Masal diyarı
Masallar diyarı

Son Yazılar

Facebook Sayfamız

:: Archive for Mayıs 10th, 2009

 

Mayıs 10th, 2009 | in Masal diyarı | Yorum Yapin

Pilli Masal

Kahverengi dolabın üçüncü çekmecesinde tam bir telaş var bu gün. “Yahu bu ne hal böyle, herkes yerine geçsin” demesi lazım birinin. Şuna baksanıza. Makas açmış ağzını, siyah ipi kovalıyor; “seni keseceğim” diyor bir taraftan da. Ucu kırık bir kalem var, ben bir işe yaramıyorum, diyor; bir başına oturuyor çekmecenin köşesinde. Beline siyah ipten biraz dolanmış, makastan kaçıyor ya siyah ip, önüne gelene sarılıyor da bırakmıyor.

İki çiviyle üç tane toplu iğne de aylardır bu çekmecenin içinde.

-Hey, diyor çivinin biri toplu iğneye. Ne zayıf şeysin sen. Hiç mi yemek yemiyorsun?

-Sen kendine bak şişko patates. Yiyip de senin gibi olacağıma böyle kalırım daha iyi.

Ha unutmadan iki tane de pil var bu karmaşanın içinde. Sessizce konuşuyorlar, ne diyorlar acaba?

-Baksana, sen büyüyünce ne olacaksın?

-Iıı… Ne desem ki? Hiç düşünmedim. Bir işe yarayayım da neresi olursa olsun. Peki sen ne olmak istiyorsun?

- Ben büyüyünce kumandalı bir arabayı çalıştırmak istiyorum. En büyük isteğim bu.

Tabii aslında piller için büyümek diye bir şey yok. Pil dilinde büyüyünce ne olacaksın demek; aslında, sen hangi aleti çalıştırmak istersin, demek. Olur ya bir gün bir pille tanışacağınız tutar da bu bilgi lazım olur size.

Neyse, biz çekmecemize dönelim yine. Bir de ilaç kutusu var. Son kullanma tarihi çoktan geçmiş. Yanındaki krem kutusu durmadan konuşuyor ona.

-Hey yaşlı şey! Ne zaman gideceksin buradan yahu? Senin yüzünden sığamıyoruz koca çekmeceye. Kaç zamandır buradasın. Sen git de bize yer açılsın biraz.

Zavallı ilaç bunları duyunca nasıl da üzülüyor.

-Şu halime bak, diyor. Bıktım artık burada yaşamaktan.

Karmaşa azalmadan devam ediyor. Bir de kaset var. Ucu kırık kaleme takılmış kalmış. Kalemin belinde siyah ip sarılı zaten. Kaset kurtulmak istiyor ama kalem bırakmıyor ki. Girmiş deliklerinden birine, çeviriyor da çeviriyor. Kaset bir-iki çırpınıştan sonra “amaaan” diyor, “zaten beni dinleyen yok. N’oolmuş bandım biraz daha çıksın içimden. Oooh canıma değsin! Hep siyah iplik dağıtacak değil ya buraları.”

* * *

Günler böyle geçip gidiyor. İşte o gün geldi. Hişt, susun. Bakın şimdi ne oluyor:

Evin oğlu akşama doğru geldi eve. Elinde bir poşetle birlikte. Üstünü çıkardı. Yemeğini yedi. Ne de uslu bir çocuk.

Şimdi odasına girdi. Ve çekmeceyi açtı. “Ayy” dedi “burası ne kadar da karışmış!” Önce karman çorman olmuş siyah ipin makarasını aldı eline. Onunla beraber ucu kırık kalem, bozuk kaset ve siyah makas da geldi tabii. Çocuk bunları tek tek kurtardı, siyah ipi yeniden sardı. Kalemi kalemtıraşıyla açtı, ilaç kutusunun içindeki ilaçları atıp, iğnelerle çivileri içine koydu. Krem kutusunu da onun üstüne. İkisi de kardeş kardeş oturacaktı burada bundan böyle. Kasetin bandını sardı parmağıyla. Oh be… Şimdi her şey düzene girmişti.

Sonra da çarşıdan getirdiği poşeti açtı. Hey o da ne? Cici bir kumandalı araba. Ne yapacak acaba? Usulca çekmeceyi tekrar çekti çocuk. Bir köşede sessizce konuşan iki pili aldı eline. Sonra tahmin ettiğiniz gibi ikisini de alıp taktı arabasına. Bu arada çekmece çoktan kapanmıştı.

Çocuk arabasıyla oynarken, toplu iğnelerden birinin sesi, kumandalı arabanın teker seslerine karışıyordu:

-Ben aslında var ya, büyüyünce çivi olmak istiyorum…

Nesibe Şahin

Etiketler:, , , , , , ,

Mayıs 10th, 2009 | in Masal diyarı | Yorum Yapin

Hu Hu Diyen Şefkatli Rüzgar

 

Evvel zaman içinde, mavi bir kulübede hasta bir yaşlı teyze vardı, bir armut ağacının altına oturmuştu. Yaşlı teyze, gözünü armutlara dikti ve şöyle dedi:

- Oh! Oh! Ne kadar güzel armutlar! Keşke yoldan birisi geçse de benim için şu armutlardan toplasa.

Daha yaşlı teyzenin sözü bitmemişti ki bir karga çıkageldi. Kanadını kapattı, teyzenin elbisesinin bağının üzerine oturdu. Gagasını açtı, kapattı. “Karu karu” diye ses çıkardı. Karganın gagası, yaşlı teyzenin dikkatini çekti ve şöyle dedi:

- Ey gagası uzun karga! Sen benim elbisemin bağının üzerine oturdun. Beri gel, uç ve yukarı çık. Ağacın üstüne otur. Hem kendin için, hem de benim için meyve topla.

