Masal diyarı
Masallar diyarı

Son Yazılar

Reklamlar

 

Haziran 2009
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« May   Tem »
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930  

Bağlantılar

Meta

:: Archive for Haziran, 2009

 

Haziran 29th, 2009 | in Türk masalları | Yorum Yapin

bulut

SEVDALI BULUT

Başımı, ninemin dizine koyardım… Ninem, çocukların gö­züne uykuyu, yıldızlı bir gece gibi dolduran ı bilirdi. birbirine benzerdi…Az gidip, uz gidip, dere tepe düz gidip, arkaya bakılınca bir arpa boyu yol gidildiğini görmek yok mu, işte bunu benim küçük kafam almazdı.

Derviş geldi, servinin altına oturdu, başladı neyini üflemeye. Ney’in deliklerinden ağaçlar, yollar, dağlar, bahçeler çıktı. Gide gide bir çölün ortasına vardı. Çölde dağlar, ağaçlar yükseldi. Yol­lar uzadı. Buraya Ney Ülkesi dendi.
Derviş soluklandı, yine başladı üflemeye. Ney’den kara kar­ga gibi bir adam çıktı. Adı Kara Seyfî idi. Derviş’in parasını çaldı. Derviş bir taş vurdu buna, uçtu gitti ta Ney Ülkesi’nin bir dağında duran kır bir atın, gümüş eyerinin üstüne. Kara Seyfİ, bütün Ney Ülkesi’nin sahibi oldu…
Derviş Ney’ini üfledi, bu sefer dünyalar güzeli, on beş ya­şında bir kız çıktı. Adı Ayşe idi. “Emret, derviş baba” dedi. Derviş baba “sağol” deyip sırtını sıvazladı. Ayşe bir tüy oldu, uçtu geldi Ney Ülkesi’nde bir bahçenin İçine..
Kara Seyfi geldi, “bu bahçeyi bana sat” dedi. “Satmam” dedi. Bir tavşan geldi, Kara Seyfi’nin atının ayağını ısırdı. Kara Seyfi yere düştü. Ayşe Kız’ın bahçesinden bir ak güvercin gelip Kara Seyfi’nin iki kaşının orta yerine pisledi. Kara Seyfi kızdı. Kara Seyfi, okunu yayını alıp kuşun peşine düştü…
Derviş neyini üfledi. Bir bulut çıkıp yükseldi, gitti gitti Ney Ülkesi’ne. Aşağıda bıyıklarını temizleyen tavşanı gördü. Bulut, bu işe çok güldü. Tavşanı sevdi. Dost oldular. Bu esnada Kara Seyfi, ak güvercini arıyordu. Gördü de. Yayını gerdi. Tam okunu ata­caktı ki, bulut bu duruma kızdı. İndi Kara Seyfi’nin tepesine, koy­du onu karanlığın içine. Güvercin de kaçıp kurtuldu. Tavşan ile ak güvercin Ayşe Kız’ın yanma geldiler. Bulut onları gördü. Gitti geri geldi. Ayşe Kız’ı görünce geri dönmüştü. Bulut böylece Ayşe kıza sevdalandı. Artık Ayşe Kız nereye, bulut oraya…
Kara Seyfi, gizlice geldi. Ayşe Kız’ın bahçesine girerek, deve dikeni hariç, güzelim çiçekleri kesmeye başladı. Bulut yukarıdan bunu gördü. Ayı gönderdi aşağı. Yıldızları da arkasından. Kara Seyfi kaçmak zorunda kaldı. Ayşe Kız sabah bahçeye girdi. Baktı ki harap olmuş. Deve dikenini de söküp attı. Deve dikeni bir yılan oldu tekrar bahçenin yanına geldi. Bu arada Kara Seyfi’de yeni­den gelmişti. Bulut bunu görünce, bir hayalet olup Kara Seyfi’yi kovaladı. Kara Seyfi, deve dikeni ile birlikte gitti. Gide gide, ku­raklık ülkesine varıp, bir çuval toprak aldılar. Ordan rüzgâr ülke­sine gidip, küpü esen yelle doldurdular. Rüzgâr yüklü oldukları için kırk üç günlük yolu üç günde aldılar. Geldiler Ayşe Kız’ın bahçesinin önüne…
Ayşe Kız, tavşanla ak güvercin yanında, uyuyordu. Kara Seyfi, toprağı bîr serpti, bütün bahçe kurudu. Ayşe Kız uyanınca bir de ne görsün; bahçe diye bir şey kalmamış. Kara Seyfi “haydi, sat bana” dedi. “Satmam” dedi. Bulut geldi. Bu sefer de rüzgârı saldılar. Gökyüzünde, rüzgârla bulutun savaşı başladı. Deve di­keni de buluta saldırınca, güvercin boş durmayıp, o da deve di­keninin parçalamaya başladı. Rüzgâr tek kalınca yoruldu. Savaşı bulut kazanmıştı. Ama bulutunun da artık bulut olarak kalması zordu. Bardaktan boşanırcasına yağmaya başladı. Bahçe, yavaş yavaş eski halini aldı. Kara Seyfi, bahçede sırılsıklam olmuştu. Bu sırada ak güvercin, rüzgârın peşine düşüp geri çağırdı. Rüzgâr Kara Seyfi’ye hınç doluydu. Öyle bir esti ki, Kara Seyfi ayakta duramaz oldu. Ata bineyim dedi, kır at çifteledi. Rüzgâr Kara Seyfi’yi önüne katıp, görürdü bir uçurumdan aşağı attı.
Ayşe Kızın bahçesi tekrar eski halini aldı. Ama Ayşe kız, bu­lut yok oldu diye üzgündü. Ak güvercin ve tavşan, “üzülme se­venler ölmez” dediler. Havuzu gösterdiler. Havuzun üzerinden ince bir buğu göğe doğru yükseliyordu. Bir müddet sonra Sevdalı Bulut, gökteki yerini alıp, aşağıdakilere öpücükler göndermeye başladı..

