:: Archive for Nisan 7th, 2009
Nisan 7th, 2009 | in
Masal diyarı |
Yorum Yapin

Masal diyarı “Nebat Nene” iran masalları
Bir bayram geceydi nebat nene odaları, killeri ve evin avlusunu yavaş yavaş temizlemişti. Birkaç tane de içi sütlü, lezzetli ekmek pişirmişti. Baldan ve şekerden tatlı torunları kendisini ziyarete geleceklerdi. Yedi çeşit yemeği sofraya dizdi. Sonra da yorgun ve yüzü kırışmış bir durumda minderine oturdu ve ayaklarını uzattı. Küçük kedisi Pişmolu da nenenin yanına oturmuştu. Nene kendi kendine şöyle dedi:
- Keşke bir şeyim olsa da torunlarım gelidiği zaman onlara versem.
Fakat her ne düşündüyse bir türlü olduramadı. Kalktı, uzandı ve rafı kadifeden kılıfla örttü. Onun altına da kazandığı birkaç akçeyi koymuştu. Fakat orada başka bir şey yoktu. Küçük sandığını açtı. Belki bir çiçekli başörtüsü veya bir çift çorap bulabilirim, diye bohçanın içini aradı. Fakat orada da bir şey bulamadı. Keder ve üzüntü nenenin kalbine oturdu. Gözleri doldu ve başı döndü. O kadar üzüldü ki, sırtını odanın samanlı çamurdan yapılmış duvarına dayadı. Sonra uykusu geldi.
Pişmolu yavaşça odanın kapısından dışarı çıktı. Doğruca gitti, balkonun köşesinde aynı yere oturdu. Kınalı tavuk, rengarenk civcivleriyle gezintiden dönüyordu. Onu görünce:
- Ne kadar şaşılacak şey Pisican, dedi. Civcivlerimle uğraşmıyorsun. Herhalde canın sıkkın.
Pisican şöyle dedi:
- Nasıl desem… Nebat Nene çok üzgün. Gönlü torunlarına bir bayramlık hediye etmek istiyor ama bir şeyi yok.
Kınalı tavuk biraz düşündü. Sonra yuvasına gitti. Birkaç tane güzel ve iri yumurta getirdi ve şöyle dedi:
- Şefkatli nene her gün bizim için su ve yem getirirdi. Kümesi temizlerdi. Soğuktan ve sıcaktan bizi korurdu. Bizim de onun arkasında olmamız gerek. Gel bu yumurtaları al ve ona götür.
Pisican sevinçle el ve ayağını salladı. Yumurtaları birer birer odaya götürrüken bir ses işitti. Şaşkınlıkla etrafa baktı. Evin tandırı onların bütün sözlerini işitmişti. Gönlü neneye bir şekilde yardım etmek istiyordu. Şöyle dedi:
- Pisican! Çabuk buraya gel. Yumurtaları bana ver. Ben de onları pişireyim. Nebat Nene daima beni koruyor. Vücuduma çamur sıvıyor, çatlaklarımı alıyor. Kuru odunla içimi ısıtıyor. Ben de onun için bir iş yapmak istiyorum. Nenenin odunların ateşiyle pişirdiği ekmeklerden dolayı hâlâ sıcak durumdayım.
Pisi, yumurtaları tandıra verdi. Tandır “ha” dedi “hu” dedi, sıcak nefesini yumurtalara üfledi, hepsini pişirdi ve dışarı çıkardı. Pişmolu sevinçten tandırın etrafında dönüyor ve miyavlıyordu. Nebat Nene onun gürültüsünden uyandı ve:
- Pişmolu, niçin uyumuyorsun?, dedi.
Tam o anda nenenin gözü yumurtalara takıldı. Pişmolu utancından başını aşağı eğdi ve şöyle dedi:
- Neneciğim bunları kınalı tavuk verdi, tandır da pişirdi. Ben de bunları güzel ve hoş renklerle boyamak istiyorum. Böylece torunların geldiğinde her birine renkli yumurtalar verirsin.
Nebat Nene çok sevindi ve:
- Sen bu işi bana bırak, dedi.
