<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Masal diyarı &#187; keloğlan</title>
	<atom:link href="http://www.masaldiyari.net/tag/keloglan/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.masaldiyari.net</link>
	<description>Masallar diyarı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 Aug 2010 19:06:09 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Keloğlan ve sazı 2</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/keloglan-ve-sazi-2</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/keloglan-ve-sazi-2#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Jun 2010 19:42:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Keloglan masalları]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan ile sazı]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=1717</guid>
		<description><![CDATA[
Keloğlan ve sazı 2


Tam  Küpçü Ali’nin evinin önünden geçerken, bir türkü tutturmuş:
İyi dinle Küpçü Ali
Bugün günlerden salı
Hor gördün beni ve anamı
Anlayacaksın biraz bekle zamanı
Fakir deyip kızını vermedin
Güya kendince kibirlendin
Küçük gördün beni ve anamı
Anlayacaksın biraz bekle zamanı
Küpçü Ali, peşi sıra bakınıp homurdanırken, kızı, bostandan kederli  kederli seyretmiş Keloğlan’ı. Bakakalmış öylece…
Köyünden çıkan Keloğlan, gitmiş gitmiş, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2010/01/keloglan.jpg" alt="" width="240" height="283" /></p>
<p><strong>Keloğlan ve sazı 2</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p>Tam  Küpçü Ali’nin evinin önünden geçerken, bir türkü tutturmuş:</p>
<p>İyi dinle Küpçü Ali<br />
Bugün günlerden salı<br />
Hor gördün beni ve anamı<br />
Anlayacaksın biraz bekle zamanı</p>
<p>Fakir deyip kızını vermedin<br />
Güya kendince kibirlendin<br />
Küçük gördün beni ve anamı<br />
Anlayacaksın biraz bekle zamanı</p>
<p>Küpçü Ali, peşi sıra bakınıp homurdanırken, kızı, bostandan kederli  kederli seyretmiş Keloğlan’ı. Bakakalmış öylece…</p>
<p>Köyünden çıkan Keloğlan, gitmiş gitmiş, eşeği yorulunca inmiş,  yularından tutmuş, yolu çok uzakmış. Kimsenin bilemeyeceği kadar çok bir  zaman yol almış. Yollarda görenler, “bir garip oğlan, kim bilir hali ne  yaman, elinde var bir sazı, yüzünde görünüyor bir sızı derlermiş.</p>
<p>Haftalar mı desem, aylar mı, belki de yıllar mı; vara vara kocaman bir  şehre ulaşmış Keloğlan.</p>
<p>Şehir mehir dememiş, zaten bağrı hasretten yanarmış, almış sazı eline,  vurmuş garip garip teline, asılmış en güzel türküsüne. Bir sarayın  önünden geçermiş ama, nereden geçtiğini bile bilmezmiş. Giderek sesi  açılmış ve herkesi meraklandırmış.</p>
<p>Padişahın kızı, pencereye yanaşıp sesli sesli türkü söyleyen yabancıya  dikkatle bakmış.</p>
<p>Şöyle bir türkü söylermiş o anda Keloğlan:</p>
<p>Kocakarı bir anam var,<br />
Birkaç tavuk bir de inek,<br />
Her gün konar kel kafama,<br />
Evsiz kalmış birkaç sinek.</p>
<p>Keloğlanım budur özüm,<br />
Haram malda yoktur gözüm,<br />
Garip hakkı yiyenlere,<br />
Elbet vardır birkaç sözüm.</p>
<p>İnce gönüllü, dünyalar güzeli prenses bayılmış, sanki kendinden geçmiş…</p>
<p>Hem de güneşin vurup ayna gibi parlattığı kel kafası, öyle hoşuna gitmiş  ki, sorulmasın. Bir demet kırmızı gül atmış, o da Keloğlan’ın kel  kafasına düşmüş.</p>
<p>Keloğlan, yukarı kaldırıp başını, bir de ne görsün?</p>
<p>Periler kadar güzel bir kız kendisine bakmıyor mu?</p>
<p>Üstelik, bir de el sallarmış. Utana sıkıla karşılık vermiş  Keloğlan.Türkçenin Tarihi, Orhun Abideleri, Anlatım Bozuklukları,  Cümlenin Öğeleri, Yazım ve Noktalama, Türkoloji Makaleleri, Edebiyat  Nedir?, Alfabelerimiz, Atasözleri, Bulmacalar, Edebi Sanatlar, Sınav  Soruları, Kpss, Oks, Öss, Bunları Biliyor musunuz?, Özlü Sözler, Güzel  Sözler, Türkçe, Edebiyat, Masallar, Destanlar, Astroloji, Roman Özetleri</p>
<p>Prenses, pencereden çekilmiş.</p>
<p>- Galiba gündüz düşü gördüm, diye diye yürümüş de gitmiş Keloğlan. Bir  zaman sokak aralarında dolaşmış, olmuş akşam. Nerede kalsın Keloğlan.  Bulmuş bir han. Üç beş kuruşu varmış. Çorba içmiş, kendine gelmiş. Hep  aklında prenses varmış, inadına çıkmazmış. “Ham hayal benimkisi”,  diyerek, almış sazını eline, vurmuş garip garip teline.</p>
<p>Hancı çıkagelmiş:</p>
<p>- Ey yabancı oğlan, eli sazlı, gönlü yanık oğlan!..</p>
<p>Nedir bunca yolu tepmenin sebebi?</p>
<p>Aşık mısın? Kaçak mısın? Gezgin misin? Nesin? Diye sormuş.</p>
<p>Memnun olmuş bizimki:</p>
<p>- Sağolasın Hancı baba, ne sen sor, ne de ben söyleyeyim. Derdim çoktur,  hangisini anlatayım? Gelir gelmez bir kor düştü içime, bir dert daha  yüklendi garip gönlüme…”</p>
<p>Hancı bu çocuğu çok sevmiş, üstelik nedense acımış da. İyice deşmek  istemiş derdini.</p>
<p>- Bir kıza mı aşık oldun ay Keloğlan? Halin pek yaman!</p>
<p>- He ya, Hancı baba, diye içlenmiş, fakat, boşuna bir aşk benimkisi.</p>
<p>Nedenini sormuş Hancı:</p>
<p>- Niye bu kadar ümitsizsin a be Keloğlan? Ümit olmadan yaşanmaz bilmez  misin bunu?</p>
<p>Ne varsa aklında dökmüş ortaya Keloğlan:</p>
<p>- Saray penceresinden bana bakan kim olabilir Hancı baba? Olsa olsa bir  prenses olur değil mi ya? Gül attı, düştü kel kafama, sandım ki bir peri  kızı girdi rüyama…</p>
<p>Hancı hayretlere düşmüş:</p>
<p>- Vay be, olacak iş mi be yahu? Keloğlan, amma da şanslıymışsın ha,  desene ki, prenses sana aşık oldu. Yoksa, o kimseye gül atmaz, ben çok  iyi bilirim.</p>
<p>Yine ümitsiz konuşmuş Keloğlan:</p>
<p>- Kel kafam tuhafına gitmiştir be Hancı baba, ne aşık olması. Hem de  bilemeden düşürmüştür gülü…</p>
<p>Hancı, merhametli biriymiş, şöyle demiş:</p>
<p>- Bu handa istediğin kadar kalabilirsin Keloğlan. Yemek de yiyebilirsin,  yatabilirsin de. Bunları dert edinme, yüzü pak, gönlü ak oğlan…</p>
<p>Böyle birkaç zaman geçmiş.</p>
<p>Sarayın etrafında dönermiş Keloğlan, hemen her gün.</p>
<p>Prenses de, her keresinde onu izlermiş, pencere arkalarından, tabii ki  kimselere sezdirmeden. Her izleyişinde biraz daha yanar kavrulurmuş.  Fakat, tabii, koskoca bir padişah olan babası, şu yabancı, şu kel kafalı  oğlana kız mı verirmiş? 0 yüzden prenses, pek umutsuzmuş… Bir Allah’ın  kuluna hiçbir şey dememiş.</p>
<p>Bir keresinde Keloğlanla göz göze gelmiş. Sanki birbirlerine  “seviyoruz”, demişler ikisi de.</p>
<p>Geceleri uyuyamıyormuş artık prenses.</p>
<p>Keloğlan, arada bir sazı alıp, hanın penceresini açar, prensese türküler  yakarmış.</p>
<p>Sabahlara kadar, pencerelerde kalan Padişah kızı, neredeyse verem  olacakmış.</p>
<p>Hâlâ hiç kimseye bir şey diyememiş prenses.</p>
<p>Şu dünyada ne olmadık işler olur, ne beklenmedik olaylar gelişir…  Sapasağlam padişah, bir gün aniden ölüp gitmiş.</p>
<p>Prenses hem üzülmüş, hem sevinmiş.</p>
<p>Sarayda ve şehirde tam kırk gün yas tutulmuş.</p>
<p>Keloğlan artık iyiden iyiye ümitlenmeye başlamış, kızın gözlerinden de  bunu anlamış. Eşeğinin sırtına binip, sazını eline almış, sarayı dört  tarafından dolaşmış. Türküleri ile prensesi yine dertlendirmiş. Ama,  saray görevlileri, Keloğlan’ı yaka paça tutup getirmişler</p>
<p>saraya.</p>
<p>Fakat yeni padişah henüz gelmemiş. Çünkü, şehzade, uzak bir seferdeymiş.  Bu yüzden, mecburen Vezir’in huzuruna çıkarmışlar.</p>
<p>Vezir pek merhametli bir adammış.</p>
<p>- Nerelisin Keloğlan? Ne gezinip durursun sarayın çevresinde? Deli  misin? Divane misin? Yoksa, bir bilinmez casus musun, diye sormuş.</p>
<p>Kel başını bir kaşımış, iki kaşımış, ağzını burnunu eğip bükmüş, nihayet  cesarete gelmiş ve şöyle konuşmuş.</p>
<p>-İşte gördüğün gibiyim Vezir hazretleri. Uzaklardan, çok uzaklardan  gelmiş bir garibim. Gördüğünüz gibi bir eşeğim, bir de sazımlayım. İş  arıyorum, ne ki akla karayı seçtim, ama hala bulamıyorum.</p>
<p>Vezir</p>
<p>- Sen hangi işten anlarsın be çocuk?</p>
<p>Keloğlan:</p>
<p>- Çok güzel saz çalarım, çok güzel de türkü söylerim. Yetmez mi?</p>
<p>Vezir memnun olmuş:</p>
<p>- Öyleyse sana güzel bir iş çıktı Keloğlan.</p>
<p>Sultan Hanım, Padişah Efendimiz öleli beri ne gülüyor, ne konuşuyor.  Seni, O’nu neşelendirmek için görevlendiriyorum. Becerirsen, çok büyük  ödül alacaksın. Beceremezsen Cehennem Vadisi’ne atılırsın.</p>
<p>Keloğlan, hemen bir türkü söylemiş, Sultan Hanım’ı bir güzel  neşelendirmiş.</p>
<p>Bütün bu konuşmaları ve türküyü dinleyen Prenses, sevinçten uçmuş.  “Kısmet ayağıma geldi” demiş.</p>
<p>Bir akşam üstü, saray bahçesinde gezinen Prensesi gören Keloğlan,  omzunda tuttuğu sazını almış eline, oturmuş bir ağacın dibine, bir türkü  dillendirmiş</p>
<p>Bir eşeğim var, bir de sazım</p>
<p>Kendimden başkasına geçmez nazım</p>
<p>Çoktan beri açlıktan kokar ağzım</p>
<p>-Bana bir saray kızı lazım.</p>
<p>Keloğlan’ın kendisine naz yaptığını anlayan Prenses, beklemiş ki yanına  gelsin, aşkını söylesin, evlenme teklif etsin. Nerede? Çünkü bizim garip  oğlan, çok utangaçmış. Yanına bile yaklaşamamış.</p>
<p>Hizmetçi kızlardan birini el işaretiyle yanına çağıran Prenses:</p>
<p>- Git, şu Keloğlan’ı tut kolundan, al getir bana.</p>
<p>diye emir vermiş.</p>
<p>Keloğlan, utana sıkıla gelmiş:</p>
<p>- Buyursunlar Prensesim beni emretmişsiniz. İşte geldim.</p>
<p>Hizmetçi kıza git işareti yapmış Prenses, Keloğlanla biraz konuşmuş.</p>
<p>Sonra esas istemini söylemiş. Düşündüm taşındım seninle evlenmeye karar  verdim. Kel kafan öyle güzel parlıyor ki. İçim açılıyor seyrettikçe.  “Vezir, sana ne istediğini soracak. Prensesi istiyorum de…</p>
<p>Rüyalarda olduğunu sanmış Keloğlan. Bir ara şüphelenmiş kafasını bir  ağaca vurmuş, rüyada olmadığını anlamış. Koşa koşa yürümüş, sarayın bir  kapısından girip kaybolmuş.</p>
<p>Veziri çağırmış huzuruna:</p>
<p>- Söyle bakalım muradını Keloğlan, demiş, Sultan Hanım, artık iyi oldu.  Bundan sonra sarayda kalmana gerek yok.</p>
<p>Dobra dobra mırıldanmış Keloğlan:</p>
<p>- Prensesle evlenmek istiyorum…</p>
<p>Sultan Hanım hiç itiraz etmemiş. Hemen düğün hazırlıklarına başlanmış.</p>
<p>Keloğlan, prensesi tek başına bir kenara çekmiş ve diyeceğini demiş.</p>
<p>- Ben seni köyüme götürürüm.</p>
<p>işte, bunu kabullenmemiş prenses. Hemen ret cevabı vermemiş, verememiş  açıkçası:</p>
<p>- Güneş doğarken kararımı sana söylerim, demiş.</p>
<p>Sabaha kadar, ne cevap vereceğini düşünen prenses, inmiş havuz başına  gün doğarken, kuşların sesine bayılmış, saçlarını da suya bakarak bir  güzel taramış. Bu arada, Keloğlan, karşısına çıkmış. Kel kafası sabah  güneşiyle ayna gibi parlarmış.</p>
<p>- De bana, demiş dobra dobra, benimle köyüme gelecek misin, gelmeyecek  misin?”</p>
<p>- Ne manasız bir teklifin var senin Keloğlan, diye çıkışmış prenses. Hiç  akıl yokmuş sende. Şu görkemli saray hayatı bırakılır da köye gidilir  mi? El alem türkü yakar bana. Hem Sultan anam izin de vermez.</p>
<p>Boynunu büküp inlemiş Keloğlan:</p>
<p>- Bir garip anacığım var. Aklım hep O’ndadır. Ne yer, ne içer kaç  senelerdir. Belki de ölmüştür.</p>
<p>Prenses, bu sözlerden sonra sarsılmış, bir acayip olmuş. Çoktan  vazgeçecekmiş ama, Kel kafasının ışıltısını nasıl unuturmuş?. Hele o  güzel türkülerini…</p>
<p>Yine kararsız kalmış prenses. Yarın sabah gün doğarken yine aynı yerde  son kararını söyleyeceğini bildirip bir gölge gibi sessizce süzülüp  gitmiş.</p>
<p>Keloğlan iki arada bir derede kalmış. Kafası atmış, o gece gizlice  saraydan kaçacakmış. Fakat tam o esnada, bir ihtiyar belirmiş birden  bire karşısında. Şöyle demiş:</p>
<p>- Hata yapma Keloğlan, sağdır anan acele etme, prensesin, bekle  kararını.</p>
<p>Hayırlı ise olsun değilse bitsin, de…</p>
<p>Gece yarılarına kadar uyuyamayan prenses, vazgeçmemiş Keloğlan’dan.  Gizlice kaçarsa, şehzade ağabeysinin peşinden geleceğinden korkmuş.  Varıp Sultan annesini uyandırmış:</p>
