönerken bir tellâlın bağırdığını görür. Tellâlın elinde kapalı bir kutu vardır: “Bir alan pişman, bir almayan pişman.” diye bağırmaktadır. Keloğlan düşünür, taşınır, bu kutuyu almaya karar verir ve “öyle de battık, böyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-2058" title="keloglan" src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/10/keloglan1.jpg" alt="" width="369" height="570" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>KELOĞLAN İLE YILAN, KÖPEK, KEDİ VE BALIK</strong></p>
<p>Vakti zamanında fakir bir kadınla bir Keloğlan varmış. Bir gün Keloğlan odunları satıp parasıyla eve dönerken bir tellâlın bağırdığını görür. Tellâlın elinde kapalı bir kutu vardır:<br />
“Bir alan pişman, bir almayan pişman.” diye bağırmaktadır. Keloğlan düşünür, taşınır, bu kutuyu almaya karar verir ve “öyle de battık, böyle de; şu yüz parayı vereyim de bu kutuyu alayım.” der. Kutuyu alıp evine gelir. Annesi de acıkmış, oğlunun ekmek getirmesini bekliyormuş:<br />
“Keloğlan, ekmek getirmedin mi? Ben acımdan öldüm, kel doz doz, kafası boklu.”<br />
“Anne ben bugünkü parayı buna verdim.”<br />
Keloğlan o kutuyu evin tereğine koyar, kutu orada bir müddet durur. Bir müddet sonra o kutu “pat” diye yere düşer, kutunun içinde bir yılan yavrusu. Kadın bağırarak kapıya koşar. Gidip Keloğlan’a haber verirler, Keloğlan gelir. Bu sırada yılan yavrusu dile gelip konuşur:<br />
“Ey insanoğlu, beni babama götürürsen sana büyük bir mükâfat verir.”<br />
“Yahu ben senin babanı nerede bulacağım?”<br />
“Sen beni götür, ben sana işaret ederim, sen de o tarafa gidersin.”<br />
Bunlar yola çıkarlar. Az giderler, çok giderler, azını çoğunu Allah bilir, bir arpa boyu yol ancak gedebilirler. Öyle bir yere gelirler ki hiç insan yok, her tarafta yılanlar var, insanoğlunu görür görmez yılanlar Keloğlan’a hücum ederler. Fakat Keloğlan’ın yanındaki yılan yavrusunu görünce hepsi geriye çekilip bunları selâmlamaya başlarlar. Keloğlan yılana sorar:<br />
“Ne oldu, bu ne hal?”<br />
“İşte bunlar benim babamın askerleri. Benim babam bunların padişahıdır, falanca yerde de babamın köşkü vardır.”<br />
Köşke doğru giderlerken yılan Keloğlan’a tembih eder:<br />
“Eğer babam sana “Ey insanoğlu, dile dileği, vereyim muradını.” derse sen diyeceksin ki “Şu dilinin altındaki yüzüğü bana vereceksin.” Sakın başka bir şey isteme, sadece o yüzüğü al.”<br />
Yavru yılanın babasının yanına varırlar. Çok sevinen baba der ki:<br />
“Dile dileğini, vereyim muradını.”<br />
“Dilinin altındaki yüzüğü bana ver.”<br />
Bunun elinden yüzüğü alan Keloğlan tekrar memleketine döner. Fakat yolda Keloğlan’da bir pişmanlık belirir. “Yahu ben ne yaptım, adam bana dünya kadar altın verdi de almadım. Bu bir yüzük için altı aydır yoldayım.” O arada nasıl olursa olur, dilini yüzüğe çalar (yüzüğü yalar). Hemen zebella gibi iki arap peyda olur:<br />
“Ey ağa, emret; şu dünyayı yakalım mı yıkalım mı?”<br />
“Dünyayı nereye yakıp yıkıyorsunuz? Ne yakın, ne yıkın. Beni şimdi annemin yanına götürün.”<br />
Keloğlan beş dakika geçmeden annesinin yanında olur.<br />
“Tamam, bu yüzükte iş var.” Diye düşünür. Keloğlan padişahın kızını severmiş. Bir gün annesine der ki:<br />
“Şimdi padişahın kızına dünürcü gideceksin.”<br />
“Dozdoz kel, padişah sana kızını verir mi?”<br />
“Verir anne, sen git iste hele.”<br />
Zavallı kadın korkar. Kendilerinin doğru dürüst yatacak yerleri yok, padişah ona kızını verir mi? Annesi oğlunun kızdığını görünce:<br />
“Dur bakayım dozdozu kel, belki olur. Olursa olsun, olmazsa ne yapalım.”<br />
O zamanlarda kapıların önlerinde masa gibi bir yer varmış. Oraya kim oturursa anlarlarmış ki o düğürcüdür<br />
Padişah pencerenin önünde oturup etrafa bakarken görür ki bir koca nine geldi, düğürcü taşının üzerine oturdu. Padişah cariyelerine emredip koca nineyi köşke çıkarttırır:<br />
“Eeee nine, ne emrin var, buyur.”<br />
“Padişahım, Allah yazmışsa ne diyebilirim. Ama gel ki benim bir vaadim var, bunu yapacaksın.”<br />
“Emret.”<br />
“Benim konağımın gündoğu tarafında bir konak yaptıracaksın, aynı benimkine benzeyecek. Senin konak benim konağa gün ışığını bir buçuk saat geç salacak. O kadar ziynetli, o kadar büyük olacak.”<br />
“Olur, yaptırırım.” deyip eve gelir ve Keloğlan’a çıkışır:<br />
“Ah dozdozu kel, kafana pisleyecekler. Sen bunları ne ile yaptıracaksın? Yemeye ekmek bulamıyorsun. Padişah kendisininki gibi bir köşk istiyor. Nerden alıp da yaptıracaksın?”<br />
Akşam olunca annesini yatıran Keloğlan yüzüğü yalar, araplar gelir:<br />
“Yakalım mı, yıkalım mı?”<br />
“Ne yakın, ne yıkın. Padişahın konağının gün doğu tarafında öyle bir saray yaptıracaksın ki padişahın konağından üç kat daha yüksek olacak. Annemle ben de en üst kata bulunacağız.”<br />
Kötü yerlerde yatan ihtiyar kadın sabahleyin uyanır ki ne görsün. Nerdeyse göğe çıkmış:<br />
“Ulan dozdozu kel, sen burayı niye bu kadar yüksek yaptırdın. Allah belanı vermesin, ben buradan nasıl inip çıkacağım?”<br />
Annesi bunların düşünürken Keloğlan seslenir:<br />
“Anne, kalk git, bunu yaptık.”<br />
Annesi tekrar gider, bunu padişahın huzuruna alırlar. Padişah der ki:<br />
“Sarayı yaptırdınız, ikinci vaadim de var”<br />
“O da neymiş?”<br />
“Bizim sarayın orta katından senin yaptırdığın sarayın orta katına altın gümüşten bir köprü lâzım ki kızım gidip geldiği zaman güneş vurmasın. Ben çocuğumu zembillerde büyütüyorum.”<br />
Keloğlan’ın annesi düşüne düşüne evden içeri girer:<br />
“Ah dozdozu kel, ağacı keresteyi mi belliyorsun ki” patpat” yaptırıverelim. Padişah senden altın gümüşten köprü istiyor. Bunu nedene alıp da yaptıracaksın?”<br />
“Adam sen de, olur o işler. Hele sen bizim yemeğimizi getir hele.”<br />
Yemeklerini yerler. Akşam olup da anası yatınca Keloğlan yine arapları çağırır:<br />
“Böyle böyle bir köprü isterim!”<br />
O gece köprü de kurulur. Padişah bakar ki bundan kurtuluş yok. Tutup büyük kızını buna verir. Düğünlerini yapıp bunları içeriye atarlar.<br />
