:: Kelile ve Dimne masalları

Derviş ve Misafiri
Evinde ömrünü ibadetle geçiren bir derviş varmış.Günün birinde bu dervişe bir misafir gelmiş.Derviş de misafiriyle birlikte hurma yemiş.Misafir hurmayı beğenerek demiş ki; “Bu ne tatlı hurma, bizim memleketin toprağı bu çeşit hurmayı yetiştirmeye uygun değildir.Üstelik sizin memleketinizin meyvesi bol olduğundan bu hurmaya ihtiyacınız yoktur.Dolayısıyla bu zahmetten vazgeçmeniz daha doğrudur.Zahmetiniz de zaten boşa gidecektir.Bilirsiniz ki olmayacak bir işin peşinde koşmaktansa olacak bir işin peşinde koşmak gerekir.
Meğer bu derviş İbranice konuşuyormuş ve misafir onun bu tatlı konuşmasından etkilenmiş ve hoşlanmış.O da bu dili derviş gibi konuşmak için günlerce uğraşmış.
Derviş onun bu haline bakarak;
“Yahu demiş, senin kendi ana dilini bırakarak İbraniceyi öğrenmeye heves etmen karganın macerasına benziyor.”
Misafir sormuş:
“O da ne demek?”
Derviş de cevap vermiş:
Derler ki: Karganın biri serçenin yürüyüşüne bakmış ve onun sekerek yürüyüşünü beğenerek onu taklide özemiş.Fakat ne kadar uğraşmışsa da o yürüyüşe alışamamış ve vazgeçerek eskisi gibi yürümek istemiş.Fakat bunu da becerememiş ve kuşların en kötü yürüyeni olmuş.
Sende kendi bildiğin dilini bırakarak İbranice konuşmaya uğraşıyorsun,fakat dilin İbraniceye yatkın değil.Korkarım ki İbraniceyi öğreneyim derken kendi dilini de şaşıracaksın ve zamanla herkes seni ayıplayacak.
Kelile ve dimne
Etiketler:Derviş ile Misafiri, Derviş ve Misafiri, Derviş ve Misafiri masalı, kelile ve dimne, Kelile ve Dimne masalları, masal, Masal diyarı, masallar

Şehzade ile Arkadaşları
Biri şehzade, biri tacir zade biri asilzade, biri çiftçizade dört genç bir yolda buluşmuşlar.Dördü de ihtiyaç içindelermiş.Dördü de üst başlarından başka bir şeye sahip değillermiş.Aç ve yorgun bir haldelermiş.Bunlar bu zor durumda ne yapacaklarını düşünmekteydiler.Her bir ikendi yapısına göre bir şey söylüyordu.
Şehzade:
“Dünyanın her işi kaza ve kadere bağlıdır.Kazaya rıza göstermekten başka çare yoktur.” Dedi.
Tacirzade:
“Akıl her şeyden üstündür” dedi.
Asilzade:
“Güzellik daha üstündür” dedi.
Çiftçizade:
“Çalışmak her şeyden üstündür” dedi.
Bunlar Mıtrun şehrine yaklaştıkları zaman ne yapacaklarını düşündüler ve nihayet çiftçizadeye:
“Git çalış da karnımızı doyur!” dediler.
O da kalktı gitti ve dört kişinin karnını doyuracak bir iş sınadı.
Ona şu sözü söylediler:
“Bu şehirde odun çok kıymetlidir.Odun kes ve sat!”
Orman birkaç kilometre mesafedeydi.Çiftçizade düşünmeden gitti.Odun keserek taşıdı, getirdi ve çarşıda satarak yiyecek tedarik etti.Sonra geri dönerken şehrin kapısına şu satırı yazdı:
“Bir günlük yorucu çalışmanın bedeli bir altındır.”
Sonra arkadaşlarının yanına gitti ve karınlarını doyurdu.Ertesi gün güzellik her şeyden üstündür diyen asilzadeye :
“Haydi!” dediler, “Bugün de sen git!”
Asilzade kalkıp gitti Fakat giderken de kendi kendine:
“Benim elimden hiçbir iş gelmez.Şehre gidip ne yapacağım!” dedi ve yolda gördüğü bir ağacın altında uyudu.