Sonra da kilere gitti. Çok bir zaman geçmeden elinde küçük bir kese ile geri döndü. Pişmolu bu keseyi iyi tanıyordu. O kese, Nebat Nene’nin kınasıydı. Nene kınayı bir kaba döktü ve su ile karıştırdı. Ondan sonra da yumurtalara sürdü.
Pişmolu, nenenin yanına oturmuş onu seyrediyordu. Bir, iki, üç saat derken gece yarısı oldu. Pişmolu’nun çok uykusu gelmişti. Nene yumurtaları yıkadı ve sofraya koydu. Ama ne yumurta! Hepsi kırmızı ve kınalı. Tıpkı Nebat Nene’nin saçlarının rengi gibi… Kınalı tavuğun kanatlarının rengi gibi… Tandırın ateşinin rengi gibi…
Nene, yumurtaları onlara göstermek istedi fakat bir de baktı ki hepsi uyumuş. Uyandırmak istemedi. Gitti, küçük döşeğine uzandı ve onlar gibi uykuya daldı..
Yazarı; Mihri Mahuti
Çeviren; Hamit turanalp
Etiketler:çocuk masalları, iran masalları, masal, masal dinle, Masal diyarı, masal diyarları, masal dünyası, masal oku, masallar, masallar diyarı, mihri mahuti, Nebat nene

Masal diyarı “Kurşun Asker”
Bir varmış, bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde, uzak bir ülkede bir oyuncak evinin içinde tam altı tane kurşun asker yaşarmış. Bunları bir gün alıp bir oyuncakçı dükkanının vitrinine koymuşlar.
Altısı da tüfekleri omzunda hazır olda duruyordu. Yalnız içlerinden birinin tek ayağı yoktu. Oğlunun doğum günü için armağan almaya çarşıya çıkan bir baba, askerleri görünce çok beğenmiş, hemen dükkâna girip onları satın almış, satıcı, askerleri kutuya yerleştirirken birinin tek bacaklı oluşunun nedenini açıklamış babaya. Bunları yapan ustanın kurşunu son askere yetmeyince o da topal kalmış. Baba şaşırmış bu duruma ama bir şey dememiş, kurşun askerleri alıp çocuğuna götürmüş. Doğum gününde eğlenen çocuklar, askerlerle oynayıp eğlenmişler
Oyun oynamaları bitince altı tane kurşun askeri kutularına yerleştirmişler. rafa kaldırıldı. Yarı karanlık kutunun içinde askerlerin canı sıkılıyormuş, Yalnız topal olan kurşun asker kutunun kapağının aralığından dışarıyı görebiliyormuş ve bunu kendisi için bir eğlence gibi görüyormuş. Bizim topal kurşun askerin gözüne ilk çarpan, masanın üstündeki oyuncak bir kaleyle kalenin içindeki şato oldu. Şatonun önünde güzel bir prenses heykeli duruyordu. Prenses, kollarını iki yana açıp bir ayağını kaldırmış, aynı dans eder gibiymiş. Topal kurşun asker prensese aşık olmuş. Ağzını bıçak açmaz, bir söz söylemez hale gelmiş. Tek isteği prensesin yanına gitmek, ona kavuşmakmış, başka hiçbir şeyi gözü görmez olmuş.