Yerler içerler, aradan bir müddet geçer. Karısı padişaha der ki:<br />
“Gidip kızımızı görelim, onlar bize geldiler, şimdi sıra bizim.”<br />
“Eee hanım ne götürelim? Zenginlik dersen bunlar bizden zengin, paraya ihtiyaçları yok. Bunlara ne hediye götürelim?”<br />
Padişahın bir Arap kölesi varmış, onu götürmeye karar verirler.<br />
“Bunu götürelim de, yer içer, kalkıp gelirken de “Enişte, bu Arap köle şimdiye kadar bize hizmet ediyordu. Bundan sonra da sana hizmet etsin.” der, bırakırız.”<br />
Arap köle ile birlikte gelirler. Yerler içerler, gitme zamanı gelince:<br />
“Enişte, Arap köle şimdiye kadar bize hizmet etti, bundan sonra da sana hizmet etsin.” deyip Arap köleyi orada bırakırlar. Oysa Keloğlan’ın karısı ile Arap kölenin arası çok kıyakmış: sarayda padişahtan habersiz dalga geçerlermiş.<br />
Arap köle hizmet etmekte olsun, Keloğlan da tazısıyla pisiğini alıp ava kuşa gidermiş. Alıştığı için avcılığı bırakamamış.<br />
Bir gün Arap köle Keloğlan’ın karısına der ki:<br />
“Bu Keloğlan eskiden acından ölüyordu, bunda bir hüner var. Bunu bir öğren.”<br />
Karısı Keloğlan’ı sıkıştıra sıkıştıra öğrenmeye çalışır:<br />
“Biz seninle evlendik, hayatımız bir. Sen niye sırrını bana demiyorsun?”<br />
“Benim sırrım cüzdanımın içindeki şu yüzüktür.”<br />
Gece Keloğlan uyurken kız yüzüğü alıp hemen Arap köleye verir. Köle alır almaz parmağına takar ve yalar. Hemen Araplar gelir:<br />
“Emret, yakalım mı, yıkalım mı?”<br />
“Ne yakın, ne yıkın. Kızı, beni, bir de sarayı denizin ortasındaki şu kulede isterim. Keloğlan ile annesini de eski kaz damlarına götürüp atacaksın.”<br />
Beş dakikanın içinde bu işler olur. Sabahleyin Keloğlan kalkar kalkmaz kafası tahtalara vurmaya başlar:<br />
“Eyvah!” der. Bakar ki yüzük yok. Doğruca padişahın yanına gider. Padişah bunu eski devletli Keloğlan zanneder:<br />
“Enişte üzülme, ben sana küçük kızımı veririm. O daha güzel, daha içli.”<br />
“Yok, padişahım, ben kız filan istemiyorum.”<br />
“Ya ne istiyorsun?”<br />
“Ben gelinceye kadar anneme bakacaksın, başka bir şey istemem.”<br />
Annesini orada bırakır, tazı ile pisiğini alıp yola koyulur.<br />
Bu Keloğlan’ın bir bacısı varmış, bacısını Zümrüt-ü Anka kuşuna vermişlermiş. Keloğlan epeyce bir yol aldıktan sonra bir gün bir ulu ağacın dibine istirahat etmek için oturur. Bir de bakar ki bir kuş gelip bunun yanına indi:<br />
“Selâmünaleyküm.”<br />
“Aleykümselâm.”<br />
“Nerelisin?”<br />
“Felancı yerliyim.”<br />
Birbirlerinin aslını neslini sorunca kuş Keloğlanı tanır:<br />
“Yahu sen benim kanımsın.”<br />
“Nasıl olur yahu?”<br />
“Ben senin enişten değil miyim?”<br />
Orada akraba olduklarını anlarlar. Kuş sorar:<br />
“Eee, ne iş için buralara düştün?”<br />
“Durum böyle böyle.”<br />
“Akdeniz’in ortasında bir saray payda oldu, eskiden yoktu. Birkaç gün içinde gördüm.”<br />
Keloğlan tazıyla pisiği alıp oraya gider. Tazı dile gelip kediye yavaşça der ki:<br />
“Pisik, bu adam arkasında odun taşıdı, bize baktı. Şimdi sıra bize geldi. Benim arkama bineceksin, oraya gideceğiz. Ben sineceğim, sen pencereden içeri hopluyacaksın, bu yüzüğü almaya gayret edeceksin. Bu arada bana da ekmek getir. Tekneden filan çal getir, aç kalmayayım ben de.”<br />
“Olur, ben işi beceririm.”<br />
Onlar oraya giderler. Tazı ağaçlar arasında sinip dururken pisik içeriye sıçrar. Kız pisiği görür görmez heveslenir. Orada da pek çok fare varmış, farelerden çok canları yanmışmış. Pisik fareleri kovalamaya başlayınca Arap köle de kız da bunu sevmeye başlarlar. Bunlar yatarken pisik de fareleri kovalamaya devam eder. Farenin biri der ki:<br />
“Yahu, pisik kardeşlik, zorun ne, bizim kökümüzü mü keseceksin?”<br />
“Ya yüzüğün yerini haber vereceksiniz, ya sizin kökünüzü keseceğim.”<br />
Farelerden biri der ki: “Yemin et beni yemeyeceğine, ben yüzüğün yerini diyeyim.”<br />
“Seni yemeyeceğim, gel söyle.”<br />
“Yüzük, arabın dilinin altında uyuyor.”<br />
“Bunu nasıl çıkaracağız buradan?”<br />
“Senin gözlerin ışıklıdır, sen karyolanın alt tarafına dikil. Ben kuyruğumu götürür arabın burnuna sokarım. O zaman arap tıksırır, tıksırınca yüzük ağzından düşer, sen de yüzüğü alıp kaçarsın.”<br />
“Tamam.”<br />
Kararlaştırdıkları gibi yaparlar. Pisik yüzüğü kaptığı gibi tazının yanına gelir:<br />
“Tazı kardeşlik, yüzüğü buldum, haydi gidelim.”<br />
Bunlar denizin ortasına gelince tazı başlar:<br />
“Yüzüğü bana ver, yoksa seni denize atarım.”<br />
“Tazı, senin ağzın gevezedir, balık malık görürsün, “hav” deyip yüzüğü denize düşürürsün.”<br />
“Yahu olmaz, niye yapayım?”<br />
Zavallı pisik korkmaya başlar. Denize atılırsa boğulup gidecek. Mecbur kalır yüzüğü tazıya vermeye. Tazı balık görüp de “hav” deyince yüzük ağzından denize düşer ve bir balık kapıp yutar.<br />
Bunlar işi berbat etmiş olarak karşıya çıkarlar. Keloğlan tazıya çalıp çevirmektedir. Pisik:<br />
“Dur dur, tazıya çalma. Bu bana lâzım. Sen git, bu yüzüğü buluncaya kadar bekleyeceksin.”<br />
Bu ikisi balıkçıları takip etmeye başlarlar. Tor ile balık tutan balıkçıların yanına giderler. Meğer pisik yüzüğü yutan balığı tanıyormuş. Balıkçılar balıkları getirince tesadüfen o balık da torun içinden çıkar. Pisik nasıl o balığı alırsa kaçar gider. Arkasından koşarlarsa da biri bağırır:<br />
“Canım bir balıktan ne çıkar, baksana yüzlercesi var.”<br />
Pisik hemen tazının yanına gelir, o da balığın karnını yarar. Hakikaten de yüzük balığın karnında. Yüzüğü alır almaz. Keloğlan’a kavuşurlar. Keloğlan yüzüğü parmağına takar takmaz yalar, hemen Araplar gelir:<br />
“Yakalım mı, yıkalım mı?”<br />
“Ne yakın, ne yıkın. Denizin ortasındaki sarayın içindeki arap köle ve kızla beraber evvelki yerine, beni de annemin yanına.”<br />
Hemen bu işler yerine gelir. Keloğlan da padişahın yanına gider:<br />
“Padişahım, işte hepsini topladım getirdim.”<br />
