Post Icon

Karga ile Tilki Masalı

karga-ile-tilki
Karga ile Tilki Masalı

Ormanın birinde ağaçlarda kargalar yaşarmış. Orman yakınlarında bir köy varmış. Kargalar köyden sürekli yiyecek çalarlarmış. Köylüler bu siyah kuşlara ‘hırsız kargalar’ dermiş. Hırsız kargalardan biri bir gün bir parça peynir çalmış. Peynir ağzındaymış. Bir ağaca tüneyerek etrafa göz gezdirmiş, kendini gören olmadığını anlayınca peyniri yemeye hazırlamış. O sırada bir tilki oradan geçmekteymiş. Peynirin mis gibi kokusunu almış. Kokuyu takip etmiş ve karganın bulunduğu ağacın altına gelmiş. Bu peyniri kendisi yemek istiyormuş. Hemen aklına bir kurnazlık gelmiş. Başını kaldırarak kargaya seslenmiş.

“Ooo günaydın karga kardeş. Bugün ne kadar da güzelsiniz. Güzel tüyleriniz güneşte ışıl ışıl parlıyor. Gözlerinizle, kanatlarınızla… Ne kadar da asilsiniz.”

Karga aşağı doğru şöyle bir bakmış, homurdanmış. Ağzında peynir olduğu için bir şey diyememiş. Tilki gülerek devam etmiş:

“Duydum ki sesinizde çok güzelmiş. Bütün hayvanlar neşeyle şarkılarınızı dinlermiş.” Demiş.
 
Karga bu sözlere çok sevinmiş. Yerinden kımıldamaya başlamış. Bunu gören tilki iltifatlarını arttırmış.

“O güzel sesinizi duymak isterdim. İpek gibi sesinizle bir şarkı lütfetseniz . Güzelliğiniz gözlerimi alıyor. Ormanda bu konuda kimse yarışamaz sizinle. Kulaklarımla da sesinizin güzelliğini duymak isterim. Lütfen karga kardeş beni mahrum bırakmayın bu şenlikten.”

Zavallı aptal karga gak diye çirkin sesiyle bağırınca, ağzındaki peynir düşmüş. Tilki peyniri havadayken kapmış, ağzına atmış. Oradan ayrılırken de şöyle demiş:

“ Sakın karga kardeş her güzel söz söyleyene kanma. Sesinin güzel olduğunu söyleyene aldanma.”

Etiketler: , , ,

Yorum yazmak ve diğer yorumları görmek için tıklayınız.0
Post Icon

Aslan, Öküz ve Çakal

aslan-okuz-ve-cakal

Aslan, Öküz ve Çakal Masalı

Kelile Dimne Hikayelerinden güzel bir öykü sizlerle. Masalın konusu: birbirini seven iki dostun bir düzenbaz yüzünden birbirine düşman olmasını konu ediyor.

Desteba topraklarında ihtiyar bir adam yaşarmış. Bu ihtiyarın aşırı derecede müsrif üç oğlu varmış. Bu oğullar babalarının mallarını har vurup harman savurur, sorumsuzca harcarlarmış. Oğullarının bu durumuna çok üzülen babaları, bir gün artık bu duruma bir son vermek için evlatlarını karşısına almış. Önce onları bir güzel azarladıktan sonra nasihat etmiş. Çalışmanın, helal kazancın, ailesinin rızkını temin için gayret etmenin öneminden bahseden etkili bir konuşma yapmış.