Ertesi gün oyuncakların sahibi olan küçük çocuk, bizim küçük kurşun askeri kutusundan çıkarıp oynamaya başlamış. Şimdi hem prensesi daha iyi gören kurşun asker, gözünü ondan ayıramıyormuş. Kurşun askeri prensese bir şey olacak diye o kadar korkuyormuş ki…
O sırada hava birden kararmış, şimşekler ve ardından sert bir rüzgâr çıkmış. Rüzgar o kadar Kuvvetli esiyormuş ki,, pencerenin yakınında duran kurşun askeri savurup pencereden sokağa yuvarlayıvermiş sokağın bir köşesindeki kaldırımın kenarına düşmüş. Onu kimse görmemiş hatta gelip geçenler, üstüne basacak gibi oluyor,kurşun askerin korkudan yüreği ağzına geliyormuş. Rüzgârın ardından yağmur yağıp çukurlara sular birikmiş, sel olup akmaya başlamış. Hava açtığında su birikintisinin başına oynamaya gelen iki çocuk onu görünce o kadar sevinmişler ki. Biri kâğıttan bir kayık yapmış, Öteki bizim askeri içine bindirmiş ve iki çocuk sularla oynamaya dalıp bir süre sonra kayıkla askeri unutmuşlar. Kayık suyun içinde yavaş yavaş hareket ederek sürüklenmeye başlamış ve bizim asker yüzen kayığın içinde, silahı omuzunda dimdik duruyormuş. Korkuyu aklından bilke geçirmiyormuş, akıp giden yağmur suları sonunda büyük bir ırmağa ulaşınca, kurşun asker , koskoca ırmağın ortasında bir nokta kadar kalmış ve bir süre dalgalara kapılıp ilerlemiş. Bu arada yağmur daha hızlı yağmaya başlamış ve kâğıttan kayık ıslanınca da içine sular dolmaya başlamış. Böylece ırmağın azgın sularına gömülüvermiş.. Kurşunun ağırlığı onu ırmağın en dibine itiyormuş ve bu karanlık, ıssız soğuk yer artık onu korkutmaya başlamış. Işığa yeniden kavuştuğunda bir evin sıcacık mutfağında ocağın yanında durduğunu görmüş. O sırada sahibi olan çocuk gelip onu bulmuş ve alıp odasındaki yerine koyuş.
Kurşun asker oraya geldiği için o kadar mutluymuş ki, ilk işi, prensesi araştırmak olmuş.Bir bakmış ki, Prenses, bıraktığı yerde ve iki kolu iki yana açık, bir ayağını kaldırmış dans ediyormuş gibi duruyor ve ona bakıyormuş.Kurşun asker çok mutlu olmuş ki, prensesle bütün gece boyunca birbirlerine sevgiyle bakışıp durmuşlar.
Üzerinden birkaç gün geçmiş ama mutluluğu çok uzun sürmemiş. Sahibi olan çocuk bizim kurşun askerden sıkılmış ve artık onunla oynamaz olmuş. Bununla da kalmamış, bizim kurşun askeri alıp alev alev yanan şöminenin içine atmış. Kurşun askerin alevlerden canı çok yanmış ve bir süre sonra erimeye başlamış. Yine sevgilisi prensesten ayrılıyormuş işte, en çok da buna üzülüyormuş doğrusu. Tam o sırada açık pencereden giren güçlü bir esinti, prensesi uçurup ateşin içine düşürüvermiş.
Bizim kurşun asker, sevinçle kollarını açıp prensesi kucaklamış. Artık onun için yeni bir hayat başlıyormuş.
Bütün hakları Gülücük Yayınları’na aittir, izinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz..
Andersen den masallar..
Etiketler:Andersen masalları, andersenden masallar, çocuk masalları, Kurşun Asker, masal, masal dinle, Masal diyarı, masal diyarları, masal dünyası, masal oku, masallar diyarı, seçme masallar

Masal diyarı ” Küçük deniz kızı “
Masal diyarı ” Küçük deniz kızı “Bir zamanlar denizler ülkesinde, suların altında denizlerin derinliklerinde bir ülke varmış. Bu ülkenin kralının da altı kızı varmış. Genç prenseslerin anneleri çoktan uzun yıllar önce ölmüş ve onları büyükanneleri büyütmüş. İçlerinde en güzelleri küçükleriymiş. Küçük deniz kızının saçları altın bukleler halinde omuzlarına dökülüyormuş, o kadar narin ve güzelmiş ki gören bütün prensler ona aşık olurlarmış.
Bizim deniz kızları, büyükannelerinin anlattığı yeryüzüyle ilgili masalları çok seviyorlarmış. Daha önce yeryüzünü görmedikleri için merakları da günden güne artıyormuş. Büyükanneleri onlara yeryüzünü anlatırken, bacak adlı iki şeyin üzerinde yürüyen garip insanlardan bahsediyormuş ve bizim küçük deniz kızı ,bu anlatılanları görmek istiyormuş. “Onbeş yaşını beklemen gerekir,” demiş büyükannesi, “O zaman gidip görebilirsin.”