Padişah gelir, bakar ki Arap köle ile kızı birbirlerine öyle sarılmışlar ki aralarına su döksen sızmıyor.<br />
“Vay, durum böyle ha?”<br />
Padişah kılıcını çeker çekmez ikisini de yatakta öldürür, küçük kızını da Keloğlan’a verir. Yeniden düğün kurulur.<br />
Yeyip içip muratlarına ererler.</p>
<p>Derleyen: Dr. Saim SAKAOĞLU</p>
<p>* Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, 1975, sayı: 312</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/keloglan-ile-yilan-kopek-kedi-ve-balik/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>13</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Keloğlan&#8217;ın Tuz ölçeği</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/keloglanin-tuz-olcegi</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/keloglanin-tuz-olcegi#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Oct 2011 13:07:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan]]></category>
		<category><![CDATA[Keloglan masalları]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masallar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk masalları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=2034</guid>
		<description><![CDATA[Keloğlan&#8217;ın Tuz ölçeği Bir varmis bir yokmus Allahin kulu çokmus Çok demesi günahmis Memleketin birinde bir keloglan&#8217;la yasli annesi varmis Annesi &#8220;Kel oglum, kelem oglum, dünyaya es oglum&#8221; diyerek oglunu severmis Keloglan da annesini sever sayarmis Annesi bir gün keloglan&#8217;a seslenmis: &#8211;Oglum, tuz ölçegimiz kirildi Git çarsidan yenisini al getir, demis Keloglan: &#8211;Aman anne Ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-2053" title="keloglan" src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/10/keloglan.jpg" alt="" width="500" height="375" /></p>
<p><strong>Keloğlan&#8217;ın Tuz ölçeği</strong></p>
<p>Bir varmis bir yokmus Allahin kulu çokmus Çok demesi günahmis</p>
<p>Memleketin birinde bir keloglan&#8217;la yasli annesi varmis Annesi &#8220;Kel oglum, kelem oglum, dünyaya es oglum&#8221; diyerek oglunu severmis Keloglan da annesini sever sayarmis</p>
<p>Annesi bir gün keloglan&#8217;a seslenmis:</p>
<p>&#8211;Oglum, tuz ölçegimiz kirildi Git çarsidan yenisini al getir, demis Keloglan:</p>
<p>&#8211;Aman anne Ne gerek var Yemege göz karari yag, el karari tuz at, demis Annesi kizmis:</p>
<p>&#8211;Keles oglanBirak tembelligi Haydi dogru çarsiya Tuz öiçegini al getir Ne alacagini unutma Yolda giderken &#8220;kirildi, kirldi&#8221; diye söylenirsen unutmzsin demis</p>
<p>Keloglan&#8217;in tembelligi üstündeymis Himbil himbil söylenerek yola düsmüs</p>
<p>KirildiKirildi</p>
<p>Balikçilara yol kenarindaki derede avlaniyorlarmis Keloglan&#8217;in söylenisine bakarak kendileriyle alay ediyor sanmislar Bagirip çagirmislar:</p>
<p>&#8211;KeloglanSen bizimle dalga geçiyorsun, hiç öyle denir mi?</p>
<p>&#8211;Ne diyecegim ya?</p>
<p>&#8211;Biri çikti, biri daha çikar insallah, diyeceksin</p>
<p>Keloglan çok üzülmüs Balikçilardan ögrendigi gibi söylenerek yoluna devam etmis</p>
<p>Biri çikti, biri daha çikar insallah</p>
<p>Biri çikti, biri daha çikar insallah</p>
<p>Çok gitmeden önüne bir cenaze çikmis Cenazeyi evin kapisindan yeni çikariyorlarmis Keloglan tabuta bakarak söylenmeye devam ediyormus</p>
<p>Biri çikti, biri daha çikar insallah</p>
<p>Biri çikti, biri daha çikar insallah</p>
<p>Ölenin akrabasi Keloglan&#8217;i duymus Kosup kulagina yapismisKivirdikça kivirmis Sonra bagirmis:</p>
<p>&#8211;Ölünün arkasindan böyle söylemeye utanmiyormusun?</p>
<p>&#8211;Ne demem gerekiyor?</p>
<p>&#8211;Allah rahmet eylesin, denir</p>
<p>&#8211;Peki, simdiden sonra öyle diyecegim</p>
<p>Keloglan ezilip büzülerek yola devam etmis Bir yandan da söyleniyormus</p>
<p>Allah rahmet eylesin</p>
<p>Allah rahmet eylesin</p>
<p>O gün her nasilsa domuzun biri yolunu sasirmis, kasabanin içine kadar girmis Koca bir köpek domuzu tutup bogmusDomuz yerde debelenip son nefesini veriyor, köpek de yalaniyormus Keloglan da durmadan söyleniyormus:</p>
<p>Allah rahmet eylesin</p>
<p>Allah rahmet eylesin</p>
<p>Oradan geçmekte olan biri Keloglan&#8217;i duymus Iyice sinirlenip basmis tokati:</p>
<p>&#8211;Budala oglan Kafanda saçin yok, içinde akil yok Domuza rahmet okunurmu?</p>
<p>&#8211;It disi domuz derisine, diyeceksin</p>
<p>&#8211;Sagol amca Bundan sonra öyle derim</p>
<p>Keloglan yoluna devam etmis Bir yandan da söyleniyormus:</p>
<p>It disi domuz derisine</p>
<p>It disi domuz derisine</p>
<p>Yolun kenarindaki küçük bir klubede bir ayakkabi tamircisi varmis Tamirci pençe yapacagi bir çizmenin altini bir türlü sökemiyormus En sonunda tutmus çizmenin ökçesini agzina alarak çekip çikarmaya çalismis Tam bu sirada Keloglan söylenerek geçiyormus:</p>
<p>It disi domuz derisine</p>
<p>It disi domuz derisisne</p>
<p>Tamirci firlayip elindeki çekici bizimkine yapistirmis:</p>
<p>&#8211;It disi senin agzindadir Utanmazmisin benimle alay etmeye?</p>
<p>&#8211;Amca, sana demedim</p>
<p>&#8211;KesKolay gelsin Asil çek kopsun, diyecegin yerde, alay ediyor, bir de uzatiyor</p>
<p>Çekiçten sonra paparayi da yiyen Keloglan basini tuta tuta yola devam etmis Bir taraftan da söyleniyormus:</p>
<p>Kolay gelsin Asil çek kopsun</p>
<p>Kolay gelsin Asil çek kopsun</p>
<p>Sapanla kus pesinde kosan yaramazin biri bir evin camlarini kirmis Çocagun babasi kizmis Yaramazin kulagini tutmus, &#8220;Elin camlarini niye tasladin&#8221; diye azarliyormus Keloglan öfkeli babaya bakarak söylenmis:</p>
<p>Kolay gelsin Asil çek kopsun</p>
<p>Kolay gelsin Asil çek kopsun</p>
<p>Baba oglunun kulagini birakmis Kosup Keloglan&#8217;in kulagina yapismis</p>
<p>&#8211;Kolay gelsin ha Kopsun ha Kolaymiymis?</p>
<p>Keloglan aci ile bagirmis</p>
<p>&#8211;AmcaBirak kulagimi Sana demedim</p>
<p>&#8211;Birak numarayi Aklinca dalga geçeceksin Etme agam, birak agam, desen ne olurdu?</p>
<p>Keloglan kulagini kurtarip tabanlari yaglamis Bir yandan da yine söyleniyormus:</p>