O uyurken şehrin zengin kadınlarından biri geçerek, onu sevdi ve evine alıp götürdü.Asilzade burada yedi, içti, eğlendi.Akşamleyin eve giderken kadının verdiği beş yüz altını da alarak arkadaşlarının yanına dönmek üzere yolu tuttu ve şehrin kapısına şu satırı yazdı:
“Güzelliğin bir günü beş yüz altın eder.”
Üçüncü gün tacirzadeye:
“Sıra sendedir.” Dediler “Haydi aklınla geçimimizi tedarik et!”
O da kalktı gitti ve şehre bir geminin gelmekte olduğunu gördü.Tüccarlar sahilde bekliyor ve konuşuyorlardı.Maksatları geminin getirdiği malları o gün almayarak ertesi gün daha ucuza ele geçirmekti.Tacirzade bunu anlar anlamaz koştu.Gemiye girdi ve geminin içinde ne kadar mal varsa hepsini kısa vadeli bir senet karşılığında aldı ve yüz altın ödemeyi garanti verdi.Sonra bütün bu malları başka bir şehre götüreceğini söyleyerek, gereken bütün tedbirleri alıyormuş gibi hareket etti.Şehrin tüccarları malın elden gitmesini istemedikleri için tacirzadeyi bularak ona bin altın verdiler.Ve malları aldılar.Tacirzade malları onlara devretti ve altınları alarak geri döndü.Şehrin kapısına şu satırı yazdı:
“Aklımızı bir gün kullanmanın kazancı bin altındır!”
Dördüncü gün kralın oğluna:
“Haydi!” dediler, “Git de kaza ve kaderinle para kazan!”
Şehzade kalkıp gitti ve şehrin kapısı önünde bulduğu bir peykenin üzerine oturdu.
Meğer o gün bu şehrin hükümdarı varis bırakmadan ölmüş.Kralın cenazesi kaldırılıyor ve herkes üzüntülü görünüyordu.Yalnız şehrin kapısında oturan şehzadenin halinde halkın üzüntüsünü paylaşan bir iz görünmüyordu.
Bu hal hoşa gitmemiş, kapıcı şehzadeyi azarlayıp kovmuş, fakat şehzade bunların uzaklaşması üzerine tekrar geri dönmüş ve oturmuştu.
Cenaze uğurlandıktan sonra kapıcı şehzadenin aynı yerde oturduğunu görerek onu tekrar azarladı ve yakalayarak hapse attı.
Fakat memleketin büyükleri başlarına kimi geçireceklerinin konuştukları ve münakaşa ettikleri sırada kapıcı şu sözleri söyledi:
“Kapıda bir genç oturuyor ve bizim kederimize iştirak etmiyordu.Kendisini azarladım, fakat cevap vermedi.Geri döndüğümüz zaman yine yerindeydi.Ben de onun bir casus olmasından korkarak onu hapse attım.”
Onlar da bu genci görmek istediler ve onu getirerek kim olduğunu ve niçin bu tar5afa geldiğini sordular.O da anlattı:
“Ben Ferivan hükümdarının oğluyum.Babam öldükten sonra kardeşim bana karşı gelerek tahtı elimden aldı.Ben de canımı kurtarmak için kaçtım ve nihayet buraya vardım”.
O büyükler içinde bu genci tanıyanlar vardı .Bunlar babasını iyiliklerinden ve üstünlüklerinden bahsettiler ve onu kendi şehirlerinin hükümdarlığına aday gösterdiler.Neticede şehzade tahta oturtulmuştu.
Memleketin adetlerinden biri tahta geçirilen bir kimseyi beyaz bir file bindirilerek şehirde dolaştırmaktı.Şehzade dolaşırken kapının üzerindeki satırları görmüş ve satırın ilavesini emretmişti:
“Çalışmak, güzel olmak, aklını kullanmak ve kısacası insanın dünyada karşılaştığı her şey Allah’ın kaza ve kaderine bağlıdır.”
Şehzade daha sonra divan kurarak arkadaşlarını çağırmış, akıl sahibini vezir olarak almış, gayret sahibini ziraat işlerine memur etmiş , güzellik sahibine de paralar vermiş fakat kadınları rahatsız etmemesi için şehirden uzaklaştırmıştı.
