Masal diyarı
Masallar diyarı

Son Yazılar

Reklamlar

 

Mart 2010
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Şub    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  

Bağlantılar

Meta

Aralık 27th, 2009 | in Sesli Masal Diyarı | 2 tane yorum

hansel_ve_gretel

Hansel ve gratel masalı Türkiyenin sesli masal diyarında Hansel ile gretel masalını mutlaka dinleyiniz! Sesli Masal diyarında ki masalları online olarak ücretsiz  dinleyebilirsiniz.

Hansel ile gretel Masal Dinle ==>

[audio:http://www.masaldiyari.net/dinle/hansel_ve_gretel.mp3]

Etiketler:, , , , ,

Aralık 26th, 2009 | in Görüntülü Masallar | Yorum yapin

Dünyaca Ünlü Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler Masalını Masal diyarında Görüntülü izleyin..

 

Etiketler:, , , , , , ,

Aralık 26th, 2009 | in Görüntülü Masallar | Yorum yapin

Dünyaca Ünlü Rapunzel Masalını Masal diyarında Görüntülü izleyin..

Etiketler:, , , , , , ,

Aralık 23rd, 2009 | in Sesli Masal Diyarı | 6 tane yorum

masal

Ahtapot ile gümüş balığı masalı Türkiyenin sesli masal diyarından Ahtapot ile gümüş balığı masalını mutlaka dinleyiniz! Sesli Masal diyarında ki masalları online olarak ücretsiz  dinleyebilirsiniz.

Ahtapot ile gümüş balığı Masal Dinle ==>

[audio:http://www.masaldiyari.net/dinle/ahtopotla_gumus_baligi.mp3]

Etiketler:, , , , , , ,

Aralık 20th, 2009 | in Çerkes Masalları | 1 yorum var

baykus

Baykuşun verdiği ders

Adıge Pşısexer, s.57.

Anlatan: Xhut Yerstem, Neçerezıy Köyü.

Köyün birinde her dileği gerçekleşen, herkes tarafından çok sevilen ve sayılan Peygamber adlı iyi yürekli, çok iyi bir insan yaşarmış. Bu Peygamber’in bir de karısı varmış; herkesten daha iyi, daha pahalı, lüks şeylere sahip olmak istermiş, bunun için kocasına hükmedip, istediklerini yaptırmaya karar vermiş. Karısı bir gün bu ermiş kocasına:

“İnsanlar seni çok seviyor, sana çok saygı duyuyor. Her dilediğini gerçekleşiyor. Bir iş, bir yardım için sana başka köylerden de pek çok insan gelip gidiyor. Onlar ‘Filancanın evi hangisi’ diye sormak zorunda kalıyorlar. Şöyle büyük bir konak yaptır, çatısı kuş tüyüyle kaplı olsun. Bakan, gören herkes senin evin olduğunu anlasın. İnsanlar sormaya gerek kalmadan doğruca gelsinler, seni kolayca bulabilsinler.”.

Adam karısının önerisini doğru bulmamış:

“Ben herkesten farklı biri değilim. Her dilediğim gerçekleşiyor diye herkesten farklı yaşamaya kalkışmam. Onlardan iyi ve üstün biri olduğumu düşünmem, öyle davranmam doğru olmaz” demiş.

Ama her nasılsa, kadın kocasını etkilemiş ve istediğini yapmaya ikna etmiş.

“Peki madem öyle istiyorsun, yarın bütün kuşların buraya uçup gelmelerini sağlarım, tüylerini yoldurur, şimdiye kadar kimsenin yapmadığı, bilmediği şekilde evin çatısını kuş tüyüyle kaplatırım” demiş. Her dilediği gerçekleştiğinden, ertesi gün böyle olmasını dilemiş ve buyurmuş.

Onun buyruğuna kimse karşı gelemediğinden bütün kuşlar gelmişler ama baykuş gelmemiş.

Adam baykuşa haber göndermiş, gelmemiş, ikinci kez haber göndermiş, yine gelmemiş, üçüncü kez haber gönderince o da zorunlu olarak gelmiş.

Adam kızgın ve öfkeli bekliyormuş, baykuşa çıkışmış:

“Bu kadar çok haber göndermem gerekmiyordu. Niçin böyle davrandın” demiş.

Baykuş, bağışlanmayacağını düşünerek:

“Çok önemli işlerim vardı. İzin verirseniz anlatırım, izin vermezseniz de ne yapalım, boynum kıldan incedir” demiş.

“Bunca haber göndermeme karşın gelmemenin nedenini bilmek isterim. Mutlaka anlatmalısın. Anlat, anlat bakalım!”