<p>Etme agam Birak agam</p>
<p>Etme agam Birak agam</p>
<p>O gün kasabada bir kuduz köpek ölmüs Ortaligi kokutmusAdamin biri sürükleyip bir çukura atmaya çalisiyormus Çukura attiktan sonra üstüne kireç atip gömecekmis Adam koca köpegi güçlükle sürüklemeye çalisirken Keloglan çikagelmis Bir yandan da durmadan söyleniyormus:</p>
<p>Etme agam Birak agam</p>
<p>Etme agam Birak agam</p>
<p>Adam köpegi oldugu yerde birakip Keloglan&#8217;a saldirmisVurmus Vermis veristirmis</p>
<p>&#8211;Utanmaz kel Akilsiz kel Köpege merhamet dilenirmi? Öf ne pis kokuyor, de geç git</p>
<p>Keloglan adamin elinden kaçip kurtulmus Bir yandan basina gelenleri düsünüyor bir yandan basina gelenleri düsünüyor bir yandan da söyleniyormus:</p>
<p>Öf Ne pis kokuyor</p>
<p>Öf Ne pis kokuyor</p>
<p>Yol üstünde bir hamam varmis Genç bir kadin hamamdan çikmis, hos kokular sürünüp evine dönüyormus Bizim ki de söyleniyormus:</p>
<p>Öf Ne pis kokuyor</p>
<p>Öf Ne pis kokuyor</p>
<p>Kadin kendisine lâf atldigini sanmis Kosup yakalamis Öfkeden zangir zangir titreyerek agzina yüzüne vurmaya baslamis</p>
<p>&#8211;Budala kel kafali Laf atmaya utanmiyormusun? Senin kafani kiracagim</p>
<p>&#8211;Ablacagim dur Kiracagim dedin de aklima geldi Bizim tuz ölçüsü kirildi Gidip çarsidan alacagim</p>
<p>Keloglan böyle deyip bir dükkâna girmis Kadin ardindan baka kalmis</p>
<p>Keloglan elinde TUZ ÖLÇÜSÜYLE eve dönmüs</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/keloglanin-tuz-olcegi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oduncunun baltası</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/oduncunun-baltasi</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/oduncunun-baltasi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Oct 2011 09:08:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>
		<category><![CDATA[Oduncunun baltası]]></category>
		<category><![CDATA[Oduncunun baltası masalı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=2044</guid>
		<description><![CDATA[Oduncunun baltası Evvel zaman içinde bir ormanın kenarında küçük bir köy varmış Bu köyün erkekleri ormanda odun keser, sonra kestikleri odunları satarak geçimlerini sağlarlarmış Bu odunculardan birisi köyün en dürüst oduncusu imiş Hiç yalan söylemez, kendi kazandığından başkasında gözü olmazmış. Bir gün, bu dürüst oduncu odun kesmeye ormana gitmiş Baltasını bir ağacın dibine bırakıp başlamış [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/10/Oduncunun-Baltasi.jpg" alt="" title="Oduncunun-Baltasi" width="270" height="390" class="alignnone size-full wp-image-2049" /></p>
<p><strong>Oduncunun baltası</strong></p>
<p>Evvel zaman içinde bir ormanın kenarında küçük bir köy varmış Bu köyün erkekleri ormanda odun keser, sonra kestikleri odunları satarak geçimlerini sağlarlarmış Bu odunculardan birisi köyün en dürüst oduncusu imiş Hiç yalan söylemez, kendi kazandığından başkasında gözü olmazmış. Bir gün, bu dürüst oduncu odun kesmeye ormana gitmiş Baltasını bir ağacın dibine bırakıp başlamış kesebileceği bir ağaç aramaya Gözüne bir ağacı kestirdikten sonra baltasını bıraktığı yere gitmiş Ancak baltasını bıraktığı yerde bulamamış Sağa bakmış yok, sola bakmış yok Çaresiz başlamış ağlamaya “Ben şimdi ne yaparım ne ederim. Baltam olmadan nasıl odun keser para kazanırım” diyerek gözyaşı dökmüş Oduncunun halini gören orman  cini, oduncunun haline acımış Hemencecik altından bir baltayı oduncunun yanına göndermiş Oduncu “Benim baltam altından değildi” diyerek baltayı almamış Orman cini bu sefer gümüşten bir baltayı oduncunun yanına göndermiş Oduncu “Benim baltam gümüşten de değildi” diyerek gümüş baltayı da almamış Orman cini bu kez de oduncunun kendi baltasını göndermiş Oduncu kendi ağaç saplı demirden baltasını görünce sevinmiş “İşte benim baltam bu!” diyerek baltasını omzuna atmış Orman cini oduncunun dürüstlüğü karşısında memnun kalmış Oduncuya hem altın, hem gümüş baltayı hediye etmiş Aldığı hediyelere çok sevinen oduncu, neşe içerisinde köyünün yolunu tutmuş Köyde karşılaştığı odunculara başından geçenleri anlatmış Altın ve gümüşten baltaları gören diğer oduncular hemen baltalarını alıp ormana koşmuşlar Ormanda baltalarını kaybetmiş gibi yapıp ağlamaya başlamışlar Orman cini de hepsine birer altın balta göndermişOduncular altın baltaları görünce “İşte bizim baltalarımız!” diyerek baltaları sahiplenmişler Orman cini oduncuların açgözlülüklerine çok kızmış Oduncuların baltaları eski haline dönüşmüş Bununla da kalmayıp baltaların sapları çıkmış, başlamış sahiplerinin kafasına inmeye Oduncular, kaçıp canlarını zor kurtarmışlar Bir daha da açgözlülük yapmamaya söz vermişler</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/oduncunun-baltasi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Değirmenci ile Tilki</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/degirmenci-ile-tilki</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/degirmenci-ile-tilki#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Oct 2011 03:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[Değirmenci ile Tilki]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masal]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masallar]]></category>
		<category><![CDATA[türk masalı]]></category>
		<category><![CDATA[Türk masalları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=2024</guid>
		<description><![CDATA[Değirmenci ile Tilki Vakti zamanında bir değirmenci varmış Bu değirmencinin de pek çok tavuğu varmış Tilkinin biri bu tavuklara müptelâ olurBir gün değirmenciye der ki: “Değirmenci, eğer bana bir tavuk verirsen sana ömrünce unutamayacağın bir iyilik yapacağım” “Yahu sen benim tavuklarımdaN ne istersin, bırak benim yakamı Seni vurup öldürürüm, eceline mi susadın?” Değirmenci yakayı kurtaramayacağını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/10/masal.jpg" alt="" title="masal" width="270" height="390" class="alignnone size-full wp-image-2025" /></p>