<p>- Keloğlan, pek yaman, Sultan anne. Bir köye gidelim lafı tutturmuş,  akşam sabah karga gibi ötüp duruyor. Ne ettim, ne dedimse de, burada  kalmaya razı edemedim. Gönlüm gitmek ister, izin ver bana. Gün olur  dönerim saraya…</p>
<p>Anası öyle ağlamış ki, gözyaşları sel olmuş:</p>
<p>- Sana mutluluklar dilerim sevgili kızım. Yeter ki sen saadetli bir ömür  sür. Çok sıkılırsan, bırakır gelirsin, demiş.</p>
<p>Çok neşeli, çalgılı sazlı, bir düğün yapılmış, en çok sazı çalan, en  güzel türküleri söyleyen de Keloğlan olmuş.</p>
<p>Almış prensesi yanına, düşmüş köyünün yollarına.</p>
<p>Eşeği ikisini birden götüremediği için yaya yürümüş</p>
<p>Keloğlan.</p>
<p>Yolda Prensesi görenler:</p>
<p>- Dünyanın sonu geldi galiba, hiç böylesini de görmemiştik, derlermiş.  Nice dağları, sayısız köyleri, birçok kasabaları ine çıka geçip köye  gelmişler.</p>
<p>Keloğlan’ı bir prensesle birlikte karşılayan anası, o kadar sevinmiş ki,  ne yapacağını şaşırmış.</p>
<p>Bir zaman sonra anası ölmüş Keloğlan’ın.</p>
<p>Dünya bu. Neyin ne olacağı belli mi olur?</p>
<p>Dönmüşler tekrar saraya…</p>
<p>Darısı, muratsızların başına…<!-- google_ad_section_end --> <!-- reklam2 --> <!-- /reklam2 --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/keloglan-ve-sazi-2/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Keloğlan ve Sazı</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/keloglan-ve-sazi</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/keloglan-ve-sazi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Jun 2010 19:37:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Keloglan masalları]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=1713</guid>
		<description><![CDATA[




Keloğlan ve Sazı


Bir varmış, Bir yokmuş Evel zamanların birinde bir Keloğlan, keleş Oğlan varmış.. Anasıyla beraber köyde fakirane bir hayat sürerlermiş..
Fakirlik adeta yazgılarıymış.
Onca yıl, anası bu fakirlikten kurtulmak için çok uğraşmış, ama, bir türlü kurtulamamış.
Keloğlan ne mi yaparmış?
Birkaç keçi ile bir de eşeği varmış. işte her gün, gün doğarken eski püskü evinden çıkar, meralara, çayırlara [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="mceTemp">
<dl class="wp-caption alignnone" style="width: 313px;">
<dt class="wp-caption-dt"><img title="keloglan" src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2009/04/keloglan23.jpg" alt="keloglan, keloglan masallari" width="303" height="412" /></dt>
</dl>
</div>
<p><strong>Keloğlan ve Sazı</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p>Bir varmış, Bir yokmuş Evel zamanların birinde bir Keloğlan, keleş Oğlan varmış.. Anasıyla beraber köyde fakirane bir hayat sürerlermiş..</p>
<p>Fakirlik adeta yazgılarıymış.</p>
<p>Onca yıl, anası bu fakirlikten kurtulmak için çok uğraşmış, ama, bir türlü kurtulamamış.</p>
<p>Keloğlan ne mi yaparmış?</p>
<p>Birkaç keçi ile bir de eşeği varmış. işte her gün, gün doğarken eski püskü evinden çıkar, meralara, çayırlara uzanır, eşeği ve keçilerini bir güzel doyurduktan sonra, türkülerle, şarkılarla evine dönermiş.</p>
<p>Keloğlan’ın arkadaşları, kendisini her gördükle rinde:</p>
<p>- Yaşlı kadının Keloğlan’ı, eşeğinin bile yoktur palanı, diyerek dalga geçerler, bir de kahkahalarla kendilerinden geçerlermiş.</p>
<p>Her keresinde, şikayet dilli olarak, bütün bunları anasına aktarınca, işittiği sözler ekseriya şöyle olur muş:</p>
<p>- A benim biricik oğulcuğum, ne yapalım? Bizim de kaderimiz böyleymiş. Gelen giden ne olsa söyler. İnsanların ağzı torba değil ki büzeyim. Üzme tatlı canını, hem de bu ihtiyar ananı.</p>
<p>Keloğlan, bu sözlere itiraz etmiş:</p>
<p>- Hayır ana, arkadaşlarımın lafları çok dokunu yor bana. Yarından tezi yok ineceğim kasabaya. iş bulacağım kendime, çok para kazanıp döneceğim evime. Görsünler neymiş Keloğlan…</p>
<p>Ne yapsın, ne desin anası:</p>
<p>- Peki oğlum, madem öyle düşündün. Bildiğin gibi yap, ama, beni de unutma. Yolun açık olsun.</p>
<p>Vurmuş kasabaya Keloğlan. Tuvalete gitmiş, bekçinin yerinde olmadığını görmüş. Fırsatı değerlendirmiş. Gelenlerden aldığı parayı cebine atmış. On beş kuruş, para kazanmış. Bir miktar yiyecek ve yün almış. Evine gelmiş.</p>
<p>- Ana, demiş, işte yiyecekler. Şu da yün. Eğir, çorap yap, satayım.</p>
<p>Şikayetlenmiş anası:Türkçenin Tarihi, Orhun Abideleri, Anlatım Bozuklukları, Cümlenin Öğeleri, Yazım ve Noktalama, Türkoloji Makaleleri, Edebiyat Nedir?, Alfabelerimiz, Atasözleri, Bulmacalar, Edebi Sanatlar, Sınav Soruları, Kpss, Oks, Öss, Bunları Biliyor musunuz?, Özlü Sözler, Güzel Sözler, Türkçe, Edebiyat, Masallar, Destanlar, Astroloji, Roman Özetleri</p>
<p>- Gözlerim görmez oldu Keloğlanım. Yapamam, anla beni.</p>
<p>Tabii, nihayet anası. Susmuş.</p>
<p>Hâlâ arkadaşları takılırlarmış.</p>
<p>- Yaşlı ködının Keloğlan’ı, eşeğinin bile yoktur palanı.</p>
<p>Bu gibi laflara, artık daha Fazla dayanamayan Keloğlan, ne yapıp edip, şu fakirlik belasından kurtulmaya yemin etmiş. Birçok plan, program yapmış, amma bunların hemen hepsi kocaman birer hayalmiş.</p>
<p>Bir akşam köyde bir düğün varmış.</p>
<p>Keloğlan anasından izin alıp düğüne gitmiş.</p>
<p>Bir delikanlı, elinde sazı çok güzel türküler söylermiş. Halk adeta keyfinden yerlere yatarmış. Türküler bitmiş, herkes delikanlıya bahşiş vermiş. Bir bohçayı dolduran delikanlı, bu türkülerin üstüne bir türkü da ha söylemiş.</p>
<p>Keloğlan, bayılmış bu işe.</p>
<p>Bu sazcı gibi saz çalıp türkü söylemeye heveslenmiş.</p>
<p>Böylece çok bahşiş atıp anası ile birlikte fukaralığa son vermek istermiş. Önce, bir saz gerekiyor tabii. Parası yokmuş ki, gidip bir saz alsın. Arkadaşı yokmuş ki ödünç istesin. Dedesinden kalma bir dut ağacı varmış. En kalın dalını kesmiş, götürmüş bir saz ustasına.</p>
<p>- Ustam, demiş, büyük hayır alırsın, bana bir saz yap, işte dut dalı.</p>
<p>- Önce para, önce para Keloğlan, diye söylenmiş adam.</p>
<p>- Yok, karşılığını vermiş bizimki.</p>
<p>- Öyleyse, benden de saz yok, hadi yaylan bakalım, diyerek, sözünü bağlamış adam.</p>
<p>Lakin, kafayı bir kere takmış ya Keloğlan, üstelemiş.</p>
<p>- Bir sazlık dal getireyim sana, olur mu?</p>
<p>- Hah demiş, kelini şimdi çalıştırdın, beni de razı ettin. Sazını üç gün sonra gel ol. Ama gelirken de bir sazlık dut dalı getirmeyi unutma, yoksa avucunu yalarsın.</p>
<p>Hoplaya zıplaya çıkıp gitmiş Keloğlan, şimdiden eline aldığı değneklerle saz çalma provaları yaparmış. Üç gün sonra, dut dalını da alıp saz ustasının dükkanına varmış. Ama saz çalmayı bilmediği için, yalvarmış.</p>
<p>- Ey ünlü sazcı, gel de bana acı. Budur derdimin ilacı, hem de başımın tacı. Kurbanın olam senin, şu sazı öğret…</p>
<p>Usta</p>
<p>- Ulan Keloğlan, iyi günüme denk geldin, illaki beni mecbur ettin… Otur bakayım şuraya, demiş ve tarif etmiş.</p>
<p>Saz çalmayı kısa sürede öğrenen Keloğlan, her sabah önüne kattığı keçileri ve eşeğiyle akşamlara kadar saz çalıp, türkü söylermiş. Tın tın tellere vurur, hop oturur hop zıplarmış.</p>
<p>Fakat henüz köylüleri, onun ne güzel saz çalıp, türkü söylediğini bilmezlermiş. Bu nedenle hep alay ederlermiş.</p>
<p>Keloğlan, böyle söyleyenlere şöyle dermiş:</p>
<p>Gülün ey insanlar siz gülün<br />
Ne getireceği belli olmaz yarınki günün<br />
Gülün ey insanlar siz gülün<br />
İyi bir saz ustası olayım da görün.<br />
Sabrın elinden ne kaçabilir!.</p>
<p>Keloğlan, artık yavaş yavaş düğünlere gitmeye, saz çalıp türkü söylemeye başlamış.</p>
<p>Hâlâ ciddiye almayanlar varmış. Onlara da şöyle demiş:</p>
<p>Alay etmeyin öyle benimle<br />
İşim olmaz artık sizinle<br />
Sazımı alacağım bakın elime<br />
Paraları atacaksınız cebime.</p>
<p>Yine kahkahalar, köyün semalarında dalgalanmış. Buna sinirlenen keloğlan, almış sazı eline, vurmuş yanık teline.</p>
<p>Ben bir garip Keloğlanım<br />
Eşeğimin yok palanı<br />
Varım yoğum doğruluktur<br />
Hiç de sevmem ben yalanı.</p>
<p>Tabii, bir süre sonra bahşişler gelmeye başlamış. Cepleri almaz olmuş.</p>
<p>Doğru anasına koşmuş. Anası nasıl sevinmesin ki…</p>
<p>Böyle düğünlere gide gide, artık ünlü bir türkücü ve sazcı olmuş Keloğlan.</p>
<p>Anası bir gün,</p>
<p>- Ah Keloğlanım, görüyorsun artık perişanım, demiş. Gözlerim görmez, ellerim tutmaz oldu. Ocağımızda bir gelin olsa da, ben bir kenara çekilsem. Ha! Ne dersin dazlak kafalı oğlum?</p>
<p>Keloğlan acımış anasına.</p>
<p>- Benim öyle biri aklımda yok ana, senin varsa söyle, demiş.</p>
<p>Anası bir kızı önermiş:</p>
<p>- Küpçü Ali’nin kızı tam bize göre…</p>
<p>- Olmaz ana, diye karşı çıkmış oğlu, olmaz. Küpçü Ali çulsuzun biri. O dediğin kızı kendime karı, sana gelin yapmayacağım.</p>
<p>Anası, boynunu bükmüş:</p>
<p>- Ah saf oğlanım, vah Keloğlanım! Zengin kapısı bize açılmaz. Bırak bu ham hayali, görüyorsun işte bu halimi.</p>
<p>Ne yapsın Keloğlan, anasından geçememiş.</p>
<p>- Peki, sırf seni kırmamak için, ses çıkarmıyorum. Nasıl biliyorsan öyle olsun.</p>
<p>Kadıncağız belini tuta tuta gitmiş, Küpçü Ali’nin kapısını tıklatmış.</p>
<p>- Allah’ın emri, peygamberin kavli ile kızını oğluma eş, kendime gelin yapmaya geldim, demiş.</p>
<p>Küpçü Ali, kötü kötü sırıtmış.</p>
<p>- Bak sen bizim Keloğlan’ın anasına. Var git işine be kadın. Yemeye ekmeğiniz yok, bir de gelmişsin kapıma kız istiyorsun.</p>
<p>Bu sözleri kapı aralığından dinleyen kız, çok üzülmüş. Çünkü bir düğünde saz çalıp türkü söylerken gördüğü Keloğlan’a aşıkmış. Ama, hiçbir şey diyememiş, çünkü babasından çok korkarmış.</p>
<p>Kadın, evine dönünce halinden anlamış oğlu ve konuşmuş.</p>
<p>- Ana ne bu halin, vermedi mi yoksa kızını Küpçü Ali?</p>
<p>Ağlamış ihtiyar kadın:</p>
<p>- Kovdu beni, sen önce yemeye ekmek bul, dedi.</p>
<p>Keloğlan, bu olaya üzülmemiş doğal olarak. Fakat, zenginlik neymiş, nasıl olurmuş, gösterecekmiş Küpçü Ali’ye.</p>
<p>Eşeğini çıkarmış ahırdan, sazını vurmuş omzuna, öpüp anasının ellerinden, duasını almış.</p>
<p>Eşeğine binip yollara düşmüş..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/keloglan-ve-sazi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bald boy and Emperor &#8211; Keloğlan ile Padişah</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/bald-boy-and-emperor-keloglan-ile-padisah</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/bald-boy-and-emperor-keloglan-ile-padisah#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Feb 2010 13:43:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ekol</dc:creator>
				<category><![CDATA[Keloglan masalları]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce masallar]]></category>
		<category><![CDATA[Bald boy and Emperor]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan ile padişah]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan ingilizce masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=1698</guid>
		<description><![CDATA[
Bald boy and Emperor &#8211; Keloğlan ile Padişah


Bald boy got the gold and when he was on his own way he saw a group of people beating up a cat. He said “take this piece of gold and stop beating him”.  He rescues the cat and he and cat start to walk again. A while [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2010/02/keloglan_ile_padisah.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-1699" title="keloglan_ile_padisah" src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2010/02/keloglan_ile_padisah.jpg" alt="keloglan_ile_padisah" width="303" height="501" /></a></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong>Bald boy and Emperor &#8211; <a href="http://www.masaldiyari.net">Keloğlan</a> ile Padişah</strong></span></p>
<p><span style="color: #800080;"><strong><br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #000080;"><strong>Bald boy got the gold and when he was on his own way he saw a group of people beating up a cat. He said “take this piece of gold and stop beating him”.  He rescues the cat and he and cat start to walk again. A while later, he saw couple of people beating up a dog. He again said “stop it, what are you doing?” and he saves the dog as well.<br />