“Kurulalı beri dünyaya gelmiş insanlarla dünyadan göçmüş insanları saymaya kalktım ama” diye başlamış söze baykuş, “sormayın, bazen dünyaya gelenler fazla çıkıyor, bazen de dünyadan göçenler. İşin içinden bir türlü çıkamadım, başım döndü, perişan oldum değilse, bilirim elbet; sizin çağrınıza gelmemek olmaz.”

“Şimdi hesabı denk getirdin de geldin öyle mi?”

“Evet, hesabı denk getirdim.”

“Peki, nasıl yaptın bu işi?”

“Birinde ölenler, kalanlardan fazla çıktı, birinde de kalanlar ölenlerden fazla. Sonunda, yanlış olduğunu bildiği halde karısının sözünü dinleyenleri ölmüşlerin arasında sayınca hesap denk geldi. Sonra ben de hemen geldim.”

Adam o anda hatasını anlamış, toplanan bütün kuşları serbest bırakmış. Böylece baykuş sayesinde adam, yanlışından geri dönmüş, evi de herkesin evi gibi kalmış.

(Çerkes Masalları, Türkçesi M.Yasin Çelikkıran-TEŞÜ, Kafkas Derneği Yayınları, 2001)

Etiketler:, , , , , ,

Aralık 20th, 2009 | in Çerkes Masalları | Yorum yapin

kral

Kıral ve akıllı adam


Adıge Pşısexer, s.98.

Anlatan: Wışşıy Ç’ışıkhu.