<p><strong>Değirmenci ile Tilki</strong></p>
<p>Vakti zamanında bir değirmenci varmış Bu değirmencinin de pek çok tavuğu varmış Tilkinin biri bu tavuklara müptelâ olurBir gün değirmenciye der ki:<br />
“Değirmenci, eğer bana bir tavuk verirsen sana ömrünce unutamayacağın bir iyilik yapacağım”<br />
“Yahu sen benim tavuklarımdaN ne istersin, bırak benim yakamı Seni vurup öldürürüm, eceline mi susadın?”<br />
Değirmenci yakayı kurtaramayacağını anlayınca tilkiye bir tavuk verir Tavuğu yiyen tilki yola koyulur Az gider, uz gider, doğruca bir padişahın yanına gider Buna:<br />
“Tilki kardeşlik, tilkiler tekin değildir, sen ne işle geldin?”<br />
“Padişahım sorma, sana büyük bir haber getirdim”<br />
“Neyin nesi?”<br />
“Bir ‘çak çak padişahı’ var, bütün askerini topladı, geliyorSeni berhava edecek”<br />
“Yahu, ben ona ne yaptım da beni berhava edecek?”<br />
“Ya kızını ona vereceksin, yoksa kökünü kesecek senin”<br />
Padişah hemen vezirleri toplar, bu işi konuşmaya başlar<br />
“Gelin bakalım arkadaşlar, bu ‘padişah ama ‘Çak çak’ı ne oluyor acaba?<br />
Kimse bilemez Sonunda kızı vermeye razı olurlar<br />
“Peki, tilki kardeşlik, bir kere damadımızı görelim, sonra kızımızı vereceğiz<br />
Tilki oradan doğruca değirmencinin yanına gelir “değirmenci, değirmenci!”<br />
“Ne var tilki kardeşlik, niye geldin?”<br />
“Arkadaş, tavuğunu yedim ama sana büyük bir insanlık yaptım” Ne yaptın?”<br />
“Seni ‘padişah’ diye filancı padişaha duyurttum, şimdi seni oraya götüreceğim Kızını sana alacağız”<br />
“Olur mu yahu, kızını bana verir mi? Üstüm başım unlu, saç sakal birbirine karışmış bırak yakamı benim”<br />
“Yahu senin neyine gerek, haydi”<br />
Tilki değirmenciyi kandırıp yola çıkarlar Padişahın sarayına yaklaşınca tilki değirmenciye derki:<br />
“Sen burada dur, ben gidip padişahtan sana bir kat elbise alıp geleyim”<br />
Tilki saraydan içeri girer, padişahla karşılaşırlar:<br />
“Tilki kardeşlik, hani bizim damat, neye gelmedi?”<br />
“Efendim gelirken harıktan atlarken ayağı kayıp düştü Eee<br />
Ne de olsa bu da padişah, üstü başı perişan Öyle gelemez ya, ona bir kat elbise”<br />
Tilkiye çok güzel bir kat elbise verirler Tilki bu elbiseyi değirmenciye giydirir, bunu süsleyip püsleyip alıp gider Yolda da tembihlerde bulunur<br />
“Sen böyle elbise giymemişsindir Sakın elbiselere bakma; yoksa değirmenci olduğunu söylerim”<br />
Sarayda yerler, içerler, konuşurlar, değirmenci boyuna elbiselere bakar, zavallı o güne kadar öyle elbise giymemiş de görmemiş de Padişah gizlice tilkiyi dışarıya çağırır:<br />
“Yahu, bizim damat neyin nesi, boyuna elbiselere bakıyorlar”<br />
“Efendim, onun elbiseleri çok kıyak idi, bunları beğenmedi de onun için bakıyor Siz ona kötü elbise verdiniz”<br />
Tekrar bir kat elbise getirmeye giderler Tilki de değirmencinin yanına gidip bir daha tembih eder:<br />
“Bu sefer de elbiselere öyle bakarsan senin değirmenci olduğunu söyleyeceğim”<br />
Yeni elbiseleri giyen değirmenci bir daha elbiselere bakmaz<br />
Korku cana fayda vermez Padişah kızını veremezse harp var geride Kendisinin de fazla askeri yok, muhakkak başına bir belâ çıkaracak Kızını buna verir Yanlarına biraz asker verip bunları yolcu eder<br />
Tilki daima önden gider, yolda rastladığı davar sürüsünün çobanına der ki:<br />
“Çoban kardeşlik, sürüyü yolun kıyısına indireceksin, padişah geliyor, o gelince : “Ey padişahım, sen sağol, malın davarın sağolsun” diye bağıracaksın”<br />
Tilki bu işleri böyle yapa yapa bir büyük saraya yaklaşır O sarayda da yedi tane dev kalıyormuş Devler tilkiyi görünce sorarlar:<br />
“Niye geldin tilki?”<br />
“Size bir haber getirdim”<br />
“Ne haberi getirdin?”<br />
“Çak çak padişah geliyor, bütün ordusunu topladı, sizin kökünüzü kesecek”<br />
“Tilki kardeşlik, ne edelim?”<br />
“Sizin ot mereğiniz yok mu?”<br />
“Var, ne olacak?”<br />
“Siz otların içerisine sokuluverin, ben padişaha sizin kaçıp gittiğinizi söylerim”<br />
Devler ot mereğine girerler, tilki bunların üzerinden kapıyı kilitler Dama çıkıp üç dört teneke gaz döker O mereğinde devleri cayır cayır yakar<br />
Padişah gelir, saraylara girerler Kızın babasında ne öyle halı var, ne öyle eşya var<br />
Asker orada bir hafta kaldıktan sonra geri döner Değirmenci padişahın kızı ve tilki orada kalırlar Tilki bir gün değirmenciye der ki:<br />
“Ey ağa sana ne işler yaptım Gidip şu değirmende kalan tavukların diğerlerini de yiyip geleyim mi? Müsaaden var mı?”<br />
“Git ye bakalım!”<br />
Tilki tavukları yer gelir Bir gün değirmenciye der ki:<br />
“Ağa, ben sana bu kadar insanlık yaptım, ölürsem beni ne yaparsın?”<br />
Bir gün tilki yalandan ölür Değirmenci de avdaymış Gelince karısını ağlar bulur, sorar:<br />
“Ne oldu, niye ağlıyorsun?”<br />
“Bu tilki ile gönlümü eğliyordum, o da öldü”<br />
“Adam sen de, ben de bir şey var zannettim” diye değirmenci tilkiyi pencereden aşağı atar Tilki kurnaz, yere düşer mi, ayakları üzerine düşer?<br />
“Ya, boşuna ‘İnsanoğlunun başı kılıdır’ dememişler, ettiğin iyiliği bilmez ki Şimdi söyleyeyim mi senin aslını, neslini?”<br />
“Tilki kardeşlik, ben seni sınamak için attım” Tilkiyi zorla inandırır<br />
Birkaç yıl sonra tilki hakikaten ölür Bunu zembile koyup tavandan asarlar Bir müddet sonra tilki kokmaya başlayınca tilkinin hakikaten öldüğünü anlarlar Ölüsünü kaldırıp kapı dışarı atarlar<br />
Onlar da yeyip içip muratlarına ererler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/degirmenci-ile-tilki/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Keloğlan ile balık masalı</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/keloglan-ile-balik-masali</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/keloglan-ile-balik-masali#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 Oct 2011 11:52:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Keloglan masalları]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan ile balık]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masallar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk masalları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=2020</guid>