Çocuklar bu defa babalarının öğütlerine kulak vermişler, ders almışlar ve yaşantılarına bir çeki düzen vermek için adım atmışlar. İçlerinden en büyük olanı Meyyûn bölgesine doğru yola çıkmış. Yolda Şetrebe ve Bendebe adlı iki öküzün çektiği arabasını balçık bir yerden geçirmek isterken öküzlerden Şetrebe çamura saplanmış. Ne kadar uğraştılarsa da öküzü çamurdan kurtaramamışlar. Bunun üzerine, belki çamur kuruyunca kurtulup bize yetişir düşüncesiyle yanında bir adamla birlikte Şetrebe’yi orada bırakıp yollarına devam etmişler. Adam da bir süre sonra can güvenliği nedeniyle öküzün yanından ayrılıp kervana yetişmiş ve öküz öldü deyip geçmiş. Bataklıktan bir şekilde kurtulan Şetrebe, etrafta dolanırken sulak, yeşillik bir alana gelmiş. Orada karnını doyurmuş, günlerce otlamış ve eski gücüne kavuşmuş. Gücü kuvveti yerine gelince de keskin keskin böğürmeye başlamış. Meğer o bölgede yaşayan bir aslan varmış. Bu aslan o ormanın kralıymış, o çevrede bulunan bütün hayvanlar emri altındaymış. Öküzün böğürmelerini duyan aslanın korkudan yüreği hoplamış. Çünkü hazır yiyici olan ve hiç ava çıkmayan bu aslan, hayatında hiç öküz görmemiş, sesini de duymamış.
Bu aslanın emri altında bulunan hayvanlardan birbirleriyle kardeş olan Kelile ve Dimne adında iki çakal varmış. Bu çakallardan Dimne, bir gün kardeşi Kelile’ye, kendini krala tanıtmak istediğini söylemiş. Kelile niçin bunu istediğini sorunca Dimne cevap vermiş: “Kralımız hazır yiyici biri, hiçbir iş yapmıyor. Sanıldığı kadar da akıllı değil! Eğer kendimi ona tanıtıp zeki fikirlerimi beğendirebilirsem, kıt akıllı olduğu için onun gözünü boyayabilir, belki de yakın dostu olup katında derecemi yükseltebilirim.” demiş. Kelile kardeşini uyarmış, ona nasihatte bulunmuş. Boş yere hayallere kapılmamasını, aslanın etrafında bir sürü yardakçı varken onun başarılı olamayacağını, hem kendini aslana tanıtsa bile onun gözüne girecek bir hünerinin olmadığını, bu sebeple belki kralın kendisine zarar bile verebileceğini söylemiş. Dimne ise aklı ve zekasıyla bu işi başaracağını söylemiş, bu işi yapmayı kafasına koymuş.

Dimne çok geçmeden aslanın huzuruna çıkmış, kralı saygıyla selamladıktan sonra kendisini tanıtmış. Aslan ne istediğini sorunca Dimne önce övgü dolu sözlerle kralını medhetmiş. Sonra da evrendeki her şeyin, bir küçük çöpün bile görevinin olduğunu, belki kendisinin de kralımıza bir yararının dokunabileceğini söyleyerek kapısına geldiğini, hizmetinde bulunmak istediğini söylemiş. Türlü diller dökmüş, misaller getirmiş, hikayeler anlatmış, özlü sözler söylemiş ve bir şekilde kralı sözleriyle etkilemeyi başarmış. Günler geçmiş, dostlukları ilerlemiş, arkadaşlıkları pekişmiş. Bir gün ikisi birlikte oturup konuşurlarken aslan ormanın derinliklerinden Şetrebe’nin böğürtüsünü duymuş ve irkilmiş.Kralın bu halini sezinleyen Dimne çaktırmadan sormuş:

“Bu ses kralımızı endişeye mi düşürdü acaba?”

Bunun üzerine aslan günlerdir korktuğu bu sesten bahsetmiş dostuna. Daha önce hiçbir şeyin kendisini bu ses kadar korkutmadığını, üstelik sesin sahibini de tanımadığını söylemiş. Dimne ise endişe etmemesi gerektiğini, zira sesi gür olan şeylerin içinin sandığımızdan daha boş olduğunu söyleyerek bu ses hakkında bilgi edinebileceğini söylemiş. Aslan buna çok sevinmiş ve Dimne’yi derhal sesin geldiği yere yollamış. Dimne bir süre sonra geri dönmüş ve sesin bir öküzden geldiğini, bütün bu böğürtünün kaynağının sadece bir öküz olduğunu, onun da zararsız ve kendi halinde biri olduğunu belirtmiş. Daha önce hiç öküz görmeyen aslanın endişeleri geçmemiş.

Bunun üzerine Dimne “Ben onu sizin huzurunuza getirip boyun eğdirecek, size itaat ettireceğim!” diyerek aslanın yüreğine su serpmiş. Dimne öküzün yanına varmış, ormanların ve hayvanların kralı aslanın kendisini huzuruna çağırdığını, derhal gitmeleri gerektiğini söylemiş. Şetrebe ise eğer can güvenliğini garanti edebilirse gideceğini söylemiş. Dimne bu konuda garanti vermiş. Aslanın huzuruna varmışlar ve aslan öküzün cüssesine hayran olmuş. Dış görünüşünden dolayı ona saygı göstermiş. Şetrebe de aslana saygı gösterip övgü dolu sözler sarfetmiş. Zamanla birbirlerini sevip çok sıkı ve samimi bir dostluk kurmuşlar. Sırlarını, üzüntülerini, sevinçlerini paylaşır olmuşlar. Aslan artık öküze danışmadan bir iş yapamaz olmuş.

