Post Icon

Tavşanın Oyunu

tavsanin-oyunu
TAVŞANIN OYUNU MASALI

Ormanlar kralı dehşetle kükrüyor, karnını doyurmak için kendinden güçsüz hayvanları avlamaya devam ediyordu. Ondan kaçıp kurtulmak çok zordu.

Günlerden bir gün ceylanlar, tavşanlar, dağ keçileri, zürafalar ve diğer hayvanlar toplanıp bu kötü gidişin önüne geçmek istediler.

Topluca Arslanın huzuruna çıkıp:

-Efendimiz dediler… Biz aramızda anlaştık. Hergün ölüm korkusu çekmektense içimizden birinin gönüllü olarak kurban olmasına razı olduk. Böylece siz hiç yorulmayacaksınız, avınız ayağınıza kadar gelecek, bizde sıra kendimize gelinceye kadar korkudan uzak yaşayacağız.

Kral Arslan bu teklife razı oldu.

Nihayet aradan günler geçti ve kurban olma sırası tavşana geldi. Zavallı uzun kulak ölümden çok korkuyor, kendi ayağıyla gidip arslanın pençeleri arasında can vermeye bir türlü razı olmuyordu. Birden aklına parlak bir fikir geldi. Ormanda oyalanıp gidişini geciktirdikten sonra huzura çıktı. Arslanın karnı acıkmış, sinirleri gerilmişti.

-Niçin bu kadar geç kaldın? diye bağırdı.

Tavşancık boynunu büküp:

-Hiç sormayın efendim dedi, yolda gelirken başka bir arslan gördüm, Kral’ın kendisi olduğunu söyleyip size olmadık hakaretler savurdu, elinden güçlükle kurtuldum…

Kral arslan daha çok sinirlenmişti.

-Kim bu küstah! diye kükredi. Galiba kanına susamış…Gideyim ve cezasını vereyim onun…

Tavşan önde, Arslan arkada yola düştüler. Bir süre gittikten sonra derince bir kuyu başına ulaştılar.

Tavşan:

-İşte size hakaret eden yalancı Kral bu kuyu içinde efendimiz!… dedi.
Arslan kuyuya eğilip bakınca su üzerine akseden kendi şeklini gördü. Bağırıp çağırmaya başladı. Sudaki akside aynı şekilde bağırıp çağırınca kendinden geçip hırsla atıldı ve bir anda kendini buz gibi suların içinde buldu… Küçücük bir tavşan tarafından aldatıldığını farkettiğinde iş işten geçmişti.

Etiketler: , , ,

Yorum yazmak ve diğer yorumları görmek için tıklayınız.0
Post Icon

Fil Yavrusu Yiyenler

fil_yavrusu
FİL YAVRUSU YİYENLER MASALI

Akıllı bir adam yolcu-luğa çıkacak arkadaş-larına:

“-Geçeceğiniz ormanda bir çok tehlike var dedi. Karnınız acıktığında sakın kuvvetsiz ve semiz olduklarına bakıpda fil yavrularını avlamayın, anneleri pusudadır ve evlatlarına zarar verildiği anda amansız bir düşman haline gelirler!.. Öğüdümü tutarsanız iyiliğe kavuşursunuz.

Arkadaşları teşekkür edip ayrıldılar. Ormandaki yolculukları pek çetin geçti. Bir süre sonra, karınları acıkmaya, susuzluktan dudakları kurumaya başladı.Tam o sırada yapayalnız dolaşan güzel bir fil yavrusu gördüler. Verilen öğütleri unutup hırsla saldırdılar. Yavru fili yatırıp kestiler ve etinden kebap yaptılar…Kısa zamanda derin bir uykuya daldılar. Aç adam ise sürüyü bekleyen çoban gibi uyanıktı.

Akşama doğru kızgın bir fil çıkıp geldi. Korkuyla kendine bakan uyanık ve aç yolcunun etrafında üç kere dolanıp, ağzını üç kere kokladı. Onda yavrusunun kokusunu alamayınca uyuyanların ağzını koklamaya başladı. Evladını kebap edip yiyenleri tanıyınca, birer birer havaya kaldırmaya ve hırsla yere çarpıp öldürmeye başladı. Geride sadece yavrusunun etinden yemeyen akıllı ve uyanık adam kalmıştı. Anne fil ona hiç dokunmayıp ormanların derinliğine çekilip gitti…

İşte böyle… “Kibir, hırs ve şehvet kokusu da fil yavrusunu yiyenlerin ağızları gibi kokar durur. Bu yüzden dualar kabul olmaz ve insan bin türlü bela ile karşılaşır…

En iyisi bilge insanların öğüdünü tutup, ağızları ve gönülleri kokutmamak, öyle değil mi?.