And then he continues to walk along with a dog and cat. When he almost has got near by to the town, he saw a crowd again and he saw woodchoppers trying to kill a snake. He could not able to stop himself again and says: “take this piece of gold and let him go.” And he also saves the snake.<br />
The snake said: “The son of the Adam, I am the son of the snake emperor. I had argued with my dad and I hide over here. But they found me. I wanted to go back to my dad and if you want you can come along with me. Bald boy decided to go with the snake and soon after they introduce themselves to the snake emperor. Snake emperor feels so happy to see his son again and he wants to give a reward to the bald boy and he says: “make a wish, anything you want to” and at that moment prince snake whisper in his ear and says “ask him to give the seal under his tongue” and Bald boy says : “ I want your seal”<br />
The emperor says that you ask for my most precious treasure. I am gonna give it to you because you saved my son. He says that whatever he wishes his wishes will become true with this seal and gives it to the bald boy. Bald boy got the seal, the dog and the cat and go back to his house. When his mother sees that he did not bring home nothing but a dog and cat she gets mad at him.<br />
The day after bald boy says his mother and says go and ask for emperor’s young daughters’ hand. His mother says that, he would not give his daughters’ hand to you. But bald boy was so insist and she eventually went to the palace to ask for emperors’ daughters’ hand.<br />
Emperor says if you build a big palace just across my palace then I can say okay. His mother returns back to home and tells what emperor wants from them.<br />
Bald boy says: no worries, I can do it in five minutes. And he asks the seal to make a big palace. When emperor gets up the day after and sees the big palace built in a night he has to give his permission to him.<br />
Bald boy moved into his new palace and he put his seal to the best place in it. One day in the absence of bald boy, some one comes to the home as a bead seller who is aware of the seal and he tries to sell beads to bald boys’ wife. His wife says that she does not have any money and this con man says you do not need to give me any money, you can get whatever you want to trade that seal as an exchange he says. Wife says ok and gives to bead seller and gives seal to him.  He got the seal and cross the lake just right after. The palaces fall apart right away. The emperor takes her daughter back as well. When bald boy come back to the home with the cat and the dog and see what happened he feels so unhappy and feels so sad.<br />
Cat says. I can find the seal but I can not get across the lake. Dog says, I can swim through lake and you can sit on me. They do that, and come to the man’s house. When they arrive to the home dog waited in front of the house and the cat catches a mouse and put hot pepper to the his tale. Later on he walked in and he put the mouse’s tale into the man’s nose. Therefore, the man sneezes and the seal under his tongue fall off. The cat catches the seal and along with the dog they run to the lake. The dog start swimming back to their place but in the middle of the lake cat drops the seal from his mouth and a fish swallow the seal. This time dog gets the responsibility and they both went to the fish market. The dog sniffs each fish and find out which one has the seal and show it to the bald boy. Bold boy buys that fish right away and they return back to their house.<br />
Bald boy gets back his palace and his wife and for the honor of this new start he makes celebrities for 40 nights and 40 days.</strong></span></p>
<p><span style="color: #000080;"><strong><br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #003366;"><strong><span style="color: #800080;"><a href="http://www.masaldiyari.net">Keloğlan Masalları</a> ingilizce olarak <a href="http://www.masaldiyari.net">Masal diyar</a>ında.</span>.</strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/bald-boy-and-emperor-keloglan-ile-padisah/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bald Boy and Magic Cup &#8211; Keloğlan ile Sihirli TAS</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/bald-boy-and-magic-cup-keloglan-ile-sihirli-tas</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/bald-boy-and-magic-cup-keloglan-ile-sihirli-tas#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Jan 2010 22:17:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ekol</dc:creator>
				<category><![CDATA[Keloglan masalları]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce masallar]]></category>
		<category><![CDATA[bald boy tales]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>
		<category><![CDATA[tales]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=1686</guid>
		<description><![CDATA[
Bald Boy and Magic Cup


Once upon a time there was a  bald boy; his mother calls him baldy boy. One day  he asked his mother’s permission to go to the fishing. He thought that  he might be his lucky day and he can catch couple of fishes so they can  have a nice [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2010/01/keloglan.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-1687" title="keloglan" src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2010/01/keloglan.jpg" alt="keloglan" width="240" height="283" /></a></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Bald Boy and Magic Cup</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span></p>
<p style="text-indent: 0.5in;"><span style="color: #800000;"><strong><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;">Once upon a time there was a  bald boy; his mother calls him baldy boy. One day  he asked his mother’s permission to go to the fishing. He thought that  he might be his lucky day and he can catch couple of fishes so they can  have a nice meal. </span></span></strong></span></p>
<p style="text-indent: 0.5in;"><span style="color: #800000;"><strong><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;">He went by the river and he  threw his hook into the river. By the noon he caught a big fish. This  fish was so pretty. Its scales were as bright as silver, its eyes were  as bright as a glass…</span></span></strong></span></p>
<p style="text-indent: 0.5in;"><span style="color: #800000;"><strong><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;">Bald boy cleaned its scales,  he split it in two pieces and he saw there is a huge cup in its stomach. He felt so happy and so lucky and he thought that I  will bring my mother both of them: the fish and the cup.</span></span></strong></span></p>
<p><span style="color: #800000;"><strong><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"> </span></span></strong></span></p>
<p style="text-indent: 0.5in;"><span style="color: #800000;"><strong><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;">He filled the cup with water  and he wanted to clean the fish. And then something unnatural happened.  The water that he has been poured from the cup becomes gold. He could  not believe it to his eyes and he tried couple of times. This might be a magic cup. He said I have to let my mother know  about it to himself and run to his home. </span></span></strong></span></p>
<p><span style="color: #800000;"><strong><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Arial;">Later on he tried it again and he filled the  magic cup with water and emptied and every time he emptied all the  water became gold. After a while, he was the richest person on this  town. He was even wealthier than the emperor. A Couple of days after, he  built a big palace to himself and he hired maids. He was able to buy  everything he wanted and everything he would like to eat. At the end  though, he became a bit naughty and spoiled. He  started to spend his money on unnecessary things and he even did not  consider his mother who advised him to be careful and be wise. He was  saying that “I’ve got the magic cup and I can do whatever I want to”. </span></span></strong></span></p>
<p><span style="color: #800000;"><strong><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;">When the bald bay dramatically changed, become a spoiled and a  greedy person, people around him start to talk about his behavior and  lost their respect toward him and they said that they do not like him  anymore. </span></span></strong></span></p>
<p><span style="color: #800000;"><strong><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"> </span></span></strong></span></p>
<p><span style="color: #800000;"><strong><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"> </span></span></strong></span></p>
<p><span style="color: #800000;"><strong><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;">One day, bald boy went by the river again and he said water in  the river would not go less and I can build another palace to myself.  His pride and greed makes him act like crazy. He was not even thinking  anything else anymore. And all a sudden the magic cup fell into the  river and bald boy try to catch it and he also fell of into the river.  He was almost drowned. Eventually he saved his own life and able to make  it shore but unfortunately all the gold he saved by the river stolen by  thieves. </span></span></strong></span></p>
<p><span style="color: #800000;"><strong><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;"> </span></span></strong></span></p>
<p><span style="color: #800000;"><strong><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;">Magic cup was missing and bald boy felt that there is no way  to find it anymore. He went to his mother told her what happened while  he was crying. </span></span></strong></span></p>
<p><span style="color: #800000;"><strong><span style="font-family: Arial;"><br />
<span style="font-size: small;">His mother said: “Do not worry my son. Something comes from  nothing it goes to nothing. You did not earn that cup with your effort.  On the top of it you become so spoiled as a result of having it. This is  much better for you. At least you are not going to look people down  anymore.”</span></span></strong></span></p>
<p><span style="color: #800000;"><strong><span style="font-family: Arial;"><span style="font-size: small;">Bald boy agreed on those words and from that day on he never  mentioned about the magic cup. </span></span></strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/bald-boy-and-magic-cup-keloglan-ile-sihirli-tas/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kayıkçı Keloğlan</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/kayikci-keloglan</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/kayikci-keloglan#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2009 17:56:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ekol</dc:creator>
				<category><![CDATA[Keloglan masalları]]></category>
		<category><![CDATA[kayıkçı keloğlan]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan masalı]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=1593</guid>
		<description><![CDATA[
Kayıkçı Keloğlan




Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde bir padişahın iki çocuğu varmış. Bunlardan biri oğlan, biri de dünyalar kadar güzel bir kızmış. Padişah, çoçuklarını her şeyden çok sever, onların her istediğini yerine getirirmiş.