En büyük deniz kızı yaşı geldiğinde yeryüzüne çıkmış ve gördüğü ilginç şeyleri kardeşlerine anlatmış. Yıllar geçmiş ve sonunda bizim küçük denizkızının da yeryüzüne insanların dünyasına çıkabileceği gün gelmiş. Şimdiye kadar hep merak ettiği dünyayı artık kendi gözleriyle görebilecekmiş. Yüzeye doğru yüzerken güneş batıyormuş. Yakınlarda bir gemi demir atmış. Küçük deniz kızı suyun yüzüne çıktığında, gemideki yakışıklı prensi görmüş. Prens kendisini birisinin gözlediğini de, prensesin ondan gözlerini ayıramadığını da bilmiyormuş tabii. Birden hava kararmış, gemi çıkan fırtınayla sallanmaya başlamış. Çok geçmeden yelkenleri parçalanmış, direği kırılmış ve gemi sulara gömülmüş. O ana kadar prensi takip eden küçük deniz kızı, onu kurtarmış ve kıyıya çıkarmış. Sabaha kadar onun uyanmasını beklemiş, onu denizden takip edip durmuş. Sabah olduğunda prens hala yattığı yerde uyuyor, denizkızı da başucunda onu bekliyormuş. Az sonra birkaç kız koşarak gelmiş. Prens gözlerini açmış gelen kızlar sevinçle onu tutarak oradan götürmüşler.
O günden sonra bizim deniz kızının hayattaki tek gayesi prensini görmek olmuş. Artık dayanamıyormuş. Su cadısına gidip akıl almaya karar vermiş. Cadı onu görünce bir kahkaha atmış: “Niçin geldiğini biliyorum denizkızı,” demiş. “İnsana dönüşüp karaya çıkmak istiyorsun. Böylece prensle daha yakın olacağını düşünüyorsun. Ama bunun bir bedeli var, biliyor musun?” “Bilmiyordum,” demiş “ama insan olabilmek için neyse öderim.” “Sesini istiyorum,” demiş cadı, “şu şarkılar söyleyen güzel sesini. Bana sesini verirsen ben de seni iki ayaklı güzel bir genç kıza çeviririm. Ama unutma, prens seni bütün kalbiyle sevmeli ve evlenmeli. Yoksa bir deniz köpüğüne dönüşüp sonsuza dek yok olursun.”
Küçük deniz kızı düşünmemiş bile. ” Çabuk,” demiş “Ben kararımı çoktan verdim zaten.” Bunun üzerine su cadısı denizkızına içmesi için büyülü bir ilaç vermiş. Küçük deniz kızı prensin karşısına dikildiği an prens bu hiç konuşmayan kızdan çok hoşlanmış ve onsuz yapamayacağına karar vermiş. Küçük denizkızı da prensi her geçen gün daha çok sevmiş, ama prens ona bir türlü evlenme teklif etmiyormuş.
Prensin annesi ve babası, kendine eş bulması için baskı yapıyorlarmış. Prens sonunda yakındaki bir ülkenin prensesiyle tanışmaya karar vermiş. Yanında-bizim küçük denizkızını da götürmüş. Zavallı kız çok acı çekiyormuş. Prens komşu ülkeye gidip prensesle karşılaşınca aklı başından gitmiş ve hemen evlenmek istemiş. Düğünleri muhteşem olmuş. Her yer çiçek, ipek ve mücevherle kaplıymış. Mutlu çifti görmeye gelen herkes coşku içindeymiş. Yalnızca küçük denizkızı sessizmiş. Gözyaşları sessizce süzülüyormuş yanaklarından.
O gece küçük denizkızı güvertede dikilmiş karanlık sulara bakıyormuş. Gün doğarken bir deniz köpüğü olup o sulara karışacakmış. Birden suların dibinden denizkızının kardeşleri çıkmışlar. Saçları kısa kısa kesilmiş. “Saçlarımızı su cadısına verdik, karşılığında da bu bıçağı aldık. Eğer bu gece bu bıçağı prensin kalbine saplarsan büyü bozulacak, sen de kurtuşlacaksın” Küçük denizkızı bıçağı almış ama prense asla zarar veremeyeceğini biliyormuş. Güneş doğduğunda kendini ağlayarak denize atmış ve bir deniz köpüğü olarak sonsuza kadar yaşamış…
Andersen den masallar..
Etiketler:adersenden masallar, andersen, Andersen masalları, çocuk masalları, küçük deniz kızı, masal, masal dinle, Masal diyarı, masal diyarları, masal dünyası, masal oku, masallar, masallar diyarı