Post Icon

Aslan ile Fare

aslan-ile-fare

Aslan ile Fare masalını dinlemek için PLAY butonuna basınız.

Ses Klibi: Bu ses klibini oynatabilmek için Adobe Flash Player (Version 9 veya üzeri) gereklidir. Güncel versionu indirmek için buraya tıkla Ayrıca tarayıcında JavaScript açık olmalıdır.

Aslan ile Fare Masalı

Ormanlar kralı arslan bir gün ormanda ava çıkmış. Gün boyu dolaşmış. Yiyecek hiçbir şey bulamamış. Karnı da oldukça acıkmış. Kendi kendine homurdanmış:

- Bu gün aç yatacağım herhalde! Demiş. Aslan homurdana homurdana yürüyedursun, karşısına sevimli bir fare çıkıvermiş. Sevimli fareyi gören Aslan üzerine atılıp yakalamış. Sevimli fare çok korkmuş. Aslana yalvarmaya başlamış:

- Ne olur beni yeme! Hem ben çok küçüğüm, senin karnını doyurmam ki.

Ormanlar kralı arslan:

- Olsun aç aç uyumaktan iyidir, diyerek ağzını açmış.

Sevimli fare:

- Beni yemekten vazgeçersen bir gün benim de sana

bir yardımım dokunabilir, demiş. Ormanlar kralı Aslan, farenin sözlerine kahkahalarla gülmüş:

- Senin gibi minicik birisi benim gibi koskoca ormanlar kralına nasıl yardımcı olabilir hah hah ha! diyerek fareyi pençelerinin arasından bırakmış. Aslan, sevimli fareyi affetmiş. O gün ormanlar kralı aç aç uyumuş. Midesinin guruldamasını dinlemekten sabahı zor etmiş.

Sabahleyin güneş doğar doğmaz, aslan tekrar yiyecek bulmak için ormanda gezinmeye başlamış. Bir anda kendisini ağacın tepesinde bir ağın içerisinde buluvermiş. O anda ne olduğunu anlamış. Ormana tuzak kuran avcıların tuzağına yakalanmış. Umutsuzca kükremeye başlamış. Aslanın sesi sevimli fareye kadar ulaşmış.

Fare, kendi kendine konuşmuş:

- Aslan neden acı acı kükrüyor acaba? Diyerek sesin geldiği yöne doğru koşmuş. En sonunda Aslan’ın yakalandığı ağacın altına varmış.

Aşağıdan aslana seslenmiş:

- Ne yapıyorsun ağacın tepesinde? Fareyi gören aslan sevinmiş.

Fareye:

- Avcıların tuzağına yakalandım, Lütfen bana yardım et, diyerek yardım istemiş. Avcılar da gelmek üzereymiş. Sevimli fare hemen ağaca tırmanmış. Ağın bulunduğu dala gelmiş. Başlamış ağı kemirmeye. En sonunda Aslan’ın geçebileceği büyüklükte delik açmış. Aslan ağdan kurtulup aşağıya atlamış. Kurtulduğu için çok sevinen aslan sevimli fareye teşekkür etmiş. Aslan:

- Bundan sonra en iyi dostum sensin, zor duruma düştüğünde beni çağır, koşar gelirim diyerek oradan uzaklaşmış. Ormanlar kralı Aslan yolda giderken, “Bundan böyle görünüşünden dolayı kimseyi küçümsemeyeceğim” diye kendi kendine söz vermiş.

Etiketler: , ,

Yorum yazmak ve diğer yorumları görmek için tıklayınız.0
Post Icon

Karagöz ile Hacivat Miras Diyaloğu

karagoz-ile-hacivat

Karagöz ve hacivat kısa konuşmalarından bir tanesini daha sizlerle paylaşıyoruz..

