Masal diyarı
Masallar diyarı

Son Yazılar

Facebook Sayfamız

:: Archive for Mart 17th, 2009

 

Mart 17th, 2009 | in Perrault masalları | 2 tane yorum
cizmeli-kediKedi ne işine yarar ki insanın?” diye yakınmış. “Pişirip yiyemezsin bile.” Kedi bunu duymuş ve hemen cevap vermiş. “Kötü bir mirasa sahip olmadığınızı göreceksiniz efendim…

Bir zamanlar, üç oğlu olan bir değirmenci varmış. Değirmenci ölünce büyük oğluna değirmen, ortanca oğluna eşek, küçük oğluna da kedi miras kalmış. Küçük oğlu bu duruma çok üzülmüş.
“Kedi ne işine yarar ki insanın?” diye yakınmış. “Pişirip yiyemezsin bile.” Kedi bunu duymuş ve hemen cevap vermiş. “Kötü bir mirasa sahip olmadığınızı göreceksiniz efendim. Bana boş bir çuval ve bir çift de çizme verirseniz, neye yarayacağımı görürsünüz.”
Şaşkınlıktan ağzı bir karış açık kalan çocuk, kedinin istediklerini yapmış. Kedi çizmeleri giyince ayna karşısına geçmiş ve kendini pek beğenmiş. Sonra kilerden taze bir marulla güzel bir havuç seçip ormanın yolunu tutmuş. Ormanda çuvalın ağzını açmış, marulla havucu çuvalın içine yerleştirip bir ağacın arkasına saklanmış. Çok geçmeden taze sebzelerin kokusunu alan küçük bir tavşan çuvalın yanına gelmiş, zıplayıp içine atlamış. Kedi saklandığı yerden çıkıp çuvalın ağzını sıkı sıkı bağlamış.
Ancak Çizmeli Kedi tavşanı efendisine götürmek yerine doğruca saraya gidip Kral’la görüşmek istediğini söylemiş. Kral’ın huzuruna çıktığında yere eğilerek, “Yüce Efendimiz, size Efendim Marki’den bir hediye getirdim,” demiş. Bu hediye Kral’ın çok hoşuna gitmiş.

Üç ay boyunca Çizmeli Kedi saraya o kadar çok hediye götürmüş ki, Kral artık onun yolunu gözler olmuş. Derken Çizmeli Kedi’nin dört gözle beklediği gün nihayet gelmiş çatmış. “Bana sakın neden diye sormayın ve bu sabah ırmağa gidip yıkanın,” demiş sahibine. Çizmeli Kedi, o sabah Kral’ın Prenses’le, yani kızıyla birlikte ırmağın kenarından geçeceğini biliyormuş.

O sabah, Kral’ın faytonu ırmağın yakınından geçerken Çizmeli Kedi telaşla yanlarına yaklaşmış. “Yardım edin! Yardım edin!” diye bağırmış. “Efendim Marki boğuluyor!” Kral hemen bir alay askerini ırmağa yollamış.

Fakat Çizmeli Kedi bununla da kalmamış. Kral’a, efendisi ırmakta yüzerken hırsızların onun elbiselerini çaldıklarını söylemiş. (Oysa Çizmeli Kedi, efendisinin elbiselerini çalıların arkasına kendisi gizlemiş!) Kral, hiç gecikmeden Marki’ye bir takım elbise yollamış. Tahmin edeceğiniz gibi Çizmeli Kedi’nin sahibi, kendisine Marki denmesine çok şaşırmış, ama akıllılık edip hiç sesini çıkarmamış.

Marki güzelce gidirildikten sonra Kral onu gideceği yere götürmek için faytonuna davet etmiş ve kızıyla tanıştırmış. Prenses, iki dirhem bir çekirdek giyinmiş olan Marki’ye bir bakışta âşık olmuş.

O sırada Çizmeli Kedi koşa koşa oradan uzaklaşmış. Çok geçmeden büyük bir tarlada ot biçen insanlara rastlamış. “Beni dinleyin!” diye bağırmış. “Kral bu yöne doğru geliyor. Size bu tarlaların kime ait olduğunu sorarsa ona efendim Marki’ye ait olduğunu söyleyeceksiniz. Yoksa sizi dilim dilim doğrattırırım!”