Yeni hükümdar bunları yaptıktan sonra memleket bilginlerini ve düşünürlerini toplayarak dedi ki:
“Arkadaşlarımın hepsi, kazandıkları bütün hayrın kaza ve kader eseri olduğunu anlamışlardır.Hepinizin de bunu bilmenizi ve buna inanmanızı isterim.Ben neye sahip olduysam bu sayede oldum ve bunda aklımın gayretimin ve yakışıklılığımın hiçbir tesiri yoktur.Kardeşimin tahtımı elimden alarak beni kovması üzerine bu makama yükselmeyi değil, ekmeğimi dahi bulmayı ummuyordum.Bu memlekette her bakımdan benden üstün olan, benden daha akıllı, daha yetenekli kimseler vardır.Fakat Allah’ın yardımı sayesinde bu makam bana nasip oldu.”
Kralın sözlerini tamamlaması üzerine mecliste bulunan yaşlı bir adam ayağa kalkarak söz aldı ve şunları söyledi:
Siz akıl ve hikmet dolu sözler söylediniz.Bunları söyleyebilmenizin sebebi, kavrayışınızın yüksekliğidir.Allah’ın size ihsan ettiği akıl ve yetenek size bu makamı nasip etmiştir.Dünya ve ahirette en bahtiyar kimse Allah’ın akıl ve fikirden yana en geniş yardımına sahip olandır.Hükümdarımızın ölümü üzerine Allah’ın sizi bize göndermesi hepimiz için bahtiyarlıktır.
Daha sonra bir gezgin ayağa kalkarak şu sözleri söyledi:
“Gezgin olmadan önce ulu insanlardan birine hizmet ediyordum.Daha sonra dünyayı terk etmek istedim ve bu kararımı hizmet ettiğim kişiye bildirdim.O da ban iki altın verdi.Ben de altınlardan birini sadaka olarak vermek , birini de yanımda alıkoymak isteyerek dışarı çıktım.Çarşıda bir avcının bir hüdhüd kuşunu satmak istediğini gördüm ve bu kuşları alıp serbest bırakmaya karar verdim.Avcıdan bu bir çift kuşu bir altın karşılığında almak istedimse de avcı razı olmadı ve iki altın üzerinde ısrar etti.Kuşlardan birini alıp birini bırakmak istedimse de bunlardan birinin erkek birinin dişi olması ihtimalini düşünerek karı kocayı birbirinden ayırmaya gönlüm razı olmadı ve Allah’a güvenerek iki altını verdim ve kuşları aldım.Kuşların tekrar ele düşmemelerini sağlamak için şehrin dışına çıktım, otlak ve ağaçlı bir yere vararak onları salıverdim.Kuşlar uçtular ve yemişli bir ağaca kondular.Ağacın tepesinde bana teşekkür ettikten sonra biri dedi ki:
“Bu gezgin bizi felaketten kurtardı.Biz de onun iyiliğini iyilikle karşılamalıyız.Bu ağacın dibinde içi altın dolu bir kap vardır.Bunu ona gösterelim de alsın götürsün.”
Ben de kuşlara dönerek dedim ki:
“Bana kimsenin görmediği bir defineyi gösterdiğiniz halde avcının tuzağını niçin görmediniz de bu tuzağa düştünüz?
Onlar da:
“Kaza gelince gözler kör olur.Biz de bu yüzden tuzağı göremedik.Fakat bu define sana nasip olacağı için onu gördük” dediler.
Yeri kazdım, altın dolu kabı çıkarıp aldım ve kuşlara dua ederek:
“Allah’a çok şükür ki bize gökte uçarken yerin dibinde neler olduğunu gösterdi.” Dedim.
Kuşlar da:
“Kader dediler, “her şeye üstündür ve kimsenin onu aşmasına imkan yoktur.”
Bunun üzerine kuşlardan ayrıldım.Bu define hala elimdedir.Emrederseniz getireyim de hazinenize koyunuz.”
Hükümdar:
“Hayır! Dedi, “Bu servet size aittir ve sizin hakkınızdır.”