Karagöz ile Hacivat Konuşmaları (Miras)

KARAGÖZ İLE HACİVAT: MİRAS Karagöz’e Mısır’daki amcasından bir sandık altın miras kalır. Bunun üzerine Karagöz yakın arkadaşı Hacivat ile beraber bir ticaret gemisine binip Mısır’a giderler. Miras işlemlerini hallettikten sonra yine bir ticaret gemisine binip geri dönerler. Ama Marmara Denizi’nde kürekçilerin isyanı sırasında su alan gemiden yolcular kayıklara binerek kurtulurlar.

Karagöz ile Hacivat altın dolu sandıkla Mudanya kıyılarına, bindikleri kayıkla ulaşırlar ama sahilde konuşmaya daldıklarından iskeleye iyi bağlamadıkları kayık dalgalara kapılır ve gözden kaybolur. Daha sonra bir at arabasına binerler ve Bursa’daki evlerine dönerler. Bırak bir sandık altını ceplerindeki para da bitmiştir. İş bulup çalışarak para kazanmaları gereklidir ama nasıl bir iş? Onlar aralarında bu konuyu konuşurken tatlı bir sohbete dalarlar. Giderek sohbet koyulaşır, şakalaşmalar artar.

Karagöz: “ Sence nasıl bir iş tutayım Hacivat. Ama tutacağım iş de az emek harcayıp çok para kazanayım. “
Hacivat: “ Öyle iş olmaz Karagözüm. Ne demek az emek çok yemek. Az emek az yemek. “
Karagöz: “ Sen de amma yaptın be Hacıcavcav. Bana az yemek vere vere açlığa mı alıştıracaksın. Biraz insaflı olsan da tabağımı dolmayla doldursan. Pek severim dolmanın yanına köfteyi, ondan sonra pilavı ve şamtatlıyı. “
Hacivat: “ Bu kadar yeter mi Karagözüm? İstersen nohuttan, musakkadan, makarnadan ve cacıktan da alsan.”
Karagöz: “ Onları sen ye Hacıcavcav. Benim istediklerimden ikişer porsiyon olsaydı, o yemeklerden birazı sabaha kalsaydı, ne güzel olurdu.“
Hacivat: “ Tamam Karagözüm, bu istediklerin olur olmasına da, çok çalışırsan, çok kazanırsan, bu yemeklerden yersin. “
Karagöz: “ Ahh. Ah. Keşke kayığı iyi bağlasaydık ve altınlar kaybolmasaydı. Altınları bozdurur bozdurur harcar, yer içerdik. Keyifli bir hayat sürerdik. “

Etiketler: ,

Yorum yazmak ve diğer yorumları görmek için tıklayınız.0
Post Icon

Korkak Adam Ve Devler

dev
KORKAK ADAM VE DEVLER MASALI

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve tellâl iken, pire berber iken ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken bir adam varmış. Bu adam o kadar korkakmış ki ayakyoluna dahi karısı götürürmüş. Bir gün akşam bu adam yine sıkışmış ve karısına yalvarmış yakarmış adamın bu hali kadının canına tak demiş. Nihayet kadın adamı ayakyoluna götürmüş ve adamı içeriye kapatmış, kapıyı da kilitlemiş gitmiş, adam da tabii ayakyolunda kalmış. Adam,
yalvarmalarının para etmeyeceğini anlayınca, oradaki bir pencereden dışarıya çıkmayı becermiş.

Fakat eve gidemeyeceği için başka bir yere gitmiş. Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş, altı ay bir güz gitmiş ve nihayet büyük bir saraya varmış. Sarayın kapısını açıp içeriye girmiş. Bir de ne görsün? Büyük bir oda, ortada kırk tane kazan kaynıyor ve etrafında da kırk tane dev sohbet ediyor.

Bunun geldiğini gören devler hayret etmişler ve devlerin en büyüğü, herkes bizim izimizi, tozumuzu görünce kaçar. Sen nasıl korkmadan bizim evimize
girebildin, demiş. Adam da demiş ki: Hay yavrularım senelerdir sizi arıyorum ve nihayet çok şükür bulabildim. Çünkü ben sizin dedenizim, siz bu halime bakmayın, artık ihtiyarladım. Geçmiş, baş köşeye oturmuş. Devler de inanarak dedelerine hoş geldin demişler. Adam artık orada yerleşmiş kalmış.