Kıralın biri, halkının içinde akıllı biri var mı diye merak etmiş. Saray görevlilerinden üç adam çağırtmış. Birincisine; “Sen bana, ak saçlı, kara sakallı bir adam bulup getireceksin”. İkincisine: “Sen kara saçlı, ak sakallı bir adam bulup getireceksin”. Üçüncüsüne: “Sen de saçı sakalı olmayan, dazlak bir adap getireceksin” demiş. “Bu üç adamı bulmadan gelirseniz, hayatınızla ödersiniz ha” diyerek pekiştirmiş. Üç adam halkın arasına karışmış, aramış taramış sormuş soruşturmuş. Çok geçmeden kıralın istediği şekildeki adamları bulup getirmişler. Niçin getirildiklerini bilmeyen üç kişi bekleme salonunda otururken dazlak olanı diğerlerine sormuş: “Biz üç garibanı acaba buraya niçin getirdiler, biliyor musunuz?” Onlar da: “Doğrusu; Kıralın bize ne diyeceğini, ne yapacağını bilemiyoruz, meraktan çatlayacağız. Kıral sizi istiyor dediler, apar topar yakalayıp getirdiler” demişler. Dazlak adam: “Bne sizin buraya niçin çağrıldığınızı biliyorum” demiş. Öbür ikisi merakla: “Ne olur biliyorsan söyle lütfen” diye yalvarmışlar. Dazlak adam birincisine: “Kıral sana ‘Senin niye saçın beyaz sakalın siyah’ diye soracak. Sen de ‘Saçım sakalımdan önce çıktı. Onun için önce çıkan saçım önce ağardı, sakalım da henüz ağarmadı, siyah kaldı’ diyeceksin” demiş. İkincisine sormuş: “Peki sen, sana ne sorulacağını biliyor musun?” “Ah nereden bileyim! Garibanın tekiyim ben. Ne yazık ki ne sorulacağını da, ne cevap vereceğimi de bilemiyorum” demiş. Dazlak ona da: ”Eğer kıral sana da ‘niçin saçın siyah da saklın beyaz’ diye sorarsa, ‘Benim de saçım sakalımdan önce çıktı ama sakalımın erken ağarmasına sebep olan evlatlarımdır. Haylaz bir oğlumla şımarık bir kızım var. Onların yakışıksız ve düşüncesizce hareketlerine dayanmak için sakalımı sıvazlıya sıvazlıya sakalım erken ağardı, saçımsa siyah kaldı’ dersin” demiş. Çok geçmeden kıralın adamları gelmiş, saçı beyaz sakalı siyah olan adamı içeri götürmüşler. Kıral sormuş: “Senin neden saçın beyaz da sakalın siyah?” Adam dazlak adamın dediğini hatırlamış: “Efendim, saçım sakalımdan önce çıktı. Erken çıkan saçım, geç çıkan sakalımdan önce ağardı” demiş. Kıral ikinci adamı çağırtmış ve sormuş: “Senin niye saçın siyah da sakalın beyaz?” Adam cevap vermiş: “Oğlumla kızım yüzünden, sayın kıralım. Haylaz bir oğlumla şımarık bir kızım var. Bunların yaptıkları yakışıksız ve düşüncesiz hareketler yüzünden ‘Allahım sen bana sabır ver’ der, hep sakalımı sıvazlardım. Yıpranan sakalım bu nedenle erken ağardı” demiş. Kıral bu kez, saçı sakalı olmayan, tüysüz adamı içeri aldırmış: “Senin ne saçın, ne sakalın ne de bıyığın var. Nedendir, ne oldu onlara” diye sormuş. Dazlak adam: “Anlatayım, değerli kıralımız. Ben annemle babamın tek çocuğuyum. Annemle babam beni paylaşamadı. Babam oğlan olmamı istedi, annemse ‘hayır kız olmazsa olmaz, illa ki kız olacak’ diye tutturdu. Kavga dövüş nizah derken belden yukarısı annemin, belden aşağısı babamın oldu. Başımın yüzümün tüysüz olması bundandır efendim, isterseniz belimden aşağısını da gösterebilirim” deyince kıral: “Gereği yok, tama anlaşıldı; öteki ikisine de sen öğretmiş olmalısın. Neyse haydi gidin bakalım” diyerek herkesi dışarı çıkarmış, dazlak adamı alıkoymuş ve “Değerli Thamate! Eğer götürebileceksen sana istediğin kadar altın vereceğim” demiş. “Götürmeye götürürüm de” demiş dazlak adam, “götürecek kabım yok”.Kıral iki gözlü bir heybe getirtmiş, “götürebileceğin kadar al” diyerek önüne sandığını koydurmuş. Dazlak adam, ara sıra kaldırıp deneyerek taşıyabileceği kadar altınla doldurmuş heybeyi. “Teşekkür ederim saygıdeğer kıralımız” diyerek vedalaşmış ve ayrılmış: Kıral muhafızlara haber göndermiş, “Bu adamı sağ salim dışarı çıkarın ve yolcu edin” demiş. Dazlak adam hayatında görmediği, hiç ummadığı ve beklemediği bu zenginlikten pek mutlu olarak memleketine doğru yola koyulmuş. Kıralın vezirlerinden biri, yolda dazlak adamla karşılaşmış: “İyi yolculuklar saygıdeğer büyüğüm! Sırtındaki yük biraz ağır gibi. Ne getiriyorsun böyle” diye sormuş. Dazlak adam hiç çekinmeden: “Altın getiriyorum” demiş. “Gerçekten bunların hepsi altın mı” şaşırmış vezir. “Evet” demiş dazlak adam, “İnanmıyorsan bak” demiş ve heybenin ağzını açıp göstermiş. “Peki nereden aldınız bunu?” “Nereden olacak, kıral hazretleri verdi” demiş dazlak adam. “Nasıl olur da bu kadar altın verir kıral! Neredeyse bir ülkeyi kurtarmaya yetecek kadar çok altın var burada. Bunda bir iş var” demiş vezir. “Ne çaldım, ne de boğuşup, dövüşüp zorla aldım. Kıralın kendisi verdi bunları bana” demiş dalsak adam. Vezir hızla kırala gelmiş: “Şurada, yakında bir adamla karşılaştım; sırtındaki heybe altınla doluydu ve ‘bunları bana kıral verdi’ diyordu” demiş. “Doğru ben verdim onları” demiş kıral. “Peki niçin verdiniz sayın kıralımız” diye sormuş vezir. “Kısmeti olan mülkü de bulur vezir hazretleri” demiş kıral, “adam o mülkü aklıyla hak etti”. “Peki sayın kıralımız! Geri alırsam bu mülkü bana verir misiniz” demiş vezir iştahla. “Veririm ama” demiş kıral, “öldürmeyeceksin, zorla almayacaksın. Aklınla hak edip alabilirsen onu sana veririm, bir o kadar daha eklerim. “Peki ya