Sonra Çizmeli Kedi bir süre daha koşmuş ve büyük bir tarlada buğday biçen adamlara rastlamış. Aynı şeyi onlara da söylemiş. Sonra tekrar koşmuş ve her rastgeldiği insana aynı şeyleri tekrarlamış. Derken Dev’in şatosuna varmış.

Kral’ın Faytonu Çizmeli Kedi’nin geçtiği yerlerden geçerken Kral her rastgeldiği insana, “Bu tarlalar kime ait?” diye soruyormuş. Her defasında da aynı cevabı alıyormuş. Kral, Marki’nin bu kadar çok toprağa sahip olmasına şaşırmış. (Çizmeli Kedi’nin sahibi de öyle!)

O sırada Çizmeil Kedi Dev’in şatosunda başka bir işler çevirmekle meşgulmüş. “Dev,” demiş Çizmeli Kedi, Dev’in nefesinin kokusundan iğrendiğini gizlemeye çalışarak. “Senin aynı zamanda müthiş bir sihirbazlık gücünün olduğunu söylüyorlar, doğru mu?”

“Öyle diyorlarsa, öyledir,” demiş Dev alçakgönüllülükle.

“Örneğin, istersen hemen bir aslana dönüşebildiğini söylüyorlar,” demiş Çizmeli Kedi. Bunu söyler söylemez Dev hemen kendini bir aslana dönüştürüvermiş. Çizmeli Kedi kendini dolabın üzerine zor atmış. Dev tekrar eski haline dönünce dolaptan aşağı inmiş. “Mükemmel!” demiş Çizmeli Kedi. “Ama fare gibi küçük bir şeye dönüşmek senin gibi cüsseli biri için imkânsız olmalı!”

“Imkânsız mı?” diye gülmüş Dev. “Benim yapamadığım şey yoktur!” Dev bir anda fareye dönüşmüş, Çizmeli Kedi de onu hemen yutmuş.

Derken Kral, Dev’in şatosuna varmış. Şatonun artık kime ait olduğunu tahmin etmişsinizdir herhalde! Çizmeli Kedi Kral’ın faytonunu şatonun yolunda karşılamış. “Bu taraftan gelin,” demiş. “Sizi bir ziyafet bekliyor.” (Dev o gün birkaç arkadaşına bir ziyafet vermeyi planladığı için yemeklerle donatılmış büyük bir masa hazır bekliyormuş!”)

O gün sonunda Çizmeli Kedi’nin sahibi marki Prenses’le nişanlanmış. Bir hafta sonra da evlenmişler. Çizmeli Kedi’ye ne mi olmuş? Dokuz canından dokuzunu da sefa içinde sürmüş ve bir daha da fare avlamasına gerek kalmamış – ara sıra avlamış, o da kedi olduğunu unutmamak için…




Etiketler:, , , , , , ,

Mart 17th, 2009 | in Masal diyarı | Yorum Yapin

Küçük tırtıl
 tirtil
 
Rüzgarın bahar çiçeklerinden toplayıp çevreye üfürdüğü güzel kokulardan sarhoş olmadan, Güneş’in sıcaklığına kanıp gevşemeden yemiş de yemiş…
 
 

 

Bir bitkinin dalları arasında, gözlerden uzak küçücük bir yumurta, günü gelince çatlayıvermiş. İçinden çıkan küçücük yeşil yavru, kendini doğal yaşam ortamına taşımak için hızla yeşil yapraklara doğru sürünmüş. Bu içgüdüyle kendini yaprakların yeşil rengi altında koruma altına alacak ve orada beslenip yürüyecekmiş. Kendini kovalayanlardan kaçarcasına önüne çıkan ilk yeşil yaprağın altına gizlenmiş. Kimsenin onu görmediğine emin olunca, rahatlayıp derin bir soluk almış. Sonra bulunduğu yaprağın en körpe köşesine değin sürünmüş ve onu kemirmeye başlamış.
   Rüzgarın bahar çiçeklerinden toplayıp çevreye üfürdüğü güzel kokulardan sarhoş olmadan, Güneş’in sıcaklığına kanıp gevşemeden yemiş de yemiş… Akşama doğru Güneş bakırla kaplanırken, Gökyüzü kızıla boyanınca, bizim küçük yavru, yaprağın köşesindeki balık gözü kadar küçücük deliğe bakmış. Hayretle tüm gün kemirebildiği yaprak parçasının ne denli küçük olduğunu görmüş. Başka ne yapabilir ki? Kendi de küçücükmüş… Bakmış ki gece oluyor, “Gece yaprak güvenli olmaz” diyerek bitkinin dallarına doğru sürünmüş. Tombul karnıyla çok hızlı gidememiş. Dalların arasında kuytu bir köşeye yerleşmiş. Gecenin karanlığına sığınarak uykuya dalmış. Yorucu geçen yaşamın ilk günü, sorunsuz bitmiş.

