Post Icon

Masal Anlatma Teknikleri

masal
Masal Anlatma Teknikleri

Çocuğunuza özellikle uyku öncesinde anlatılan masallar, onların hayal dünyalarının ve soyut düşüncelerinin gelişimi açısından çok değerlidir.

Aşağıda doğru masal anlatma konusunda 4 önemli maddeyi bulacaksınız:

Dinleyicilerinizi hikâye’ye katın: Bir çocuğun dikkatini verebilmesini istiyorsanız hikâye’yi 5 ya da 10 dakika uzunluğunda tutun. Eğer kendilerini hikâye’nin bir parçası olarak hissederlerse, daha çok odaklanacaklardır. İfadeler, aksiyonlar içeren katılımlar gerçekleştirilebilir. Örneğin, kötü kurt yaklaştığında çocuklar da onun gibi hırlayabilir.

İyiye karşı kötüyü oynayın: Çocuklar, hikâye de tanıştıkları karakterler aracılığıyla, kuralları ve davranışları öğrenirler. Hikâye’ye hem iyi hem de kötü insanları katmak, onların kendi hayatlarındaki doğruları ve yanlışlarını sorgulamalarına yardımcı olur. Mesela, “ Eğer bunu yapmış olsaydım, benimde başıma aynı şey gelir miydi?” İyi ve kötü arasındaki çatışma, masalınıza anında macera getirir.

Yaratıcı sesler: Karakterlerinize farklı sesler verin. Bir cadının kötü, kısık kısık bir gülüşü olacağı gibi, bir kralında güçlü ve yüksek bir sesi olabilir. Sessizce konuşmak hemen atmosferi oluşturur. Hikâyeniz de aksiyon varsa, sesinizi ve temponuzu yükseltmek heyecan yaratır. Kısa bir duraklama ise, kuşku yaratmak için çok kuvvetli bir araçtır.

Sonuca bağlayın: Çocukların mutlu ve memnun hissedebilmeleri için, hikâyelerin net bir sona sahip olmaları gerekir.“ve sonsuza kadar mutlu yaşadılar.” ifadesi size bayat gelebilir ama masala kesin bir çizgi getirir. Aynı zamanda çocuklar aynı sonu tekrar tekrar dinlemekten keyif alırlar. Siz de kendi masallarınızı kişiselleştirmek için kendinize ait bir “son” yaratabilirsiniz.

Etiketler: , , ,

Yorum yazmak ve diğer yorumları görmek için tıklayınız.0
Post Icon

Dalkavuk Kurt

kurt
Dalkavuk Kurt Masalı

Bir gün ormanlar kralı aslan yaşlanmış,
çıkar yol aramış yaşlılığına,
“Çare yok” denilmezmiş hiç krallara.
Aslan haber salmış hayvanlara, dostlar istemiş.
Dört bir yandan koşanlar, ilaç, sağlık verenler, tümünü toplamış başına.
Yalnız tilki yokmuş aralarında.
Evine kapanmış, gelmemiş.
Kurt da, dalkavukluk ederek kral’a,
ele vermiş arkadaşını, bildirmiş tilkinin gelmediğini.
“Çabuk” demiş Kral, “Bulun getirin onu.”

Tilki getirilmiş saraya.
Kurdun oynadığı oyunu anlayan tilki,
“Korkarım ki, gerçek olmayan bir durum
bildirilmiş size,” demiş.
Ve eklemiş:

“Saygılarımı sunacaktım ben de.
Ama hacca gitmiştim kralıma sağlık dilemeye.
Bilginler, doktorlar gördüm yolculuk sırasında.
Hastalığınızı bir bir anlattım onlara.
Size sıcaklık gerekliymiş.

Bunun da tek çıkar yolu varmış:
Bir kurt diriyken yüzülerek,
derisi sıcak sıcak üstünüze serilecek.
Sebebi her neyse.

Çok iyi geliyormuş hasta bedene.
Bu iş için de kurt hazretleri emrinizde!”
Kral, pek hoşlanmış bu sözlerden.
Kurt yüzülmüş, kesilmiş, parçalanmış.
Aslan, etini atmış ağzına,
kürkünü de geçirmiş sırtına.

Dalkavuk efendiler!
Bırakın birbirinizi yok etmeyi.
işinizi yaparken,
zarar vermeyin çevrenize.
Sonra bu zarar dönüp dolaşır,
bir gün size de ulaşır.
Öyle bir meslektesiniz ki,
bağlamaz kimse kimseyi.