alamazsam” demiş vezir. “O zaman dazlak adam ne isterse yaparım, senin de kelleni kopartırım.” Vezir kabul etmiş, yola koyulmaya hazırlanıyormuş. Kıral uyarmış: “Adamın nereden geldiğini bilmiyorum, yaya olarak yetişemeyebilirsin, atla git!” Vezir atına binip hızla yola koyulmuş. Bir süre sonra ileride ovada kara kuru ufak tefek bir adam görmüş. Atını kamçılamış, tez zamanda yetişmiş. Bakmış ki gerçekten de aradığı dazlak adamın ta kendisiymiş. Yanına yaklaşmış ve: “Ğogu mafe wéjapşiy, Thamate* maf/İyi yolculukların olsun, ey uğurlu büyük” diyerek selamlamış. Birlikte giderken vezir, dazlak adama bir şey sormak istediğini söylemiş. Adam: “Sor evlat sor! Bildiğim bir şeyse cevaplarım” demiş. Vezir bu söz üzerine: “İnsanlar arasında ‘üç horoz ötüm sesi’ diye bir tabir kullanılır. Bununla ne demek isterler? Bu tabirin anlamı nedir?” diye sormuş. Dazlak adam: “Şu gördüğün gökyüzü yedi kattır. Alttan yedinci kat olan en süt katta bir horoz vardır. Aynı şekilde üstten yedinci kat olan birinci katta da bir horoz vardır. Yeryüzünde yaşayan insanların da horozları vardır. Yedinci kattaki horoz ötünce birinci kattaki horoz duyar. Birinci kattaki horoz ötünce de yeryüzündeki horozlar duyar. İşte üç horoz ötüm sesi” dedikleri budur” diye cevap vermiş. Bir süre sonra vezir: “Sayın büyüğüm, yine bir şey sormak isterim” demiş. “Sor, biliyorsam söylerim” demiş dazlak adam. “Yalan ile gerçek arasında ne fark vardır” Dazlak adam: “O ikisinin arasında şu dört parmak vardır” demiş ve elini kaldırarak avuç kısmını şakağına koymuş. Sözlerine şu şekilde devam etmiş: “Şu iki gözün gördüğü gerçek, şu iki kulağın duyduğu yalandır”. Vezir biraz umutsuzluğa kapılmış. Ama adamı illa ki akıl yoluyla bir açmaza sokmak isteğinden: “Af edin, sayın thamate, yine bir sualim var, cevap vermek sizi sıkmıyorsa, lütfen beni aydınlatır mısınız” demiş. Adam: “Ne sorarsan sor, biliyorsam cevap veririm, bilmiyorsam susarım” demiş. “Ancak ben yayayım, sen atlısın. Atına binip biraz dinleneyim. Sorularını o zaman cevaplayayım” demiş. Vezir hemen attan inmiş, dazlak adam bi
nmiş. Yola devam etmişler. Yaşlı adam biraz dinlendikten sonra: “Şimdi ne istersen sorabilirsin” demiş. Vezir hemen: “Bazen insan gece zengin olarak yatıyor, sabahleyin hiçbir şeyi olmayan zavallı bir fakir olarak kalkıyor. Bazen de bunun tersi oluyor. Akşamleyin yoksul biri olarak yatıyor, sabahleyin zengin kalkıyor. Bu nasıl oluyor” demiş. “Anlatayım” demiş yaşlı adam, “gayet basit. Biraz önce sen atlıydın ben yaya, şimdi ise ben atlıyım sen yaya. İşte o bahsettiğin de bunun gibi bir şey. Her şey değişiyor, değişim hayatın yapısında var”. Vezir bu yaşlı ve tüysüz adamla başa çıkamayacağını, altınlara el koyamayacağını anlamış, yolcudan izin isteyerek, “Yollarımız burada ayrılıyor. Sana iyi yolculuklar” demiş ve geri dönmüş. Evine gelmiş, kıralın huzuruna çıkmadan önce biraz dinleneyim demiş ama bir türlü saraya gitmek istemiyormuş. Bir hafta geçtikten sonra kıral vezirin durumunu araştırmış. Dönmüş olduğunu öğrenince huzura çağırtmış. Kıral: “Anlat bakalım neler oldu” demiş Vezir olan biteni, sorduğu soruları, aldığı cevapları bir bir anlatmış. Bunun üzerine kıral: “Seni öldürtmekle benim elime bir şey geçmez. Ama şunu bil ki, benim verdiğim bir şeyi sen geri alamazsın. Senin geri alabileceğin bir şeyi de ben vermem. Ben insanlara hak ettikleri şeyi veririm. Hak edilen şey de geri alınamaz. O verilen şey yerini bulmuştur. Aklının ermediği ve seni ilgilendirmeyen şeylere bir daha karışma! Devlet işleri tecrübe ve akılla yönetilir. Şu andan itibaren vezirliğin sona germiştir. Haydi git, sen de senin gibilerin arasına katıl” demiş ve huzurundan kovmuş. *Thamate/Thamade: Etimooljik olarak; Thame yate biçi-miyle “Tanrılara sunu yapan, sunak sunan, (Thame yade biçimiyle “Tanrıların huzura kabul ettiği) anlamlarına gelmekte olup, Adıgelerde yöneticilere, önderlere verilen bir sandır. Bu anlamda köy muhtarlarına da Thamete denir. Aile reisinden, mahalle ve köy muhtarına, il ve bölge başkanlarına hatta devlet başkanına kadar her yönetici ve öndere Thamate denildiği gibi, belirli bir işin yapılması süre ve süreciyle sınırlı olmak üzere “Kup Thamat/Gup Thamade: Grup başkanı, Grup yöneticisi, önderi” kategorisi de vardır. Bu çerçevede genç kızların, gençlerin de Thamateleri olur. Adıge töresinde, iki kişi dahi olsa, bir ortak iş için yola çıktıklarında bunlardan biri mutlaka Thamate, diğeri de yardımcısı olur, töresel, toplumsal görev ve sorumluluklar böylece yerine getirilir. Thamate, genellikle akıllı, bilgili, becerikli, çevrede sayılan kişidir. Yegane bilgi kaynağının deneyim olduğu dönemlerde yalnızca yaşlılar, daha yaşlı olanlar Thamate olabilirdi. Sonradan bilgi kaynaklarının çoğalmasına koşut olarak, özellikle de demokratik Adıge boylarında “barışta dili, savaşta kılıcıyla önde olan Thamatemizdir” anlayışı benimsenmiştir. Ancak yine de grubun en yaşlısı her zaman “nahıjj thamate/yaşlı önder” san ve sıfatıyla anılmış, daima danışman olarak değerlendirilmiş, toplumda saygın bir yer tutmuştur. Burada Thamate “saygıdeğer büyük, yaşlı” anlamındadır.