   Küçük tırtıl, her gün dalların arasındaki kuytu köşeden çıkıp yapraklara doğru sürünüyor, tüm gün yaprakları kemiriyor, Gökyüzü kızarınca yine kuytu köşesine dönüyormuş. Artık boyu daha büyük, boğumları daha kalınmış. Her gün hızla büyüyormuş…

   Tırtıl yavrusu, salt büyümek için bu Dünya’ya gelmediğini anlamış ve bu yaşam biçimi kendisine sevimli gelmemiş. Nasıl sevimli olsun ki? Her gün aynı işi yapmak, geceleri aynı yerde uyumak, biteviye sürüp giden durağanlık sevimli değilmiş. “Yaşamak yalnız yemek ve uyumak olmamalı. Benim başka amaçlarım da olmalı.” demiş küçük tırtıl.

   Bir akşam üstü, daldaki yerine gidince, öndeki ayaklarını ağzına götürüp yüksek sesle diğer dallara seslenmiş:

   - Burada başka tırtıl var mı?

   - Evet..

   - Evet..

   diye sesler gelmiş diğer dallardan. Bu bitkide kendi gibi başka tırtılların olduğunu öğrenmek onu çok sevindirmiş. Onlarla konuşmak tekdüze yaşamına değişiklik getirir düşüncesiyle:

   - Sizler yaşamınızı nasıl sürdürüyorsunuz? Arkadaş olamaz mıyız?

   diye merakla seslenmiş. Gelen yanıtlardan anladığı kadarıyla gündüz yaşamlarını sürdürmek için çalışıyor, geceleri toplanıp aralarında konuşuyormuşlar. Onlara katılmak için yerinden çıkmış ve yavaş yavaş toplandıkları yere doğru sürünmüş. Kendisini kollayarak dalların arasında yerini alınca, çevresine bakınmış. Diğerleri ona “Hoş geldin” demişler. Kendisinden daha kalın olanlar, boğumları üzerinde sarı benekleri olanlar, boğumları kahverengi uzun tüylerle kaplı olanlar, daha küçük ya da daha büyük bir çok tırtıl varmış burada. Herkesin yerleştiğini gören irice bir tırtıl, bir iki öksürüp diğerlerinin susmasını beklemiş ve sessizlik oluşunca, söze başlamış:

   - Hoş geldiniz. Bugünkü toplantımızı açıyorum. Bugün benekli tırtılın anlatı günü. Bakalım benekli tırtıl bize neler anlatacak?

   Benkli tırtıl, boynunu uzatıp dallar arasında sessizce onu dinleyan diğer tırtılları süzdükten sonra boğazını temizleyip ses tonunu ayarlayarak konuşmasına başlamış:

   - Ben size bugün, tırtıl yaşamının ana düşüncesinden söz etmek istiyorum. Her tırtıl, yumurtadan çıkınca, salt büyümek için yaşamaz. Düşünmek ve kendini geliştirmek zorundadır. Her tırtıl duygularını denetlemek, varsa kötülüklerden arınmak için düşünce biçimini geliştirmelidir. Yaşamın her adımında, karşılaşılan her olaydan ders alınacak deneyler vardır. Her deneyden kazanılan beceri ve sonunda elde edilen öğreti o tırtılın olgunlaşmasını sağlayan bir adımdır. Olgunluğu kavramak, öğretileri anlayıp uygulamak ve hepsini özümseyebilmek bir tırtılın en önemli görevidir. Bu görevleri yaparken her tırtılın karşılaşacağı sorunlar, kendinden kaynaklanan eksikler olacaktır. Tırtıllar bu eksikleri bulup çıkartmalı, onları aşacak düşünceler üretmelidir.