Kelile ve Dimne
Etiketler:kelile ve dimne, Kelile ve Dimne masalları, masal, Masal diyarı, masallar, şehzade ile arkadaşları, şehzade ve arkadaşları, şehzade ve arkadaşları masalı

Güvercin, Tilki ve Leylek
Güvercinin biri uzun bir hurma ağacının tepesinde yuva kurar, yumurtlar ve yavrulardı.Fakat bu ağacın yüksekliği yüzünden yuvayı kurmak bir hayli güç işti.Güvercin bu güçlüğü göze alıyor burada yumurtluyor ve yavrularını yetiştiriyordu.Fakat yavrular yetişir yetişmez bir tilki geliyor, ağacı dibinde durarak güvercini korkutuyor ve ona:
“Yavrularını hemen atmazsan ağacın tepesine tırmanır seni de onları da öldürürüm” diyordu.
Güvercin de fena halde korkarak yavrularını feda etmek zorunda kalıyordu.
Güvercin yine yumurtlamış bir çift yavru yetiştirmiş, yine tilkinin kötülüğünden korka korka yuvasında büzülmüştü.
Derken bir leylek ağacın tepesine kondu ve güvercinin son derece sakin olduğuna bakarak durumunu sordu:
“Neden pek üzgün ve pek kederlisin? Dedi.
Güvercin de anlattı:
Tilkinin biri bana musallat oldu.Ben yavru yetiştirdikçe o, ağacın dibine gelerek bağırıp çağırıyor, beni korkutuyor bende yavrularımı ona atmak zorunda kalıyorum.”
Leylek dedi ki:
“Tilki tekrar gelir ve seni korkutursa ona: Yavrularımı atmayacağım,gelirsen gel,kendin al!
Ağaca tırmanabilirsen ben uçar giderim yavrularım da sana kalır! Dersin.”
Leylek uçup gitti ve bir nehrin kenarına kondu.Tilki de ağacın altına gelerek her vakit yaptığı gibi bağırıp çağırdı.Fakat güvercin aldırmadı ve ona:
“Geleceksen gel dedi.”
Buna karşı tilki sordu.
“Kim sana bu aklı öğretti?”
Güvercin de
“Leylek!” dedi.
Tilki hemen leyleği aradı ve onu nehrin kenarında bularak şöyle konuştu:
“Ey leylek !” dedi.”Rüzgar sağından estiği zaman başını nereye çevirirsin?”
Leylek:
“Soluma çeviririm” dedi.
“Solundan eserse nereye çevirirsin?”
“Sağıma alır ya da arkamı dönerim.”
“Peki rüzgar her taraftan eserse?”
Leylek şaşkın bir şekilde cevap verdi:
“Başımı kanatlarımın arasına alırım.”
“Güzel ama başını kanatlarının arasına nasıl alırsın, buna imkan var mı?”
“Elbet vardır.”
Tilki bütün kurnazlığıyla şöyle dedi:
“Şunu bana gösterir misin?Siz kuşlar bize göre kat kat üstünsünüz.Bizim bir senede öğrendiklerimizi siz bir saatte öğreniyorsunuz.Bizim yapamadıklarımızı yapıyor soğuğa ve rüzgara karşı başınızı da kanatlarınızın altına sokuyorsunuz.ne mutlu size.”
Tilkin bu sözleri leyleği hoşnut etti.O da başını kanadının içine aldı.Bunu yapar yapmaz tilki üzerine atladı, onu sarstı ve bir hamlede boynunu kırdı,sonra:
“Ey nefsinin düşmanı!Güvercine akıl öğretmeyi, çare göstermeyi biliyorsun.Kendine niçin öğretmiyorsun da aciz kalıyorsun ve kendini düşmanına teslim ediyorsun?”dedi.
Tilki böylece leyleği öldürdü ve etini yedi.