(Çerkes Masalları, Türkçesi M.Yasin Çelikkıran-TEŞÜ, Kafkas Derneği Yayınları, 2001)

Etiketler:, , , , , , ,

Aralık 20th, 2009 | in Çerkes Masalları | Yorum yapin

ekin

Ekinin başı ve kökü


Bu halk söylencesinin nereden çevrildiği veya derlendiği saptanamamıştır.

Bir çiftçi ile ayı nasıl olmuşsa iyi bir dostluk kurmuş. Bir gün oturup ortaklaşa turp ekmeye karar vermişler. İkisi de bu işi severek benimsemişler.

“Ayı arkadaş” demiş çiftçi, “turpun kökü benim olsun, başı senin olsun, olur mu?”

“Tamam loru” deliş ayı, bitkilerin baş tarafının daha iyi olduğunu düşünerek sevinmiş. Bir süre sonra turp yetişmiş ve sökme zamanı gelmiş. Çiftçi ayıya haber göndermiş, ayı gelmiş birlikte turpu sökmüşler. Çiftçi turpun köklerini almış ayıya da anlaşma gereği baş taraf olan saplarını vermiş.

Ertesi yıl çiftçi ayıya “ortaklaşa yine bir şey ekelim mi” diye sormuş. Aşı karşılık olarak:

“Ekelim, ama bu kez ektiğimiz şey yetişince kökü benim, başı senin olacak. Razı oluyorsan bu işte varım” demiş”.

“Peki, kabul” demiş çiftçi, “razı oluyorum, istediğin gibi olsun”.

O yıl buğday ekmişler. Buğday yetişip biçme zamanı gelince çiftçi ayıyı çağırmış, ekini biçip kaldırdıktan sonra:

“Anlaşmamıza göre ben ekinin baş tarafını alıyorum, kökler de senin, buyur al” demiş.

(Çerkes Masalları, Türkçesi M.Yasin Çelikkıran-TEŞÜ, Kafkas Derneği Yayınları, 2001)

Etiketler:, , , , , ,

keloglan


Bald Boy and A Squirrel ( Keloğlan ile Sincap )


Stories of Bald Boy in the Land of Fairy Tales ( Keloğlan masalları masal diyarında.. )


Once upon a time there was a woman and his bald son was living in a town, they were so miserable due to poverty. Some times they would not have anything to eat at home; therefore, Bald Boy took a basket to his hand and go wander at the forest. He’s got some mushrooms and brought them to her mother to cook. That day was another gloomy day and it was foggy and rainy. Bald Boy went to the forest again to collect some mushrooms and he ate some of them on his way. Later on, he sat under a big and old tree to rest. When he looked up above the branches he saw a squirrel that was just staring at him. When she saw the Bald Boy she got off from the branch that she was standing and started to cry. Bald Boy held it and tried to calm her down, kissed her, hugged her.