Bir gün padişah şöyle düşünmüş, “Ben oğlum üzülmesin, sıkılmasın diye onun hiçbir şeyine karışmadım. Halbuki bir gün öldüğüm zaman, memleketin idaresi ona [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2009/12/keloglan_kayikci.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-1594" title="keloglan_kayikci" src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2009/12/keloglan_kayikci-181x300.jpg" alt="keloglan_kayikci" width="181" height="300" /></a></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Kayıkçı Keloğlan</strong></span></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde bir padişahın iki çocuğu varmış. Bunlardan biri oğlan, biri de dünyalar kadar güzel bir kızmış. Padişah, çoçuklarını her şeyden çok sever, onların her istediğini yerine getirirmiş.</strong></p>
<p><strong>Bir gün padişah şöyle düşünmüş, “Ben oğlum üzülmesin, sıkılmasın diye onun hiçbir şeyine karışmadım. Halbuki bir gün öldüğüm zaman, memleketin idaresi ona kalacak. Onun bu ülkeyi idare edebilmesi için tecrübeli ve bilgili olması lazım. Şu halde hemen hocalar tutarak zamanın bilgilerini oğluma öğretmeliyim.”</strong></p>
<p><strong>bunu düşünür düşünmez hemen vezirini yanına çağırmış ve olanı biteni anlatmış. Bu fikir veziri memnun etmiş. Ertesi gün derhal memleketin her tarafına haberler yollanmış. Memleketin en bilgili adamları saraya çağrılmış. Yalnız padişahın oğlu bundan hiç memnun olmamış, hatta üzülmüş. Çünkü o şöyle düşünüyormuş:</strong></p>
<p><strong>- Niçin insan canını eziyete sokmalı? İşte babam da okuma yazma bilmiyor. Memleketi idare edemiyor mu? Millette onu pekala seviyor. Meydanda at oynatmak dururken ne diye kafamı yorayım?</strong></p>
<p><strong>Hakikaten şehzadenin dünyada en çok sevdiği şey sarayın meydanlığında at koşturup, oynamakmış.</strong></p>
<p><strong>Günler geçmiş ve şehzadeye hocalar tutulmuş. O, düşündüklerini kimseye söyleyemediğinden, hırslı hırslı sarayın bahçesinde dolaşıyormuş. Birdenbire bizim keloğlan keleş oğlan bir ağacın dibinde uyuyormuş, üstü başı gayet perişan bir halde görmüş.Keloğlanın yüzünden, iyi bir insan olduğu anlaşılıyormuş. Şehzade onu omuzlarından sarsarak uyandırmış ve ona :</strong></p>
<p><strong>- Burada kuru toprak uzerinde uyuduğuna göre, hiç derdin yok galiba, kimsin sen? demiş.</strong></p>
<p><strong>O da :</strong></p>
<p><strong>- Ben Keloğlan kulunuz n, sarayın kayıkçılarındanım, dünyada dertsiz kul olur mu efendim, ama her derdin dermanı bulunur elbet. Fakat derdini söylemeyenler bu dermanı bulamazlar, demiş.</strong></p>
<p><strong>Bunu duyan şehzade derdini Keloğlan`a anlatmış. Zavallı Keloğlan bunun dert olduğuna bir türlü inanamıyormuş.</strong></p>
<p><strong>Bunun üzerine şehzadeye :</strong></p>
<p><strong>- Aman efendim herkesin derdi bunun gibi olsa, dünyada okuyup öğrenmekten büyük nimet olur mu? demiş.</strong></p>
<p><strong>Bunu duyan şehzade birdenbire Keloğlan`ı omuzlarından yakalamış ve :</strong></p>
<p><strong>- Dur, aklıma bir şey geldi. Madem ki öyle, benim yerime sen geç. Hocalar nereden bilecekler senin ben olmadığını? Benim esvaplarımı giyersin, ders günleri ben de benim odalarıma hiçbir hizmetçinin girmemesini . emrederim. Seni gören olmaz siz ders yaparken, ben de istediğimi yaparım, demiş.</strong></p>
<p><strong>Şehzade derdine çare bulduğu için çok seviniyormuş ama bu çok tehlikeli bir iş olduğu için Keloğlan itiraz ederek :</strong></p>
<p><strong>- Nasıl olur efendim, babanız duyarsa benim başımı uçurtur, demiş.</strong></p>
<p><strong>Fakat şehzade onu hiç dinlememiş ve :</strong></p>
<p><strong>- Hey, Keloğlan, sana emrediyorum eğer dediklerimi yapmazsan babamdan önce ben senin başını uçururum anladın mı? demiş.</strong></p>
<p><strong>Keloğlan zavallı bir emir kuluymuş. Daha fazla itiraz edememiş, ayrıca okumak yazmak, öğrenmek dünyada en çok istediği şeylermiş. Bir de Keloğlan padişahın kızını bir gün bahçede dolaşırken görmüş ve ona aşık olmuşmuş. Onu bir daha göremediği için de üzülüyormuş. Kendi kendine :</strong></p>
<p><strong>- Böylece belki onu bir daha görebilirim, diyerek için için sevinmiş.</strong></p>
<p><strong>Günler ve aylar geçmiş. Keloğlan ders günleri şehzadenin odasında giyinip, hazırlanıp hocaları bekliyormuş. Ders bitince de yine aşağı kayanın başına iniyormuş. Fakat şehzadeye her seferinde, yaptığı işin fenalığını anlatıyor, yol yakınken dönmesini söylüyormuş ama şehzade söz dinlemiyormuş.</strong></p>
<p><strong>Bir gün Keloğlan dersini bitirip dışarı çıktığında padişahın kızı ile karşılamış. Onu görünce az daha orada pat diye düşüp ölecekmiş. Kızın güzelliği sanki onu büyülemiş. Yerlere kadar uzanan sarı saçlarından dolayı Keloğlan ona “ Sarı Kız “ diyormuş. Sarı Kız da Keloğlan`ı o güzel elbiseler içinde çok beğenmiş. Şimdiye kadar sarayda böyle güzel bir adam görmemişmiş. Bu herhalde ağabeyimin arkadaşlarından birisi diye düşünmüş ve :</strong></p>
<p><strong>- Kardeşimi görmeye gelmiştim, demiş.</strong></p>
<p><strong>Keloğlan da kendini toplayarak :</strong></p>
<p><strong>- Ağabeyiniz ders biter bitmez bahçeye indiler, diye cevap vermiş.</strong></p>
<p><strong>Keloğlan her sabah güneş doğarken evinden çıkar; kayığına biner ve sarayına gelirmiş. Sonra bütün gün yolcu taşır, geç vakitte de evine dönermiş. Keloğlanın kayıklarının geçtiği bu su bir dere değil bir gölmüş. Şehir gölün bir kıyısında kuruluymuş. Öbür kıyısı ise saraya aitmiş.</strong></p>
<p><strong>Bizim dertli Keloğlan`ımız şimdi içinde ikileşen derdi kimseye söyleyemiyor, bu dsrt onu yiyip bitiriyormuş. Fakat Keloğlan`ın dert ortakları da yok değilmiş. Bunlar gölün kıyısındaki sazlar, kuğular ve kayığın kürekleriymiş.</strong></p>
<p><strong>Keloğlan her sabah ve akşam kayığına binince gözlerini gölün titreşen sularına diker ve derdini sulara şöyle dökermiş :</strong></p>
<p><strong>Çek çek çekirdek<br />
Çekirdeğin içi yok<br />
Keloğlan`ın suçu yok<br />
Padişahın nesi var<br />
Türlü türlü i var<br />
At oynatan oğlu var<br />
İnci dizen kızı var<br />
Padişahı bir görsem<br />
Sarı Kızı istesem<br />
Ver o kızı, al o kızı<br />
Ver o kızı, al o kızı</strong></p>
<p><strong>Keloğlan bunu o kadar söylemiş ki bütün sazlar, sular ve kuğular bu şarkıyı öğrenmişler. Bu sırada hocalar da her gün padişaha haberler yollatıp, talebeleri olan . şehzadenin çok akıllı bir genç olduğundan bahsediyorlarmış. Padişah da bundan çok memnun oluyormuş.</strong></p>
<p><strong>Günlerden bir gün hocalar artık, şehzadeye öğretilecek hiçbir şey kalmadığını, bütün bilgileri ona verdiklerini söyleyerek, padişahtan izin istemişler. Giderlerken de eğer isterse yabancı ellerin bilginlerini davet edip, oğlunu imtihan ettirmesini, oğlunun her imtihandan muvaffak olabileceğini de . belirtmişler.</strong></p>
<p><strong>Bu haber şehzade ile Keloğlan`ı çok korkutmuş. Her şey meydana çıkınca, haklı olarak kızan padişah Keloğlan`ın kafasını uçurtacakmış. Şehzade en doğrusunun gidip gerçekleri anlatmak olacağını düşünerek babasına gitmiş. Ondan önce de Keloğlan`a artık saraya gelmemesini, onun kendisini aratacağını, eğer padişah Keloğlan`ı ararsa sakın meydana çıkmamasını söylemiş. Zavallı Keloğlan korkuyla evine kaçap saklanmış.</strong></p>
<p><strong>Padişah oğlunu dinledikten sonra o kadar kızmış ki az daha oğlunu öldürecekmiş. Fakat buna Sarı Kız mani olmuş. Yabancı ellerin bilginleri yavaş yavaş memlekete geliyorlarmış. Şimdi onlar kimi imtihan edeceklermiş. Zavallı adam o gece hiç uyumamış.</strong></p>
<p><strong>Ertesi sabah kayıkları hazırlatmış. Padişah . şehir tarafına geçecekmiş. Göl, o sabah saatlerce Keloğlan`ı beklemiş. Fakat gelen giden yokmuş. Onun yanık sesiyle söylediği şarkıya o kadar alışmışlar ki, bakmışlar Keloğlan gelmiyor, sazlar sallana sallana, kuğular süzüle süzüle, sular titreye titreye bu şarkıyı söylemeye başlamışlar :</strong></p>
<p><strong>Çek çek çekirdek<br />
Çekirdeğin içi yok<br />
Keloğlan`ın suçu yok<br />
Padişahın nesi var<br />
Türlü türlü fesi var<br />
At oynatan oğlu var<br />
İnci dizen kızı var<br />
Padişahı bir görsem<br />
Sarı Kızı istesem<br />
Ver o kızı, al o kızı<br />
Ver o kızı, al o kızı</strong></p>
<p><strong>Padişah bu şarkıyı duyunca o kadar şaşırmış ki, her derdini unutuvermiş. Sonra da birdenbire :<br />
- Bu şarkının bittiği yere kadar gidelim. Beni aldatan Keloğlan`ı da böylelikle bulabiliriz, demiş.</strong></p>
<p><strong>Şarkının bittiği yerde kayıklardan inmişler. İlk gördükleri adam da onlara Keloğlan`ın evini göstermiş.</strong></p>
<p><strong>Padişahın adamları zavallı Keloğlan`ı kapanıp ağladığı odasından alarak, padişahın huzuruna getirmişler. Dizlerine kapanan Keloğlan`a padişah :</strong></p>
<p><strong>- Cezan ölümdür. Senin kafanı uçuracağım. Bir padişahı aldatmanın ne demek olduğunu öğreneceksin, demiş.</strong></p>
<p><strong>Fakat akıllı , bu işin imtihan bittikten sonra yapılmasını çünkü memlekette yabancı bilginlerin huzuruna çıkabilecek başka bir gencin belki bulunamayacağını söylemiş. Bunun üzerine Keloğlan`ın öldürülmesi birkaç gün ertelenmiş.</strong></p>
<p><strong>İmtihan günü geldiğinde, padişah bu imtihanı seyretmeye oğlunu tanıyanları çağırmamış. Yalnız Sarı Kız bir kapı arkasından içeriyi seyrediyormuş. Birdenbire Keloğlan`ı görünce çok şaşırmış. Çünkü onu bir gün ağabeyinin odasında görmüş ve o günden sonra da ona aşık olmuş. Keloğlan o gün fevkalade bir imtihan vermiş. Padişah kendisini mahcup etmediği için memnun oluyor ve böyle akıllı bir çocuğu öldürmediğine de seviniyormuş.</strong></p>
<p><strong>Salon boşalıp ortada padişah, vezir ve Keloğlan kalınca, içeri Sarı Kız girmiş ve babasına Keloğlanın canını bağışlaması için yalvarmış. Vezir de aynı şeyi düşünüyormuş.</strong></p>
<p><strong>Bunun üzerine padişah :</strong></p>
<p><strong>- Ey Keloğlan, görüyorum ki sen memleket için lazım bir adamsın. Seni affediyorum. Benden ne dilersin? demiş.</strong></p>
<p><strong>Keloğlan duyduklarına inanamıyormuş. Dizlerine kapanarak :</strong></p>
<p><strong>- Sağol padişahım, demiş ama arkasını söyleyememiş. Fakat padişah anlamış, bir kızına bir de Keloğlan`a bakmış ve gülümsemiş.</strong></p>
<p><strong>Onlar ermiş muradına, biz de erelim muradımıza…</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/kayikci-keloglan/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Keloğlan Masalı Çizgi film Görünümlü</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/keloglan-masali-cizgi-film-gorunumlu</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/keloglan-masali-cizgi-film-gorunumlu#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Dec 2009 00:48:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ekol</dc:creator>
				<category><![CDATA[Görüntülü Masallar]]></category>
		<category><![CDATA[Keloglan masalları]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan çizgi film]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan görüntülü masal]]></category>
		<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=1562</guid>
		<description><![CDATA[Keloğlan masallarından Keloğlan ile Kuyudaki dev ve Keloğlan ile Padişah amcası masalları çizgi film görüntülü..