   Benekli tırtıl soluklanmak için anlatısına ara verince, küçük tırtıl, hayretle çevresine bakınmış. Onun beklentisi toplantının çok sıradan öykülerden oluşacağı biçimindeymiş. Bu tür bir anlatıyla karşılaşacağını sanmıyormuş. Tırtıl yaşamının gerekçesinin, bu denli önemli olduğunu da bilmiyormuş. Benekli tırtıl gücünü toplayıp konuşmaya başlamak için derin bir soluk alınca, küçük tırtıl anlatılanları öğrenmek amacıyla dikkatini toplamış, benekli tırtılı dinlemeye başlamış:

   - Karamsarlığı ve kötülükleri içinden atabilen tırtıllar, olgunluğun doruğuna ulaşırlar. O zaman içleri güzelliklerle, iyiliklerle dolar. Sonra bir değişim süreci yaşanır. Doğa’nın en güzel yaratığı olursunuz. Doğa’nın güzelliğini süslemek için kendi güzelliğinizi sergilersiniz. Bu olay; mutluluğun doruğuna çıkmak, kusursuz ve erdemli olmak, Doğa ölçüsünde saf ve temiz olmak anlamına gelir. Bu toplantılarda amacımız: Kusursuz tırtıl olmak için birbirimize destek olmaktır.

   Toplantı son bulduğunda, küçük tırtıl yuvasına dönerken kötülüklerin ve karamsarlığın ne olduğunu, onlardan nasıl arınacağını, nasıl kusursuz olacağını merak etmiş. Çok küçük olduğundan ne kötülükleri, ne de karamsarlığı biliyormuş. Onun, yaşamın daha başında olması, iyiyi kötüyü, güzeli çirkini ayırt etmesine engelmiş. Ama, “Ben de olgunluğun doruğuna ulaşmak isterim” diyerek sessizce kuytu köşesine gitmiş.

   Ertesi gün, bulunduğu dalın ucundaki yaprakları yemeğe çalışırken hep benekli tırtılın anlattıklarını düşünmüş. Sürünerek başladığı yaşamın, nasıl iç güzellikleri yansıtcak boyuta erişeceğini, nasıl mutluluktan uçacağını düşünüp durmuş. Hatta “Olabilir mi?” diye kuşkulanmış bile… Tam bu düşünceler içinde yaprağını dalgın dalgın kemirirken, yaprakların arasından sızan Güneş ışınlarının ötesinden gelen bir çığlıkla irkilmiş. “Ne oluyor?” diye merakla başını kaldırıp baktığında, yaprakların arasından, bir kuşun ağzında çırpınan tombul bir tırtılın çaresizce debelendiğini görmüş. Kuş, gürültüyle kanatlarını çırpıp, avcılığının başarısını kutluyormuş. Biraz sonra acı çığlıklar sessizliğe gömülünce, “Kötülük bu olmalı. Bir canlının yaşamak için bir bakşa canlıyı yok etmesi olmalı…” diye söylenmiş.

   O gece toplantıda anlatımı üstlenen tırtıl, mutluluk üzerine konuşurken:

   - Doğa güzeldir. Yaşamak için canlılar başka canlıları yok ederken, yok olanların kötülüklerden arınmadıklarını göreceksiniz. Yaşamı sevmek, başka canlılara da sevgi göstermek gerekir. Bu davranış, tırtılın iç dünyasının güzelliğini yansıtır. Çevrenizi sevdikçe, çevrenizdekileri korudukça, mutlu olursunuz. Mutlu olunca, yüreğinizde sevgi çiçekleri açılır. Biçiminiz güzelleşir. Boğumlarınız kaygan, deriniz yumuşak, davranışlarını daha dengeli ve uyumlu olur. Kendinize olan güveniniz artar, yaşam bağlarınız güçlenir. Yaşama karamsar açıdan bakarsanız, içinizde kötülüklere yer verirseniz, kendi çıkarınız uğruna başkalarına zarar verirseniz, kötülüklerin acı yaralara dönüştüğünü görürsünüz. Yaralar büyüyüp içinizi kapladığında, sizin “Olgunluğun Doruğuna” erişme olasılığınız kalmaz. Doğa kuralları çalışır ve başka canlılara yem olursunuz. Ancak sevgi dolu tırtıllar çevrelerine mutluluk saçabilirler. Çevrelerindeki mutluluğu ve sevgiyi paylaşanlar, erdemli olanlar, olgunluk yolunda ilerliyebilirler…