Bir gün yatmaya gittiğinde devler toplanarak dedemiz artık gitmiyecek gelin biz gece yarısı gidip onu baltalarımızla öldürelim, demişler. Bunu da bizimki duymuş ve onların haberi yokken yatağının içine koca bir kütük koymuş, başlığını da kütüğe giydirmiş ve kendisi de yüklüğün içine saklanmış. Gece yarısı olmuş, devler gelmişler, karanlıkta kütüğe dedelerine vuruyoruz zannıyla vurmaya başlamışlar ve iyice yorulunca artık ölmüştür diye odalarına çekilmişler. Onlar gidince adam hemen yerinden çıkmış, odun gamgalarını, bütün küllükleri toplamış ve dışarıya bir yere atmış, sonra gelmiş yerine yatmış.

Sabah da her zamanki gibi kalkmış ve bu gece beni pireler de bir türlü uyutmadı, demiş. Devler onun bu sözlerini duyup ölmediğini görünce, müthiş korkmaya başlamışlar. Yine bir gün yatmaya gidince devler toplanmışlar. “Yarın bir yarış tertip edelim, bu bir yürüme yarışı olsun, kim yürürken daha çok toz çıkarırsa ona bir çuval altın verelim. Eğer dedemiz kazanmazsa buradan gitsin” demişler. Bunu da duymuş ve onlar görmeden, giyeceği kendi çizmelerine toz doldurmuş. Ertesi gün devlerin en büyüğü dedelerine yarış yapılacağını söylemiş ve yarış başlamış. Devler hem hızlı yürüyor hem de toz çıkarıyorlarmış, dedeleri ise çizmelerine toz doldurduğu için onlardan daha çok toz çıkarıyormuş. Bunun üzerine “Oğullarım gördünüz mü ben ihtiyarım ama sizden daha kuvvetliyim demiş. Yarışı da kazanmış.

Devler demiş ki: Dede yarışı kazandın, sana bir çuval altını verelim, sen de buradan git. O da, yok yavrularım, ben sizi zor güç buldum, artık bir daha bırakmam demiş. Devler dedelerinden kurtulabilmek için bir çare düşünmüşler. Bu da şuymuş: Ertesi gün bir yarış daha yapacaklarmış, bu yarışta kim taşı sıkıp un yapabilirse ona bir çuval altın verilecekmiş, dedeleri bunu da konuşurlarken duymuş ve gizlice mutfaktan bir peynir bulmuş
ve cebine saklamış. Ertesi gün buna yarışı söylemişler ve yarış başlamış. Dedeleri kendine iki yassı taş bulmuş ve kimse görmeden peyniri de arasına koymuş ve bakın evlâtlarım, taşı un etmek değil, taşın suyunu bile çıkarıyorum demiş. Tabii bu yarışı da kazanmış. Devler buna demişler ki, “Geçen seferki altınlarını da verelim şimdikini de verelim. İki çuval altının olur, seni de altınlarını da evine kadar dalımızda götürelim. Biraz nazlanmış, fakat sonra razı olmuş. Devler de bunu altınlarıyla birlikte dallarında evine götürmüşler. Kapısının önüne koyup dönmüşler. Adam evinin kapısını çalmış, kim o diyen karısına ben geldim, demiş.

Karısı da mendilini göster, kocam olduğunu bileyim, demiş, Bu da göstermiş, karısı kocasının geldiğini anlayıp içeriye almış, adam altınları da içeriye getirmiş ve karısına “Sen beni ayakyoluna kapatmasaydım, bunları bulamayacaktık” demiş ve başından geçenleri anlatmış, yemiş içmiş muratlarına ermişler.