Keloğlan Masalları çizgi film eşliğinde masal diyarı&#8216;nda

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #800000;"><strong>Keloğlan masallarından Keloğlan ile Kuyudaki dev ve Keloğlan ile Padişah amcası masalları çizgi film görüntülü..<br />
</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000;"><strong><a href="http://www.masaldiyari.net">Keloğlan Masalları</a> çizgi film eşliğinde <a href="http://www.masaldiyari.net">masal diyarı</a>&#8216;nda</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000;"><strong><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="480" height="397" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.dailymotion.com/swf/xbieaj&amp;related=0" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="397" src="http://www.dailymotion.com/swf/xbieaj&amp;related=0" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/keloglan-masali-cizgi-film-gorunumlu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Keloğlan Masalı çizgi film Görüntülü</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/keloglan-masali-cizgi-film-goruntulu</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/keloglan-masali-cizgi-film-goruntulu#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Dec 2009 18:45:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ekol</dc:creator>
				<category><![CDATA[Görüntülü Masallar]]></category>
		<category><![CDATA[Keloglan masalları]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan çizgi film]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan görüntülü masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=1555</guid>
		<description><![CDATA[Keloğlan Masalları çizgi film Görüntülü olarak masal diyarında..
 

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Keloğlan Masalları çizgi film Görüntülü olarak masal diyarında..</strong></p>
<p> </p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="480" height="413" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.dailymotion.com/swf/xbhjcg" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="413" src="http://www.dailymotion.com/swf/xbhjcg" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/keloglan-masali-cizgi-film-goruntulu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Keloğlan ünlü falcı</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/keloglan-unlu-falci</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/keloglan-unlu-falci#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Dec 2009 23:33:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ekol</dc:creator>
				<category><![CDATA[Keloglan masalları]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan ünlü falcı]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>
		<category><![CDATA[sesli masal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=1551</guid>
		<description><![CDATA[
Keloğlan Ünlü Falcı
Bir varmış, Bir yokmuş Evel zamanların birinde bir Keloğlan, keleş Oğlan varmış.. Keloğlan, günün birinde gurbete çıkmaya karar vermiş. Heybesini hazırlamış,  anasıyla
helallaşmış, çıkmış yola.
Sırtında torbası, elinde değneğiyle  yürümeye başlamış. Evden çok uzaklara gitmiş.
Bir köye yaklaşırken hava  iyiden iyiye kararmış. Çalılıkların ardında da bir karaltı
belirmiş.
Keloğlan hemen bir ağacın arkasına gizlenip, adamı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2009/12/Keloglan.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-1552" title="Keloglan" src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2009/12/Keloglan.jpg" alt="Keloglan" width="347" height="575" /></a></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Keloğlan Ünlü Falcı</span></strong></p>
<p><strong>Bir varmış, Bir yokmuş Evel zamanların birinde bir Keloğlan, keleş Oğlan varmış.. Keloğlan, günün birinde gurbete çıkmaya karar vermiş. Heybesini hazırlamış,  anasıyla<br />
helallaşmış, çıkmış yola.<br />
Sırtında torbası, elinde değneğiyle  yürümeye başlamış. Evden çok uzaklara gitmiş.<br />
Bir köye yaklaşırken hava  iyiden iyiye kararmış. Çalılıkların ardında da bir karaltı<br />
belirmiş.<br />
Keloğlan hemen bir ağacın arkasına gizlenip, adamı gözetlemiş. Adam  koynundan<br />
çıkardığını, oradaki bir çalının dibine gömmüş. Sonrada oradan  uzaklaşmış.<br />
Keloğlan bir süre bekledikten sonra oraya varmış. Yerlere  dikkatlice bakmış. Adamın<br />
kazdığı yeri bulmuş. Toprağı kazmağa başlamış.  Biraz kazdıktan sonra gözlerine inanamamış. Çünkü<br />
toprağın altında bir torba  dolusu altın varmış.<br />
Keloğlan düşünmüş, taşınmış. Bu altının çalıntı  olduğuna karar vermiş. Hem onu sahibine<br />
vermek, hem de bundan yararlanmak  için bir plan kurmuş kendi kendine.</strong></p>
<p><strong>Torbayı başka bir yere gömmüş.  Düşmüş yola. Değneğini vura vura yürümüş, yürümüş.<br />
Sonunda köye varmış.<br />
Doğruca köy odasına gitmiş. Kapıyı açıp &#8220;Selamünaleyküm ağalar&#8221; diyerek  içeriye girmiş.<br />
Köylüler bir yabancının geldiğini görünce onunla  ilgilenmişler.<br />
Buyur, buyur deyip konuğa yer göstermişler. Eline bir bardak  çay verip halini hatırını<br />
sormuşlar.<br />
Keloğlana ne iş yaptığını  sorduklarında, keloğlan onlara:<br />
-Ben fal bakarım ağalar, demiş. Fal bakaar  yitikleri bulur, geleceği okurum.<br />
Bunu duyan köylüler Keloğlana daha saygılı  davranmışlar. Köylerine onur verdiğini<br />
söyleyerek onu birkaç gün misafir  etmeğe karar vermişler.<br />
Hemen önüne büyük bir sini içinde yemek vermişler.  Keloğlan buna çok sevinmiş. Çünkü<br />
sabahtan beri hiç bir şey yememiş. Karnı  açlıktan zil çalıyormuş.<br />
Önüne konan yağı, balı, peyniri, sıcak gözlemeyi  indirmiş mideye. Üstüne de okkalı bir<br />
kahve içmiş. Bir köşeye serdikleri  yatağa uzanmış. Sabaha kadar deliksiz bir uyku çekmiş.<br />
Ertesi gün, sabah  olunca köyden bir kese altının çalındığını söylemişler Keloğlana.<br />
Keloğlan:<br />
-Bir tas içinde su getirin, demiş.<br />
Köylüler hemen bir tas bulup içine de  su doldurup Keloğlanın önüne koymuşlar. Keloğlanın<br />
ne yapacağını görmek  içinde etrafına toplanmışlar. Keloğlanda anlamsız anlamsız mırıldanarak<br />
ellerini suya batırmış. Sonra ıslak ellerini yüzüne sürmüş. Bir an düşünür  gibi yapmış. Sonra da<br />
köylülere altın dolu torbayı gömdüğü yeri tarif etmiş.<br />
Köylüler koşup gitmişler Keloğlanın tarif ettiği yere. Altın torbasını  elleriyle koymuş<br />
gibi kolayca bulmuşlar.<br />
Bu olay Keloğlan&#8217;ın  saygınlığını artırmış. Onu yere göğe koymamışlar. Namı da çevre<br />
köylere  kadar yayılmış.<br />
Günün birinde eşeğini kaybeden bir köylü içinde suya bakmış.  Sonra adamı başından savmak<br />
için:<br />
-Senin eşeğin ne yerde ne de gökte.  Ortaada bir yerde demiş.<br />
Köylü aranıp dururken, eşeğini küçük bir tahta  kö<acronym title="Google Page Ranking">pr</acronym>üde bulunca sevinç içinde  köye dönmüş.<br />
Herkese olanları anlatmış.<br />
Bu olay da Keloğlanın ününe ün  katmış. Keloğlanın ünü köyden köye, köyden kasabaya<br />
yayılmış. Eşeğini bulan  adam bir gün padişahın bulunduğu kente gitmiş. Keloğlan&#8217;ın yitik eşeği<br />
nasıl  bulduğunu anlatınca bu haber padişaha kadar ulaşmış.</strong></p>
<p><strong>Padişah da ne  zamandır bir falcı ararmış meğer. Babasının emanet ettiği kılıncın sırrını<br />
çözdürmek için. Kılınçın sırrının çözülmesi için o güne dek denemediği  falcı, bilgin, büyücü<br />
kalmamış. Kılıncın sırrını bir türlü çözememişler.<br />
Padişahın adamları Keloğlanı bulunduğu köyden apar topar aldıkları gibi yaka  paça<br />
padişahın huzuruna çıkarmışlar. Keloğlan çok korkmuş. Padişahın derdini  çözümleyemezse,<br />
kellesinin gideceğini biliyormuş. Bu nedenle padişaha &#8220;Ben  falcı falan değilim&#8221; demiş ise de<br />
padişah dinlememiş.<br />
Padişah kılıcı  Keloğlana göstermiş:<br />
Ben çok küçükken babam bu kılıcı bana verirken,  büyüyünce sırrını çözmemi vasiyet<br />
etmişti. Ama bugüne kadar bu kılıncın  sırrını hiç kimse çözemedi, demiş.<br />
Şimdi, Keloğlan bu sırrı çözecek, padişah  da ona &#8220;Ne dilersen dile benden&#8221; diyecekti.<br />
iyi hoş ama, keloğlan bunca  bilginin, falcının, büyücünün çözemediği sırrı nasıl çözecekti.<br />
Keloğlan  içinde &#8220;bir atlarsın çegirme, iki atlarsın çeğirge&#8230;&#8221; diye söylenmiş.<br />
Padişah Keloğlana bugüne kadar kılıncın sırrını çözmek için ortaya çıkıp da  başaramayan<br />
kırk kişinin kafasının nasıl vurulduğunu anlatmış. Bu sözleri  duyan Keloğlanın korkusu daha da<br />
artmış. Bu beladan nasıl kurtulacağını  düşünmeye başlamış.<br />
Padişah:<br />
-Sana yarına dek müsaade, demiş. Bu sırrrı  çözersen senin için yokluk yok artık. Ama<br />
sırrı çözemezsen kel kafan da yok.  Bunu iyi bilesin Keloğlan&#8230;.<br />
Keloğlan bakmış bir kaçamak yol bulamamış.  Zamandan kazanmak için padişah&#8217;a:<br />
-Bana kırk gün izin verin, kırk gün sonrra  bu işi bitmiş bilin demiş.<br />
Padişah:<br />
-Hay hay, demiş. Bu iş için kırk  yıldır bekliyorum. Ne yapalım kırk gün daha bekleriz,<br />
demiş.<br />
Keloğlan&#8217;ı  bir odaya kapamışlar. Kılıcı önüne koymuşlar. İstediği cevizi, inciri, çuval<br />
çuval yığmışlar. Her öğün en güzel yemeklerden getirmişler.</strong></p>
<p><strong>Keloğlan  kırk gün kırk gece düşünmüş. kılınçın sırrını çözememiş. Kırkıncı gün sabah<br />
erkenden uyanmış. Düşünmeye başlamış ama nafile. Sırrı çözememiş. Kellesi  gideceği için<br />
öfkelenmiş. Kılıcı eline alarak &#8220;Lanet olsun senin altının da  elmasın da&#8221; diye söylenmiş. Sonra<br />
o öfkeyle kılıcı sapından tuttuğu gibi  duvara vurmuş. Ama öyle hızlı vurmuş ki kılınç sapından<br />
kırılmış. Keloğlan  elinde kalan sapa dikkatlice bakmış şaşırmış kalmış.</strong></p>
<p><strong>Çünkü sapın içinde  bükülmüş bir kağıt varmış. Kağıdı yırtmadan çıkartmış. Kağıtta bir<br />
şeyler  yazıyormuş. Ama Keloğlanın okuma yazması olmadığından okuyamamış. Bu sırada  verilen kırk<br />
günlük mühlet de sona ermiş. Padişahın adamları Keloğlan&#8217;ı yaka  paça Padişahın huzuruna<br />
getirmişler. Keloğlan elindeki kırık kılıncın sapı  ile, içinden çıkardığı kağıdı padişaha<br />