   Küçük tırtıl bu öğretiyi önemsiyerek çevresindeki böceklere karşı daha dikkatli olmaya başlamış. Gereksinimi olanlara yardım etmiş. Onları ezmemiş. Ancak kendine saldıranlara karşı yaşamını savunmuş. Onlardan uzak durmaya çalışmış. ışte o zaman içinde bir şeylerin kıpırdadığını, duygularında küçük de olsa bir şeylerin değiştiğini anlamış. Her gün olgunluk yolunda ilerlemeyi sürdürürken, arkadaşlarından bazılarının üzücü olaylar sonucu yaşamlarını yitirdiklerini görmüş. Bir gün bir kümes hayvanı, bir başka gün bir sincap, hatta çevrede dolanan insanlar, tek tek tırtılları yok etmişler. Küçük tırtıl öğretiler aklına gelince, yaşlı gözlerle, “Kötülüklerden arınamadılar. Onlara yazık oldu.” diye arkadaşlarının arkasından ağlamış.

   Günler ilerledikçe küçük tırtılın küçüklüğü kalmamış. Büyüyüp irice bir tırtıl olmuş. Artık ince körpe yaprakların ucuna değin sürünemiyor. Dallara yakın yapraklarla yetinmek zorunda kalıyormuş. Tavırlarında ağırbaşlılık gözleniyormuş. Yaşamın koşullarını olgunlukla karşılıyor, çevresindeki küçük hayvanlara ve böceklere daha çok yardım ediyormuş. Gösterdiği sevgi karşılıksız kalmıyor, diğer canlılar ve küçük tırtıllar ona hep saygı gösteriyormuşlar. Geceleri toplantılarda yanlız dinlemekle yetinmiyor, diğer tırtıllara yaşamın düşüncesini, kendi yorumlarıyla, gördükleriyle ve deneyimleriyle örnekler vererek anlatıyormuş. Yumurtadan yeni çıkan küçük tırtıllar, onu hayranlıkla dinliyor, öğretilerini ve davranışlarını örnek almaya çalışıyormuşlar.

   Bir gece toplantıdan yuvasına dönünce, diğer günlerden farklı bir değişim içinde olduğunu sezinlemiş. ıçinde bir şeylerin kıpırdandığını, yaşamın sevgi çiçeklerinin bir an önce filizlenmek istercesine sabırsız olduğunu anlamış. Teninin daha pürüzsüz ve kaygan olduğunu, ağzından o güne değin hiç alışık olmadığı bir sıvının akmaya başladığını olduğunu görünce: “Yeterince olgunlaşmış olmalıyım” demiş. O gece mutluluk içinde gözlerini yumup, uykuya dalmış.

   Sabah olduğunda her zamanki gibi yapraklara koşturmamış. Bulunduğu dalda hazırlıklara başlamış. Önce ağzından akan salgıyla dala tutununca, kendi ağırlığını taşıyabilecek bir uzantı oluşturmuş. Sonra bu uzantıya tutunarak baş aşağı kendini sarkıtmış. Kuyruğuna yakın ayaklarıyla oluşturduğu uzantıya sarılmış. Başını kuyruğuna kadar kıvırıp bedeninin çevresini ağzından akan salgıyla kaplamaya başlamış. Tüm gün ara vermeden, bedeninin çevresini dolanmış. Güneş dağların arkasında kaybolurken, Güneş’e son kez bakıp başının çevresini de ağzından çıkan salgıyla kaplamış. Oluşan kozanın içinde düşünceleriyle baş başa kalmış…

   Tırtılın iç dünyasının olgunluğu, yüreğinin sevecenliği, içindeki güzelliklerin çiçek gibi açma isteğinin dış görünüşüne yansıması, gözlerden uzak, kendi kozasında günlerce sürmüş… Kolay değilmiş kusursuz olmak, mutluluğun doruğuna ulaşmak…

   Üç hafta sonra kozada bir kıpırdanma olmuş. Koza içine gizlenmiş olan güzellik, daha çok gözlerden uzak kalmak istemiyor, oradan çıkıp başkalarının da beğenisini kazanmak istiyor gibiymiş.. Sabırsız kıpırtılara dayanamıyan koza, ucundan çatlamış. Kozadan ipek gibi yumuşacık tüylerle kaplı bir böcek, başını çıkartmış. Bu canlı, gün ışığına ilk kez çıktığından olmalı, ön ayaklarıyla kamaşan gözlerini kapamış. Işığa alışınca gözlerini açıp çevresine bakınmış. Bir başka açıdan Doğa’nın güzelliklerini görmüş. Tüm bedenini kozadan çıkarıp, tüy gibi hafif, kadife gibi yumuşacık kocaman kanatlarını açmış. Kocaman kanatları bir iki çırpınca ayakları tutunduğu yerden kurtulmuş ve boşlukta süzülmeye başlamış. Tüy gibi hafiflemiş olduğunu, mutluluğun doruğunda uçtuğunu anlayınca, görkemli kanatlarını sevinçle çırpmış…