Masalı Derleyen: Salim DALKIRAN

Etiketler: ,

Yorum yazmak ve diğer yorumları görmek için tıklayınız.0
Post Icon

Kurnaz Kurt

kurnaz-kurt

KURNAZ KURT MASALI

Bir varmış bir yokmuş, Evvel zaman içinde şu bizim Çin’de. Develer tellâl, pireler berber iken, ben anamın anasının beşiğini tıngır mıngır sallar iken, Kalbur elek, kambur felek üstüne söz ederken. Ulu mu ulu, yüce mi yüce bir dağ varmış. Ama ne dağ ne dağmış. Dağ mı desem bağ mı desem diye gören şaşarmış. Doruğuna bakan dağ, eklerindeki bağlara bakan bağ dermiş.

İşte bu dağın yüce doruklarında bir kurt belirmiş. Kurt da kurtmuş hani. Canavar gözlü, kalın enseli, ziyankâr mı ziyankâr bir yaratıkmış. Gece düze iner, köye girermiş. Köyün keçi, at, eşek Allah ne verdiyse yermiş.

Har vuranın harman savuranın hesabı köyün alikıranı kesilmiş. Köylüler, bakmışlar ki, olacak gibi değil; sarılmışlar silâha, koyulmuşlar  etekleri bağ yüce dağ yoluna. Az gitmişler uz gitmişler derken dağa gelip yedi koldan dağı taramaya koyulmuşlar.

Aman dememişler, uyku nedir bilmemişler, yedi gün yedi gece kurdu izlemişler. En sonunda kurdu görmüşler. Ama ne var ki, vuramamışlar. Bu sefer yedi kolda yedi tuzak kurmuşlar. En sonunda kurnaz kurdu tutup köy odasına getirmişler. Köy odası bir âlemdir. Orada kanun köyün gelenekleri ile töresidir. Kanun demek dayak demektir. Bunları bilen kurt odadakilerden korkmuş. Odadakilerde kurttan korkmuşlar.

Dayak yerine sorgu sual etmişler. Bire kurt demişler, hayvanlarımızı niçin yiyorsun? Yazık değil mi fakir fukaraya? Kurt önce susmuş, sonrada soruya şöyle karşılık vermiş. “Ben bir kurdum. Bende de can var. Sizin gıdanız ekmek ise benimkisi de et.

Hayvanlarınızı yemeyeyim de ne yiyeyim? İstiyorsanız hayvanlarınızın kurtulmasını, getirirsiniz her gün bir kilo et bana, O zaman yemem hayvanlarınızı.” Köylüler çaresiz peki demişler, kurdu dağa koyvermişler. Bir yuva yapmışlar köylüler kurda. Sıraya koymuşlar kendilerini. Sırası gelen eti götürür kurdu beslermiş. Ne var ki, günler günleri, haftalar haftaları kovalamış derken, akan zaman içinde köyün hayvanları bitmeye ramak kalmış. Bakmışlar ki, olacak gibi değil; vazgeçmişler et götürmekten köylüler.

Kurt yuvasında bir gün iki gün derken sabırla beklemiş, köylülerin et getirmelerini. Bakmış ki, ne gelen var ne giden gözleri kararmış açlıktan, kulakları düşmüş yere. Gözlerinde bir kin, bin öfke. Kalkmış yerinden kurt, yavaş yavaş inmiş düze. Bakmış ki, bir eşekle sıpası otluyor düzde. Eşekten bir kilo, sıpasından yarım kilo kararlayıp yemiş.

Gerisin geriye dönüp yuvasına girmiş. Akşam olmuş, eşek, sıpası ile eve geri gelmiş. Attığı nara ile dağı taşı inletmiş. Kurttan ağlaşmış, sahibinin yüreği dağlanmış. En sonunda sahibi soluğu köy odasında almış. Toplanmış köylüler, koyulmuşlar yola. Kurdu tutup getirmişler tekrar köy odasına Eeee…
Demişler söyle bakalım:
“Niçin yedin eşek ile sıpasını?”
Kurt kaldırmış başını, vermiş karşılığını.
“Et getirmezseniz yerim bile danasını.”
İyi ama demiş köylüler:
“Bak köyde hiç hayvan kalmadı. Ne çift sürecek, ne de güdülecek hayvan, bizler ne
ederiz bu zaman.”
“Ben anlamam demiş kurt. Yoksa sizi de yerim.”
İşte o zaman olan olmuş, odadakiler bir iyice korkmuş. Bir çift söz etmeden, yan gözle
bile kurda bakmadan dışarı çıkmışlar.
Kurt kahkahayı basmış.
*
Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, 1969, sayı:234