Kelile ve Dimne
Etiketler:Güvercin Tilki Leylek, kelile ve dimne, Kelile ve Dimne masalı, Kelile ve Dimne masalları

Şaşkın Tilki
Bir gün, dedi; şaşkın bir tilki ormanda geziyordu. Ağacın üzerinde semiz mi semiz bir horoz gördü. Ağzının suyu aktı. Kenara sindi, saklandı, horoza saldıracağı sırada, garip bir ses: – Güüm güm de güm güm! Baktı, sesin geldiği yöne.Gördüğünden bir şey anlamadı. Tilki, davulu ne bilsin.Saf saf düşündü. Bu da ne acaba? Nasıl bir yaratık bu böyle? diye…Fakat sesi böyle ilginç olur da tadı olmaz mı? Bu düşünceyle horoza değil ona saldırmayı kurdu aklından…Bir süre bekledi.Davul rüzgarın sallamasıyla, “güm güm de güm güm!” diye sesler çıkarıyordu.Tilki,gerildi gerildi, davula doğru atıldı birden. Fakat bir de ne görsün! İçi boş bir kasnak… Yiyecek gibi değil. Bu arada horoz da kaçmıştı. Tilki, yaptığına pişman, önüne baka baka uzaklaştı oradan. Kelile Dimne, Aslan’a bu hikayeyi anlattıktan sonra, – Doğrusu, dedi sizin gibi güçlü kuvvetli bir sultanın ne olduğu belirsiz bir gürültüden çekinmesi doğru değil efendim. Arslan kuşkuyla baktı Dimne’ye. . Şetrebe’nin böğürtüsü kuşkulu bakışlarının üzerine bir kez daha düşünce, Arslan’ı tekrar aldı bir korku. Dimne, Arslan2dan olayı öğrenmek için izin istedi: – Buyruğunuz olursa, gidip araştırayım, bu sesin kime ait olduğunu öğreneyim. Arslan istemeye istemeye razı oldu. Bir yandan seviniyor, bir yandan üzülüyordu. Dimne,yanında birkaç kişiyle yola çıktı. Kralsa, sabırsızlık içinde beklemeye başladı; – İzin vermekle doğru mu yaptı acaba? diye hayıflanıyordu. Neden sonra Dimne huzura geldi.Gülümsüyordu. Arslan, şaşırdı. . “Aklını kaçırmış olmalı” diye düşündü. Dimne, kurnaz kurnaz gülümseyerek, . – Sizi korkutan o korkunç sesin sahibi kim, bilin bakalım? dedi. Arslan, tuhaf tuhaf baktı Dimne’ye. Dimne: – İnanmayacaksınız ama, bir öküz, dedi. – Öküz mü? diye atıldı Arslan.Nasıl da şaşırmıştı. – Evet, öküz, diye devam etti Dimne, otlamaktan semirmiş büyük bir öküz.Ama sevimli mi sevimli…Dilerseniz gidip hemen getireyim huzurunuza. Arslan kulaklarına inanamadı. Niye olmasındı, öküze sahip olmak güzel olurdu. – Pekala, getir bakalım, diye buyruk verdi. Dimne, Şetrebe’nin yanına gitti. Buralarda ne aradığını, ne zamandan beri bu ülkede yaşadığını sordu. Şetrebe, başından geçenleri bir bir anlattı. Dimne: – Bu ülkenin sultanı var.Büyük ve güçlü bir arslan.Şimdiye dek onun huzuruna niçin çıkmadın? Doğrusu anlayamadım? diye sordu. Şetrebe: – Eğer canıma kastı yoksa niçin gitmeyeyim? diye kuşkulu kuşkulu konuştu. Kurnaz Çakal güldü. – Canına niye kastı olsun, tam tersi, senin gibi güçlü kuvvetli hayvanları çok sever o, dedi. Bunun üzerine Şetrebe’yi sevinçle huzuruna kabul etti. Onu . uzun uzun dinledi. Çok iltifatlarda bulundu. Bununla da kalmadı, sarayda yaşamasını istedi. . Şetrebe, artık Padişah’ın adamı olmuştu. Nereden nereye… Artık kırlarda başıboş gezmek yoktu.Arslan’ın yanında ülke yönetiminde yardımcı olacaktı. Aradan uzun bir zaman geçti. Öküz, sarayda önemli görevler üstlendi.Kral, pek çok konuda ona danışıyordu.Toplantılarda yer alıyordu.Düşüncesine başvuruluyordu.Gün geçtikçe öküzün saraydaki durumu değişti, daha da iyiye gitti. Öyle ki Dimne bile gölgede kalmıştı. Kurnaz Çakal bundan rahatsızdı, kuşkusuz. Gidip durumu, arkadaşı Kelile’ye anlattı. – Sen, dedi Kelile, kendi elinle yapmışsın.Öküzü tut arslanın huzuruna götür.Onun has adamı yap.Sonra da şikayet et.Buna hakkın yok. Dimne çok üzgündü. Kelile ona bir öykü anlattı. – Senin durumun öyküdeki adama benziyor, dinle de gör.