Etiketler: , , ,

Yorum yazmak ve diğer yorumları görmek için tıklayınız.0
Post Icon

Köylü ile Filozof

filozof_masal
KÖYLÜ İLE FİLOZOF MASALI

Bir vardı, bir yoktu, evvel zamanların birinde çöllerde avare dolaşan bir filozof, devesi ile yolculuk yapan bir köylüye rastladı. Nereden gelip nereye gittiğini öğrendikten sonra, devenin iki yanına sarkmış çuvallarda neler olduğunu sordu.

Köylü:

-Onların birine buğday,diğerine kum doldurdum…diye cevap verdi.

Filozof:

– Buğdayı anladım ama, kumu niçin doldurdun? diye sorunca Köylü:

-İkinci çuval boş kalsaydı denge bozulurdu! dedi. Filozof gülmeye başladı:

– Denge sağlamak için buğdayın yarısını bir çuvala,diğer yarısını da öbürüne doldursaydın herhalde daha akıllıca davranmış,zavallı devenin yükünü de azaltmış olurdun dedi. Köylü şaşırmış, bu bilge adama hayranlıkla bakmaya başlamıştı.

– Sen, dedi, padişah yahut vezir olmalısın! Bu kadar akılancak onlarda bulunabilir.

– Hayır dedi filozof, ben ne padişahım, ne de vezir.

– Öyleyse dükkan sahibi zengin birisin…

– Ne gezer, cebinde mangırı bile olmayan bir adamım ben! Bunca bilgi ve hikmetin karşılığı olarak elimdeki şu deynek ve hırpani kıyafetlerimle gezip duruyorum çöllerde…

Köylü bu cevap karşısında hiç memnun olmamıştı:

-Çekil git yanımdan! diye bağırdı. Senin bilgi ve hikmet dediğin şeyin bir faydası bulunsaydı,önce sana yarardı.
Torbamın birinde kum, diğerinde buğday olması, senin içi boş bilgi ve felsefenden çok daha iyidir!.

Etiketler: , , ,

Yorum yazmak ve diğer yorumları görmek için tıklayınız.0
Post Icon

Aslan, Kurt ve Tilki

aslan_kurt_ve_tilki
Aslan Kurt ve Tilki Masalı

Arslan, kurt ve tilki arkadaş olmuş, avlanmaya çıkmışlardı. Akşama doğru bir yaban öküzü, bir dağ keçisi, bir de semiz tavşan yakaladılar. Avlarını sürükleyerek ormana getirince kral arslan kurda dönüp:

-Bunları, aramızda adaletle taksim et bakalım! diye emir verdi.

Kurt:

-Padişahım,dedi,yaban öküzü en büyük av olduğu için size layıktır. Keçi orta boyda, orta irilikte, o da benim olsun. Tilki de tavşanı alsın.

Arslan, kurdun taksimine şiddetle karşı çıkıp:

-Sen kim oluyorsun da ben varken pay istiyorsun? diye kükredi. Bir pençe ile kurdu yere yıkıp parçaladıktan sonra tilkiye döndü:

-Haydi, dedi, avlarımızı bir de sen taksim et!

Tilki yüreğini dolduran korkuyu gizlemeye çalışarak:

-Aman efendimiz dedi, pay etmekte neymiş? Bu semiz öküz sizin kuşluk yemeğinizdir, keçiyi gün ortasında yer, akşama doğru da tavşanla kendinize ziyafet çekersiniz!

Arslan, tilkinin taksimini pek beğenmiş, yüzü gülmeye başlamıştı.

-İşte adaletli bir taksim böyle olur diye mırıldandı. Bu çeşit pay etmeyi kimden öğrendin sen?

Tilki başını çevirip yerde yatan kurdu gösterdi:

-Padişahım, dedi, tabi kurdun halinden… Arslan bu cevaba daha çok memnun oldu.

-Aferin dedi, alçak kurttan ibret aldığın için avların üçü de senin olsun! Evet, akıllı kişi odur ki çekinilen belada dostlarının ölümünden ibret alır ve nerede, nasıl davranması gerektiğini bilir. Sen aklın ve kurnazlığınla hem canını kurtardın, hem de avların tümüne sahip oldun.

Etiketler: , , , ,

Yorum yazmak ve diğer yorumları görmek için tıklayınız.0
Post Icon

Üç Öküz ve Kurt

uc-okuz
Üç Öküz ve Kurt Hikayesi

Bir merada(mera= otlak yeri) beraber yaşayan üç öküz varmış. Bu hayvanların biri sarı, biri kara, diğeri de alaca renkliymiş. Bunlar, her zaman birbirine arka vererek otlarlar ve birbirinden ayrılmazlarmış. Kurt, bunları yemek için can atmakla beraber yanlarına yaklaşamıyormuş. Bunun üzerine, gayesine erişmek için bunların arasını açmayı düşünmüş.