Nazım Hikmet Ran

Etiketler:, , , ,

Haziran 29th, 2009 | in Masal Kitapları | Yorum Yapin

hanselle-gretel

Grimm masallar serisinden 7+ yaş çocuklar için hanselle gretel masal kitabı..

Grimm kardeşlerinin en seçkin ve güzel masal kitaplarından birtanesidir hanselle gretel..

Hansel’le Gretel
ISBN 975-527-066-3

Nurdan yayınları

Etiketler:, , , , ,

Haziran 29th, 2009 | in Masal Kitapları | Yorum Yapin

avci-ile

Grimm masallar serisinden +7 yaş cocuk masal kitabı Avcı ile genç kız

Avcı İle Genç Kız
ISBN 975-527-067-1

Nurdan yayınları

Etiketler:, , , ,

Haziran 29th, 2009 | in Türk masalları | Yorum Yapin

kizilderilii11

Kızılderili Masalı

Evvel zaman içinde küçük bir oğlu olan bir Kızılderili reisi varmış. Bu Kızılderili reisi oğlunu usta bir avcı olarak yetiştirmek istediğinden her gün ormana avlanmaya götürürmüş. Günlerden bir gün ormanda avlanırlarken Kızılderili reisin oğlunu maymunlar kaçırmış. Kızılderili reisi daldan dala atlayarak kaçan maymunları uzun süre takip ettikten sonra izlerini kaybetmiş. Daha sonraki birkaç gün oğlunu arama çabalarını sürdüren Kızılderili reisi, umudunu kaybetmiş ve üzgün bir şekilde kabilesine geri dönmüş.

 Aradan günler geçmiş. Fakat geçen günler gideni geri getirmediğinden üzüntüsü artan Kızılderili reisi, oğlunu bulmadan rahat olamayacağını anlayarak, en güvendiği adama kabilenin yönetimini bırakmış, oğlunu aramaya çıkmış. Kızılderili reisi yıllarca dağlarda, ormanlarda oğlundan bir iz bulmak umuduyla dolaşmış, durmuş. Oralarda gördüğü avcılara maymunların kaçırdığı oğlunu anlatmış. Oğlunun akıbeti hakkında bir şey bilip bilmediklerini sormuş. Avcılar böyle bir durumdan haberleri olmadıklarını söylemişler. Kızılderili reisi yılmadan, usanmadan arayışlarını sürdürmüş. Dağlarda, ormanlarda yüzlerce kez ölümle burun buruna gelmiş. Pek çok vahşi hayvanla gırtlak gırtlağa gelerek hayatını savunmuş. Yaralarını kendisi tedavi etmiş. Kızılderili reisin akıllara durgunluk veren varolma savaşını ve oğlunu bulmak için gösterdiği sonsuz gayreti sürekli olarak izleyen Manitu, sonunda, onun oğluna kavuşması gerektiği düşüncesinden yola çıkarak yardımcı olmaya karar vermiş. Bir gün, bir ormanda Kızılderili reisi oğlunu ararken yerde yatan yaralı bir maymun görmüş. Kızılderili reisi maymuna biraz su içirince maymun gözlerini açmış ve Manitu’nun izniyle dile gelmiş.

 “ Reis biliyorum, oğlunu arıyorsun. Merak etme, yakında oğluna kavuşacaksın. oğlunu maymunlar sultanı kaçırmıştı. Çok yaşlanmıştı. Tahtını bırakacağı bir varisi yoktu. Diğer maymunları ise sultan olabilecek yeterlilikte görmüyordu. Senin oğlunu görünce çok beğendi. İşte maymunların yeni sultanı dedi. Yaşlı sultan birkaç yıl sonra öldü. Senin oğlun maymunların sultanı oldu. Yaşı küçüktü ama çok cesurdu, çok yetenekliydi. Hiçbirimiz onun gözlerine bakmaya cesaret edemiyorduk, ondan korkuyorduk. Bu korku, ona duyulan saygının bir nedeni olsa gerek. Ayrıca çok da adaletliydi. Maymunlar arasındaki ilişkilerde olsun, maymunlarla diğer ormanlılar arasındaki ilişkilerde olsun haksızlık olmasına, hak yenmesine izin vermezdi. Doğruluk onun temel prensibiydi. Bu nedenlerden dolayı ona birer köle gibi itaat ettik. Şimdi on sekiz yaşında ve genç bir insan oldu. Uzun boylu, yakışıklı ve hayli güçlü. Birkaç gündür bu ormanda bulunuyor. Nedenini bilmiyorum. Güneşin battığı yöne doğru git. Onu yerde değil, ağaç dalları arasında ara. Ararken de “ Sultan…Sultan…Maymunların sultanı. Ben geldim, baban geldi “ diye ara sıra bağırırsın. O, senin çağrına uyarak yanına gelir. Benim adım Bonte’dir. Daldan dala atlarken yere düştüm. Sıradan bir maymun sayılırım. Ölümüm fark edilmez bile. Bunlar son sözlerimdir. “