   Kahverengili, siyahlı, yeşil çizgili, sarılı benekli alımlı kanatlarını coşkuyla çıprınca bir o yana bir öteki yana uçuyormuş. Olgunluğun ve mutluluğun doruğunda olmanın sevincini tüm Dünya’ya sergilemek için uçuşmuş durmuş…

   Bir o çiçeğe konmuş, bir ötedeki yeşilliğe… Kendi güzelliğini Doğa’nın güzelliğine katmak için koşuşturmuş durmuş. istemiş ki, iç güzelliğinin dışa vuran kusursuzluğunu herkes görsün. ıstemiş ki, Doğa güzelliğine, kendi kusursuzluğunu sunarak, yeni güzellikler katsın… ıstemiş ki, bedenine yansıyan mutluluğunu herkes görsün… ıstemiş ki, sevincini onlar da paylaşsın…

   Onun, tırtılların yaşam düşüncesini ve öğretisini ne kadar iyi bellediğini “Herkes görsün” diye uçmuş. Artık bir kelebek olduğunu kırlarda, çiçeklerin arasında, yeşil çimlerde, ağaçların yaprakları arasında uçuşarak kutlamış..

 

Sevinçten yerinde duramuyor, kanatlarını çırparak sürekli uçuyormuş..
   ”Kısacık bir gün için de olsa değermiş” diye sevinç çığlıkları atarak uçmuş durmuş…

 

 

 

 

Etiketler:, , , , , , , , , , , ,

Mart 17th, 2009 | in Perrault masalları | 2 tane yorum

 

parmak-cocuk

Parmak Çocuk

 
Vaktiyle yoksul bir oduncu varmış. Karısı ve yedi çocuğuyla bir kulübede otururmuş. Çocukların en sonuncusu minicikmiş. Ona “Parmak Çocuk”adını takmışlar.
   Günün birinde parasızlıktan yiyeceksiz kalmışlar. Ne yapacağını şaşıran anne ile baba çocukları ormana bırakmaya karar vermişler belki zengin bir avcı onları alır götürür diye.
   Parmak Çocuk onların konuşmalarını duyup ceplerini beyaz çakıl taşlarıyla doldurmuş. Onları birer birer yere atmış. Bu taşları izleyen çocuklar evlerine dönebilmişler.

   Anne ile baba çocukları yine ormana götürüp bırakmışlar. Ama Parmak Çocuk bu kez yola ekmek kırıntısı atmış. Ne yazık! Kuşlar kırıntıları yemiş.

   Çocuklar korkudan ağlamaya başlamışlar. Parmak Çocuk ağaca tırmanmış. Uzaktan ışığı yanan bir ev görmüş. Gidip kapıyı çalmışlar.

   Kapıyı açan kadın “Burası devin evidir. O çocuk yer ” demiş. Sonra çocukları yatağın altına saklamış.

   Dev eve gelince çocukları bulmuş.

   – “Şimdi karnım tok. Yarın hepinizi yerim” demiş.

   Dev ile karısının yedi tane kızları varmış. Başlarında altın taçları, geniş bir yatakta uyuyorlarmış.

   Parmak Çocuk kardeşlerinin takkelerini almış, küçük dev kızların taçlarıyla değiştirmiş.

   Sabah olunca dev, takkeli çocukların boyunlarını kesmiş.

   Anne kendi kızlarının boyunlarını kesik görünce bayılmış. Dev ise öyle öfkelenmiş ki hırsından uçurumdan yuvarlanıp ölmüş.

   Parmak Çocuk ile kardeşleri de kurtulmuşlar…

Etiketler:, , , , , , , , , , ,

Sitemiz Google aramalarında : Masal dinle, Masal diyarı , Masal, Masallar ve Sesli masal kelimelerince öncülük etmektedir. Oyun sitemiz Oyun ingilizce masal bölümüne girmek için: ingilizce masallar