Bir gün alacalı öküz diğerlerinden uzakta iken, sarı ve kara öküzün yanlarına sokulmuş, “Siz ne kadar hoş ve güzelsiniz! Fakat bu alacalı arkadaşınız sizin aranıza hiç yakışmıyor” demiş. Diğerleri bu sözü tasdik edince kurt,

“Bunu aranızdan uzaklaştırın” demiş. Onlar, bu işin çaresini sorunca, “Siz bana yardımcı olursanız ben onu sizden uzaklaştırırım” cevabını vermiş. Kimi, arkadaşının boynundan kimi, ayaklarından bastırarak kurda yardımcı olmuşlar. Kurt, büyük bir iştiha ile alacalı öküzü parçalamış.

Bir başka gün, karnı acıkan kurt, iki öküz birbirinden biraz uzak iken sarı öküze yaklaşmış, “senin rengin ne kadar da güzel, ama arkadaşının rengi siyah, o senin yanına hiç yakışmıyor” demiş. Onun da yardımı ile kara öküzü parçalamış. Sonunda sarı öküzün karşısına dikilmiş ve hiçbir hileye lüzum görmeden doğrudan doğruya “Ben seni yiyeceğim” demiş.

Sarı öküz, işin vehametinin farkına varmış. Ama artık iş işten geçmiş, yapacak bir şey kalmamış. Çaresizlik içinde şöyle mırıldanmış:

“Aslında biz, alacalı öküzü yedirdiğimiz gün yenilmiş ve bu sonucu hak etmiştik.”

Üç Öküz ile Kurt’un hikayesinin şiirleştirilmiş hali.

Üç öküz bir arada,
Otluyorken merada,
Bir kurt bunları görmüş.
Plân kurup düşünmüş:
“Önce düşman edeyim,
Parçalayıp yiyeyim.
Böl, parçala sonra yut!
Bundan başka yok umut…”
Bir gün bakmış öküzler,
Ayrı ayrı yerdeler.
Yaklaşıp birisine,
Seslenmiş ikisine:
— Ey öküzler bakınız,
Şu bön arkadaşınız;
Yakışmıyor çayıra.
Bunun rengi kapkara.
Razı olursanız siz,
Ben de onu ücretsiz,
Çayırdan ayırırım,
Sizleri kurtarırım.
Sizin olur çayırlar,
Dereler ve bayırlar…

Onlar ses çıkarmamış,
Kurt hemen parçalamış.
Üç gün geçmiş aradan,
Kurt çıkıp gelmiş dağdan.
Plân yapıp haince,
Yaklaşarak sinsice:
— Sarı öküz şuna bak,
Bu boz öküz çok ahmak,
Rengiyle övünüyor,
Seni küçük görüyor! ..
Gelme de imdadına,
Bakarım icabına…
Sana kalsın çayırlar,
Şu dağlar, bütün sular…

Sarı öküz sevinmiş.
Gülmüş ve neşelenmiş.
Ona kalmış tüm otlak (?)
Düşünmemiş ki çatlak;
Bir gün sıra gelecek!
Kurt onu da yiyecek…

Kurt yine çıkıp gelmiş,
Öküze şöyle demiş:
— Gel yanıma hey densiz,
Sıra sende edepsiz! ..

Kaçmış kurtulamamış,
Etek öpmüş, yalvarmış:
— Kurt kardeş gel eyleme.
Ne olur beni yeme!
Seninle dost olalım,
Birlikte yaşayalım…

Kurt ona demiş: — Ahmak!
Dostları sattın kaypak.
Öküzden dost edinmem,
Yiyeceğim vazgeçmem! ..

Öküz demiş: — Birader,
Alnıma yazmış kader.
Tecelliden kaçılmaz.
Bana süre ver biraz,
Dünyada kalanlara,
Nasihatle onlara
Hâlimi anlatayım,
Bir ibret aktarayım…

Kurt ona izin vermiş,
Öküz şöyle söylemiş:
— Ey geride kalanlar,
İbretten anlayanlar.
Üç arkadaş, üç candık;
Hırsımıza kapıldık,
Düşman sözüne kandık.
Aldatıldık, yanıldık…
İbret alın hâlimden,
Ben ölmüştüm ilk günden.

Ahmet Karaaslan

Etiketler: , ,

Yorum yazmak ve diğer yorumları görmek için tıklayınız.0
Sayfa 1 'den 9112345...Son »