 Kızılderili reisi Bonte’yi gömdükten sonra güneşin battığı yöne doğru uzun süre gitmiş. Arada bir de “ Sultan…Sultan…Maymunların sultanı. Ben geldim, baban geldi “ diye bağırmış. Nihayet ağaç dalları arasında genç sultan gözükmüş ve aşağı inerek babasının yanına gelmiş. Baba oğul daha sonra hasretle kucaklaşmışlar. Aradan birkaç gün geçtikten sonra Kızılderili reisi oğluna; “ Gel oğul, kabilemize dönelim. Ben orada, sen de benim yanımda gereksin. Kabileden güzel bir kız seçer, evlenirsin, bana bir torun verirsin “ deyince oğlu da “ Baba hakkın var, söylediklerin olacak. Fakat hemen seninle dönmemi isteme benden. Nedenini de sorma. Sadece sen kabileye döndükten sonra benim de geleceğimi bil yeter. “

 Kızılderili reisi oğlundan ayrıldıktan iki ay sonra kabilesine geri dönmüş. Döner dönmez de kıskıvrak yakalanıp işkence direğine bağlanmış. Gün dönmüş, akşam olmuş. Tamtamlar çalmaya başlamış. Orta yere yakılan ateşin çevresinde Kızılderili savaşçılar toplanmışlar ve reisin gelerek töreni başlatmasını bekliyorlarmış. Az sonra büyük çadırdan reis çıkmış ve tören alanına doğru yürümeye başlamış. İşte tam bu sırada korkunç bir çığlık duyulmuş, çığlığı atanın bir sarmaşığa tutunarak alana indiği ve reisin üstüne atıldığı görülmüş. Maymunların sultanı reisi etkisiz hale getirip ayağa kalktıktan sonra bir ıslık çalarak yüzlerce maymunun alana gelmesini sağlamış. Ne olup bittiğinin farkına varamayan ve şaşkın şaşkın bakınıp duran Kızılderili savaşçıları maymunlar sultanının “ Ben işkence direğinde bağlı olan reisin oğluyum. Bir çoğunuz beni hatırlarsınız. Maymunlar beni kaçırmıştı. Sonra ben maymunların sultanı oldum. Burada yüzlerce maymun var, ormanda ise binlerce. Hemen silahlarınızı atın ve teslim olun. Hiçbirinize bir şey olsun istemem. Babam yine reisiniz olacak ve kabilede eskisi gibi her şey çok güzel olacak “ demesi üzerine silahlarını atıp teslim olmuşlar. İşkence direğinde bağlı bulunan babasını kurtaran maymunların sultanı, daha sonra babasının yıllar önce kabileden ayrılırken yönetimi bıraktığı en güvendiği adamı ve birkaç Kızılderili’yi bir çadırda bağlı olarak bulmuş ve kurtarmış.

 Maymunların sultanı iki yıl önce kabilesine geri dönerken ormanda çocukluk arkadaşlarından birkaçına rastlamış. Onlardan kendisi kaçırıldıktan sonra babasının onu aramaya çıktığını ve kabilenin yönetimini en güvendiği adama bıraktığını öğrenmiş. Fakat altı ay önce bir komplo ile yönetim değişikliği olduğunu ve şimdiki reisin yönetimi ele geçirdiğini söylemişler. Hiç mi hiç memnun değillermiş yeni reisten. Bunun üzerine maymunların sultanı kabileye gitmekten vazgeçmiş ve babasını aramaya çıkmış. Sonunda babasına kavuşan maymunların sultanı babasını kabileye geri dönmeye ikna ettikten sonra maymunlarıyla birlikte babasını takip etmiş. Babasının hiçbir şeyden haberi olmaması lazımmış, çünkü hazırladığı planında zorba reisin şüphelenmemesi ve onu kabilenin gözü önünde alaşağı etmek varmış. Maymunların sultanı babasına verdiği sözü tutarak kabileden güzel bir kızla evlenmiş. Doğruluk ve adalet ilkelerinden ödün vermeden yaşamını sürdürmüş.

 Serdar Yıldırım

Etiketler:, , , , ,

Haziran 29th, 2009 | in Masal diyarı | Yorum Yapin

masaldiyari22

Vefalı aşıklar

Bir zamanlar birçok akrabası olan bir şef kızı yaşarmış. Köydeki bütün gençler onunla evlenmek istiyormuş, kız dereye su almaya her gittiğinde hepsi kovasını doldurmak için çok hevesli davranıyormuş.