Bu arada kıskançlık krizlerine giren Dimne, kardeşi Kelile’ye dert yanmış. Öküzün kendi mertebesini ele geçirdiğini, onun yüzünden kralın artık kendisine dönüp bakmadığını, bu sebeple aslanla öküzün aralarını açmayı planladığını, aklı ve zekasıyla bunu başaracağını söylemiş. Kelile ona yine nasihatler etmiş. Bu zehirli düşüncelerden vazgeçmesi gerektiğini, iftiranın kötü bir davranış olduğunu, eğer bir de aslan bunu anlarsa sonucunun ölüm olduğunu söylemiş.

Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra Dimne aslanın huzuruna çıkmış. Aslan onu görünce sitem etmiş. “Uzun zamandır seni meclisimizde göremiyoruz, buna sebep olan nedir, yoksa bilmeden seni üzen bir şey mi yaptık?” diye sormuş. Dimne, birtakım olayların kendisini huzursuz ettiğini, canının sıkıldığını belirtmiş. Aslan anlatmasını isteyince Dimne söze başlamış.”Sevgili kralımız! Sağlam ve güvenilir kaynaklardan edindiğim bilgilere göre meğer Şetrebe komutanlarınızla birlik olup arkanızdan haince planlar çevirirmiş. Meğer onun tahtınızda gözü varmış. Bu hain düşünceleri geldiğinden beri taşıyormuş.” diyerek aslanın içine kuşku düşürmüş. Göstermelik üzüntülerle, yakınmalarla sözlerini pekiştirmiş. Aslanın bu iddialara inanası gelmemiş. Şetrebe ile çok iyi dost olduklarını, onun hiç kötü niyetli birisi olmadığını, hatta ondan şimdiye kadar iyilik dışında bir şey görmediğini belirtmiş. Dimne ise Şetrebe’nin sinsi biri olduğunu söyledikten sonra “Siz asil kralımızın bir danışmanı olarak bu uyarıyı yapmak zorundayım. Öncelikle kendiniz, sonra makamınız, sonra da halkınız için bu uyarımı ciddiye almanız gerekmektedir.” demiş. Türlü söz ustalıkları yaparak, çeşitli yalanlar uydurarak, yalanlarını destekleyen hikayeler anlatarak aslanı kandırmış ve onu Şetrebe’den soğutmuş. Aslan, ne yapması gerektiğini danışınca da tek çarenin onu ortadan kaldırmak olduğunu söylemiş Dimne. Bu arada vakit geçirmeden Şetrebe’nin yanına gitmiş ve onu da aslana karşı kışkırtmış.

Kralın, iri cüssesi ve lezzetli etinden dolayı uzun zamandır kendisini (Şetrebe’yi) yemek istediğini, hatta Şetrebe’nin etiyle dostlarına ziyafet çekmek istediğini söylemiş. Bir şekilde Şetrebe’yi de yalanlarıyla kandırmış. Onun da içine kuşku düşürmüş ve aslana karşı düşmanlık tohumları ekmiş. Aslanla öküz bir süre sonra karşılaşmışlar. Aslan öküzü karşısında görünce ona kızgınlığından dolayı göğsünü şişirip dimdik bakmış. Öküz de aslanı bu halde görünce “Dimne haklıymış meğer, bu aslan bu sefer beni parçalayıp yiyecek!”deyip kendini savunmaya geçmiş. Ama ne çare ki aslan öküzün işini oracıkta bitirmiş. Ancak sonra üzüntüden kahrolmuş, yaptığı işe bin pişman olmuş.