Etiketler: , , ,

Yorum yazmak ve diğer yorumları görmek için tıklayınız.0
Post Icon

Altın Yumurtlayan Kaz Masalı

altin_yumurtlayan_kaz
Altın Yumurtlayan Kaz

Bir varmış, bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde uzun zaman önce şirin mi şirin bir köyde yoksul bir köylü çiftçi ve karısı mutlu mesut yaşarlarmış. Bu çiftçi kazları çok severmiş, her gün kazları beslermiş ama bir kazı varmış ki çok özelmiş. Özelliği ise altın yumurtluyor olmasıymış, çiftçi her gün altından olan yumurtayı şehre götürüp kuyumcuda bozdurup parasını alırmış.

Bu böyle giderken yoksul çiftçi giderek zenginleşmeye başlamış, zenginleştikçe çiftçi değişmiş artık para kazanıp geçinmek için çalışmaya gerek duymuyormuş. Çiftçi her gün altın yumurtlayan kazın yumurtasını satarak geçiniyormuş.

Çok geçmeden çiftçi gereksiz şeylere para harcamaya başlamış. Günlük bir yumurtadan gelen para bir süre sonra yetmemeye başlamış. Çiftçi artık kazını sevip okşamıyor ona eskisi kadar değer verip sevmiyormuş. Çiftçi zamanla kazının karnında bir hazine olduğunu düşünmeye başlamış. Eğer kazı kesip karnındaki hazineyi alırsa ömür boyu zengin yaşayacağını düşünmüş.

Çiftçi aç gözlü olmaya başlamış ve bir gün elinde bir bıçak ile kümese girmiş. Kaz çiftçiyi öyle görünce kaçmaya başlamış. Çiftçi kararlıymış, kazı yakalamış ve anında kesmiş.

Hemen kazın karnını kesip merak içinde karnına bakmış ama bir de ne görsün? Kazın karnı ne altın doluymuş ne de hazine varmış. Aç gözlülük yaptığını o anda anlamış ve pişman olmuş. Fakat kaz öldüğü için iş işten çoktan geçmiş.

Etiketler: , ,

Yorum yazmak ve diğer yorumları görmek için tıklayınız.0
Post Icon

Keloğlan, Sütçü ve Değirmenci

keloglan_masal

Keloğlan, Sütçü ve Değirmenci Masalı

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde köyün birinde kel bir oğlanla anacığı yaşarmış. Keloğlan bütün gün köyün çocuklarıyla oyun oynar, onlara türlü türlü masallar anlatır, arada birilerinin koyununu keçisini otlatır, eline geçenle yarı aç yarı tok geçinip giderler, hâllerine şükrederlermiş. Anası bir gün Keloğlan’ı almış karşısına, “Kel oğlum artık senin bir baltaya sap olma vaktin geldi de geçiyor, böyle onun davarı bunun hasadı nereye kadar sürecek.” demiş. Keloğlan anasına hak vermiş ama elden ne gelir masal söylemekten başka bir sanatı yokmuş.

“Sütçü Ese’ye gideyim belki onun yanında bir iş bulurum.” demiş. Varmış Sütçü Ese’nin dükkânına. Ese de o sırada süte su katıyormuş, o kadar dalmış ki Keloğlan’ın geldiğini fark etmemiş. Keloğlan Ese’nin yaptığı bu yanlış işi görünce “Dur şunu bir korkutayım.” deyip seslenmiş,

“Ese Ağa kolay gelsin!”

Ese’nin ödü patlamış korkudan süt kovasını devirmiş, seslenenin Keloğlan olduğunu görünce, “Vay, sen gizli gizli beni mi gözetliyordun.” demiş kepçeyi kaptığı gibi düşmüş keloğlanın peşine.

Keloğlan tabana kuvvet koşmuş. Bakmış ki ilerde Köse’nin değirmeni var. “Buraya saklanayım.” demiş. Köse de o sırada birilerinin çuvallarından un aktarıyormuş kendi çuvallarına. Öyle dalmış ki Keloğlan’ın içeriye girdiğini fark edememiş. Keloğlan, Köse’nin yaptığı bu yanlış işi görünce “Şunu bir korkutayım.” deyip seslenmiş.

“Kolay gelsin Köse ağa!”