Etiketler:beydaba masalları, kelile dimne masalları, masal, masal dinle, Masal diyarı, masal oku, masallar diyarı, şaşkın tilki masalı

Aslanın Korkusu ” Kelile dimne masalları”
Dimne in gerçekten de kararı karardı.Dediği dedikti.
Ne yapıp yapıp Arslanın yanına gidecekti.
Sonunda dediğini yaptı.
Saraya gitti.Durumunu bildirdi.
Ve huzura kabul olundu.
Arslan önce Dimneyi küçümsedi.
– Kimmiş, dedi benimle mutlaka görüşmek isteyen?
Dimne, ileri atıldı.
– Benim, efendim, dedi.
– Sen de kimsin?
– Ben, dedi Dimne, size vakti zamanında hizmet etmiş filan çakalın torunuyum.
Arslan hatırlamakta güçlük çekti.Fakat sonunda dedesini hatırladı Dimne in.
Ve aradan günler, haftalar, aylar geçti.
Dimne, öyle kolay bir lokma olmadığını Arslana kabul ettirdi.Arslan pek çok konuda düşüncesini sordu Dimneye.Her defasında şaşırtıcı cevaplar aldı.
Gün geçtikçe Arslanın gözüne daha da girdi.
Sözünü dinletti.
Övgüsünü kazandı.
Ve artık, Arslan; en küçük bir karar verirken bile Dimneye danışır hale geldi.
Dimne, kralın en yakın adamı oldu.
Günler böylece geçip giderken, bir gün, Arslanın huzurundayken;
– Efendimiz, dedi Dimne, sizi çok zamandır durgun görüyorum.Avlanmak, uzak diyarlara gitmek, gezip görmek çok yararlıdır.Siz de böyle bir istek görmüyorum.Eğer benim bilmediğim bir sebebi varsa söyleyiniz.
Arslan, yarasına dokunulmuş gibi oldu.
Korkuyordu.Gerçek nedeni buydu.Fakat Dimneye bundan söz etse miydi?
Bir süre sessiz kaldı.
Sonunda anlatmaya karar . verdi.
Tam bu sırada, öküz Şetrebe in o korkunç böğürtüsü duyulmaz mı!…
Kral nasıl da korkmuştu.
Beti benzi atmış, tir tir titremeye başlamıştı.
Artık Dimne den bunu gizlemesi mümkün değildi.
– İşte, dedi, beni korkutan şey bu.
Sesi böylesine korkunç olursa, kimbilir kendisi nasıldır?
Dimne, kurnaz kurnaz gülümsedi:
– Korktuğunuz şeye bakın! Doğrusu belki de en korkulmayacak şey bu olmalı, diyerek Padişahı yatıştırmaya çalıştı.
Fakat bir anda korkuyu yenmek imkansızdı.
Kurnaz çakal, Arslana şaşkın tilkinin hikayesini anlatmaya başladı…
Şaşkın Tilki Okumak için Tıklayınız; ==> Şaşkın Tilki
Etiketler:arslanın korkusu, kelile ve dimne, Kelile ve Dimne masalları, kelile ve dimneden masallar, masal, masal dinle, Masal diyarı, masal diyarları, masal oku, masallar diyarı, sesli masallar

Yavru Deve
Bir varmış, bir yokmuş. Uzak ülkelerden birinde , bir çölün tam ortasında bir deve ailesi yaşarmış. Aslında aile olalı o kadar çok zaman geçmemiş.Yavrusu daha her şeyi öğrenecek kadar büyümemiş. Anne deve küçük yavru deveyi yanında gezdirip ona hayatın gerçeklerini öğretmeye çalışırmış.
Günlerden bir gün , çölü bir ucundan bir ucuna geçmeleri gerekmiş. Anne devenin üzerine yükler yüklenmiş, sıcak bir yandan, yükler bir yandan zorlukla yürüyüp gidiyorlarmış. Bizim yavru deve hoplayıp zıplamaya, oyun oynamaya çalışıyormuş. Anne deve onu tutuyor, yavaş olmasını söylüyormuş ama nerdeee ? Bizim akılsız hoplayıp zıplamayı hiç kesmiyormuş. Yol boyunca annesini hiç dinlemeyen yavru deve, kulaklarını her şeye kapatmış sanki. Annesi ne dese tersini yapıyormuş.