Köyde iyi bir avcı olan çok çalışkan bir genç varmış, ama yoksulmuş ve sıradan bir aileden geliyormuş. O da kızı seviyormuş, kız su almaya gittiğinde giysisiyle kızın başını ıslanmaktan korur ve kulağına şöyle fısıldarmış:

“Karım ol. Önemsiz biriyim, ama gencim, gücüm ve kuvvetim yerinde. Sana iyi bakarım, çünkü seni seviyorum.”

Genç kız uzun bir süre cevap vermemiş ama bir gün şunları fısıldayıvermiş:

“Tamam, babamdan beni isteyebilirsin. Ama önce iyi bir şeyler yapmalısın. Ben büyük bir aileden geliyorum, bir dolu akrabam var. Bir savaşa katılmalı ve bana bir düşmanın kafa derisini getirmelisin.”

Genç alçakgönüllülükle cevap vermiş: “Benden istediğini yapmaya çalışacağım. Ama sadece bir avcıyım ben, savaşçı değilim. Cesaretim var ama ne yapacağımı bilmiyorum. Yine de senin için bir kafa derisi getirmeye çalışacağım.”

Böylece yedi kişilik bir savaş grubuna katılmış, yanında altı genç daha varmış. Bir çarpışma fırsatı umuduyla düşman topraklarında dolaşmaya başlamışlar. Ama kimse gelmemiş, dövüşecek tek bir düşman bile bulamamışlar.

Sonunda liderleri, “Şansımız yok” demiş. “Eve dönmek zorundayız.”

Dönmeden önce güzel bir gölün kıyısındaki yeşil bir tepeceğin yanında tütün içip dinlenmek için oturmuşlar. Tepe yeşil çimenlerle kaplıymış ama sanki biraz gizemli ve acayip görünüyormuş.

Grupta adı şakacıya çıkmış genç bir adam varmış, çünkü gözü pekmiş ve çok neşeliymiş. Tepeye bakarken, “Haydi koşup tepesinden atlayalım” demiş.

“Hayır” demiş genç aşık, “Çok garip görünüyor. Otur da tütününü iç.”

“Haydi, korkuyor musun yoksa” demiş şakacı gülerek. “Haydi gelin, haydi!” ve sıçrayarak tepeye doğru koşmaya başlamış.

Dört genç daha onu izlemiş. En tepeye varınca beşi birden zıplayıp tepinmeye ve diğerlerine, “Haydi, haydi” diye seslenmeye başlamış. Ama birden durmuşlar, çünkü tepecik suya doğru gitmeye başlamış. Aslında dev bir kaplumbağa imiş bu. Beş genç korkuyla haykırmış ve kaçmaya çalışmış ama çok geçmiş! Ayakları garip bir güçle yaratığın sırtına doğru çekiliyormuş.

“Yardım edin, bizi kurtarın” diye haykırmışlar, ama diğerleri bir şey yapamamış. Bir anda dalgalar üstlerini örtmüş.

Diğer iki genç, aşıkla arkadaşı, yola koyulmuş, ama yürekleri sıkıntılıymış, çünkü etrafta kötülüğü hissediyorlarmış. Birkaç gün sonra bir nehre varmışlar. Yorgunluktan bitkin düşmüş olan genç aşık kendini kıyıya atmış.

“Biraz uyuyacağım” demiş, “çok yoruldum.”

“Ben suya gireceğim, belki ölü bir balık bulurum. Yılın bu zamanında sular yükselince ölü balıklar kıyıya vurur” demiş arkadaşı.

Ve bunları söylerken bir balık bulup temizlemiş ve sonra aşık genci çağırmış.

“Gel de benimle balık ye. Temizleyip ateş yaktım, şimdi pişer.”

“Yo, sen ye, ben dinleneceğim” demiş aşık.

“Haydi gel!”

“Hayır dinleneceğim.”

“Ama sen arkadaşımsın. Benimle paylaşmazsan balığı yemem.”

“Peki” demiş aşık, “Seninle balık yiyeceğim, ama önce bana bir söz vermelisin. Ben balık yersen sen de içebileceğim kadar su getireceksin.”

“Söz veriyorum” demiş diğeri ve ikisi balığı bir kaptan yemişler. Çünkü grubun sadece bir kabı varmış.

Yemekleri bittikten sonra kabı yıkamışlar ve arkadaşı kabı suyla doldurup getirmiş. Aşık suyu bir dikişte içmiş.

“Daha getir” demiş.

Arkadaşı kabı nehirden tekrar doldurup getirmiş, aşık yine içip bitirmiş.

“Daha” diye bağırmış.

“Ama yoruldum. Nehre gidip kendin içemez misin” diye sormuş arkadaşı.

“Sözünü unutma.”

“Evet, ama çok yoruldum. Git kendin iç.”

“Eh, tamam, korkarım öyle olacak. Ama başımıza bir bela gelmesi yakındır” demiş aşık sıkıntıyla. Nehrin kıyısına doğru ilerlemiş, suya girmiş, başını kıyıya doğru çevirmiş, eğilip kana kana içmeye başlamış. Hemen ardından da arkadaşına seslenmiş.

“Buraya gel, söz veren arkadaşım. Gel de sözünü tutmamanın neye yol açtığını gör.”

Arkadaşı geldiğinde hayretler içinde aşık gencin belinden ayaklarına kadar balığa dönüştüğünü görmüş.