Köse’nin ödü patlamış, korkudan un çuvallarını devirmiş. Dönüp de Keloğlan’ı görünce, “Vay keleş sen beni mi gözetliyordun.” demiş. Değneği kaptığı gibi düşmüş Keloğlan’ın peşine. Başlamış kovalamaya. Ese ile Köse arkada Keloğlan önde bir kovalamaca başlamış. Keloğlan bakmış ki ilerde bir kalabalık. “Kalabalığa karışırsam ellerinden kurtulurum.” demiş.

Dalmış kalabalığa. Ese ile Köse de peşinden dalmışlar. Meğer kalabalığın ortasında bir meydan varmış, ahali meydanın etrafında toplanmışlarmış, Keloğlan kendini meydanda buluvermiş. Ese ile Köse de kendilerini meydanda bulmuşlar. Tam Keloğlan’a girişeceklermiş ki bir çığırtkan çıkmış ortaya ve seslenmiş kalabalığa.
“İşte bugün masal yarışması için meydana çıkan üç gönüllü. Şimdi bize birer masal anlatacaklar. En güzel masalı anlatan mükâfatı kazanacak.”

Meğer o gün köy meydanında panayır varmış da masal yarışması yapılıyormuş. Ese, Köse ve Keloğlan da bu yarışmanın ortasına düşmüşler işte. Ese ile Köse, ödül lafını duyunca Keloğlan’ı unutmuşlar. İkisi de içlerinden “Bizde palavradan bol ne var.” diye geçirmişler.

Ese başlamış masalını anlatmaya.

“Benim bir ineğim vardı. Öyle süt veriyordu ki altına kova yetiştiremiyorduk. Gölden kestiğimiz kamışları uç uca ekleyip isteyen istediği kadar içsin diye evlere süt hattı çektik.”

Sıra Köse’nin masalına gelmiş.

“Bir gün sultanın ordusuna un lazım olmuş. Değirmende bir çuvalımız vardı. Hemen içine un doldurup topal bir çekirgeye yükledim. Üstüne de kendim bindim, hoplaya zıplaya vardım orduya. Ekmek yapıp orduyu doyurduk, artanını da köylülere dağıttık.”

Sıra gelmiş Keloğlan’ın masalına.

“Bizim köyün gölü kurumuştu. Tarlaları sulayamıyorduk. Birisi ‘Ese’nin ineğini getirelim.’ dedi. Nasılsa o ineğin sütüne su karıştırırken ölçüyü kaçırmıştır.” deyince oradakiler basmışlar kahkahayı.

Ese tutamamış kendini. Sen ne demek istiyorsun, diyerek Keloğlan’ın üstüne yürümüş. Bunu gören Subaşı huylanmış.

“Şu Keloğlan masalını bitirsin, şu Ese’nin hesabını göreyim, bunda bir iş var.” demiş.

Keloğlan devam etmiş masalına. “İneği sağdık gölü doldurduk ama Ese’nin elinin ayarı hiç yokmuş. Göl taşmaya başladı. Baktık tarlalarımızı sel götürecek taşan suyu dolduralım diye Köse’nin çuvalını kaptık ama baktık ki çuvalın dibi delik. Meğer çuvalın içindeki un bu delikten Köse’nin ambarına akmamış mı.”

Etraftakiler bir kez daha gülmüşler. Bu sefer Köse kendini tutamamış, Keloğlan’ın üstüne yürümüş. Subaşı bunu görünce, “Hele Keloğlan masalını bitirsin sonra Köse’nin de ifadesini alırım Ese ile birlikte.” demiş. Keloğlan devam etmiş.

“Baktık olmayacak, herkes evinde ne kadar fındık kabuğu varsa getirdi. Köyün karıncalarına söyledik. Onlar da fındık kabuklarıyla suları taşıdılar. Tarlaları selden kurtardılar.”

Keloğlan masalını bitirince büyük bir alkış kopmuş, alkışlardan anlaşıldığı gibi yarışmayı Keloğlan kazanmış. Ese ile Köse “Yeter oldun sen Keloğlan, hem bizi rezil et hem yarışmayı kazan, sana tenhada iyi bir sopa çekmenin vakti geldi.” diye düşünürken Subaşı bunları enselerinden tutmuş “Ağalar hele karakola kadar gelin bakalım size soracaklarım var.” demiş. Cezalarını bulmak üzere süklüm püklüm götürülmüşler karakola.

Bizim Keloğlan’a ödül olarak sevimli bir eşek vermişler. Keloğlan, Karakaçan adını vermiş eşeğe. O günden sonra Karakaçanla odun taşımış pazara, anasına bakmış, mutlu bir şekilde yaşamışlar.