Dimne ise planının yolunda gitmesine ve öküzün ölmesine sevinerek evine gitmiş. Evde kardeşi Kelile ‘yaptığın işi beğendin mi, iki dostu birbirine düşürdün’ diyerek onu azarlamış. İkili epey konuşup tartışmışlar. Nitekim gece yarısı evine dönmekte olan ve oradan geçen aslanın yakın dostu kaplan, Kelile ve Dimne’nin konuşmalarını duymuş. Ertesi gün aslanın annesine duyduklarını bir bir anlatmış. Annesi de aslana söylemiş ama bir sır olduğu için kimden duyduğunu belirtmemiş. Bunun üzerine Dimne huzura çağrılmış, yaptıkları sorulmuş. Sorgudan sonra da hapse atılıp zincire vurulmuş.

Kelile, Dimne’yi hapiste ziyaret etmiş, iki kardeş dertleşmişler. Bunların konuşmalarını yan koğuştaki pars dinlemiş ve Dimne’nin itiraflarını duymuş. Bir süre sonra Dimne yargılanmaya başlamış. Aklının ve zekasının ürünü olan keskin savunmaları ve tezleriyle bir süre direnmiş. Hatta hakimler ve kral bile zaman zaman Dimne’yi suçsuz yere yargıladıklarını düşünmüşler. Ancak mahkeme çıkmaza doğru giderken önce kaplan, sonra da pars, Dimne hakkında bildiklerini ve duyduklarını mahkemede anlatmışlar. Bunun üzerine Dimne suçunu itiraf etmiş ve hapiste öldürülmüş.

Kelile ve Dimne masalları, Beydeba.

Etiketler: , , ,

Yorum yazmak ve diğer yorumları görmek için tıklayınız.0
Post Icon

Hayvanlar Konuşursa

hayvanlar_konusursa
Hayvanlar Konuşursa Masalı

Meraklı bir adam Hz. Süleyman’dan hayvanların dilini öğrenmek istedi. Süleyman Peygamber bunun sakıncalarını anlattıysa da adam ısrar etti.

Nihayet horozla köpeğin neler konuştuğunu anlayacak duruma geldi. Birgün evin hanımı büyükçebir ekmek parçasını köpeğin önüne atmış fakat horoz hızla atılıp ekmeği kapmıştı.

Köpek:

-Niçin benim hakkıma göz dikiyorsun?dedi,

Horoz:

-Merak etme, yarın sahibimizin ineği ölecek, kendine bol bol ziyafet çekersin diye cevap verdi. Horozla köpeğin konuşmalarını duyan adam hemen koştu ve ineğini pazara çıkarıp sattı. Ertesi gün yine köpek ve horozun konuştuğunu duyup kulak kabarttı.

Köpek:

-Sen yalan söylüyorsun diyordu horoza… Hani sahibimizin ineği ölecekti ve ben ziyafet çekecektim?

Horoz:

-Meraklanma dedi, sahibimiz kurnazlık yapıp ineğini sattıama yarın da devesi ölecek, sen de bolca ete kavuşursun!..
Adam yine koşup devesini pazara götürdü. ‹yi bir para karşılığı onu sattıktan sonra evine dönerken “hayvanların dilini öğrenmek çok faydalı imiş, bir sürü zarardan kurtuldum” diye seviniyordu. Sabah olur olmaz yine bahçeye çıkıp horozla köpeğin konuşmalarına kulak kabarttı.

Köpek dünkü gibi horoza çıkışıyor:

-Hani deve? Hani bolca et?.. diye dert yanıyordu.

Horoz:

-Canını sıkma dedi, yarın sahibimiz ölecek! Eş dost başına toplanır, bir sürü yemek pişirilir. Sen de kendine ziyafet çekersin…

Adam horozun bu sözleri karşısında donup kaldı. Yüzü bembeyaz oldu. Elleri titremeye, kalbi küt küt çarpmaya başladı. Yarın öleceğini bilmek onu şaşkına çevirmişti. Daha fazla ayakta duramayıp bir külçe gibi yere yığıldı.

Etiketler: , , ,

Yorum yazmak ve diğer yorumları görmek için tıklayınız.0
Post Icon

Tavşanın Oyunu

tavsanin-oyunu
TAVŞANIN OYUNU MASALI

Ormanlar kralı dehşetle kükrüyor, karnını doyurmak için kendinden güçsüz hayvanları avlamaya devam ediyordu. Ondan kaçıp kurtulmak çok zordu.

Günlerden bir gün ceylanlar, tavşanlar, dağ keçileri, zürafalar ve diğer hayvanlar toplanıp bu kötü gidişin önüne geçmek istediler.