		<description><![CDATA[Keloğlan ile balık Bir gün Keloğlan odun kesmek için ormanın yolunu tutar. Giderken &#8220;imdaat, beni kurtarın!&#8221; diye bir ses duyar. Sağına bakar soluna bakar kimyesi göremez. Aynı sesi tekrar duyar. Bakınırken bir de ne görsün! Toprağın üstünde bir balık &#8220;imdaat beni kurtarın!&#8221; diye bağırıyor. Meğerse balığı sudan çıkarmışlar. Kendini suya atacak birisi duysun diye bağırıyormuş, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/keloglan-masallari.jpg" alt="" title="keloglan-masallari" width="306" height="251" class="alignnone size-full wp-image-2021" /></p>
<p><strong>Keloğlan ile balık</strong></p>
<p>Bir gün Keloğlan odun kesmek için ormanın yolunu tutar. Giderken &#8220;imdaat, beni kurtarın!&#8221; diye bir ses duyar. Sağına bakar soluna bakar kimyesi göremez. Aynı sesi tekrar duyar. Bakınırken bir de ne görsün! Toprağın üstünde bir balık &#8220;imdaat beni kurtarın!&#8221; diye bağırıyor. Meğerse balığı sudan çıkarmışlar. Kendini suya atacak birisi duysun diye bağırıyormuş, Keloğlan balığı suya atar.<br />
Balık:<br />
- Keloğlan benim hayatımı kurtardın. Sana minnet borçluyum. Sana hediye vermek istiyorum. Dağdan dönüşte bana uğra sana bir şey söyleyeceğim, der. Keloğlan dağdan döner. Suyun yanına gelir. Balık suyun kenarındadır. Balığa:<br />
- Dönüşte bana uğra demiştin. Geldim, söyle ne diyeceksin?<br />
- Şu dağı görüyor musun?<br />
- Evet görüyorum?<br />
- O dağın arkasında bir torba var. Falan yerde, git onu al, ihtiyacın olunca: Açıl susam açıl! dersin açılır. İhtiyacını karşılarsın. İhtiyacını karşılayınca: Kapan susam kapan! dersin kapanır. Fakat bu sırrı kimseye söyleme ki çaldırırsın, der.<br />
Keloğlan dağın arkasındaki torbayı alır. Eve getirir. Eve gelince anasına:<br />
- Ana, ana! Bana bir balık bunu verdi, der. Anası:<br />
- Keloğlum, keleşoğlum! bir balıktan ne beklenir. Nedir onun içindeki diye merak eder.<br />
Keloğlan :<br />
- Açıl susam açıl dersin açılır. Her istediğini verir. Kapan susam kapan deyince kapanır der. Keloğlan anasının yanında bunları söyler ve kocaman bir sofra açılır. Görmediklerini ve yemediklerini yerler. Karınlarını iyice doyururlar.<br />
Keloğlan anasına:<br />
- Ana ben bunu komşulara göstereceğim, der.<br />
Anası:<br />
- Keloğlum, bundan kimsenin haberi olmasın. Sır saklamasını bilmelisin. Yoksa çalarlar der.<br />
Keloğlan anasını dinlemez, gider komşuları çağırır, olanları anlatır. Torbayı gösterir açıl susam açıl der her istedikleri gelir. Komşularla birlikte yerler içerler. Kötü komşulardan birisi Keloğlan&#8217;ı kıskanır ve torbanın aynısını yapar, Keloğlanın sihirli torbası ile yer değiştirir.<br />
Ertesi gün Keloğlan karnı acıkınca torbaya:<br />
- Açıl susam açıl! der torba açılmaz. İki kere daha der yine açılmaz. Keloğlan tekrar ormanın yolunu tutar. Suyun kenarına gelir. Balığa der ki:<br />
- Balık, balık! Senin verdiğin torba birinci gün çalıştı. İkinci gün pıss&#8230; der.</p>
<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/keloglan-ile-balik.jpg" alt="" title="keloglan-ile-balik" width="300" height="209" class="alignnone size-full wp-image-2022" /></p>
<p>Keloğlan sana bir torba daha var, aynı yerde git onu al. Ama kimseye gösterme, sırrını söyleme der. Keloğlan gider aynı yerden ikinci torbayı da alır eve getirir. Anasına:<br />
- Ana ana! Balık bana bir torba daha verdi, der. Keloğlan ikinci torbayı da açar bakar ki bir de ne görsün? Sihirli bir değirmen. Çevirdikçe para çıkarıyor. Anası:<br />
- Keloğlum, bunu bari kimseye gösterme, çalarlar yine parasız kalırız der. Keloğlan balığın da anasının da sözünü dinlemez yine komşuları çağırır. Sihirli değirmenin hünerlerini gösterir. Kötü komşu kötü bir değirmen yaparak, sihirli değirmeni ile yer değiştirir. Ertesi gün Keloğlan değirmeni çevirir çevirir para çıkmaz. Yine ormanın yolunu tutar. Balığa:<br />
- Balık, balık ! Senin verdiğin değirmen birinci gün iyiydi, ikinci gün pıs&#8230;. Balık bu sefer kızar:<br />
- Bak Keloğlan, bu son şans. Yine aynı yerde bir torba daha var. Git onu al. Dediklerimi yap der. Keloğlan eve gelir anasına:<br />
- Ana ana! Bak bana balık bir şans daha tanıdı der. Keloğlan üçüncü torbayı da açar ve içine bakarlar ki bir tokmak. Bu tokmak, vur tokmadığım vur! deyince çalışır. Dur dokmağım dur deyince durur. Balık bu tokmağı hırsızları cezalandırmak için vermişti. Keloğlan tokmağı anlatmak için komşularına gösterir. Vur tokmağım vur deyince tokmak kötü komşunun başına vurmaya başlar. Onu eşek sudan gelinceye kadar döver. Keloğlan:<br />
- Demek bütün sihirli torbalarımı sen çaldın? ha! Der. Kötü komşu:<br />
- Hayır ben çalmadım, dedikçe tokmak vurur.<br />
Sonra:<br />
Evet ben çaldım, toprağın altına gömdüm. Gider bakarlar ki sofra çürümüş, değirmen paslanmış.<br />
Bu sırada tokmak Keloğlan&#8217;ın başına da vurmaya başlamış. Keloğlan acısından tokmağı nasıl durduracağını unutmuş. Eşek sudan gelinceye kadar dayak yer. Sır tutmamanın ve anasının, büyüklerin sözünü dinlemememin cezasını çeker.<br />
Evet, sizde büyük sözü dinlemez ve gerekli yerde sır tutmazsanız başarılı olamazsınız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/keloglan-ile-balik-masali/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tavşan ile Kaplumbağa</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/tavsan-ile-kaplumbaga</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/tavsan-ile-kaplumbaga#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Sep 2011 09:45:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[La Fontaine Masalları]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[la fonten masalları]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masallar]]></category>