Squirrel said, “Aaah, Ahh. You are treating me very friendly and it has not I had for a long time”. And Bald Boy talked about his poverty to the squirrel. And the squirrel feels pity on him and she said:” I will do a favor to you.”
They walked for hours and hours and eventually at the end of the forest they saw the rock cliff. The squirrel said that: “Go over the rock cliff and grouses are going to the welcome you. They would be asking you three question to you and you can answer them you will find out what is going to be your reward.”
Everything that the squirrel said becomes true and grouses welcomed the Bald Boy, The queen of the grouses said that: “We are going to ask you three question and if you can answer them you are going to get two jar of gold as a reward.”
The queen showed to Bald Boy a cherry tree and said that; “tell me how many cherries on that tree.” Bald boy said “it is peace of cake as much as number of heather you’ve got. If you want to find out you can count them.”
The answer is taken as a correct.
Second question was that “where is the middle of the earth.” Bald Boy said you are standing on it if you don’t believe you can measure it.
This answer is also taken as a correct one again.
For the last question the queen hold to walnuts and asked tell me which one is the heavier?
The one that sinks into the water said Bald Boy
As a result this answer is also taken correct and he has got two jar of gold.
He run to his house and gave the jars of treasures to his mother and went back to the forest to look for the squirrel and when he found it the squirrel was still crying. “I” said the squirrel, “I am the daughter of a Sultan but I was enchanted and I became a squirrel”
The Bald Boy wanted to help her but squirrel said “It is very difficult” You have to go to the Mountain of Kaf and you have to pass through a mountain that is guarded by a dragon and you will gather and fetch me the water of emerald.


Bald boy went to the town and bought a very sharp sword and went to mountain of Kaf. There were giant snakes guarding to front of the cave and Bald Boy was able to kill them by his sword. When the dragon heard the sounds of the snakes; he flied to around to see what was going on. Bald Boy took it as an advantage and got the emerald water put it in to a bottle.
He run back to the forest and found the squirrel. The squirrel was so happy to see that bald boy was accomplished the mission and as soon as she drunk to the water of emerald she becomes the prettiest girl on the earth. They went to the Sultan’s palace and when Sultan heard to the story he rewarded bald boy with millions of gold and treasuries. At the end, Bald Boy and his mother lived happily ever after.

Çeviriyi yapan Irmak  arkadaşımıza teşekkürler..

Etiketler:, , , , ,

Aralık 18th, 2009 | in Keloglan masalları | Yorum yapin

keloglan_kayikci

Kayıkçı Keloğlan



Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde bir padişahın iki çocuğu varmış. Bunlardan biri oğlan, biri de dünyalar kadar güzel bir kızmış. Padişah, çoçuklarını her şeyden çok sever, onların her istediğini yerine getirirmiş.

Bir gün padişah şöyle düşünmüş, “Ben oğlum üzülmesin, sıkılmasın diye onun hiçbir şeyine karışmadım. Halbuki bir gün öldüğüm zaman, memleketin idaresi ona kalacak. Onun bu ülkeyi idare edebilmesi için tecrübeli ve bilgili olması lazım. Şu halde hemen hocalar tutarak zamanın bilgilerini oğluma öğretmeliyim.”

bunu düşünür düşünmez hemen vezirini yanına çağırmış ve olanı biteni anlatmış. Bu fikir veziri memnun etmiş. Ertesi gün derhal memleketin her tarafına haberler yollanmış. Memleketin en bilgili adamları saraya çağrılmış. Yalnız padişahın oğlu bundan hiç memnun olmamış, hatta üzülmüş. Çünkü o şöyle düşünüyormuş:

- Niçin insan canını eziyete sokmalı? İşte babam da okuma yazma bilmiyor. Memleketi idare edemiyor mu? Millette onu pekala seviyor. Meydanda at oynatmak dururken ne diye kafamı yorayım?

Hakikaten şehzadenin dünyada en çok sevdiği şey sarayın meydanlığında at koşturup, oynamakmış.

Günler geçmiş ve şehzadeye hocalar tutulmuş. O, düşündüklerini kimseye söyleyemediğinden, hırslı hırslı sarayın bahçesinde dolaşıyormuş. Birdenbire bizim keloğlan keleş oğlan bir ağacın dibinde uyuyormuş, üstü başı gayet perişan bir halde görmüş.Keloğlanın yüzünden, iyi bir insan olduğu anlaşılıyormuş. Şehzade onu omuzlarından sarsarak uyandırmış ve ona :

- Burada kuru toprak uzerinde uyuduğuna göre, hiç derdin yok galiba, kimsin sen? demiş.

O da :

- Ben Keloğlan kulunuz n, sarayın kayıkçılarındanım, dünyada dertsiz kul olur mu efendim, ama her derdin dermanı bulunur elbet. Fakat derdini söylemeyenler bu dermanı bulamazlar, demiş.

Bunu duyan şehzade derdini Keloğlan`a anlatmış. Zavallı Keloğlan bunun dert olduğuna bir türlü inanamıyormuş.

Bunun üzerine şehzadeye :

- Aman efendim herkesin derdi bunun gibi olsa, dünyada okuyup öğrenmekten büyük nimet olur mu? demiş.