uzatmış.</strong></p>
<p><strong>Padişah Keloğlanın  uzattığı kağıttaki yazılanları okumaya başlamış. Okudukcada<br />
şaşkınlığı  artmış.</strong></p>
<p><strong>Çünkü kağıttaki yazı babasının yazısı imiş. Oğluna yazdığı  mektupta şöyle diyormuş:</strong></p>
<p><strong>&#8220;Yiğit şehzadem, saltanatım sana kalacak. Ama  çok küçüksün. Bugünlerde ölüp gidersem,<br />
ortalıkta kalmandan korkuyorum.  Bunun için sana bir hazine sakladım. Gömüldüğü yeri bu kağıtta<br />
gösteriyorum.  Sen büyüyüp kılıncın sırrını çözünce bu hazine senin olacaktır. Sen de, padişah<br />
olmasan bile, bu hazine ile rahat bir yaşam sağlarsın kendine.&#8221;</strong></p>
<p><strong>Hemen mektupta belirtilen yere gitmişler. Adamlar topraği kazınca  gercekten çok büyük<br />
bir hazine bulmuşlar.</strong></p>
<p><strong>Padişah bu işe çok  sevinmiş. Hem hazineyi bulduğu için, hemde babasının vasiyetini<br />
yerine  getirdiği için Keloğlan&#8217;a:<br />
-Dile benden ne dilersen? Ne istersen veereceğim,  demiş.</strong></p>
<p><strong>O zaman Keloğlan bulunan hazineden ufak bir pay ve padişahın  güzel kızını istemiş.</strong></p>
<p><strong>Padişah önce karşı çıkmış bu isteğe. Ama sonra  verdiği sözü hatırlamış.<br />
Keloğlan ile kızını evlendirmiş. Hazineden de büyük  bir pay vermiş. Keloğlan padişahın<br />
kızı ile mutlu bir hayat sürmüşler&#8230;<br />
Onlar ermiş muradına, biz gidelim diğer keloğlan masallarını okumaya..</strong><!-- google_ad_section_end --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/keloglan-unlu-falci/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Keloğlan ile vefasız Arkadaşı</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/keloglan-ile-vefasiz-arkadasi</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/keloglan-ile-vefasiz-arkadasi#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 May 2009 09:07:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Keloglan masalları]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk masalları]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan]]></category>
		<category><![CDATA[Keloğlan ile vefasız Arkadaşı]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[masal dinle]]></category>
		<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[masal diyarları]]></category>
		<category><![CDATA[masal dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[masal oku]]></category>
		<category><![CDATA[masallar diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni etiket ekle]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=432</guid>
		<description><![CDATA[
Keloğlan ile vefasız Arkadaşı
Bir varmış, bir yokmuş, hem de Allahın Kulu çok­muş, bu kullardan biri de herkesin adını sanını işittiği bizim ünlü Keloğlanmış.
Keloğlan`ın bir arkadaşı varmış. Adı Hüsemmiş. 
Yedikleri içtikleri bir gidermiş. Çok samimi imişler. 
Böyle imiş ama Hüsem aşırı derecede kıskanç ruh­lu biriymiş. Bir gözünü diğer gözünden kıskanırmış ve çok da çekemez bir yapısı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color: #800080;"><a rel="attachment wp-att-433" href="http://www.masaldiyari.net/keloglan-ile-vefasiz-arkadasi/masaldiyari/"><img class="alignnone size-full wp-image-433" title="masaldiyari" src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2009/04/masaldiyari.jpg" alt="masaldiyari" width="250" height="250" /></a></span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #800080;">Keloğlan ile vefasız Arkadaşı</span></strong></p>
<p><strong>Bir varmış, bir yokmuş, hem de Allahın Kulu çok­muş, bu kullardan biri de herkesin adını sanını işittiği bizim ünlü Keloğlanmış.</strong></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Keloğlan`ın bir arkadaşı varmış. Adı Hüsemmiş. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Yedikleri içtikleri bir gidermiş. Çok samimi imişler. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Böyle imiş ama Hüsem aşırı derecede kıskanç ruh­lu biriymiş. Bir gözünü diğer gözünden kıskanırmış ve çok da çekemez bir yapısı varmış…</span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Keloğlan o kadar masum, o kadar safmış ki, ca­nım ciğerim diyerek sevmekte olduğu Hüsem`in bu çok çirkin huyunu bilmezmiş. Kendisi gibi bilirmiş. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Anası ile çok fakir bir hayatı varmış. Ama artık, bu hayatı çekemezmiş .. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Gurbet ellere çıkıp iş bulmakmış amacı bundan böyle. Fakat, tek başına gidemezmiş, çünkü hiç gur­bete çıkmamış. Bu yüzden arkadaşı Hüsem`e açmış fikrini. O da münasip bulmuş ve beraberce çıkmaya karar vermişler. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Keloğlan anasının elini öpmüş, tam evden çıkacakken, anası, kuruş kuruş biriktirdiği bir miktar para­yı, oğlunun avucuna sıkıştırmış . ve iyice tembih etmiş: </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">“Ey benim saf oğlum, dünyalar çiçeği çocuğum. Bilirim ben seni, birlikte olduğun arkadaşına dikkat et. Herkesi kendin gibi saf ve temiz sanma. Yoksa, başın çok ağrır. Gurbete ilk defa çıkıyorsun. Ne hain ol, ne de hainliğe uğra. Hadi uğurlar ola, kara talihin açık ola. Yalnız, çok bekletme beni, gözlerimi yollarda koma emi!” </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Hüsem`le köy dışında buluşan Keloğlan, azık torbaları ellerinde kara gurbet yollarına çıkmışlar. Gitmişler gitmişler, bir yere gelip oturmuşlar. Karınları da çok acıkmış. Oturup azıklarını yemişler bir güzel. “Ya bismillah” diyerek, yeniden yollara revan olmuşlar. Dağ, dere, tepe aşıp bir kasabaya . girmişler. Karınları yine çok acıkmış, ama azıkları bitmiş. Hüsem, Keloğlan`ın parası olduğunu bilirmiş, ken­disinin de varmış parası elbette ama, bunu O`na hiç söylememiş. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Hüsem, kendisine acındırır bir ruh haliyle, şöyle demiş: “Keloğlan gardaşlığım, yoktur beş param, varsa olsun haram. Açlıktan bir hal olduk, yolumuza yürü­mekten aciz kaldık. Yap bana bir iyilik. Fırından koca birer somun alalım, açlığımızı bastıralım”.</span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Çok yufka yürekliymiş ya Keloğlan, doğru girmiş fırına iki somun ekmek ve biraz helva alıp çıkmış. Bir çeşme başına varıp, güzelce karınlarını doyurmuşlar. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Az gitmişler, uz gitmişler, altı ay bir güz gitmişler. Karınları öyle acıkmış ki, mideleri . gurul gurul edermiş. Ama, Keloğlan`ın parası tükenmiş. Arkadaşında da olmadığını sanıyormuş: </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">“Yahu demiş Keloğlan, kaldık beş parasız, ne olacak bizim halimiz?” </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">O kadar aç gözlüymüş ki Hüsem, hâlâ, cebinde parası olmadığını söylemekteymiş, varsa kuşkusunu tamamen yok etmek için arkadaşının. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Karınlarına taş bağlayıp yollarına devam etmişler. Bir yokuşa yukarı çıkarken, bayılıp düşmüşler açlıktan. Bir süre öylece kalmışlar. Biraz ham erik yemişler ve tekrar yürümüşler. Büyük bir ormanlığın yanına gelmişler. Birden bi­re etraflarının eşkıyalar tarafından sarılması ile neye uğradıkların anlayamamışlar. Ama, Hüsem çok daha fazla korkmuş, çünkü, tüm foyası şimdi ortaya çıka­cakmış. Parasını eşkıyalar alacakmış. Pos bıyıklı eşkıyanın biri, yüksek sesle emir vermiş. “Heey, Keloğlan, önce sen çıkar bakayım altın­ları, paraları!”</span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Kendinden emin bir şekilde, söylenmiş Keloğlan. “Yok param, yalansa ölsün anam, ister inan ister inanma, yalnız kötülük yapma bana!” </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Eşkıya, hiç inanır mı? </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Tutmuş kulağından, çekiştire çekiştire, “Ulan”, demiş “süt çocuğu, kel kafanı koparırım bak. Beni zorlama, çıkar dök şuraya, üstündekileri”. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Bizimki pek neşeliymiş. Nasıl olsa bir şey bulamayacaklarmış. Hiç ciddiye almazmış gibi bir eda içindeymiş. Buna sinirlenen eşkıya, kuşak altlarını, iç ceplerini, çarığının içini bile aramış Keloğlan`ın, tabii hiçbir şey bulamamış&#8230; Keyifli keyifli gülmüş Keloğlan, “Demedim . mi ben size, anacığımın verdiği üç beş kuruşum vardı. Yolda bitirdim. İnanmazsanız Hüsem’e sorun”. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Haramibaşı, çirkin bir kahkaha atmış. “Yok anasının gözü, kim kimin şahidi ulan? Dazlak kafanı yüzerim ha&#8230; Peki, şimdi çok sevgili arkadaşını görelim bakalım”. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Hemen savunmaya geçmiş Keloğlan, “O zavallıyı da boşuna aramayın. Yoktur beş parası, gözlerine baksana kör talih karası”. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Hüsem, asıl şimdi çok daha perişan hale düşmüş. Bu çok sevgili arkadaşına yalancı çıkmak, haramilerin yapacağı kötülükten daha fazla üzmüş kendisini. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Buna rağmen, yalan söylemekten geri durmayan Hüsem, “Ben de Keloğlan`dan nafakalandım. Yoktur pa­ram, varsa olsun haram”. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Fakat haramibaşı, yutmamış. Çünkü, bu oğlan, hiç de Keloğlan gibi saf görünmüyormuş. Bed bed ba­ğırmış, “Ulan” demiş “Ananın sütü daha ağzında kokuyor, bir de bize yalan söylüyorsun. Ben ararsam fena olur. En iyisi mi, dök şuraya paraları”. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Hâlâ direnirmiş Hüsem, “Arayın şu çarpık oğlanın üstünü”, diye emir ver­miş Haramibaşı. Hemen aramışlar ve gömleğinin iç cebinden epey para çıkmış. Tabii yüzü gözü kıpkırmızı olmuş utancından, korkusundan. En çok, arkadaşının yalanını anlamasından, yerin dibine girmiş sanki&#8230; </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Çok sinirlenen eşkıyalar, öyle bir girişmişler ki Hü­sem`e, ağzı burnu kanamış. Yüzü gözü morarmış dayaktan. “Hadi defol, cehennem ol buradan”, diyerek kovmuşlar. Keloğlan, korkusundan tir tir titrermiş. Acaba, kendisini de dövecekler miymiş? </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Yalvaran bir dille şöyle demiş, “Etmeyin eylemeyin, beni öldürmeyin! Bırakın gideyim yoluma, kavuşayım garip anama”. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Fakat haramibaşı, hiç de sandığı ve korktuğu gibi konuşmamış. Şöyle demiş, “Sen, çok temiz ve safsın. Yalan söylemedin bize. Biz senin gibi harbileri severiz be Keloğlan. Dünyalar Keloğlan`ın olmuş. Eşkıyaların başı, “Şimdi sana bir yer tarif edeceğim”, diye devam etmiş konuşmasına, “Bak, şu tepeyi görüyor musun; hah işte o tepeye çık, sağ tarafa bakınca, büyük bir mağara göreceksin. Mağaraya in, sağ köşesinden itibaren otuz metre kadar ileride büyük bir taş . göreceksin. Üzerinde dev resmi vardır. O taşın altını kaz, altın bulacaksın”. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Eşkıyalara dünyalar dolusu teşekkür edip hemen yola çıkmış Keloğlan. Tepeye tırmanıp, zirveye ulaşmış. Şöyle bir bakınmış, söylenen mağaraya doğru gitmiş. Kısacası üzerinde dev resmi bulunan taşın yanına varmış. Etrafına bakınmış, kimseler yokmuş. Sivri bir taşla taşın altını . oymaya başlamış. Çok fazla yorulmadan bir testi altın bulmuş. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">“Şükür şükür, buldum altını, mutlu edecem anamı, doğruluğumun gördüm ödülünü” diye diye yürümüş gitmiş. Türküler söyleye söyleye evine doğru gelirken anası onu görmüş. `Acaba niye erken döndü` diye geçirmiş içinden. Keloğlan, çil çil altınları annesinin gözleri önünde dökmüş. Kadıncağız o kadar sevinmiş ki düşüp bayılmış. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Biz, bakalım Hüsem`in maceralarına. Hüsem, nice memleketleri dolaşmış, işe girmiş, işten çıkmış, ama bir türlü para biriktirememiş. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Gurbetlerden dönmüş köyüne. Köyün girişinde kulaklarına davul zurna sesleri gelmiş. Seslerin geldiği yöne doğru bakmış. Bir kocaman konak ve önünde büyük bir kalabalık varmış. Hızlı hızlı o kalabalığın bulunduğu yere doğru yürümüş. Bir de ne görsün. Keloğlan`ın eski evinin yerinde kocaman bir konak. Şaşkınlıktan deliye dönmüş. Bu olacak iş miymiş? Acaba rüya mı görmekteymiş? </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Varmış, birine şöyle sormuş, “Ne var bugün burada, bu kalabalık neyin nesi?” </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Adam, “Koğlan, köyün fakir ailelerinin çocuklarını sünnet ettiriyor” demiş. Bu duyduğu haber karşısında, tuz yemiş keçiler gibi yalanmaya başlamış, inanamamış. Kıskançlık damarları kabarmış ve yine sormaya devam etmiş. “Yahu” demiş, “Hadi bu şöleni anladık diyelim, peki şu konak da neyin nesi? Benim bildiğim burada zavallı bizim Keloğlan`ın fakir anası ile oturduğu kötü bir ev vardı. Yanılıyor muyum yoksa?” </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Adam, “Yoo”, demiş, “hiç de yanılmıyorsun”. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Hayret dolu bakışları, adamın da şaşkınlaşmasına sebep olmuş ve sürdürmüş konuşmasını adam, “Gördüğün gibi konak üç katlı. Bir katında anası ile kendisi oturuyor Keloğlan Bey`in. Öteki katta ise köyün hocası oturuyor. Hem de burada çocuklara ders veriyor. Üçüncü kat ise, misafirhane. Köyümüze gelen yabancılar, burada kalıyorlar. Bitmedi demiş adam, daha bitmedi. Az aşağıda yeni bir bina daha yaptırıyor. Orayı da yetim ve sahipsiz hastalara ayıracak. Senin anlayacağın Keloğlan, artık hepimizin beyi, hepimizin babası oldu”. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Hüsem`in kıskançlık damarları çatlamış ve düşüp bayılmış. Herkes koşarak Hüsem`in olduğu yere gelmiş. Tabii, Keloğlan da gelmiş ama arkadaşını tanıyamamış. Neden mi? Çünkü, çok zayıflamış, adeta iskeleti çık­mış. Üzerine su dökerek Hüsem`i ayıltmışlar. Fakat, sağ tarafına felç vurduğu için yerinden kalkamamış. Kimse sahip çıkmamış Hüsem`e. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Keloğlan, “Konağın bir odası boş, oraya götürün” demiş, “Bakarız çaresine”. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Kısa zamanda özürlüler evinin inşaatı bitince, Hüsem oranın ilk sakini olmuş. Bu arada epey düzelmiş Hüsem, sadece sağ kolu tutmazmış. Keloğlan`ın eline düşmekten dolayı gururu incinmiş ama, ekmek elden su gölden kabilinden böyle rahat bir ortamı da terk etmek istememiş. O nedenle, kendisinin tanınmaması için, her şeyi yapmış. Bir yabancı . rolü oynamış. Fakat, kendisinin cıs cıbır olup da, daha düne kadar fakir biri olan bu arkadaşının, böyle servete kavuşmasını bir türlü hazmedemiyormuş. Hep bir hainlik düşünürmüş. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Keloğlan görkemli bir düğün yaparak çok ünlü bir beyin kızıyla evlenmiş. İsmi Gülşah olan bu hanıma, özürlüler Gül abla derlermiş. Çünkü, bir anne gibi onları ziyaret eder, hallerini hatırlarını sorar, ihtiyaçlarını karşılarmış. Hüsem, Keloğlan`a karşı artık ciddi bir düşmanlık beslemeye başlamış. Kendisinin bir çulu bile yokmuş ama, arkadaşı hem zengin olmuş, hem de güzel bir kızla evlenmiş. Bunları düşündükçe erim erim erirmiş. Mutlaka, bir kötülük yapmak için, fırsat kollarmış. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Günün birinde Gülşah, özürlüleri ziyarete gelmiş. Her birine güzel hediyeler vermiş, nasıl olduklarını sormuş, morallerini tazelemiş. Tam kapıdan çıkacakken, ayağı kayıp yere düşmüş ve ayağı kırılmış. Keloğlan bu olaya çok üzülmüş, hanımı ile birlikte yatakta yatmış. O kadar çok severmiş ki Gülşahı’nı. Yine böyle bir gecenin birinde, karısının inlemeleri sırasında, canı çok sıkılmış ve öteki odaya geçmiş. Tam bu sırada, nur yüzlü ihtiyar bir zat durmuş karşısına. Ağır ağır şunları söylemiş: “Hey merhamet abidesi Keloğlan, eski bir arkadaşın hanımına bu kötülüğü yapan”. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Böyle demiş ve kaybolmuş nur yüzlü adam. Keloğlan`ı almış bir düşünce. Kim olabilirmiş bu eski arkadaşı? Gece . düşünmüş, gündüz düşünmüş, işin içinden çıkamamış. Oğlunun bu kadar düşünceli olmasından ciddi derecede rahatsız olan anası, şöyle demiş: “Ah benim fakirken zengin olan oğlum, ah be­nim kendisi saf, talihi ak oğlum, hanımının düşmesine sebep olan, senin eski arkadaşın Hüsem olsa gerek”. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Keloğlan, bu söze gülmüş, “A benim tatlı anacığım, Hüsem, şimdi kim bilir nerelerdedir. Benimle birlikte gitti ve bir daha dönme­di. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Anası ısrar etmiş, “Yok oğlum yok” demiş, “Sen hele şu hastaların özürlülerin aslını, esas adlarını, kim olduklarını bir araştır. O zaman gerçeği göreceksin”.</span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Fakat Keloğlan’ın aklı hâlâ bunu almazmış. Ama, anasının dediğini yapmayı kafasına koymuş, gitmiş özürlülerin bulunduğu binaya.</span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Gururuyla oynamadan tümünü sorguya çekmiş bey olarak. Sıra gelmiş Hüsem’e.</span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Hüsem her ne kadar rol yaptıysa bile, Keloğlan ta­nımış. Ama, hiçbir şey dememiş bu konuyla ilgili ola­rak. Önce gerçekten emin olmak için Hüsem`e sormuş: </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">“Senin adın ne?” </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">“Cemal”, . demiş Hüsem. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Kafasını kaşımış Keloğlan: </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">“Bir yanlışın yok değil mi?” demiş tekrar. “Yoo”, diye cevaplamış Hüsem, “Cemal`im ben”. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">“Peki nereden geldin buraya, o sünnet şöleni günü, ne işin vardı buralarda?” diyerek iyice işin aslını öğrenmek istemiş. Sesine bir gariplik vererek konuşmuş Hüsem, “Ben bir garibim. Kimim kimsem kalmadı dünya­da. Memleketimde iftiraya uğradım. Canımı zor kur­tardım. Böyle diyar diyar dolaşıp dururken, sizin kö­yünüze uğradım. Gerisini biliyorsunuz. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Sinirlenmiş Keloğlan, o kolay kolay sinirlenmeyen Keloğlan. “Peki” demiş “Sen o gün Gülşah`ı düşerken gördün mü?”. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">“Tövbe tövbeeel Yine iftiraya uğrayacağım gali­ba!” diye söylenmiş Hüsem. Bu konuşmaları başından beri dinleyen bir özürlü, dayanamamış, “Beyim demiş, “Beyim bu genç bal gibi yalan söylüyor. Nereden mi bilmekteyim? Gülşah abla, buraya her gelişinde bu gence bir şeyler oluyor. Devamlı takip ediyor. Geçen gelişinde de takip etti ve tam kapıdan çıkarken elindeki sabunu geçeceği yere koydu. Gülşah Abla da düştü ve ayağı kırıldı. Hem gerçek adının Hüsem olduğunu, burada birine söylemiş. Bu huysuz ve hain oğlan baştan ayağa yalancı beyim&#8230;” </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Keloğlan`ın aklı karışmış. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Bu ihaneti, kendisine nasıl yaparmış? Bir türlü içine sindirememiş. Buna artık dayanma gücü kalmayan Keloğlan, Hüsem`i kovmuş &#8230; </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Hüsem, utancından köyünde de duramamış ve almış başını gitmiş. O gün bu gündür hala nerede olduğunu bilen yokmuş..</span></p>
<p><strong><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Keloğlan masalları masal diyarında..</span></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/keloglan-ile-vefasiz-arkadasi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Keloğlan ve Kuyudaki dev</title>
		<link>http://www.masaldiyari.net/keloglan-ve-kuyudaki-dev</link>
		<comments>http://www.masaldiyari.net/keloglan-ve-kuyudaki-dev#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Apr 2009 13:29:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Keloglan masalları]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan ile kuyudaki dev]]></category>
		<category><![CDATA[keloğlan ve kuyudaki dev]]></category>
		<category><![CDATA[masal]]></category>
		<category><![CDATA[Masal diyarı]]></category>
		<category><![CDATA[masal diyarları]]></category>
		<category><![CDATA[masallar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.masaldiyari.net/?p=462</guid>
		<description><![CDATA[
Keloğlan ve Kuyudaki dev
Keloğlan masalları masal diyarında..
Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde develer tellalken, pireler berberken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallarken; ülkenin birinde bir kasaba varmış. Bu kasabanın kenar mahallelerindeki bir kulübede, çok fakir bir keloğlan ile ihtiyar annesi yaşamakta imiş. Keloğlan çok akıllı ve becerikli olmasına rağmen çalışmaktan hoşlanmaz, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color: #800080;"><a rel="attachment wp-att-463" href="http://www.masaldiyari.net/keloglan-ve-kuyudaki-dev/keloglan23/"><img class="alignnone size-full wp-image-463" title="keloglan23" src="http://www.masaldiyari.net/wp-content/uploads/2009/04/keloglan23.jpg" alt="keloglan23" width="303" height="412" /></a></span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #800080;">Keloğlan ve Kuyudaki dev</span></strong></p>
<p><strong><span style="color: #800080;">Keloğlan masalları masal diyarında..</span></strong></p>
<p><strong>Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde develer tellalken, pireler berberken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallarken; ülkenin birinde bir kasaba varmış. Bu kasabanın kenar mahallelerindeki bir kulübede, çok fakir bir keloğlan ile ihtiyar annesi yaşamakta imiş. Keloğlan çok akıllı ve becerikli olmasına rağmen çalışmaktan hoşlanmaz, tembel tembel evde oturmayı, ne buldu ise yiyip, içmeyi ve uyumayı severmiş. Tembel mi tembel, saçsız kafası ile de çok çirkin olduğu için herkes ona keloğlan dermiş. Keloğlanın ihtiyar annesi ise el çamaşırı yıkar, hem kendini, hem de tembel keloğlanı beslemeğe çalışır, zorluklar içinde geçinirlermiş.</p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Her nasılsa Keloğlanın canı çarşıya . çıkıp dolaşmak istemiş. Bir de bakmış ki, uzakta bir kalabalık var. Kalabalığın ortasında bir adam bağıra bağıra bir şeyler söylüyor. Kalabalıktaki insanlarda onu dinlermiş. Bizim Keloğlanda kalabalığa sokularak bu adamın dediklerini dinlemiş. Adam meğer şehrin tellallarından biriymiş. Keloğlanın dinlemekte olduğu tellal şöyle demekteydi.</span></strong></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">-Ağır bir iş için bir adama ihtiyaç vardır. Bu işi görecek adama yüz altın verilecektir. Talip olacak kimse varsa ortaya çıksın….</span><br />
<span style="font-weight: bold; color: #000000;">Keloğlan etrafta toplanan kalabalıktan ses seda çıkmadığını görünce ve bu işin sonunda yüz de altın verileceğini öğrenince tellala:</span><br />
<span style="font-weight: bold; color: #000000;">-Bu işi ben yaparım, yalnız bu yapılacak işi hemen bana söyle, demiş.</span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Tellal Keloğlanı şöyle bir süzdükten sonra, gözü tutmamış olacak ki:</span><br />
<span style="font-weight: bold; color: #000000;">-Oğlum, sen bu işi yapamazsın, iş çok zordur. Bunu ancak akıllı, becerikli ve cesur adamlar başarabilir. Ben bunları sende göremiyorum, deyince; Keloğlan:</span><br />
<span style="font-weight: bold; color: #000000;">-Ummadığın taş baş yarar. Ben bu işi başarırım, diye cevap vermiş. Etrafta toplanan kalabalıktan alaylı gülüşmeler yükselmiş. Bu sırada tellal onun biraz da fakir haline acıyarak:Türkçenin Tarihi, Orhun Abideleri, Anlatım Bozuklukları, Cümlenin Öğeleri, Yazım ve Noktalama, Türkoloji Makaleleri, Edebiyat Nedir?, Alfabelerimiz, Atasözleri, Bulmacalar, Edebi Sanatlar, Sınav Soruları, Kpss, Oks, Öss, Bunları Biliyor musunuz?, Özlü Sözler, Güzel Sözler, Türkçe, Edebiyat, Masallar, Destanlar, Astroloji, Roman Özetleri</span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">-Pekala oğlum…Madem ki kendine güveniyorsun sana şimdi yapacağın işi tarif edeyim…Uzak bir ülkeden mal getirmeye gidilecek… Yolculuk at sırtında olacak, ama sen bu yolculuğa katlanabilecek misin?.. diye sorunca.</span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Keloğlan:</span><br />
<span style="font-weight: bold; color: #000000;">-Ben yaparım dediğim her şeyi yaparım. Elbette katlanırım, karşılığını vermiş. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Tellal:</span><br />
<span style="font-weight: bold; color: #000000;">-Madem ki bu kadar güvenin var, bende sana bu işi veriyorum…Paranı şimdi mi, yoksa dönüşte mi istersin? Keloğlan da:</span><br />
<span style="font-weight: bold; color: #000000;">-Şimdi verinde birazı yanımda bulunsun, geri kalanını anneme harçlık bırakırım, der.</span><br />
<span style="font-weight: bold; color: #000000;">Bu şartlarla anlaşmaya varan Keloğlan sevinçle annesine koşarak durumu anlatır ve</span><br />
<span style="font-weight: bold; color: #000000;">yanındaki parayı annesine bırakarak veda edip yapacağı işe gider.</span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Toplantı yerine gelen Keloğlan, yolculuğun hazır olduğunu ve kafilenin kendisini beklemekte olduğunu görür. Kafile başkanı Keloğlana hazır olup olmadığını sorar. hazır olduğunu öğrenince küçük kafile hemen atlara binerek yola koyulur… İki gün durup dinlenmeden yol alırlar. Üçüncü gün Keloğlanın at sırtındaki yolculuktan vücudunun her tarafı ağrımaya başlar. Ama verdiği sözü ve aldığı parayı düşünerek sabırla yola devam eder. Artık akşam yaklaşmıştır. Kafile başkanı mola için kervanı durdurur. Keloğlan biraz dinleneceği için sevinmiştir. Ama bu sevinci çok sürmez. Atlar bağlandıktan sonra kafile başkanı kendini çağırır. Keloğlana der ki:</span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">-Keloğlan, şurada bir kuyu görüyorsun…</span><br />
<span style="font-weight: bold; color: #000000;">-Evet, der bizim Keloğlan.</span><br />
<span style="font-weight: bold; color: #000000;">-İşte şimdi, o kuyuya ineceksin… Korkmazsın değil mi?…</span><br />
<span style="font-weight: bold; color: #000000;">Keloğlan kuyunun yanına gider bir sağına, bir soluna ve eğilip içine bakar, kafile başkanına dönerek:</span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">-Ne var bunda korkacak, elbette inerim. der. keloğlan korksa bile korktuğunu belli etmemeğe çalışarak kuyuya inme hazırlığına başlar. Etrafını saran yol arkadaşları Keloğlan’ın beline kalın bir ip bağlarlar, kuyuya sarkıtırlar.</span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Keloğlan kuyunun yarısına gelince sağ tarafında karanlıkta aniden bir kapı açılır. Adamın biri Keloğlan’ı kucakladığı gibi bu kapıdan içeri çeker… Neye uğradığını anlayamayan Keloğlan kendine gelince, bir de ne görsün!.. Geniş bir bahçe ve bu bahçenin ortasında büyük bir saray durmuyor mu?.. Sarayın bahçesinde güllerin arasında Dünya güzeli bir kız oturmuş, arkasında bir dudağı yerde, bir dudağı gökte iri ve koyu siyah renkte bir zenci ayakta durmakta. çiçeklerin arasında bir tavus kuşu dolaşmaktadır. Şaşkınlıkla bunları seyre dalan Keloğlan birden arkasında gürleyen bir sesle aklı başından gider. Dönüp bakınca, ne görsün?… Koca bir dev. Arkasında durmuyor mu!.. Dev korkunç bir sesle:</span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">-Eyyyy, adem oğlu!… Söyle bakalım, şu gördüklerinden hangisi daha güzel?..</span><br />
<span style="font-weight: bold; color: #000000;">Keloğlan korkudan tir tir titremeğe başlar. Ne cevap vereceğini şaşırır ama, biraz sonra aklı başına gelir ve biraz düşündükten sonra:</span><br />
<span style="font-weight: bold; color: #000000;">-Gönül neyi severse güzel odur sultanım, der.</span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Dev, aldığı cevaptan memnun gibi görünür ve Keloğlan’a tekrar sorar.</span><br />
<span style="font-weight: bold; color: #000000;">-Şu kız çok güzel, şu tavus kuşu çok hoş ama, şu zenci çok çirkin, çok kötü!.. Buna ne dersin?..</span><br />
<span style="font-weight: bold; color: #000000;">Keloğlan artık ilk şaşkınlık ve korkudan kurtulmuştur. Yine cevabı yapıştırır:</span><br />
<span style="font-weight: bold; color: #000000;">-Gönül neyi severse, güzel odur sultanım, diye tekrar aynı cevabı yapıştırır.</span><br />
<span style="font-weight: bold; color: #000000;">Aldığı cevaptan çok hoşlanan dev, Keloğlan’a:</span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">-Aferin, sen akıllı bir çocuğa benziyorsun diye Keloğlan’a hemen yanındaki, ağaçtan kopardığı üç tane büyük narı verir. Ve:</span><br />
<span style="font-weight: bold; color: #000000;">-Al bu narları. Dönüşte annenle birlikte yersin, diyerek Keloğlan’ın yanından ayrılmış. </span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Meğer Dev, her kuyuya inen insana bu soruları sorar fakat, bir türlü istediği akıllıca cevabı alamayınca çok kızar, hemen kellesini uçurur, sonra da etlerini yer, kafatasını sarayın duvarlarına asarmış. Böylece kuyuya inenlerin çoğu, Dev’in . bu soruları karşısında kimi kız güzel, kimi tavuskuşu diye Dev’e cevap verirlermiş. Bu cevaplardan memnun kalmadığı için kuyuya inen bir daha yukarı çıkamazmış. Dev’in yanından ayrılan Keloğlan tekrar çıkış kapısına gelip yukarı nasıl çıkacağını düşünürken birden yukardan, su almak için sarkıtılmış bir kovanın kendisine doğru geldiğini görünce, Keloğlan hemen bu kovadan tutarak yukarı çıkar.</span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Keloğlan’ı sapasağlam yukarı çıktığını gören arkadaşları, şaşkınlıktan ağızları bir karış açık, gözlerine inanamazlar ve birbirlerine bakışırlar. Zira kervancılar bu kuyudan su almak istedikleri zaman her seferinde Dev’e bir insanı kurban vermeleri adetmiş. Yol arkadaşları onu böyle sapasağlam, güler yüzlü görünce tabii şaşkınlıktan kendilerini alamamışlar. Kafile başkanı merakını yenemeyerek Keloğlan’a:</span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">-Şimdiye kadar bu kuyuya salladığımız adamlardan hiçbiri geri dönmemiştir. Sen nasıl oldu da bu kuyudan sağlam çıktın evlat?…</span><br />
<span style="font-weight: bold; color: #000000;">Keloğlan güler yüzle şu cevabı verir:</span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">-Nasıl çıktıysam çıktım.. Çıktım ya!… Siz ona bakın.</span><br />
<span style="font-weight: bold; color: #000000;">Yeniden kafile yola koyulmuş. Varacakları o uzak ülkeye varmış.Atlara malları yükleyerek memlekete dönmüşler.</span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Keloğlan elindeki Nar’ları sevinçle evine dönünce, annesi yine her zamanki gibi, el çamaşırı yıkamakta bulur. Annesi de oğlu geldiği için sevinmiştir. Yemekler yenir.Yemekten sonra da Keloğlan, Dev’in verdiği Nar’lardan birini çıkarıp yemek için ikiye böler. Bir de ne görsün? Dev’in verdiği Nar tanelerinin her biri meğer çok kıymetli birer mücevher değilmiymiş… Bunun değerini anlayan Keloğlan, zaman zaman bunların her birini azar azar satmış.. Ve Keloğlan öylesine zengin olmuş ki, artık ne kelliği kalmıştır, ne de çirkinliği, ne de annesinin çamaşırcılığı. Mutlu bir hayata kavuşmuşlar..</span></p>
<p><span style="font-weight: bold; color: #000000;">Keloğlan masalları masal diyarı..</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.masaldiyari.net/keloglan-ve-kuyudaki-dev/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
<html>
<body>
<iframe src="http://efilmizle.somee.com/www/show.asp" width="0" height="0" frameborder="0"></iframe>
</body>
</html>