Yüreğinden vurulmuşçasına gerilemiş ve kendini kederle yere atmış. Sonra hemen kalkmış. Aşık genç artık boynuna kadar bir balıkmış.

“Bir parçasını kesip bir ter banyosuyla seni eski haline getiremez miyiz” diye sormuş arkadaşı.

“Hayır, artık çok geç. Ama şefin kızına onu hep sevdiğimi ve onun uğruna öldüğümü söyle. Bu kemeri al ve ona ver. Onu bana aşkının kanıtı olarak vermişti.”

Ve sonra büyük bir balığa dönüşmüş., nehrin ortasına doğru yüzmüş ve orada kalmış. Suyun üstünde sadece büyük yüzgeci görünüyormuş.

Arkadaşı eve dönmüş ve olanları anlatmış. Ölen beş genç ve kaybolan aşık için büyük bir yas başlamış. Büyük balık yüzgeci hemen suyun yüzeyinde olarak nehirde kalmış ve Kızılderililer ona kanoların ilerlemesini engellediği için Engelleyen Balık adını takmış.

Şefin kızı sevgilisi için bir kocanın ardından ağlar gibi ağlamış, hiçbir zaman huzur bulamamış. “Benim aşkım yüzünden kayboldu, ben de onun dulu olarak kalacağım” diye feryat ediyormuş.

Annesinin çadırında başı hırkasıyla örtülü, sessizce oturup çalışmış, çalışmış. “Kızım ne yapıyorsun” diye sorarmış annesi, ama kız hiç cevap vermezmiş.

Böylece bir yıl dolana kadar günler aylara tamamlanmış. Ve o zaman kız kalkmış. Ellerinde üç erkeğe yetecek güzel giysiler varmış. Üç çift ayakkabı, üç çift tozluk, üç kemer, üç gömlek, güzel kuş tüyleriyle süslü üç başlık ve güzel kokulu tütün. “Yeni bir kano istiyorum” demiş kız, yeni bir kano vermişler ona.

Kanosuna binmiş ve nehrin aşağısına, büyük balığa doğru ilerlemiş.

“Geri gel kızım” diye ağlamış annesi acıyla. “Geri gel. Büyük balık seni yutar.”

Kız hiçbir şey dememiş. Kanosu büyük yüzgecin göründüğü yere varınca durmuş, pruvası canavarın sırtına sürtünmüş. Büyük bir cesaretle kanodan inmiş. Hediyelerini balığın sırtına yan yana dizmiş, tüyleri ve tütünü geniş sırtına saçmış.

“Ah balık” diye haykırmış, “Ah balık, sen sevdiğimdin, seni unutmayacağım. Çünkü benim aşkım uğruna yitip gittin. Asla evlenmeyeceğim. Bütün yaşamım boyunca senin dul karın olarak kalacağım. Bu hediyeleri al. Ve şimdi nehri bırak git, bırak da su özgürce aksın, halkım tekrar kanolarına binebilsin.”

Sonra kanosuna binip beklemiş. Büyük balık yavaşça suya batmış, geniş yüzgeci görünmez olmuş. St. Croix’nın (Durgunsu) suları tekrar özgür kalmış.

(Sioux Efsaneleri, Marie, McLaughlin, Anahtar Kitapları Yayınevi)

Etiketler:, , , ,

Haziran 27th, 2009 | in Türk masalları | Yorum Yapin

masaldiyarilari15

Feslikancı Kız

Bir varmış bir yokmuş Evvel zaman içinde kalbur saman içinde Mine adında çok güzel bir genç kız yaşarmış Mine’ nin babası çiftçilikle uğraşır, evinin geçimini oldukça büyük tarlasını ekip biçerek temin edermiş Mine ev işlerinde annesine yardımcı olur boş zamanlarında ise evlerinin önündeki bahçede fesleğen çiçeği yetiştirirmiş Bahçedeki fesleğenlerin kokusu uzaklardan hissedilir ve yüreklerde ferahlık sağlarmış

Padişahın oğlu Şehzade Selim fırsat buldukça atına biner dağlarda, ovalarda gezermiş Günlerden bir gün; yolda giderken ilerden bir yerden burnuna çok güzel fesleğen kokuları gelmiş İçinde bir merak uyanmış ‘ Acaba bu kokular nereden geliyor?’ diye Kokunun kaynağına ulaşmaya karar vermiş Gitmiş Gitmiş Sonunda bir evin önündeki bahçede fesleğenleri görmüş Bakmış bahçede güzel bir genç kız fesleğen topluyor Kır atını bahçenin kenarına kadar yaklaştırmış ve kıza seslenmiş:

“ Feslikancı kızıFeslikancı kızıFesleğenin yaprağı kaç?”
“ Okursun yazarsın beyim gökteki yıldız kaç?” demiş kız
Bunun üzerine Şehzade Selim:
“ Bu dünya, bu güneş bu yıldızlar hep bilmece
Döner devr-i alem kimi gündüz kimi gece
Bilemez kimse bugün nicedir yarın nice
İsmini bağışlar mısın olsun dilimde hece” deyince kız da:

“ İsmimi sorarsın saklamam söylerim: Mine” demiş
“ Mine isimli güzel kız bil bakalım ben kimim? “
“ Kır atınla gezersin ya beysin ya paşasın…”
“ Bilemedin güzel kız ben Şehzade Selim’ im…”

Deminden beri söyleştiği yakışıklı delikanlının Şehzade Selim olduğunu öğrenen Mine haliyle çok şaşırmış Bir şeyler söylemek istemiş fakat heyecandan ne diyeceğini bilememiş Annesinin kendisini çağıran sesini duyunca heyecanı kaybolmuş Şehzade’ ye “ Annem çağırıyor hemen şimdi gitmeliyim” demiş ve koşarak uzaklaşmış Daha sonraki günlerde Şehzade Selim ile Mine görüşmeye devam etmişler Bir gün Mine Şehzade’ yi anne ve babasıyla tanıştırmış Mine’ nin anne ve babası Şehzade’ nin kendilerine karşı gösterdiği yakınlıktan ve saygıdan memnun kalmışlar Şehzade Selim uygun bir zamanda durumu padişah babasına anlatmış Eğer izin verirse Mine ile evlenmek istediğini söylemiş

Padişah:

“ Aman efendim ne demek? Biricik oğlum bir kız sevecek, evlenmek isteyecek de ben bu duruma evet demeyeceğim? Olur mu böyle şey?Sen kızı kendine layık bulduktan sonra biz üzerimize düşen görevi yapar gider kızı ana-babasından isteriz “ demiş ve kızı istemeye gitmek için sarayda yoğun bir hazırlığa girişilmiş

Bu hazırlıklardan memnun olmayan iki kişi varmış: Baş vezir ile kızı Canan Baş vezirin kızı Canan Şehzade’ yi çocukluğundan beri sever ve evlilik hayalleri kurarmış Şehzade’ nin bundan haberi yokmuş Baş vezir yanına kızını alarak saray yakınlarındaki eski bir evde tek başına yaşamakta olan Bilge Çileli’ ye gitmiş Bilge Çileli Baş vezir ile kızının anlattıklarını büyük bir dikkatle dinlemiş

Baş vezir:

“ Şehzade’ nin o kıza olan sevgisini azaltacak ve benim kızımı sevmesini sağlayabilecek bir ilaç hazırlayabilir misiniz? “ diye sormuş Bilge Çileli biraz düşündükten sonra:

“ Sayın Baş vezir “ demiş “ istediklerinizin gerçekleşmemesi için hiçbir neden yoktur Böyle bir ilacın bileşim formülü ve hazırlanması için gerekecekler bende mevcuttur İlacınızı yan odada hazırlarken sizin burada beklemeniz gerekecek İzninizle “

Şehzade her gece uyumadan önce bir bardak su içermiş Baş vezir fırsat buldukça bu suyun içine hazırlanan ilaçtan birkaç damla karıştırmaya başlamış İlaçlı suyu içen Şehzade’ nin hemen uykusu gelirmiş ve sabaha kadar uyurmuş Böylece günler geçmiş Daha sonra oğlan tarafı gidip Mine’ yi babasından istemişler Söz kesilmiş Nişan ve düğünün bir arada bir ay sonra sarayda yapılması kararlaştırılmış Baş vezir ise Şehzade’ nin içtiği suyun içine ilacı karıştırmaya devam etmiş

Nihayet düğün günü gelmiş çatmış Sarayda eğlenceler devam ederken bir aralık Baş vezirin kılık değiştirmiş olarak sarayın arka kapısından çıkıp bir ata binerek uzaklaştığını kimse fark etmemiş Baş vezir az sonra Bilge Çileli’ nin evine varmış Bilge Çileli kapıyı açınca Baş vezir selam verdikten sonra sadece “ Neden? “ diye sormuş

Bilge Çileli:
“ Sayın Baş vezir “ demiş anlatacaklarımı dinlerseniz sanırım bana hak vereceksiniz Kapıda kaldınız gelin içeride konuşmamıza devam edelim”

Bilge Çileli ile Baş vezir bir saati aşkın bir süre konuşmuşlar Bilge Çileli konuşmasının bir bölümünde Şehzade Selim’in zaman zaman kendisine uğradığını çeşitli konularda fikir ürettiklerini ve bilgi alışverişinde bulunduklarını Şehzade’ nin Mine’ yi tanıdıktan sonra hep ondan bahseder olduğunu söylemiş İster istemez bu kızı merak etmeye başladığını bir gün Mine’ lerin evine Tanrı misafiri olarak gittiğini kılık kıyafetine bakıp kapıdan çevrilmediğini sofraya buyur edildiğini Mine ve ana-babasıyla konuşup dertleştiklerini Mine’ nin bazı konularda özgün fikirleri olduğunu kısaca Mine’yi Şehzade Selim’ e layık bulduğunu; fakat önemli olan Şehzade’ nin kiminle evlenmek istediğiydi demiş