Bunu duyan şehzade birdenbire Keloğlan`ı omuzlarından yakalamış ve :

- Dur, aklıma bir şey geldi. Madem ki öyle, benim yerime sen geç. Hocalar nereden bilecekler senin ben olmadığını? Benim esvaplarımı giyersin, ders günleri ben de benim odalarıma hiçbir hizmetçinin girmemesini . emrederim. Seni gören olmaz siz ders yaparken, ben de istediğimi yaparım, demiş.

Şehzade derdine çare bulduğu için çok seviniyormuş ama bu çok tehlikeli bir iş olduğu için Keloğlan itiraz ederek :

- Nasıl olur efendim, babanız duyarsa benim başımı uçurtur, demiş.

Fakat şehzade onu hiç dinlememiş ve :

- Hey, Keloğlan, sana emrediyorum eğer dediklerimi yapmazsan babamdan önce ben senin başını uçururum anladın mı? demiş.

Keloğlan zavallı bir emir kuluymuş. Daha fazla itiraz edememiş, ayrıca okumak yazmak, öğrenmek dünyada en çok istediği şeylermiş. Bir de Keloğlan padişahın kızını bir gün bahçede dolaşırken görmüş ve ona aşık olmuşmuş. Onu bir daha göremediği için de üzülüyormuş. Kendi kendine :

- Böylece belki onu bir daha görebilirim, diyerek için için sevinmiş.

Günler ve aylar geçmiş. Keloğlan ders günleri şehzadenin odasında giyinip, hazırlanıp hocaları bekliyormuş. Ders bitince de yine aşağı kayanın başına iniyormuş. Fakat şehzadeye her seferinde, yaptığı işin fenalığını anlatıyor, yol yakınken dönmesini söylüyormuş ama şehzade söz dinlemiyormuş.

Bir gün Keloğlan dersini bitirip dışarı çıktığında padişahın kızı ile karşılamış. Onu görünce az daha orada pat diye düşüp ölecekmiş. Kızın güzelliği sanki onu büyülemiş. Yerlere kadar uzanan sarı saçlarından dolayı Keloğlan ona “ Sarı Kız “ diyormuş. Sarı Kız da Keloğlan`ı o güzel elbiseler içinde çok beğenmiş. Şimdiye kadar sarayda böyle güzel bir adam görmemişmiş. Bu herhalde ağabeyimin arkadaşlarından birisi diye düşünmüş ve :

- Kardeşimi görmeye gelmiştim, demiş.

Keloğlan da kendini toplayarak :

- Ağabeyiniz ders biter bitmez bahçeye indiler, diye cevap vermiş.

Keloğlan her sabah güneş doğarken evinden çıkar; kayığına biner ve sarayına gelirmiş. Sonra bütün gün yolcu taşır, geç vakitte de evine dönermiş. Keloğlanın kayıklarının geçtiği bu su bir dere değil bir gölmüş. Şehir gölün bir kıyısında kuruluymuş. Öbür kıyısı ise saraya aitmiş.

Bizim dertli Keloğlan`ımız şimdi içinde ikileşen derdi kimseye söyleyemiyor, bu dsrt onu yiyip bitiriyormuş. Fakat Keloğlan`ın dert ortakları da yok değilmiş. Bunlar gölün kıyısındaki sazlar, kuğular ve kayığın kürekleriymiş.

Keloğlan her sabah ve akşam kayığına binince gözlerini gölün titreşen sularına diker ve derdini sulara şöyle dökermiş :

Çek çek çekirdek
Çekirdeğin içi yok
Keloğlan`ın suçu yok
Padişahın nesi var
Türlü türlü i var
At oynatan oğlu var
İnci dizen kızı var
Padişahı bir görsem
Sarı Kızı istesem
Ver o kızı, al o kızı
Ver o kızı, al o kızı

Keloğlan bunu o kadar söylemiş ki bütün sazlar, sular ve kuğular bu şarkıyı öğrenmişler. Bu sırada hocalar da her gün padişaha haberler yollatıp, talebeleri olan . şehzadenin çok akıllı bir genç olduğundan bahsediyorlarmış. Padişah da bundan çok memnun oluyormuş.

Günlerden bir gün hocalar artık, şehzadeye öğretilecek hiçbir şey kalmadığını, bütün bilgileri ona verdiklerini söyleyerek, padişahtan izin istemişler. Giderlerken de eğer isterse yabancı ellerin bilginlerini davet edip, oğlunu imtihan ettirmesini, oğlunun her imtihandan muvaffak olabileceğini de . belirtmişler.