		<category><![CDATA[Tavşan ile Kaplumbağa masalı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=2016</guid>
		<description><![CDATA[Tavşan ile Kaplumbağa masalı Bir varmış bir yokmuş.. Ormanın birinde herkesten hızlı koşmakla övünen bir tavşan yaşarmış. Bu tavşan, daima kaplumbağanın yavaşlığı ile dalga geçermiş. Sonunda, kaplumbağa ona: “Sen kendini ne sanıyorsun? Tamam, hızlı koştuğun doğru, ama sen de geçilebilirsin!” diye yanıt vermiş. Tavşanı gülme tutmuş: “Beni koşuda geçmek, ha? Kim geçecekmiş? Yoksa sen mi? [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/tavsan-ile-kaplumbaga.gif" alt="" title="tavsan-ile-kaplumbaga" width="419" height="600" class="alignnone size-full wp-image-2017" /></p>
<p><strong>Tavşan ile Kaplumbağa masalı</strong></p>
<p>Bir varmış bir yokmuş.. Ormanın birinde herkesten hızlı koşmakla övünen bir tavşan yaşarmış. Bu tavşan, daima kaplumbağanın yavaşlığı ile  dalga geçermiş. Sonunda,  kaplumbağa ona: “Sen kendini  ne sanıyorsun? Tamam, hızlı koştuğun doğru, ama  sen de geçilebilirsin!” diye yanıt vermiş.  Tavşanı gülme tutmuş: “Beni  koşuda geçmek, ha? Kim geçecekmiş? Yoksa sen mi? O kadar hızlıyım ki, kimse beni geçemez! İstediğin  şey üzerine  bahse girerim, kabul ediyor musun?” Kendisine bu derece  tepeden bakılmasından rahatsızlık duyan kaplumbağa,  bu meydan okumayı kabul etmiş. Yarış  parkuru belirlenmiş ve ertesi sabah,  gün doğarken başlangıç çizgisine gelmişler. Kaplumbağa, kaderine boyun eğip yavaş yavaş ilerlemeye başlamış. Tavşan ise uykusuzluktan esneyip duruyormuş. Uykunun ağırlığıyla göz kapakları inen tavşan, rakibinin ne kadar ağır ilerlediğini görerek bir parça kestirmeye karar vermiş. “Sen  rahat rahat git, ben daha sonra, dört sıçrayışta sana yetişirim.” Rahatsız bir uykunun ardından, nihayet sıçrayarak uyanıp gözleriyle kaplumbağayı aramış. Oysa o hala çok yakınındaymış. Henüz yolun üçte birini bile aşamamış.</p>
<p>Bunun üzerine, iyice  rahatlayan tavşan,  kahvaltı etmeye yetecek zamanı olduğuna  karar vermiş. Yakındaki  bir tarlada çok güzel havuçlar görmüş ve iştahla  havuç yemeye koyulmuş. Ama  hem çok fazla yediği, hem de güney iyice yükseldiği için,  yeniden uykusu gelmiş.  Yolun yarısına gelmiş olan kaplumbağaya şöyle bir baktıktan sonra, bitiş çizgisine gitmeden önce biraz daha kestirmeye karar vermiş.</p>
<p>Onu geçtiğinde kaplumbağanın  yüzünün alacağı şekli düşününce,  gülerek uykuya dalmış. Çok geçmeden  mutlulukla horluyormuş. Güneş  ufuk çizgisine  doğru inişe geçmeye başladığı sırada,  sabahtan beri hedefine  doğru azimle ilerlemekte olan kaplumbağanın parkurun sonuna varmasına bir metreden biraz fazla kalmış. İşte o anda,  tavşan korku içinde uyanıvermiş: Uzaklarda, çok uzaklarda kaplumbağayı görmüş ve koşarak  peşine düşmüş.</p>
<p>Uzun bacaklarını ileri geri hızla hareket ettirerek,  dili dışarıda,  çılgınlar gibi koşan tavşan,  kaplumbağaya yetişmek üzereymiş. Biraz daha hızlansa neredeyse başaracakmış. Ama kaplumbağa  bitiş çizgisi olarak kararlaştırılan noktayı henüz geçtiğinden, son hamlesinin bir faydası olmamış. Zavallı tavşan! Yorgun ve onuru  kırılmış olarak, sessizce gülümsemekte olan rakibinin  yanına yığılmış.  Kaplumbağa  ona bakıp şöyle demiş: “Son gülen iyi güler! Hahahaha”…</p>
<p><strong>Tavşan ile Kaplumbağa / La fontaine ~ La fonten masalları</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/tavsan-ile-kaplumbaga/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nasreddin Hoca fıkraları</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/nasreddin-hoca-fikralari</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/nasreddin-hoca-fikralari#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Sep 2011 22:08:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nasrettin Hoca Masalları]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>
		<category><![CDATA[Nasreddin hoca]]></category>
		<category><![CDATA[nasreddin hoca fıkraları]]></category>
		<category><![CDATA[Nasreddin hoca masalları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=2008</guid>
		<description><![CDATA[Nasreddin Hoca fıkraları Erkek Adam sözünde durur Hoca’ya yaşını sormuşlar, “kırk yaşındayım” demiş. Aradan birkaç yıl geçmiş. Yine yaşı sorulunca “kırk yaşındayım” demiş. - “Nasıl olur Hoca efendi” demişler, “yıllar önce sorduğumuzda da kırk demiştin” Hoca gülümseyerek: - “Erkek olan sözünde durur!…” demiş. Öğüt: Zamanı durdurmak istesek de elimizde değil. Her anını değerlendirmeyi amaç edinelim. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Nasreddin Hoca fıkraları</strong></p>
<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/nasreddin-hoca-soz.jpg" alt="" title="nasreddin-hoca-soz" width="300" height="300" class="alignnone size-full wp-image-2009" /></p>
<p><strong>Erkek Adam sözünde durur</strong></p>
<p>Hoca’ya yaşını sormuşlar, “kırk yaşındayım” demiş. Aradan birkaç yıl geçmiş. Yine yaşı sorulunca “kırk yaşındayım” demiş.<br />
- “Nasıl olur Hoca efendi” demişler, “yıllar önce sorduğumuzda da kırk demiştin”<br />
Hoca gülümseyerek:<br />
- “Erkek olan sözünde durur!…” demiş.</p>
<p><strong>Öğüt: Zamanı durdurmak istesek de elimizde değil.  Her anını değerlendirmeyi amaç edinelim.</strong></p>
<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/n-hoca-ceviz-agaci.jpg" alt="" title="n-hoca-ceviz-agaci" width="295" height="300" class="alignnone size-full wp-image-2010" /></p>
<p><strong>Ceviz ağacında kabak yetişseydi</strong></p>
<p>Bir yaz günü Nasreddin Hoca biraz serinlemek için ceviz ağacının gölgesine oturmuş. Biraz ilerdeki kocaman kabaklar gözüne ilişince, kendi kendine:<br />
- “Şu Allah’ın işine bak, otun üstünde koskoca kabak yetişiyor, şu dalları yere göğe uzanmış, bir evleklik (dönümün dörtte biri) yer tutan ceviz ağacının meyveleri ufacık!..” diye düşünürken, tam o sırada başına bir ceviz düşmüş.<br />