Etiketler: , ,

Yorum yazmak ve diğer yorumları görmek için tıklayınız.0
Post Icon

Keloğlan ve haramiler

keloglan

KELOĞLAN DÖRT HARAMİLER

Bir varmış bir yokmuş. Bir Keloğlan varmış. Anasıyla birlikte karınca kararınca geçinip giderlermiş. Bir yıl hiç yağmur yağmamış, kıtlık olmuş. Ekinler tarlada, meyveler dalda, üzümler bağda susuzluktan kavrulmuş. Dereler, ırmaklar kurumuş. Bunun üzerine anası Keloğlan’ı iş bulup çalışarak para kazanması ve kışlık yiyecek alması için kasabaya gitmeye ikna etmiş.

Anasının hazırladığı yiyecekleri torbasına koyan Keloğlan kasabaya gitmek üzere yola çıkmış. Hava sıcak, kasaba uzak, Keloğlan ormanda dinlenmek için, çimenlere uzanmış ama oracıkta uyuyakalmış. Neden sonra uyanmış, bakmış yiyecek torbası yok. Üzülmüş, dövünmüş, söylenmiş, etrafı aramış, torbayı bulamamış. Çaresiz durumu kabullenip kasabaya doğru yürüyüşüne devam etmiş. Sonunda ormandan çıkıp kasaba yoluna girmiş.

Keloğlan giderken yol kenarında oturmuş yemek yiyen dört adama rastlamış. Bu adamlar, o bölgede hüküm süren, soygunlar yapan dört haramiymiş. Keloğlan adamlara selam verip yanlarına sokulmuş ki, bir de ne görsün! Torba kendi torbası, yedikleri yiyecekler de anasının hazırladığı yiyeceklermiş. Keloğlan torbasını bu adamların çaldığını anlamış ama bir şey yapamamış. Yanında çakı bile yokken, adamların bellerine astıkları kılıçlara bakakalmış. Konuşmalarından onların harami olduklarını anlamış ama açlık korkuyu yenmiş:

” Ağalar, karnım çok açtır. Sabahtan beri bir şey yemedim. Yanınıza sokulsam ve iki lokma da ben yesem, he olur mu, ne dersiniz? ”

Haramiler, Keloğlan’a ters ters bakmışlar. Haramilerden biri sormuş:

” Adın ne senin? ”

” Adım İbrahim ama herkes bana Keloğlan der. ”

” Keloğlan mı? Kel kafandan belli zaten. Biz insanların cebinden parasını, ağzından lokmasını alan haramileriz. Yiyecek torbanı aldık, canını almayalım. Var git uzaklaş, gözüm görmesin seni. ”

Bunun üzerine Keloğlan oradan bir uzaklaşmış ki sormayın.

Aradan bir ay geçmiş. Keloğlan kasabada odun kırmış, yük taşımış, getir-götür işlerinde çalışmış ve biraz para biriktirmiş. Bu arada haramilerin kasabalılara eziyet yaptığına şahit olmuş. Karşı çıkan olmayınca kasaba meydanında haraç vermedi diye adam dövdüklerini görmüş.

Keloğlan ayrılmadan önce kasabalıları haramilerden kurtarmaya karar vermiş. Padişaha posta güverciniyle haber uçurmuş. Padişah haramilerin üstüne asker göndermiş. Askerler, haramileri yakalamış ve onları zindana atmışlar.

Böylelikle Keloğlan biriktirdiği paralarla bir eşek satın almış ve kışlık yiyecekleri bu eşeğe yükleyip, harami korkusu olmadan köyünün yolunu tutmuş.

SON

YAZAN: Serdar YILDIRIM

Etiketler: ,

Yorum yazmak ve diğer yorumları görmek için tıklayınız.0
Sayfa 1 'den 8712345...Son »