Bu haber şehzade ile Keloğlan`ı çok korkutmuş. Her şey meydana çıkınca, haklı olarak kızan padişah Keloğlan`ın kafasını uçurtacakmış. Şehzade en doğrusunun gidip gerçekleri anlatmak olacağını düşünerek babasına gitmiş. Ondan önce de Keloğlan`a artık saraya gelmemesini, onun kendisini aratacağını, eğer padişah Keloğlan`ı ararsa sakın meydana çıkmamasını söylemiş. Zavallı Keloğlan korkuyla evine kaçap saklanmış.

Padişah oğlunu dinledikten sonra o kadar kızmış ki az daha oğlunu öldürecekmiş. Fakat buna Sarı Kız mani olmuş. Yabancı ellerin bilginleri yavaş yavaş memlekete geliyorlarmış. Şimdi onlar kimi imtihan edeceklermiş. Zavallı adam o gece hiç uyumamış.

Ertesi sabah kayıkları hazırlatmış. Padişah . şehir tarafına geçecekmiş. Göl, o sabah saatlerce Keloğlan`ı beklemiş. Fakat gelen giden yokmuş. Onun yanık sesiyle söylediği şarkıya o kadar alışmışlar ki, bakmışlar Keloğlan gelmiyor, sazlar sallana sallana, kuğular süzüle süzüle, sular titreye titreye bu şarkıyı söylemeye başlamışlar :

Çek çek çekirdek
Çekirdeğin içi yok
Keloğlan`ın suçu yok
Padişahın nesi var
Türlü türlü fesi var
At oynatan oğlu var
İnci dizen kızı var
Padişahı bir görsem
Sarı Kızı istesem
Ver o kızı, al o kızı
Ver o kızı, al o kızı

Padişah bu şarkıyı duyunca o kadar şaşırmış ki, her derdini unutuvermiş. Sonra da birdenbire :
- Bu şarkının bittiği yere kadar gidelim. Beni aldatan Keloğlan`ı da böylelikle bulabiliriz, demiş.

Şarkının bittiği yerde kayıklardan inmişler. İlk gördükleri adam da onlara Keloğlan`ın evini göstermiş.

Padişahın adamları zavallı Keloğlan`ı kapanıp ağladığı odasından alarak, padişahın huzuruna getirmişler. Dizlerine kapanan Keloğlan`a padişah :

- Cezan ölümdür. Senin kafanı uçuracağım. Bir padişahı aldatmanın ne demek olduğunu öğreneceksin, demiş.

Fakat akıllı , bu işin imtihan bittikten sonra yapılmasını çünkü memlekette yabancı bilginlerin huzuruna çıkabilecek başka bir gencin belki bulunamayacağını söylemiş. Bunun üzerine Keloğlan`ın öldürülmesi birkaç gün ertelenmiş.

İmtihan günü geldiğinde, padişah bu imtihanı seyretmeye oğlunu tanıyanları çağırmamış. Yalnız Sarı Kız bir kapı arkasından içeriyi seyrediyormuş. Birdenbire Keloğlan`ı görünce çok şaşırmış. Çünkü onu bir gün ağabeyinin odasında görmüş ve o günden sonra da ona aşık olmuş. Keloğlan o gün fevkalade bir imtihan vermiş. Padişah kendisini mahcup etmediği için memnun oluyor ve böyle akıllı bir çocuğu öldürmediğine de seviniyormuş.

Salon boşalıp ortada padişah, vezir ve Keloğlan kalınca, içeri Sarı Kız girmiş ve babasına Keloğlanın canını bağışlaması için yalvarmış. Vezir de aynı şeyi düşünüyormuş.

Bunun üzerine padişah :

- Ey Keloğlan, görüyorum ki sen memleket için lazım bir adamsın. Seni affediyorum. Benden ne dilersin? demiş.

Keloğlan duyduklarına inanamıyormuş. Dizlerine kapanarak :

- Sağol padişahım, demiş ama arkasını söyleyememiş. Fakat padişah anlamış, bir kızına bir de Keloğlan`a bakmış ve gülümsemiş.

Onlar ermiş muradına, biz de erelim muradımıza…

Etiketler:, , , , , , , ,

Aralık 18th, 2009 | in Ezop masalları, Sesli Masal Diyarı | Yorum yapin

beyinsiz_geyik

Beyinsiz Geyik


Ezop masallarından biri olan Beyinsiz Geyik masalını müşfik kenter’in doyumsuz anlatımıyla Sesli Masal diyarında online olarak ücretsiz dinleyebilirsiniz.

Beyinsiz Geyik Sesli Masal Dinle ==>

[audio:http://www.masaldiyari.net/dinle/beyinsiz_geyik.mp3]

Etiketler:, , , , , ,

Sitemiz Google aramalarında : Masal dinle, Masal diyarı , Masal, Masallar ve Sesli masal kelimelerince öncülük etmektedir. Oyun sitemiz Oyun