Anne deve bir süre sonra sıcaktan ve yüklerden iyice bunalmışken, bir kum fırtınası çıkmış. Bizim yavru deve ömründe ilk defa kum fırtınası gördüğü için ne yapacağını şaşırmış. Annesinin yanına iyice sığınmış, gözlerini kapatmış ve epeyce zaman kum fırtınasının ortasında sakin sakin durmuş. Kum fırtıası bittikten sonra anne deve gözlerini aralamış , bakmış ki bizim yavru deve ortalıkta yok. Kalbi küt küt atmaya başlamış:” Develer itaatkar hayvanlardır, bu kime benzedi böyle bilmiyorum ki diyerek sağa sola bakınmaya başlamış. Bir ara yavru devenin kendisine doğru koştuğunu görüp rahatlamış.
Biraz sonra tekrar yola koyulmuşlar ama yavru deve o kadar yorulmuş ki, bir adım daha atacak hali yokmuş. Kurallar uymayı hala öğrenememiş olan yavru deve Annesine yalvarmış, :
- “Anneciğim, biraz yavaş yürü sana bir türlü yetişemiyorum”.
Bunun üzerine anne deve,
- “Ah yavrum” demiş, “yular ben de değil ki, başkasının elinde, o beni hızlı yürütünce hızlı gidiyorum.” Durdurunca duruyorum, koşturunca koşuyorum. Sen de öğren artık bu kuralları. Yular başkasının elinde olunca kuralları o koyar unutma. Unutmada hızlı yürü biraz. Yoksa azar işiteceğiz…
Etiketler:dimne, kelile, kelile ve dimne, kelile ve dimne hikayeleri, masal, masal dinle, masal oku, masallar, masallar diyarı, yavru deve

Aslanın Siniri
Uzakta bir ormanda, yeşillikler içinde yaşayan hayvanlar varmış. Dostluk içinde yaşayıp giderlermiş. Zaten, hayattaki tek dertleri de yemek yemekmiş.Kurt, çakal ve karga aslanın yanında dolaşır, onun yiyeceklerinin artıklarıylada idare ederlermiş. O yüzden ormanlar kralı aslan onlar için ayrı bir kıymet taşıyormuş.
Günlerden bir gün başından büyük bir hastalık geçmiş olan bir devede aslanın himayesine girmiş.Aslan onu çok sevmiş, artan yiyevceklerinden ona da vermiş. Devede:
- İyileştiğim zaman ben de size hizmet edeceğim emin olabilirsiniz diyerek, iyi dileklerini bildirmiş.
Birkaç hafta sonra deve iyileşmiş.Krala gidip bir kez daha iyi dileklerini bildirmiş, teşekkür etmiş.Kralda onun bu güzel davranışını ödüllendirip, birkaç günlük yiyeceğini daha vermiş. Fakat 2 gün sonra çok kötü bir şey olmuş, ormana gelen bir yırtıcı hayvanla kavga eden aslan, hasta düşmüş. Artık başkalarına yiyecek bulmak değil, kendisine bile nasıl bakacağını bilmiyormuş.
Aslanın bu kötü durumunu gören kurt, çakal ve karga kendi aralarında fesatlık yapmaya başlamışlar… Canları o kadar sıkılıyormuş ki… Hatta bu arada deveye birkaç kez saldırmışlar bile. Zavallı deve ne yapacağını bilememiş.
Bizim üç kafadarlar bu arada aslanın yanına gidip”şu deveden kurtulmak lazım, hiçbir işe yaramıyor” bile demişler. Aslan deveyi çok sevmiş ve onun sadakatine inanıyormuş, üç kafadarlara çok kızmış, onları başından yollamış.
Bu arada ormanlar kralı aslan, günden güne zayıflamış, halsizleşmiş. Karga : “ ben gidip bir şeyler çalayım” demiş.Sonra kurt:olmazzzz ben çalarım demiş. Çakalda olabildiğince hırsla “ben çalarım” diye tutturunca, aslan kükremiş. “Ne çalması yahu” demiş. Hırsızlığa ne kadar meraklsınız ? Bu arada deve geviş getiriyormuş. Aslan deveye sormuş:
“Durumumuz nasıl sence deve ?