Etiketler: ,

Yorum yazmak ve diğer yorumları görmek için tıklayınız.0
Post Icon

Ağlayan Ağaç Masalı

aglayan_agac
Ağlayan Ağaç

“Şu bahçenin ortasında yalnız bir ağacım. Tüm dostlarımı birer, ikişer yok ettiler. Eskiden ne güzel meyveler verirdim, hepsi gerilerde kaldı. Şimdi o günleri geri getiremem ama tekrar meyve verebilmek kendimin olduğu kadar meyvelerimden faydalananların da yararına olacak ama bunu nasıl yapacağımı bilmiyorum “ diyerek yine ağlamaya başladı.

“ Vurmayın ne olur, vurguların verdiği acılardan değil ağlayışım. Acı çektirmek, üzmek neden hep ön planda geliyor. Ağlayanı görüp de gülebilmek nasıl zevk verebiliyor. İşte bunu anlayamamak beni kahrediyor. “

Ağlayan ağaç derlerdi adına kimi kızar bir tekme vurur, kimi merak eder nasıl ağlıyor diye o da bir tekme… Canına yetmişti ama yapabileceği bir şey yok gibi çaresizlik içinde kıvranıyordu.

“Nice yağmurlar, fırtınalar, karlar gördüm. Yıkılmadan dimdik ayakta kalmayı başardım. Bir tekme atmalarıyla bana bir şey olmaz ama ben üzülürken onların güldüğünü görmek dayanamıyorum işte buna. Zamanında onlara ne güzellikler sundum, ama onlar merak ettikleri için, biri bu ağaca vurunca ağlıyormuş dedikleri için, bu güzellikleri unuttular.“

“ Bu kadar üzüntünün arasında düşüncelerine girmek istemezdim, beni affet, ağlayan ağaç. Yapılan kötülükleri derin derin düşünmek ve bir çıkar yol bulamamak seni devamlı yıpratmakta. Mutlu olman için, iyi şeyler düşünmen gerek. Böylelikle sürekli ağlamak yerine zaman zaman da olsa gülebilirsin. Örneğin, bana bak, ben küçücük bir kuşum ama senin dalların arasında yaptığım yuvamda yaşıyorum. Bu da seni mutlu edebilir. Dediğin gibi ben de anlayamıyorum ağlayanı görüp de gülebileni. Onları yanlışlarıyla baş başa bırakalım. Güneşi dalların arasında göremiyorsun ama seni ısıtıyor, ışıkları sana enerji veriyor. Göremesen de var olduğunu biliyorsun ya bu da yeter. “

Koşarak gelen çocukları görünce “ İşte “ dedi ağlayan ağaç, “ yine geliyorlar ağlatmaya ancak ben şimdi senin dost sözlerinle daha da güçlüyüm. “ Çocuklar birer, ikişer ağaca tırmandılar. Köpek baktı bir şey yapamayacak, sinirleri gevşedi ve oradan uzaklaştı.

İçlerinden biri:

“ İyi ki, ağlayan ağacı da diğerleri gibi kesmediler yoksa çok zor anlar yaşayacaktık. Arkadaşlar, gelin bir daha ağlatmak için bu ağaca vurmamaya söz verelim “ dedi. Hep beraber söz verdiler ve gittiler.

“ Ne o yine mi ağlıyorsun “ dedi minik kuş.

Bunun üzerine ağlayan ağaç:

“ Bırak belki son kez doya doya ağlayayım, çünkü artık mutluyum, güneşi de görüyorum minik kuş, güneşi de. Sabır ile sonuna kadar direnme gücünü kendinde hissedince demek iyi şeyleri görmek mümkün oluyormuş. Artık ağlamayacağım, minik kuş. Eskiden olduğu gibi güzel meyveler sunacağım, dallarım güçlenecek, daha çok yuva kurulabilecek üzerlerine. Hep birlikte mutlu günler bizleri bekliyor “ dedi.

Minik kuş:

“ Söylediklerine katılıyorum. Ben hep yanında olacağım. Ağlamaklı günler bitti. Senin güneşi gördüğün gibi, ben de ağlayanı görüp de gülebilenlerin zaman içinde azalacağını görür gibi oluyorum, arkadaşım “ dedi.

Etiketler: , ,

Yorum yazmak ve diğer yorumları görmek için tıklayınız.0
Sayfa 1 'den 9712345...Son »