- “Ah başım!” diyerek yerinden fırlamış Hoca, “Tövbe ya Rabbim, bir daha senin işine asla karışmam! Ya ağaçta ceviz yerine kabak yetişseydi !…” demiş.</p>
<p><strong>Öğüt: Bakmasını bilen göz, düşünmesini bilen akıl için etrafımızdaki her bir varlık ve olayda insanı hayretler içinde bırakan nice incelikler, sırlar ve hikmetler gizlidir.</strong></p>
<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/hoca-nasreddin.jpg" alt="" title="hoca-nasreddin" width="268" height="300" class="alignnone size-full wp-image-2011" /></p>
<p><strong>Henüz uykum yok</strong></p>
<p>Nasreddin Hoca bir köye konuk olmuş. Biraz hoşbeşten (sohbet ettikten) sonra, yatma zamanının geldiğini hatırlatmak için:<br />
- “Hocam, insan neden esner?” demişler.<br />
Ev sahipleri Hoca’ya yemek çıkarmamış. Karnı da iyice acıkmış olan Hoca:<br />
- “Ya açlıktan, ya da uykusuzluktan” demiş. Kendini zorlayıp esnedikten sonra da eklemiş! “Amma benim henüz uykum yok.”</p>
<p><strong>Öğüt: Atalarımız, “misafir umduğunu değil, bulduğunu yer” demişler. Konuklarımıza o anda ne varsa ondan ikram etmekte bir sakınca yoktur. İkramda bulunmak bizim bir geleneğimizdir.</strong></p>
<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/n-hoca-ters.jpg" alt="" title="n-hoca-ters" width="298" height="300" class="alignnone size-full wp-image-2012" /></p>
<p>Nasreddin Hoca’nın bütün gayretlerine rağmen kötü huylarından vazgeçiremediği bir yakını varmış. Bir çocuk koşarak gelmiş ve o adamın suya düştüğünü haber vermiş.<br />
- “Falanca kişi ırmak kenarında gezerken ırmağa düştü. Azgın sularla boğuşuyor” demiş.<br />
Hoca birkaç arkadaşıyla birlikte koşarak ırmak kenarına gelmiş ve suyun geldiği tarafa doğru ilerlemeye başlamış.<br />
Köylüler:<br />
- “Su öbür yana doğru akıyor Hocam” demişler. “Aşağıda aramak gerekmez mi?”<br />
Hoca başını sallamış;<br />
- “Bu adamın ne aksi, ne ters biri olduğunu siz bilmezsiniz. Onun her işi terstir.” demiş.</p>
<p><strong>Öğüt: Kötü huylarında ısrar edenler, suyun tersine aktığını zannedenler kadar yanılgı içindedirler.</strong></p>
<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/nasreddin-hoca-komsu.jpg" alt="" title="nasreddin-hoca-komsu" width="300" height="215" class="alignnone size-full wp-image-2013" /></p>
<p>Bir kıtlık zamanında Hoca’yı çarşıda ekmek yiyerek giderken görenler :<br />
- “Hoca efendi, herkesin gözü önünde böyle ekmek yemek ayıp değil midir?” demişler.<br />
- “Komşusu açken bol bol tıkınmanın gizlisi ayıp olmazsa açıkta yapılanı ne diye ayıp olsun” demiş Hoca, “ Komşusu açken tok yatmak, ya her zaman , her yerde ayıptır, ya da hiç ayıp değildir.”</p>
<p><strong>Öğüt: Bizler de etrafımızdakilerin ihtiyaçlarına duyarlı olmaya çalışalım.</strong></p>
<p>Bu fıkralar ümit dergisi&#8217;nden alıntıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/nasreddin-hoca-fikralari/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>12</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dört Kelebek Masalı</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/dort-kelebek-masali</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/dort-kelebek-masali#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Sep 2011 17:55:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[Dört Kelebek]]></category>
		<category><![CDATA[kelebek masalı]]></category>
		<category><![CDATA[kısa masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masal]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masallar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=2001</guid>
		<description><![CDATA[Dört Kelebek Dört tane kelebek bir gün bir ateş görmüşler. Bunun nasıl bir şey olduğunu öğrenmek istemişler. Birinci kelebek ateşe biraz yaklaşmış ve üzerinin aydınlandığını görmüş. Arkadaşlarının yanına gelmiş ve: -Bu ateş aydınlatıcı bir şey!, demiş.. İkinci kelebek bununla yetinmeyerek daha fazla şey öğrenmek istemiş. Biraz daha yaklaşmış ve ısındığını hissetmiş Demiş ki: -Aynı zamanda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/dort_kelebek.jpg" alt="" title="dort_kelebek" width="400" height="350" class="alignnone size-full wp-image-2002" /></p>
<p><strong>Dört Kelebek<br />
</strong><br />
Dört tane kelebek bir gün bir ateş görmüşler. Bunun nasıl bir şey olduğunu öğrenmek istemişler. Birinci kelebek ateşe biraz yaklaşmış ve üzerinin aydınlandığını görmüş. Arkadaşlarının yanına gelmiş ve:</p>
<p>-Bu ateş aydınlatıcı bir şey!, demiş..</p>
<p>İkinci kelebek bununla yetinmeyerek daha fazla şey öğrenmek istemiş. Biraz daha yaklaşmış ve ısındığını hissetmiş Demiş ki:</p>
<p>-Aynı zamanda bu ateş ısıtıcı bir şey!</p>
<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/yanan-kelebek.jpg" alt="" title="yanan-kelebek" width="183" height="275" class="alignnone size-full wp-image-2003" /></p>
<p>Üçüncü kelebek bununla da yetinmemiş, Biraz daha biraz daha yaklaşmış. Bir anda ateşin kanatlarını yaladığını hissetmiş ve yanmış kanatlarıyla geri dönmüş Şöyle demiş:</p>
<p>-Ve bu ateş yakıcı bir şey!</p>
<p>Sonuncu kelebek daha da çok şey öğrenmek istiyormuş. Biraz yaklaşmış, aydınlandığını görmüş. Biraz yaklaşmış, ısındığını hissetmiş. Biraz daha yaklaşmış, ateş kanatlarını kavurmuş.</p>
<p>ve biraz daha yaklaştıktan sonra tamamen yanan kelebek &#8220;poff !&#8221; diye ortadan kayboluvermiş&#8230;</p>
<p><img src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2011/09/yanan_kelebekler.jpg" alt="" title="yanan_kelebekler" width="300" height="225" class="alignnone size-full wp-image-2004" /></p>
<p>Ateşin gerçekten ne olduğunu belki bir tek o öğrenmiş ama geri dönüp söyleyememiş Çünkü o kaybolmuş ateş içinde ve bir şeyi, ancak içinde kaybolan bilebilirmiş!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/dort-kelebek-masali/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