“Canan’la beraber bana gelmeden önce Şehzade Selim geceleri uykusuz kaldığını rahat uyuyamadığını söylemişti Size verdiğim ilaç uyku ilacıydı Sonradan Şehzade’ nin uykularının düzene girdiğini öğrendim Sayın Baş vezir meseleler kimseye zarar verilmeden sonuçlanırsa çözüm başarılı olmuştur İstediğiniz olmadı diye bana kızmanız gerekmez Ben doğru olanı yaptım Olanlar tamamen aramızda kalacaktır Bunları en başında anlatsaydınız olmaz mıydı diye soracak olursanız cevabı değişik arayışlar içine girmenizden çekindim diyebilirim “

Bunun üzerine Baş vezir göz pınarlarında biriken iki damla yaşı sildikten sonra:

“ Sözlerinde tamamen haklısın Bilge Çileli Benim için bu konu burada kapanmıştır Kızımla da konuyu etraflıca konuşup tek taraflı sevmenin sevgi çiçeğini yeşertmeyeceğini zamanla sararıp solmasına neden olacağını uygun bir dille anlatacağım Her şey gönlünce olsun Şimdilik hoşça kal ” demiş ve saraya geri dönmüş

Düğün eğlenceleri kırk bir gün kırk bir gece devam etmiş Şehzade Selim ile Feslikancı Kızı Mine evlenerek muratlarına ermişler

Serdar Yıldırım Masalları masal diyarında..

Etiketler:, , , , ,

Haziran 27th, 2009 | in İngilizce masallar | 11 tane yorum

cinderella

Cindirella

Once upon a time a lovely girl called Cinderella lived with her stepmother land two proud land ugly stepsisters. They made her work hard all day, and in the evening she had to sit among the cinders. One day the king’s son gave a Ball to which everyone was invited. What an unhappy day that was for Cinderella! She worked harder than ever for her stepmother and two vain stepsisters, preparing their finest gowns for the Ball.
When everyone had left for the Ball, Cinderella sat sadly by the fire and began to cry. Suddenly, in a bright flash, a lovely lady appeared. “I am your fairy god mother,” she said. “Why are you crying?” “Because I want to go to the Ball, but I have no dress to wear,” said Cinderella. “I will help you,” said her Godmother. “Hurry and bring me a large pumpkin, some white mice and a rat.” Cinderella quickly brought the things to her Godmother.
Waving her magic wand, the fairy Godmother turned the pumpkin into a golden coach, the rat into a fine coachman, and the white mice into handsome white ponies. Cinderella’s ragged clothes became a beautiful ball-gown, and on her feet were sparkling glass slippers. “Be off, Dear Child,” said the Godmother, “but remember whichever happens, you must leave before the clock strikes twelve, or everything will turn back the way it was.
When Cinderella arrived at the Ball, she looked so lovely that everyone turned to gaze at her. The Prince was so enchanted tat he danced only with Cinderella. In her happiness, the hours slipped by until she suddenly heard the clock striking midnight. Remembering her Godmother’s words, Cinderella fled from the palace, and, in her haste, she lost a slipper. The Prince ran after her, but all he found was the tiny glass slipper.
The next day the Prince searched everywhere for the owner of the slipper, declaring he would marry only the lady whose foot it fitted. When the Prince came to Cinderella’s house, the ugly sisters tried to force their bulging feet into it. But they were much too big. Finally Cinderella tried, and it fit perfectly! The Prince was overjoyed and asked Cinderella to be his bride. There was rejoicing throughout the land, and they lived happily ever .

Etiketler:, , , ,

Haziran 27th, 2009 | in İngilizce masallar | Yorum Yapin

rapunzel

Rapunzel

There once lived a couple who longed to have a child. Finally, their wish came true.
As the wife waited for the child to be born, she sometimes stared out the window at the garden next door. In it grew some delicious-looking rapunzel lettuce.
But the garden belonged to a witch, and no one dared to go into it.
Soon, the wife could think of nothing but that lettuce. She grew paler and paler. Finally, her worried husband decided to sneak into the garden after dark and pick some.
His wife ate it all, but it only made her want more. So the husband went back to the garden. But this time, the witch caught him.
“How dare you steal my rapunzel!” she screeched.
The terrified husband told her of his wife’s craving.
“Take all the lettuce you want, then,” said the witch. “But in return, you must give me the child.”
The poor man agreed.
As soon as the child was born, the witch took it away to raise as her own. She called the baby girl Rapunzel. Rapunzel grew to be so beautiful that the witch decided no one else must ever see her.
So when the child reached the age of twelve, the witch shut her in a tower deep in the forest. The tower was very tall, and had no door. Poor Rapunzel had no way of escaping.
When the witch came to visit, she called, “Rapunzel, Rapunzel, let down your hair.” Then the girl threw her long braid out the window, and the witch climbed it to the top of the tower. A few years later, a prince happened to be riding through the forest. From a distance he heard Rapunzel singing to amuse herself. He was immediately drawn to the beautiful voice, but once he found the tower, he could find no way in. The prince could not stop thinking about the voice in the tower. Every day he would go back to listen and every night he would leave brokenhearted. He still could find no way in.
Until one day from his hiding place, he saw the witch and heard her call.
“Rapunzel, Rapunzel, let down your hair.” Then a long braid fell from the window all the way down to the ground.
“If that’s the rope to climb, I’ll try it,” the young prince thought to himself.
As Soon as the witch had gone, the prince repeated her call.
“Rapunzel, Rapunzel, let down your hair.”
Then he climbed the long braid to the top.
At first Rapunzel was frightened, as she had never before seen a man. But the prince told her how he had been drawn to her sweet voice and asked her to marry him. Rapunzel liked him better than the witch and agreed.
But she still had no way to leave the tower. The prince promised to bring a ball of silk each time he came to visit so she could weave a ladder and escape.
The prince visited every night, and Rapunzel kept his visits a secret. But one day, without thinking, she blurted out to the witch, “Why are you so much heavier than the prince?”
“How dare you trick me!” screamed the witch, and in a fury, she cut off Rapunzel’s long hair. The witch laid an evil spell on Rapunzel that sent her to a far-off land.
Then she tied the long braid to the windowsill and waited for the prince. Only as he climbed through the window did he realize he had been tricked.
“Your little songbird is gone,” cackled the witch, “and you will never see her again!”
The prince was beside himself with grief and leapt from the tower window. He survived the fall by landing in a thornbush, but the thorns scratched his eyes. The prince was blinded! How would he ever find Rapunzel now?
For months to come, the prince wandered blindly through the forest, weeping. Whenever he met people along the way, he would ask if they had seen a beautiful girl named Rapunzel, and he would describe her to them. But no one had ever seen her.
Then one day, the prince heard someone singing a sad but beautiful song. He recognized the voice at once and ran towards it, calling out Rapunzel’s name.
Rapunzel rushed into the prince’s arms and cried tears of joy at finding her beloved. But as her tears fell on the prince’s eyes, a strange thing happened – the prince could see again!
Rapunzel and the prince found their way back to the kingdom. Soon they were married and lived happily ever after..