Topluca Arslanın huzuruna çıkıp:

-Efendimiz dediler… Biz aramızda anlaştık. Hergün ölüm korkusu çekmektense içimizden birinin gönüllü olarak kurban olmasına razı olduk. Böylece siz hiç yorulmayacaksınız, avınız ayağınıza kadar gelecek, bizde sıra kendimize gelinceye kadar korkudan uzak yaşayacağız.

Kral Arslan bu teklife razı oldu.

Nihayet aradan günler geçti ve kurban olma sırası tavşana geldi. Zavallı uzun kulak ölümden çok korkuyor, kendi ayağıyla gidip arslanın pençeleri arasında can vermeye bir türlü razı olmuyordu. Birden aklına parlak bir fikir geldi. Ormanda oyalanıp gidişini geciktirdikten sonra huzura çıktı. Arslanın karnı acıkmış, sinirleri gerilmişti.

-Niçin bu kadar geç kaldın? diye bağırdı.

Tavşancık boynunu büküp:

-Hiç sormayın efendim dedi, yolda gelirken başka bir arslan gördüm, Kral’ın kendisi olduğunu söyleyip size olmadık hakaretler savurdu, elinden güçlükle kurtuldum…

Kral arslan daha çok sinirlenmişti.

-Kim bu küstah! diye kükredi. Galiba kanına susamış…Gideyim ve cezasını vereyim onun…

Tavşan önde, Arslan arkada yola düştüler. Bir süre gittikten sonra derince bir kuyu başına ulaştılar.

Tavşan:

-İşte size hakaret eden yalancı Kral bu kuyu içinde efendimiz!… dedi.
Arslan kuyuya eğilip bakınca su üzerine akseden kendi şeklini gördü. Bağırıp çağırmaya başladı. Sudaki akside aynı şekilde bağırıp çağırınca kendinden geçip hırsla atıldı ve bir anda kendini buz gibi suların içinde buldu… Küçücük bir tavşan tarafından aldatıldığını farkettiğinde iş işten geçmişti.

Etiketler: , , ,

Yorum yazmak ve diğer yorumları görmek için tıklayınız.0
Post Icon

Fil Yavrusu Yiyenler

fil_yavrusu
FİL YAVRUSU YİYENLER MASALI

Akıllı bir adam yolcu-luğa çıkacak arkadaş-larına:

“-Geçeceğiniz ormanda bir çok tehlike var dedi. Karnınız acıktığında sakın kuvvetsiz ve semiz olduklarına bakıpda fil yavrularını avlamayın, anneleri pusudadır ve evlatlarına zarar verildiği anda amansız bir düşman haline gelirler!.. Öğüdümü tutarsanız iyiliğe kavuşursunuz.

Arkadaşları teşekkür edip ayrıldılar. Ormandaki yolculukları pek çetin geçti. Bir süre sonra, karınları acıkmaya, susuzluktan dudakları kurumaya başladı.Tam o sırada yapayalnız dolaşan güzel bir fil yavrusu gördüler. Verilen öğütleri unutup hırsla saldırdılar. Yavru fili yatırıp kestiler ve etinden kebap yaptılar…Kısa zamanda derin bir uykuya daldılar. Aç adam ise sürüyü bekleyen çoban gibi uyanıktı.

Akşama doğru kızgın bir fil çıkıp geldi. Korkuyla kendine bakan uyanık ve aç yolcunun etrafında üç kere dolanıp, ağzını üç kere kokladı. Onda yavrusunun kokusunu alamayınca uyuyanların ağzını koklamaya başladı. Evladını kebap edip yiyenleri tanıyınca, birer birer havaya kaldırmaya ve hırsla yere çarpıp öldürmeye başladı. Geride sadece yavrusunun etinden yemeyen akıllı ve uyanık adam kalmıştı. Anne fil ona hiç dokunmayıp ormanların derinliğine çekilip gitti…

İşte böyle… “Kibir, hırs ve şehvet kokusu da fil yavrusunu yiyenlerin ağızları gibi kokar durur. Bu yüzden dualar kabul olmaz ve insan bin türlü bela ile karşılaşır…

En iyisi bilge insanların öğüdünü tutup, ağızları ve gönülleri kokutmamak, öyle değil mi?.

Etiketler: , , ,

Yorum yazmak ve diğer yorumları görmek için tıklayınız.0
Sayfa 1 'den 9212345...Son »