Karga uçtu. Ağacın dalına kondu. Gagasıyla yavaş yavaş ağaca ve meyvelerine vurdu, fakat olmadı. Bir tane bile armut düşmedi. Karga mahcup oldu. Başını aşağı sarkıtarak şöyle dedi:

- Yaşlı Teyze! Şefkatli Teyze! Ben meyve toplayamıyorum.

Karga, daha sonra gelip yaşlı teyzenin yanına oturdu. Yaşlı teyze ve karga birlikte “ah!” çektiler. Yaşlı teyzenin gözü tekrar armutlara ilişti ve şöyle dedi:

- Oh! Oh! Ne kadar güzel armutlar! Keşke yoldan biri geçse de bizim için şu armutlardan toplasa.

Henüz yaşlı teyzenin sözü bitmeden bir grup serçe oraya geliverdi. Kanatlarını kapattılar, avlunun içine kondular. Yaşlı teyze kargaya baktı ve gülerek şöyle dedi:

- Belki onlar birbirlerine gaga vurarak meyveleri toplayabilirler.

Sonra da serçelere dönerek şöyle seslendi:

- Nazik, güzel, iri yapılı, çevik serçeler! Ağacımın üzerine oturun. Hem karga için, hem kendiniz için ve hem de yaşlı teyzeniz için meyvelerimi toplayın.

Serçeler memnun oldular. Uçtular ve ağacın dallarına kondular. Gagalarını vurdular, vurdular. Fakat bir türlü olmadı. Yoruldular ve şöyle dediler:

- Cik! Cik! Cik! Maalesef bu küçücük gagalarımızla sizin için armut toplayamayacağız.

Çabucak uçtular, karga ve yaşlı teyzenin yanına oturdular.

Yaşlı teyze, karga ve serçeler “ah!” çektiler. Armutlara baktılar ve şöyle dediler:

- Keşke yoldan birisi geçse de şu armutları bizim için toplasa.

Daha onların sözleri bitmeden bir “huu huu” sesi geldi. Şefkatli rüzgar, bir bu taraftan, bir o taraftan esti, “huu!” dedi, “huu!” dedi. Yaşlı teyzeye ulaştı. Huu huu diyen şefkatli rüzgar şöyle dedi:

- Yaşlı teyze! Sizin için meyve toplamaya geldim.

Huu huu diyen şefkatli rüzgar ağacın dalları arasına girdi. Dalları salladı. Gücünü gösterdi. Meyveler tane tane evin üzerine düştüler. Yaşlı teyze onları topladı ve yıkadı. Hem kendi yedi, hem de kargaya ve serçelere verdi. Sonra da hepsi beraber şöyle dediler:

- Ey şefkatli rüzgar! Elleriniz dert görmesin.

Şefkatli rüzgar gülerek:

- Afiyet olsun!, dedi. Sonra da aralarından uzaklaşıp gitti.

Yaşlı teyze, karga ve serçeler şöyle dediler:

- Huu huu diyen güzel ve şefkatli rüzgarın davranışı, diğerlerinin düşüncesinden daha iyidir..

Yazarı ; Şaban Nejad
Farsçadan Çeviren; Hamit Turanalp

Etiketler:, , , , , , , ,

Mayıs 10th, 2009 | in Masal diyarı | Yorum Yapin

inek

Obur İnek
Bir varmış Bir yokmuş Evvel zaman içinde, iki boynuzlu bir inek vardı. Durmadan “möö möö” diye böğürüyordu. Çok da obur ve pisboğazdı.

Bir gün karnı çok acıkmıştı. Ovaya gitti ve ot yemeye başladı. Ovada ot, sebze ve hatta ovanın çiçeklerini bile yedi, bitirdi. Karnı doyunca uyumak istedi. Fakat hiçbir yerde yatıp uyuyacağı bir yeşillik bırakmamıştı. Çünkü o bütün sebze ve otları yemişti.

İşte o zaman toprağın üzerinde yatmak zorunda kaldı. Uyudu ve uykusunu aldı.

Sabahleyin uykudan uyandı. Tekrar acıkmıştı. Fakat yemesi için hiçbir şey bulamadı. Çünkü bir gün önce bütün otları yemişti.

Her yeri gezdi, dolaştı. Fakat ot bulamadı. Kendi kendine şöyle dedi:

- Ey Allah’ım! Şimdi ne yapayım? Şu anda açlıktan ölüyorum. Keşke bütün otları yemeseydim. Keşke bugünü de düşünseydim.

İnek, yapmış olduğu işten çok pişman idi. Rahatsız ve üzgündü. Ağlamaya başladı. Ovanın yüzünde hem yürüyor, hem ağlıyordu. Gözyaşları yeryüzüne yağmur gibi dökülüyordu. İnek, öğleye kadar ağladı. Ovanın her tarafı onun gözyaşlarıyla ıslandı. İşte o zaman ne oldu biliyor musunuz? Otlar, ineğin gözyaşlarını içtiler ve tekrar yeşerdiler. İnek bir defa daha gördü ki ova sebze ve otla dolmuş. Çok memnun oldu. Fakat bu defa onlardan çok az bir miktar yedi. Kalanını da diğer günler için bıraktı.

Yzarı; Nasır Keşaverz
Farsçadan Çeviren; Hamit Turanalp

Etiketler:, , , , , , , , , ,

Sitemiz Google aramalarında : Masal dinle, Masal diyarı , Masal, Masallar ve Sesli masal kelimelerince öncülük etmektedir. Oyun sitemiz Oyun ingilizce masal bölümüne girmek için: ingilizce masallar