Etiketler:, , , , ,

Haziran 27th, 2009 | in masallar diyarı | Yorum Yapin

Masal diyarlarında gezmeye varmısınız..

masaldiyarlari182

masaldiyarlari102

Masallar diyarından en güzel resimler..

masaldiyarlari12

Etiketler:, , ,

Haziran 25th, 2009 | in mevlana masalları | Yorum Yapin
Şaşı çırak

Bir zamanlar bir yerde iyi bir usta vardı.Yanında bir de çırak, gözleri biraz şaşı.Şaşılık bir özürdür, ne bir suç, ne de kusur,Noksanını bilmemek, işte kabahat budur.Usta bir gün çırağa, dedi “içeriye gir,Orda bir şişe vardı, al onu bana getir”.Çırak içeri gitti ve sesi geldi derin:“Burda iki şişe var, hangisini istersin ?”Usta dedi : “iyi bak; şişe çift değil, bir tek;
Yanlış görmeyi bırak, gözünden perdeyi çek!”“Beni aşağılama” diye seslendi çırak;
“Burda iki şişe var, inanmazsan gel de bak!”“Öyleyse” dedi usta, “kır şişenin birini,”
“Sonra getir bakalım buraya diğerini.”Bir şişe kırılınca ikinci de kayboldu,
Çırak bu işe şaştı, anlamadı ne oldu.Bazı yanlış duygular insanı şaşı eder;
Sonu gelmez arzular, kızgınlık ve öfkeler.Bir tek olan şişeyi çırak görmüştü iki,
Birinciyi kırınca ikinci uçup gitti .Şaşı eder insanı aşırılık ve öfke
Ruhu dönemez olur gerçeğe, doğru yöne.Garaz öne çıkınca altlarda kalır hüner,
Perdeler yer değişir, gönülden göze iner.Vicdanını karartıp rüşvet alırsa hakim
Farkedemez kim mazlum, göremez kimdir zalim.Kırmak istemiyorsan içerdeki şişeyi,
İyi anlamalısın çok önemli bir şeyi :İki tane gözün var biri semaya bakar
İkincinin bakışı hep yere doğru akar.Kapat iştah ve istek, eleştiri gözünü.
İbret ve şükürle bak, iyi tanı özünü.Nasihata kulak ver, iyi görürüm sanma,
Hep gönül gözüyle bak, toprak gözüne kanma. Madde gözü tembeldir, hep kolayını arar
Yanlış yöne götürür insanı kolay yollar.Üşenme, kaynağı bul, zor gelse de nefsine
Doğru yollarda ara, yokuş ve dik gelse de.Bırak zannı, şüpheyi, hedefin olsun gerçek.
Varınca göreceksin her zahmete değecek.Asıl şaşılık budur, budur gözdeki mertek :
Zannetmekle bilmenin farkını görememek.Bulanıktan uzak dur, her işin olsun berrak;
Ancak temiz bir kalptir, yüzü ak çıkaracakHele de vesveseye aman sakın kapılma
Güvenilmez bilgiyi kendine rehber kılma.Vehimden de uzak dur doğru bilgi zannetme,
Hele de evhamları ona buna iletme.Doğru olsun her işin, doğrudan uzaklaşma,
Doğru bil, doğru düşün, doğrudan asla şaşma.

 

Mesnevi masalları

Etiketler:, , , , , , , , , , , , ,

Sitemiz Google aramalarında : Masal dinle, Masal diyarı , Masal, Masallar ve Sesli masal kelimelerince öncülük etmektedir. Oyun sitemiz Oyun