- Siz iyileşene kadar yetecek yemeğiniz var efendim. Benim de hörgücümde yiyeceğim var. Üzülmeyin demiş.
Karga, çakal ve kurt atılmışlar
-peki biz ne olacağız ? Biz ne yapacağız ?
Aslan onlara o kadar çok kızmış ki:
- Siz , demiş.hırsızlıktan ve yan gelip yatmaktan başka bir işe yaramazsınız, defolun gidin, başınızın çaresine bakın. Hayvanlar arkalarına bakmadan ordan uzaklaşmışlar. Söylenenlere göre o günden beri aslan ve deveye hiç yaklaşmamışlar..
Etiketler:Aslanın siniri, kelile, kelile ve dimne, kelile ve dimne hikayeleri, masal, masal dinle, Masal diyarı, masallar, özeti

Aç gözlü Kedi
Uzun zaman önce, uzak bir ülkede çok yoksul bir nine yaşardı. Bu ninenin bir de kedisi vardı.Kedi o kadar uyuşuktu ki, patisini bile kaldırmaya üşenir, bu yoksul kadının verdiği yemeklerle gününü gün ederdi. Günler böyle geçip giderken… Bizim Miskin Kedi, iyice zayıflamış, çelimsizleşmişti. Bir gün evin kapısında otururken kocaman bir kediyle karşılaştı.Doğrusu kediden çok bir kaplana benziyordu. Zayıf kedi, hayıflandı,”Niçin ben böyle güçsüz, bakımsızım, sen böyle şişman, semizsin?” diye…
Semiz Kedi:
- Sen de her gün Padişah’ın sarayında bulunursan türlü türlü yemekler yersin , benim gibi olursun, dedi.
Güçsüz Kedi bu fikri çok beğendi. Bu yoksul kadının yanında durmakla karın doymuyordu işte. “Herkes neler yiyor, ben burada sürünüyorum” diye düşündü. Yoksul ninenin evinde ne vardı ki…Ne yiyecek, ne içecek…
- Ne zaman gidersen haber ver birlikte gidelim, dedi.
Semiz Kedi bunu kabul etti.
Güçsüz Kedi, akşam olduğunda durumu nineye anlattı. Saraya gitmek için ondan izin istedi. Nine bu duruma çok üzüldü. Tamam ona çok güzel yiyecekler veremiyordu ama aç kalmıyordu, sonra burada tehlike yoktu, orada neyle karşılacağını bilemiyordu
- Hırs insana zarar verir, şimdi sen bunu düşünemiyorsun. Elindekilerle yetinmeyi öğrenmelisin dedi. Fakat kedinin umurunda değildi bu, önemli olan güzel yiyeceklerdi. Ertesi gün yiyeceği türlü türlü yiyecekleri düşünüyordu. Sabah oldu.Semiz Kedi, pencereden, “miyaav miyaaav!” diye seslendi, Zayıf Kedi de çıktı, birlikte saraya gittiler.
Fakat sarayda durum hiç de semiz kedinin anlattığı gibi değildi. Sarayın kapısına yığılan yüzlerce kedi vardı ve artık herkes bu kedilerden
bıkmıştı. Her gün yenileri ekleniyordu bunların arasına. Padişah okçularını yollayıp, bundan sonra yeni gelen kedi gördüklerinde vurmalarını istedi. Okçular hazır beklemeye başladılar. Bizim çelimsiz kedi hoplaya zıplaya yemeklere saldırınca midesine oku yedi. O günden sonra ninenin yanına dönemedi.
Nine onu birkaç gün bekledikten sonra , kedinin hırsının ve açgözlülüğünün kurbanı olduğunu anlayıp , ümidi kesti. Kendine yeni bir kedi buldu ve artıklarını ona yedirmeye başladı…
Etiketler:Aç gözlü Kedi, çocuk masalları, dimne, kelile, kelile ve dimne, kelile ve dimne hikayeleri, kelile ve dimneden masallar, masal, masal dinle, Masal diyarı, masal diyarları, masal oku, masallar diyarı